24 Mayıs 2017 Çarşamba 04:41
Soruşturmanın en büyük 'suçlaması': ByLock kullanan neden seni aradı?

Soruşturma dosyasına giren Emniyet’in ByLock raporu, bilimsel ve hukuki olmadığı gibi örgütsel bir ilişkiyi ortaya çıkarabilecek verileri sağlamaktan uzak, akla uygun olmayan bir yöntemle oluşturuldu. Sosyal ve mesleki ilişkiler nedeniyle yüzlerce kişiyle konuşmak durumunda kalan gazeteciler için hiçbir şekilde dikkate alınamayacak verilerdi. Zaten raporun detayları ve kurulmaya çalışılan “irtibat” iddiaları bu durumu ele veriyordu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2 Nisan’da, o tarihe kadar FETÖ iddiasıyla gözaltına alınan kişi sayısını 113 bin olarak veriyordu. Bu sayıya hakkında soruşturma yürütülen ancak o tarihe kadar gözaltına alınmamış kişiler dahil değildi. Soylu’nun verdiği bilgilere göre 41 bin 499 kişi kişi adli kontrol ile bırakılmış, 23 bin 861 kişi ise serbest kalmıştı. Tutukluların 10 bin 732’sinin polis, 168’i general toplamda 7 bin 631’i askerdi. 2 bin 575 hâkim ve savcı da tutuklular arasındaydı. 26 bin 177 sivilin yanında 208 de tutuklu mülki idare amiri yer alıyordu. Bunlardan herhangi biriyle telefonda konuşma veya mesajlaşma olasılığı hele bir gazeteci için yüksek bir orana tekabul ediyordu.

Belirsiz ‘irtibat’

Son 10 yıla dönük iletişim irtibatları araştırılsa ByLock kullanıcısı veya soruşturulan FETÖ şüphelileri ile iletişim kurmamış tek bir AKP’li kalmayacağı açık. Her şey bir yana telefonla görüşme yapacağınız kişilerin ByLock kullanıp kullanmadığını ya da FETÖ’cü olup olmadığını araştırma yükümlülüğünüz olamaz. Yandaş gazetelerin “ByLock irtibatı” olarak sundukları raporda neler vardı sorusundan önce “raporda olmayanlarla” başlamak gerekiyor. ByLock yüklü olduğu iddia edilen telefon numaraları ile ya da FETÖ şüphelileri ile iletişim irtibatının ne olduğu çoğu yerde belirtilmiyor. Bazı irtibatlar için “görüşme” ifadesi kullanılmış ama geriye kalan yüzlerce “irtibat”ın konuşma mı mesajlaşma mı yoksa sadece rehbere kayıtlı numara mı olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmemiş. Bu bilginin verilmemesi ve üstelik buna rağmen “irtibat” ifadesinin kullanılması dikkat çekici. Böylece soruşturma makamları tek taraflı gönderilen mesajları dahi “irtibat” ifadesiyle rapora koyabildiler.

Gazeteci herkesle görüşür!

Daha basit bir şekilde şöyle de anlatılabilir: Aracınızın önüne çıkmanızı engelleyecek şekilde park etmiş arabanın camındaki numarayı arayıp aracını çekmesini rica ettiğinizde bir ByLock kullanıcısı ile ya da hakkında FETÖ soruşturması yapılan biri ile “irtibat” kurmuş olabilirsiniz. Ya da tanıdıklık ilişkisi çerçevesinde, mesleki bir ihtiyaç nedeniyle vs... Kaldı ki gazeteciliğin en basit kuralı şudur: Gazeteci herkesle görüşür. Gazetecinin sonsuz sayıdaki olay içerisinde kamuyu ilgilendiren olayları seçerek unsurları tam bir haber oluşturmasının yolu da budur. Bu yüzden aynı gün hem Cumhurbaşkanı ile görüşüp hem de aranan bir suç örgütünün lideriyle mülakat yapabilen kişi gazetecidir. Mesele, gazetecinin yaptığı görüşmelerin “haber” denilen bilgilendirme aracına dönüşmesi sırasında evrensel mesleki kurallara uyup uymadığıdır.

