Şu aralar bütün ekonomi aynı durumda ama; hani “Yangından ilk önce kurtarılacak olanlar” denir ya…
Galiba esnafımız ve küçük işletmelerimizin durumu tam yangın.
Gerçek ekonomistlere pek yakıştıramam, “sıradan politikacı” lafıdır:
“Yazık değil mi küçük esnafa, devlet hepsini kredilendirsin, işletme başına şu kadar olmalı” falan...
İlk bakışta oldukça “esnafsever” bir düşünce olduğu düşünülebilecek bu durumun, aslında ne kadar anlamsız ne kadar yanlış olduğunu düşünmüş müydünüz hiç?

Düşünmemiş olabilirsiniz.
Koca koca politikacılar söylüyorsa, üstelik kendilerinin dürüstlüğünden, samimiyetinden de oldukça eminseniz bunlar kulağımıza oldukça hoş gelmiş olabilir.
Hatta siz de esnafsanız, borca batmış, sermayeyi çoktan tüketmiş ve her nereden olursa olsun tutunacak bir dal arıyorsanız ve de artık zamana oynuyorsanız bu sözler size de hoş gelebilir.
Ama bunu ülkenin bütünü, tüm esnafı ve küçük işletmeleri için düşünürseniz, asıl konu da ekonominin “düzen”i ise, aşağıda anlatmaya çalışacağımız üzere çok farklı sonuçlara da varabilirsiniz.

*
Kimdir mesela küçük esnaf?
Kanunlarımızın da öyle tanımladığı üzere; “İster gezici, ister sabit bir mekânda bulunsun; ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve geliri, tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan meslek ve sanat sahibi kimseler…”
Yani; bakkal, kasap, manav, terzi, berber, balıkçı, fırıncı ve bu çerçevede daha niceleri değil mi?

Peki burası tamam da; “nedir halin?” diye sorsak kendilerine, onları tek tek sayıp bazılarını atlamadan, hepsini kavrayan ve daha geniş bir çerçevesini çizmiş olmaz mıyız esnafımızın?
Bu açıdan bakınca da esnaf; “Vahşi kapitalizmin yani büyük sermayenin hali hazırdaki ezici rekabeti karşısında giderek elindeki üç kuruşluk sermayesini de tüketip artık ancak artan borçlanmalarla ayakta kalmaya çalışan, biraz şanslıysa sadece kendi yevmiyesini çıkarabilen, daha doğrusu kendisine yevmiye çıkarma gayretindeki kesim.”

*
Zaman içinde işini büyütebilir mi esnaf?
-Bu şartlarda büyütemez.
Sermayesi artar mı?
-Bu şartlarda artmaz.
Borcu biter mi?
-Bu şartlarda ne borcu biter ne kredisi.
Peki hep baş aşağı mı gider? Gelecek nedir onun için?
-Bugünü nasıl kapatacağından başlar düşünceleri.
Geleceği, piyasaya borcunun, banka kredisinin gelmekte olan vadesidir, ödeyeceği vergileridir, ertelenen refahıdır, geçim yüküdür, özlemleridir onun için gelecek.
Bir de sevdiği-sevmediği politikacıların ikide bir kendisi hakkındaki “çözüm” vaadleri...
*
“Esnafa şu kadar kredi”, “bizden daha fazla kredi…”
Olur ya da olmaz,
İçten söylenmiştir ya da atmacadır.
“Hele o günler bir gelsin, düşünürüz” lafıdır.
Peki neyine yarar bunlar esnafımızın?
O “kredi” denen “şey”, bu gün şu kadar verip yarın az ya da çok ama mutlaka daha fazlasıyla geri istenecek o para, esnaf için “gidişatını” düzeltecek bir çözüm müdür, yoksa “bir parmak bal” ile oyalamaca, batışı geciktirme mi?

Olaya ekonomi” açısından bakarsanız asla bir çözüm değil.
Çünkü esnafı ve küçük işletmeleri bitiren, -bu piyasa düzeninin- onların kazancını her gün biraz daha geri götüren, kazançtan geçtik; zararını büyüten işleyişidir.

Diyelim ki esnafın dükkanı bir dibi delik kova…
O delik kapanmadıkça siz kovaya şu kadar daha su koysanız ne yazar, koymasanız ne?
Beriki biraz daha fazla su koyacağım dese ne anlamı olur?

1.Küresel ekonomi anlayışı ve ülkeye sorgusuz sualsiz davetkarlığı, sermaye büyüklüğü ve işletmecilikteki derinlik farkı açısından ekonomi çarkını esnaf ve küçük işletmeler aleyhine döndürmektedir.
Bir küçük işletmenin böyle işleyen bir çarkla rekabet şansı yoktur.
Önce umutları biter, sonra sermayesi, sonra borçlanma şansı, en son da takati.

