Yeşim
Yeşim
11 Mart 2019 Pazartesi 14:21
Hile ve kumpaslarla hukuku çiğneyenlerin Türk yargısı içinde yeri yok

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) konferans salonunda düzenlenen toplantıda 3 yıldır üzerinde çalışılan “Türk Yargı Etiği Bildirgesi”ni açıkladı.

Bakan Gül, adaletin önemine vurgu yaparak, "Adalet, dünyamızın direğidir. Toplum ve devlet hayatımızın ana mihveridir. Adalet, değer merkezli medeniyetimizin özü ve özeti, insanlığın en yüce erdemidir. Bu erdemi arayıp bulmanın, yaşatıp yüceltmenin yollarından biri, belki en önemlisi yargısal adalettir. Bir niza çıktığında, bir ihtilaf belirdiğinde hukukun son sözünü söyleyecek yargı mercileridir. Yargısal adaletin kurumsal imkânlarını kurmak ve korumak hukuk devletinin gereğidir. Hak arama yollarını, ayrımsız bütün vatandaşlarımız için açık ve işler tutmak temel hassasiyetimizdir" diye konuştu.

“HATA YAPAN BEDELİNİ ÖDER VE ÖDEMELİDİR”

İnsanın olduğu yerde değerler kadar zaafların da olduğunu ve insanın olduğu yerde hatanın kaçınılmaz olduğunu belirten Gül, şöyle konuştu:

"Önemli olan bu hataları giderecek, en aza indirecek mekanizmaların varlığıdır. Bu mekanizmaların en etkin ve tavizsiz biçimde işlediği mesleklerin başında hâkimlik ve savcılık mesleği geliyor. Hata yapan bedelini öder ve ödemelidir. Bunu herkes bilmelidir.”

“BAĞIMIZSIZLIK, TARAFSIZLIK, DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK”

Ardından hukuk ve yargı sisteminde yapılan iyileştirmeleri anlatan Bakan Gül, yeni hazırlanan Türk Yargı Etiği Bildirgesi'yle ilgili şunları söyledi:

"Yargıda meslek kurallarının yazılı bir belgeye aktarılması konusunda tartışma ve arayışlar hayli eskiye uzanıyor. Bugün açıkladığımız bu bildirgeyle ilgili, özellikle vurgulamam gereken iki ana nokta var. Birincisi, bildirgeye yansıyan ilkelerin yaşayan değerler olduğu gerçeğidir. Yeni bir keşif söz konusu değildir. Yapılan, mesleğin yazılı olan veya olmayan davranış kurallarını bütünlük içinde bir araya getirmektir. İkinci nokta, bu bildirgenin yaklaşık 3 yıl süren bir hazırlık sürecinden geçerek, bizzat meslekten hâkim ve savcılarımızın aktif katkısıyla hazırlanmış olmasıdır. Yani bu bildirge, HSK'nın belirleyip yargı mensuplarına deklare ettiği bir metin değildir. HSK olarak sadece bir mutabakatın sözcülüğünü yapıyoruz. Bu bildirge, özünde, bizatihi yargı mensuplarımızın Türk milletine bir sözüdür, taahhüdüdür. Peki Türk yargısı, yargı mensuplarımız, bu bildirgeyle neyin sözünü veriyor? Bildirge en başta bağımsızlık ve tarafsızlığın önemine; hukukun, hak ve hürriyetlerin üstünlüğüne; insan onurunun, doğruluk ve dürüstlük gibi değerlerin önceliğine; saygı ve nezaketin, mesleğe yakışan olgun davranışların değerine vurgu yapıyor."

“ÖNYARGILARLA VİCDANIN SESİ BİRBİRİNE ASLA KARIŞTIRILMAMALI”

Adaletin ancak ve sadece ona sadakat gösterenlerin ellerinde yükseldiğini belirten Bakan Gül, şöyle konuştu:

"Adalet, hukuka bağlılık dışında her türlü bağlılığı reddetmeyi gerektirmektedir. Aklı ve muhakemeyi değersizleştirenlerin ne hâle düştüğünü hep birlikte gördük. FETÖ'nün kurşun askerleri yargıya zarar verdiler, hak ve adalet duygularını incittiler; ama sonuçta onlar kaybettiler. Hukuka bağlılık yerine örgüt bağlılığını ikame edenler, cübbesini örgüt rütbesini gizlemek için araç haline getirenler büyük hüsran yaşadılar. Hile ve kumpaslarla hukuku çiğneyenlerin, vicdanını terör örgütüne esir edenlerin Türk yargısı içinde yeri yoktur. Bundan sonra da olmayacaktır.