2007’de görüşmeleri

Raporda Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin meslektaşlarıyla yaptıkları görüşmeler de suç delili olarak dosyaya girdi. Yazarımız Aydın Engin’in, Ankara’daki FETÖ ana davasında yargılanan eski Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı eski Başkanı ve Yeni Şafak yazarı Harun Tokak’la 2008 yılında bir kez irtibatının olması rapora yazıldı. Orhan Erinç’in eski Medya Etik Konseyi Başkanı Halit Esendir ile 2010 yılında 5, 2013 yılında ise bir defa “irtibatının olduğu” belirtildi. Can Dündar’ın Önder Aytaç ile 2007, 2008, 2009, 2010 yıllarında ve bir kez de 2014 yılında ‘irtibatlandığı’, Ekrem Dumanlı ile 2015 yılında irtibat kurduğu rapordaki bilgiler arasında yer aldı. Can Dündar’ın dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yu araması dahi Mutlu hakkında 15 Temmuz’dan sonra açılan FETÖ soruşturması gerekçe gösterilerek suç delili olarak iddianameye konuldu.

Cumhuriyet dosyası şüphelilerinin “irtibat kurduğu kişiler” listesinde kapatılan FEM dershanesi, ünlü bir lokantanın sahibi, eski bir kaymakam, valilik görevlisi, bir reklamcı ve şu anda tutuklu olan gazeteci ve akademisyenlerle olan “irtibat”lar yer buldu kendine. Listede eski Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş, Lale Sarıibrahimoğlu, Nazlı Ilıcak ve Murat Aksoy, Prof. Dr. İştar Gözaydın, Bugün TV, Bugün gazetesi muhabiri Cihan Acar, telefonunda ByLock çıkan ve hakkında soruşturma bulunan gazeteci A.A., sinemacı V.S., hakkında soruşturma yürütülen Erkan Akkuş, denetimli serbestlik altındaki D muhabiri Metin Yoksu, telefonunda ByLock çıkan Abant Platformu Genel Sekreteri İbrahim Aytaç Anlı gibi isimler de yer aldı.

Kadri Gürsel’in yanıtı

Emniyet’in raporunda yayın danışmanı ve yazarımız Kadri Gürsel’in 92 ByLock kullanıcısı ile irtibatının olduğu belirtiliyor, ancak bu irtibatların ne anlama geldiğine yer verilmiyordu. Gürsel’in, bu konuda söyledikleri ByLock raporunun ne anlama geldiğini ortaya koyuyordu: “Bu verilere nasıl ulaşıldığına ilişkin bazı tahminlerim var. 2014 baharında olsa gerek, FETÖ’ye ilk tutuklama dalgası başladığında Fetullahçı olduğunu sandığım insanlardan yüzlerce SMS gelmişti. Polisteki tutuklanma dalgasına karşı medyayı harekete geçirmek için SMS atıyorlardı. Ben televizyonda program yapan aktif bir gazeteci olduğum için bana bu maksatla atılan kısa mesajlar irtibat olarak görülmüş olabilir. Ama ben onlarla asla irtibata geçmedim. Cevap bile vermedim. İkinci bir ihtimal ise tutuklandığım sırada sayıları 350 bini bulan Twitter takipçilerim arasında olduğunu sandığım ByLock’çulardan tweet’lerimi retweet etmiş olanlar olabilir. Bu, irtibat olarak gösterilmiş olabilir. Benim yargıya çağrım şudur: Kamuoyunu yanıltmak yerine, bu hatlar ile isnat edilen irtibatın niteliğini açıklamalarıdır. Telefon mu ettiler, SMS mi attılar, retweet mi yaptılar? Ben onları aradım mı?”

Savcıyı arayanlar da FETÖ destekçisi mi?