2.Böyle bir yapıda esnaf ve küçük işletmelerin yine de yaşayabilmeleri ancak büyük sermayeli ileri işletmeciliğin tenezzül etmediği ve bir ihtimal şimdilik ihmal ettiği ya da giremediği işleresığınarak direnmekle mümkündür.
Ancak bunu bütün bir ülke ekonomisi boyutunda düşünürseniz, bu şansı yakalayan işletmelerin az sayıda olacağını, o sayıların da giderek azalacağını göz önünde bulundurmanız gerekir.

3.Esnaf ve küçük işletmeler, bu “değişim”den ancak birleşerek, ama bu birleşme o kadar da kendi haline bırakılmadan “birleştirilerek”, “çağın gereksinimlerine” ayak uydurularak kurtarılabilir. Burada birleştirilecek olan unsurlar, esnafın iyi-kötü sermayesi, pazar payı, birikimi ve emeğidir.
Birleştirecek olan devlettir.
Birleştirme modeli; makro planlama çerçevesinde yürütülecek olan ekonomi politikasıdır.

4.Esnaf ve küçük işletmeler giderek küçülür ve ancak “dönebilirken” bu işlerde çalışanların bir de devletin baskısı altında tutulmaması, ekonomik “çöküşlerinin” asla hızlandırılmaması gerekir. Dolayısıyla, kazancı ancak işletme sahibi ve çalışanının karnını doyurmasına yeten bu işyerleri üzerindeki vergi, sigorta, harç vs gibi yükler mutlaka kaldırılmalıdır. Bu tür kamusal yüklerde “herkes ödeyecek” “tabana yayacağız” anlayışları, esnaf ve küçük işletmelerin giderek çöküşünü bir kat da devlet eliyle hızlandırdığı gibi, onların bu açmazlar içerisinde başvurdukları “çözümler” bile ekonominin kayıt düzenini bozucudur.

5.Esnaf ve küçük işletmelerin bu yüklerden arındırılması, onlar için belirlenecek bir “hayat standardı” çerçevesinde bağışıklıklar getirmekle olabilir.
Bunun için, işletmelerin belirli ölçülere kadar olan kazançları vergi dışı bırakılabilir, istihdamları altındakilerden vergi ve sigorta primi alınmayabilir, mal ve hizmet girdileri üzerindeki KDV ve diğer yükler kendilerine iade edilebilir.

6.Esnafımız ve küçük işletmelere konusunda “destek” verme adına yapılan yanlış; onların, birer işletme olarak sürekli geriye giderken, zaman içerisinde onlar aleyhine ve giderek daha fazla kazanan modern ve büyük işletmeler ile aynı potaya konmasıdır. Oysa, yoksulluk sınırı altındaki insanlar gibi, yoksulluk sınırı altına düşmüş, batmış, giderek kaybeden ve kaybetmeye mahkûm işletmelerin de bazı kamusal yüklerden bağışık tutulmaları gerekir. Tutulmazsa, bir gün bunun çözümü üretilene kadar çok hızlı bir çöküşle karşı karşıya gelinir.

7.Esnaf ve küçük işletmeler konusunda kimi zaman bilerek, kimi zaman bilmeden yapılan yanlış; onların işletmecilik ve rekabet şansları aleyhte gelişirken bu durumun sanki bir sermaye yetersizliği imiş gibi kabul edilip kredilendirilmesi ya da yeni kredilerle kalkındırılacağının düşünülmesidir.
Geliri giderini karşılamayan bir işletmede sorun arkası kesilmeyecek olan giderlerin ve bunun sonundaki zararın hangi parayla karşılanacağı değil, nasıl olup da kazanılır duruma geçilebileceğidir.
Buna ve bu durumdakilere çözüm getirmeden verilen ya da verilmesi düşünülen yeni krediler, aynen dibi delik kova örneğimizde olduğu gibi “yanlış”tır.
Bu yanlışa devam etmek belki “batış”ı geciktirir ama o mukadder “batış”ların daha da büyük kayıplara yol açmasını engelleyemez.

Sonuç olarak:
Bu gün büyük sıkıntı içerisinde olan esnaf ve küçük işletmelerin batışını “ertelemek” değil, “engellemek” için yapılacak olan şey; “ilk aşamada” onları her geçen gün daha da zora sokan hatta bitiren kamusal yüklerini kaldırmak, ardından da olabildiğince örgütleyerek sisteme uyumlarını sağlamaktır.
Yapılmayacak olansa, şimdiki gidişatlarını değiştirmeyi düşünmeden, onları daha fazla borçlandırmak demek olan “kredilendirmek”tir.

Bu yapılmamalıdır, çünkü bugün kazanamayan bir işletmenin yarın bir de o aldığı faizli krediyi geri ödeme şansı yoktur.
“Neden olmasın ki?” derseniz; belki elinizi tutan olmaz, yine de yaparsınız ama; hem onu geciktirip sonunda daha büyük borçlarla batırırsınız, hem eldeki kıt kamusal kaynakları bir dipsiz kuyuya atarak milli ekonomiye daha büyük zararlar vermiş olursunuz.