03 Kasım 2015 Salı 10:14
Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma

 

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 

E. 2014/14-307

K. 2015/8

T. 17.2.2015

 

 

 KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA

15 YAŞINDAN KÜÇÜK MAĞDURUN RIZASI

HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİ

 

5237/m.6/1-a,26/2,109,234

4721/m.13,16,339/4

 ÖZET : Uyuşmazlık; 15 yaşından küçük mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın kaçırıp alıkoyan ve bu süre içinde suç teşkil edecek herhangi bir fiil gerçekleştirmeyen sanığın eyleminin "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçunu mu yoksa "çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. Sanığın 15 yaşından küçük mağdureyi evlenmek amacıyla rızasıyla kaçırıp yakın başka bir ildeki akrabalarının evine götürerek orada bir müddet alıkoyduğu somut olayda, mağdurenin rızası hukuken üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka dair olmadığından hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecektir. Dolayısıyla 15 yaşından küçük mağdurenin rızasıyla bile gerçekleşmiş olsa bu eylem T.C.K.nun 109/1,109/3-f. 109/5. maddelerinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaktadır.

 DAVA : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık Ö.'ün 5237 Sayılı T.C.K.nun 109/1, 109/3-f, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay napis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin. Balıkesir 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 3.4.2009 gün ve 132-334 Sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 11.12.2013 gün ve 22278-13120 sayı ile;

 "... Mağdurenin cebir, tehdit veya hile kullanılmaksızın sanıkla gönüllü olarak birlikte kaçması, sanığın mağdureye yönelik hukuka aykırı herhangi bir eyleminin bulunmaması ve soruşturmanın mağdurenin babasının ihbarı üzerine başladığının anlaşılması karşısında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları oluşmayıp, eylemin T.C.K.nun 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu, ancak 5237 Sayılı T.C.K.nun 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu, mağdurenin babası müşteki M.'in 14.8.2007 tarihinde sanığın da hazır bulunduğu sulh ceza mahkemesindeki beyanında şikayetçi olmadığını beyan etmesi karşısında, düşme kararı yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması...",

 İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.2.2014 gün ve 42258 sayı ile:

 "... Mağdure sanıkla anlaşarak birlikte Mustafakemalpaşa'dan Balıkesir'e kaçtıkları, beraat eden diğer sanıkların evine gittikleri ve bilahare ailelerine haber verildiği anlaşılmaktadır. Bu oluş karşısında. 17.4.1993 doğumlu olup suç tarihi itibariyle onbeş yaşını doldurmayan mağdurenin eyleme rıza göstermesi fiilin suç olarak nitelendirilmesine engel olmadığı gibi, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu da tüm unsurlarıyla oluşmuştur. Diğer taraftan çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu T.C.K.nun 234/3. maddesinde düzenlenmekte olup, bu suçun mağduru velayet hakkına sahip anne ve babadır. Sanık hakkında düzenlenen iddianamede ise bu suça dair bir anlatım söz konusu olmadığından açılmış bir davanın bulunduğunun kabulüne de imkan yoktur..."

 Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

 5271 Sayılı C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 2.4.2014 gün ve 2517-4406 sayı ile, itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

 KARAR : Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 15 yaşından küçük mağdureyi cebir, tehdit veya hile olmaksızın kaçırıp alıkoyan ve bu süre içinde suç teşkil edecek herhangi bir fiil gerçekleştirmeyen sanığın eyleminin "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçunu mu. yoksa "çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

 İncelenen dosya kapsamından:

 Mağdurenin anne ve babasının 14.8.2007 günü saat 01.00 sıralarında Mustafakemalpaşa Polis Merkezi Amirliğine gelerek yaşı küçük olan kızları Ç.'in saat 23.00 sıralarında bakkaldan yiyecek alacağını söyleyerek evden ayrıldığını ve bir daha geri dönmediğini, yaptıkları araştırmada kızlarının Ö. isimli kişi tarafından kaçırılmış olduğunu tespit ettiklerini beyanla şikayetçi oldukları, kolluk görevlilerince saat 01 35'de sanığın evine gidildiği, yapılan kontrolde sanık ve mağdurenin evde olmadığının tespit edildiği, polisler gidince sanığın babası tanık C. B.'ın sanığı telefonla arayarak nerede olduklarını sorduğu, sanığın önce bulundukları yeri söylemek istemediği, mağdurenin anne ve babasının karakola gittikleri söylenince Balıkesir'de amcasının evinde olduklarını beyan ettiği, bunun üzerine tanık C. B. ve mağdurenin babasının dayısı olan diğer tanık T.'ın Balıkesir'e giderek sanık ve mağdureyi alıp saat 05.00 sıralarında Mustafakemalpaşa ilçesine getirdikleri, bir müddet tanık T.'ın evinde kalan mağdurenin saat 16.00 sıralarında karakola getirilerek anne-babasına teslim edildiği, mağdurenin yapılan muayenesinde kızlık zarının sağlam olduğunun belirlendiği, mağdurenin teslim edilmesinden sonra babasının sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği, 17.4.1993 doğumlu olup suç tarihi itibariyle 14 yaş 3 ay 27 günlük olan mağdurenin aşamalarda sanıkla uzun zamandır arkadaşlık yaptıklarını, olay günü kendi isteğiyle evlenmek amacıyla sanıkla birlikte kaçtığını, şikayetçi olmadığını beyan ettiği, sanığın mağdureyle rızasıyla evlenmek amacıyla kaçtıklarını, mağdureye karşı herhangi bir cinsel davranışta bulunmadığını, Balıkesir'deki akrabalarında sadece birkaç saat kaldıklarını, bu olaydan sonra mağdureyle nişanlandıklarını ve evleneceklerini savunduğu,

 Anlaşılmaktadır.