Türk yargısı, bağımsızlık ve tarafsızlık vasfını koruyarak, yargı yetkisini Anayasamızın emrettiği gibi Türk milleti adına kullanmaya devam edecektir. Yargı mensuplarımız zorluklar karşısında yılmadan, hukukun ve vicdanın sesi dışında harici hiçbir etkiye aldırmadan, fedakârca görevini yerine getirecektir.

Bildirge, bağımsız ve tarafsız özelikleriyle yargı mensuplarını adil yargılama hakkının en önemli güvencesi olarak tanımlıyor. Bildirgede yer alan ifadeyle, yargıya güvenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için bağımsız ve tarafsız olmak kadar bağımsız ve tarafsız görünmek de önemlidir. Yargısal adaletin tecelligahı yargı mensubunun temiz vicdanıdır. Vicdan, ilahi bir lütufla insanın içine ekilmiş bir akıl yargısıdır. Ancak önyargılarla vicdanın sesi birbirine asla karıştırılmamalı, pekişmiş yanılgılar tecrübe sanılmamalıdır. Bunun için doğru ve sağlam değerleri ölçü almak gerekiyor. Vicdan, bu sayede hata vermeyen bir pusula görevi görür."

“BU KAPIYI ÇALAN HERKES, SAYGIN BİR MUAMELE GÖRMELİDİR”

Akıl ve vicdanı bu değerlere bağlayan en önemli köprünün eğitim ve kişisel yetkinlik olduğuna dikkat çeken Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bildirge, ehliyet ve liyakat vurgusuyla yargı mensuplarına mesleki yetkinliklerini geliştirmelerinin önemini de hatırlatıyor. Mahkemelere gelip giden şey sadece dosyalar değildir. Yargı mensubunun iştigal ettiği, mühür, imza ve evraktan ibaret değildir. Her dosya, her evrak, her ilam bir insan hikayesine temas etmektedir. Her dava bir insan hayatı, her karar ümit ve korkuyla karışık bir bekleyiş demektir. Bu bekleyişin en kısa sürede adaletle sonuçlanması ortak beklentimizdir. Mazlumun gözyaşını silmek, haklıya hakkını teslim etmek, vicdanları adaletle teskin etmek biricik vazifemizdir.

Üstelik 'Mahkeme kadıya mülk değildir'. Hangi görev ve sıfatı üstlenirsek üstlenelim, biliyoruz ki aslolan millete hizmettir. Milletin hâkimi olmak değil, hadimi olmak hepimiz için en büyük payedir. Adliyenin kapısı, adaletin kapısıdır. Bu kapıya gelen herkes, hakkına erişeceğini bilmelidir. Bu kapıyı çalan herkes, saygın bir muamele görmelidir. Ve bu kapıdan ayrılan her vatandaşımız, evine asgari bir memnuniyetle dönmelidir. İşte bu bildirge, herkesin insan onuruna yaraşır şekilde, nezaketle muamele görme hakkına da işaret etmektedir."

“MİLLETLE SAĞLAM İLETİŞİM KÖPRÜLERİ KURMAK HAYATİ ÖNEMDE”

Adaletin yargı mensubunun vicdanına emanet olduğunu ifade eden Bakan Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yargının temel fonksiyonu, ihtilafların çözümündeki hakemliğidir. Yargı kararları tartışmaları bitirir. Yeni tartışmaları alevlendirmemelidir. İşte bu bildirge, yargı mensuplarının kararlarıyla, tutum ve davranışlarıyla tartışmalardan uzak durması gerektiğini de bir kez daha hatıra getirmektedir. Bir niza çıkmış ve önünüze konmuşsa, hukuk adına son sözü söylemek size aittir. Ancak nihai söz ve karar hakkı, sözün ve kararın sosyal itibarını tek başına kuramaz. Doğru ve adil olan her kararın doğru ve adil olarak anlaşılması da gerekir. Hakka ve hakikate dayanan her sözün, hak ve hakikat olarak görünmesi de gerekir.