İddianamenin ana suçlamasını ByLock raporu oluşturuyor. Nitekim savcılık da haber ve yazıların basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini savunurken “şüphelilerin” ByLock kullanıcısı veya FETÖ soruşturmalarında şüpheli olan kişilerle irtibatlarını adres gösterip suç unsuru olarak iddianameye aldı. Bu bakış açısının ne denli akıldışı olduğuna sayısız örnek vermek mümkün. Örneğin soruşturmayı başlatan ve yürüten savcı Murat İnam, FETÖ üyeliği suçlamasıyla ve müebbet hapis istemiyle yargılanan bir sanık. Sanık savcı İnam’ın bakış açısına göre, Savcı İnam’ın kendisinin telefon ettiği, mesaj attığı, görüştüğü soruşturmanın diğer savcıları hakkında da “irtibat” iddiasıyla örgüte yardım suçlamasıyla dava açılması gerek! Aynı şekilde tutuklu binlerce hâkim ve savcıyla iletişim irtibatı olan diğer yargı mensupları suçlu kabul edilecekler! Savcılığın bu yaklaşımına göre; tutuklu Anayasa Mahkemesi üyeleri ile görüşen AYM Başkanı Zühtü Aslan ve diğer üyeler “örgüte yardım suçu”nun potansiyel sanıkları durumundalar. İletişim irtibat raporunun, Cumhuriyet iddianamesinin baştan itibaren hukuken çöktüğünü gösteren bir belge olduğu başka nasıl izah edilebilir?

SALDIRI DALGASI

Charlie Hebdo’yla başladı

Cumhuriyet’in hedef haline getirilmesi, AKP’nin iktidar olmasından sonra zamana yayılan bir süreç izledi. AKPcemaat ortaklığında yürütülen Ergenekon davaları sürecinde Cumhuriyet’in başyazarı ve yazarları tutuklandı. Cumhuriyet’in FETÖ torbasına atılması süreci ise Charlie Hebdo olayından sonra oldu.

Yazar ve yöneticilerimiz hakkında açılan davanın iddianamesindeki “zaman çerçevesi” ve medyada Cumhuriyet aleyhine yazılan yazılara yönelik tarama bu gerçeği ortaya koyuyor. Fransa’da yayımlanan karikatür dergisi Charlie Hebdo’nun terörist bir saldırının hedefi olmasının ardından Cumhuriyet’in yaptığı yayınlar yeni saldırı dalgasının gerekçesi oldu.

 

ALGI OPERASYONU

‘Hem paralel, hem kâfir’

Cumhuriyet gazetesi, 14 Ocak 2015’te, derginin özel sayısından 4 sayfalık bir seçkiyi teröre karşı destek olmak amacıyla yayımladı. Gazeteyi taşıyan kamyonlar polis tarafından durdurulup kontrolden geçirildi ve gazete savcı onayıyla dağıtılabildi. Gazetenin Ankara Bürosu’na kimliği belirsiz 15 kişilik grubun astığı “Hem paralel hem kâfir kuşağısın, Cumhuriyet sen kimin uşağısın” pankartı, uzun yıllar boyunca gazete için yaratılan algının 9 kelimelik bir özeti olarak karşımıza çıktı.

 

‘KORSAN’ PANKART

Yandaş medya söylemi

AKP ile FETÖ arasındaki savaşın fitili Zaman gazetesinin dershanelerin kapatılmasına ilişkin 14 Kasım 2013’teki manşeti ile ateşlendi. 17 Aralık 2013’te başlayan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu savaşı bir başka boyuta taşıdı. Cemaatin kamu kurumları içine sızmasını, devlet içinde devlet gibi hareket edebilme kabiliyetini anlatmak açısından siyasi literatüre “paralel devlet” kavramı girdi. Cumhuriyet gazetesinin “kâfirliği” ile “paralelliği”nin aynı “kuşağın” içine bir pankartla yerleştirilmesi de terörist saldırı karşısında uluslararası bir karikatür dergisine verilen destekle ortaya çıktı. Pankartın, “kimliği belirsiz” kişilerce asılmasının ardından yandaş medyanın ve hükümetin söylemine dönüşmesi, algı operasyonunun ‘başarısını’ gösterdi.

 

Yazı dizisinin birinci bölümü: Kumpas böyle başladı...

Yazı dizisinin ikinci bölümü: Erbabından FETÖ soruşturması

Yazı dizisinin üçüncü bölümü: Tatil şirketini arama suçu

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 24.05.2017 04:41
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.