Olaylar

Başvurucu, silahlı terör örgütünün çağrılarıyla gerçekleştirildiği belirtilen yasa dışı bir gösteri yürüyüşüne katıldığı iddiasıyla gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında açılan kamu davasında 2. Ağır Ceza Mahkemesi yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme yargılama sonunda terör örgütü üyeliği ve diğer suçlar yönünden beraatine, sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütü propagandası suçundan cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır.  6. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuya 6.330,76 TL maddi, 12.000 TL manevi tazminat ile 2.199,69 TL vekâlet ücretinin ödenmesine karar vermiştir. Başvurucu; hükmedilen tazminatların ve vekâlet ücretinin düşük olduğunu, adli kontrol tedbiri nedeniyle de tazminata hükmedilmesi gerektiğini beliterek istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesi manevi tazminatı 4.000 TL, vekâlet ücretini de 1.240 TL olarak düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir. 

İddialar

Başvurucu; gözaltı ve tutuklama tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması, adli kontrol tedbiri kapsamındaki tazminat talebinin kabul edilmemesi, vekâlet ücretinin yapılan düzenlemeyle azaltılması nedenleriyle adil yargılanma, kişi hürriyeti ve güvenliği ile mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

AYM’den ‘hak ihlali’ kararı AYM’den ‘hak ihlali’ kararı

Somut olayda gizli tanık beyanının somut olgular içerip içermediğinin tespit edilmesi gerekir. Başvurucunun silahlı terör örgütünün çağrıları üzerine gerçekleşen ve şiddet eylemlerinin vuku bulduğu eyleme katıldığı iddiası gizli tanık beyanına dayandırılmıştır. Gizli tanığa söz konusu eylemde çekilen görüntüler gösterilmiş, gizli tanık bu görüntülerden başvurucuyu teşhis etmiştir. Bu teşhisin somut bir olgu içerdiği açıktır. Başvurucunun sosyal medya hesabından yasa dışı eylem fotoğrafı paylaştığı şeklindeki tespit de dikkate alındığında suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu görülmüştür. Ancak başvurucu hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama kararı, kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilecektir. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri -tutuklamaya alternatif olma niteliği gereği- yalnızca Anayasa'da öngörülen bu amaçlarla verilebilir. Anılan tedbir bilhassa şüpheli veya sanıkların kaçmalarını engellemeye yönelik adli bir önlemdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde kişinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Dolayısıyla tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde ve ancak tutuklamanın ölçülü olmayacağı hâllerde adli kontrol tedbirine başvurulabilir. Bu bağlamda tutuklama ile adli kontrol arasında ölçülülük bakımından bir fark bulunurken meşru amaç yönünden bir fark bulunmamaktadır.

Bununla birlikte tutuklama sebepleri 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın delilleri yok etme, gizleme veya değiştirmesi, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında kuvvetli şüphe oluşması tutuklama nedenleridir. Tutuklamanın anılan meşru amaçları adli kontrol bakımından da geçerlidir. Bu kapsamda adli kontrol tedbiri açısından somut olayda kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçlarının ortaya konulup konulmadığının değerlendirilmesi gerekir.

Somut olayda derece mahkemesi başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar verirken kaçma şüphesinin bulunmadığını açıkça belirtmiştir. Delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçları yönünden ise bir değerlendirmede bulunmamıştır. Ancak somut olayda deliller soruşturmanın tamamlanmasıyla birlikte toplanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun delilleri karartma şüphesi bulunmamaktadır. Ayrıca davada gizli tanık söz konusu olduğundan başvurucunun tanık üzerinde baskı yapması da mümkün değildir. İsnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı ve isnat edilen suçun kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlardan olması başvurucunun başta bu tedbire tabi tutulmasını haklı gösterebilir. Ancak yargılamanın ileri aşamasında bu tedbire başvurulmasının gerekçesi olamayacağı değerlendirilmiş ve adli kontrol tedbirinin meşru bir amacının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Ayrıca başvurucunun hukuka aykırı adli kontrol tedbiri nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu sonucuna varıldığından Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası somut olayda uygulanabilir. Ancak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde adli kontrol, tazminat talep edilebilecek koruma tedbirleri arasında sayılmamıştır. İlk derece mahkemesi başvurucunun açtığı tazminat davasında adli kontrol tedbirine ilişkin talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmamış, istinaf mahkemesi ise adli kontrol tedbirinin tazminat hesabına dâhil edilemeyeceğini belirtmiştir. Yargıtay da konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinden kaynaklanan tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği yönünde kararı vermiştir. Dolayısıyla konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri bakımından etkili bir tazminat imkânının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

https://www.anayasa.gov.tr/