Yargı sistemi topluma ancak böylelikle güven verir. Bu sebeple adına karar verilen milletle sağlam iletişim köprüleri kurmak hayati önemdedir. İşte bu bildirge, adil bir yargılamanın gerekleriyle toplumun bilgilendirilmesi ihtiyacı arasında makul bir denge kurma zorunluluğuna da işaret ediyor. Bazen küçücük bir hata, bir çelişki veya dikkatsizlik onca emeği heba edebilmektedir. Evet, kabul edelim ki zaman zaman yargı mensuplarımızın vakur sükuneti değişik çevrelerce suistimal edilebilmektedir.

Yine biliyoruz ki yargı mensupları ancak kararlarıyla konuşabilmektedir. Madem kararlar yargının en temel ifade aracıdır, öyleyse bu ifade aracını doğru ve yeterli biçimde kullanmak da yargı mensubu için en önemli vazifedir. İşte bu bildirge, yargı mensubunun dikkatini keskin tutması, mesleğinde özenli davranmasını, sosyal hayatında da itibarına gölge düşürebilecek söz ve davranışlardan kaçınmasının önemini vurgulamaktadır. Bildirgede de yer aldığı gibi hâkim ve savcılarımız, toplumun kendilerinden yargı hizmetinin kaliteli sunulmasının yanında erdemli olmalarını da beklediğinin bilincindedirler."

“MÜNFERİT OLAYLARI FIRSAT BİLİP SINIFSAL BİR NEFRET ÜRETMEYE KALKIŞMAK ADİL DEĞİLDİR”

İnsanın olduğu yerde değerler kadar zaafların da olduğunu ve insanın olduğu yerde hatanın kaçınılmaz olduğunu belirten Gül, şöyle konuştu:

"Önemli olan bu hataları giderecek, en aza indirecek mekanizmaların varlığıdır. Bu mekanizmaların en etkin ve tavizsiz biçimde işlediği mesleklerin başında hâkimlik ve savcılık mesleği geliyor. Hata yapan bedelini öder ve ödemelidir. Bunu herkes bilmelidir. Hukuk devleti demek, en başta imtiyazlı sınıf fikrinin reddi demektir. Ancak münferit olayları fırsat bilip sınıfsal bir nefret üretmeye kalkışmak adil değildir, ahlaki de değildir. Adalet ve doğruluk dairesi içinde kalan her şeyin yanındayız. Adalet ve doğrulukla çalışan bütün mensuplarımızın arkasındayız. Bunu da herkesin bilmesini isteriz.

Bugün ilan ettiğimiz Türk Yargı Etiği Bildirgesi'yle yargı mensuplarımız; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük ilkelerine sadakatle, ehliyet ve liyakatlerine yaraşır şekilde Türk milletine hizmet etmeye devam edeceklerine dair daha yüksek standartları vaadediyorlar. İlk derece mahkemelerindeki hâkim ve savcılarımız; istinaf mahkemelerindeki başkan, üye ve savcılarımız ile yüksek mahkemelerdeki savcılar ve tetkik hakimlerimiz bu bildirgeyi içtenlikle benimsiyor. Biz de meslek hayatları boyunca yargı mensuplarımızın vicdanlarının doğal bir adalet terazisi olmasını temenni ediyoruz.

Yargının evrensel etik kurallarını oluşturan; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük ile ehliyet ve liyakat ilkelerinin meslek hayatlarında kendilerine kılavuzluk edeceğine inanıyoruz. Bugün kamuoyuna açıkladığımız bu bildirge, Türkiye Cumhuriyeti hâkim ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir. Bu bildirge, hâkim ve savcıların adına kadar verdikleri aziz milletimize ve onun her ferdine verilmiş bir sözüdür."

Odatv.com

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.