 5237 Sayılı T.C.K.nun "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçunu düzenleyen 234. maddesine 6.12.2006 tarih ve 5560 Sayılı Kanunla eklenen 3. fıkra ile "... Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi şikayet üzerine cezalandırılır." hükmü getirilmiş, fıkranın gerekçesinde, "... 5237 Sayılı Kanunun 234. maddesine 3. fıkra olarak yeni bir fıkra eklenmiştir. 22.11.2001 tarih ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 339. maddesinin 4. fıkrasına göre, 'Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.' Bu hükümle, yaşı ne olursa olsun, çocuğa ana ve babasının bilgisi veya rızası dışında evi terk etmeme hususunda bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu hükmü, ana ve babasının bilgisi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında bulunduran kişiye çocuğun ana ve babasını veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yüklemek suretiyle tamamlamak gerekir. Çocuğun evi terk etmesinin ana ve babada büyük bir tedirginlik oluşturduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Belirtilen gerekçelerle Türk Ceza Kanununun, 'Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması' başlıklı 234. maddesine, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu rızasıyla da olsa yanında tutan kişiye çocuğun ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmek yönünde bir yükümlülük yükleyen ve bu yükümlülüğe aykırı davranışı suç olarak tanımlayan bir fıkra eklendiği..." ifade edilmiştir.

 Bu suçla korunan hukuki yarar karma bir nitelik taşımakla birlikte, madde gerekçesinden, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkının en başta korunan hukuki yararlardan olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evini terk eden çocuğu ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeden, rızasıyla da olsa yanında tutan kişi şikayet üzerine cezalandırılacaktır. Çocuğun, kanuni temsilcisinin bilgisi ve rızası olmadan fakat kendi istek ve arzusuyla evi terk edip rızasıyla failin yanına gitmesi veya onun yanında rızasıyla kalması bu suçun oluşması bakımından önşart niteliğindedir. Kanuni temsilcinin rızasının bulunması suçun oluşmasına engel olacaktır. Fail, çocuğun ailesine veya yetkililere bildirme yükümlülüğünü somut olaya göre belirlenebilecek makul bir süre içerisinde yerine getirdiği takdirde çocuğu yanında tutsa bile eylemi suç teşkil etmeyecektir.

 Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ise 5237 Sayılı T.C.K.nun 109. maddesinde;

 " ( 1 ) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

 f- ) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

 ( 5 ) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

 ( 6 )..." şeklinde düzenlenmiştir.

 Kişilerin istekleri ve serbest iradeleriyle hareket edebilme Ö.lüğünü koruyan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu. bir kimsenin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması hareketlerinden herhangi birisinin veya her ikisinin birlikte gerçekleştirilmesiyle oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Suç konusu eylemle, kişinin kendi arzusuna göre bulunduğu yerde kalma ya da oradan ayrılma, yer değiştirme ve istediği yere gidebilme yani serbestçe hareket etme veya kendi iradesiyle hareket etmeme hakları ihlal edilmektedir. Maddenin 1. fıkrasında suçun temel şekli düzenlenmiş, 3. fıkrasında diğer bazı artırım nedenleri yanında, suçun çocuğa karşı işlenmesi halinde, 5. fıkrasında ise cinsel amaçla işlenmesi durumunda failin cezasından artırım yapılması öngörülmüştür. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği halleri ifade etmektedir.

 Uyuşmazlığın çözümlenmesi açısından, mağdurenin rızası hilafına işlenmesi halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacağında tereddüt bulunmayan sanığın eyleminin, 15 yaşından küçük mağdurenin rızasıyla yapılması halinde, gösterilen bu rızanın fiili kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından hukuka uygun hale getirip getirmeyeceği üzerinde durulmalıdır.

 5237 Sayılı T.C.K.nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak adlandırıldığı suç teorisinde suçun unsurları: maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.

 Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılıkla kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 Sayılı Kanunda bazı suç tanımlarında "hukuka aykırı olarak", "hukuka aykırı başka bir davranışla", "hukuka aykırı diğer davranışlarla", "hukuka aykırı yolla", "hukuka aykırı yollarla" gibi ifadelere yer verilmiştir. Suçun unsurlarından birisi olması hasebiyle "hukuka aykırılık" kavramına madde metninde ayrıca yer verilmesiyle, failin olayda bir hukuka uygunluk nedeni olmadığını ve eyleminin hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

 5237 Sayılı T.C.K.da hukuka uygunluk sebepleri:

 a- ) Kanunun hükmünü yerine getirme ( m.24/1 ),

 b- ) Meşru savunma ( m.25/1 ),

 c- ) ilgilinin rızası ( m.26/2 ).

 d- ) Hakkın kullanılması ( m.26/1 ),

 Olarak kabul edilmiştir.

 İlgilinin rızası, 5237 Sayılı T.C.K.nun "Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası" başlıklı 26. maddesinin 2. fıkrasında: "... Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına dair olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez." şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka İlişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir, ( İzzet Özgenç. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. 9. Baskı. Ankara, 2013. s. 285: M. Koca-İlhan Üzülmez. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. 7. Baskı. Ankara, 2014. s. 269 )

 Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, çocukların hürriyetlerinden yoksun kılınmalarına dair olarak her türlü konuda mutlak surette tasarruf özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır.

 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu vurgulandıktan sonra aynı kanunun 16. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçüklerin kanuni temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri belirtilmiş, ancak karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rızanın gerekli olmadığı hükme bağlanmıştır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Örneğin: evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma gibi,

 Diğer taraftan. 15.4.1942 gün ve 14-9 Sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ve Ceza Genel Kurulunun 15.2.1972 gün ve 43-50 ile Ceza Genel Kurulunun 2.3.2004 gün ve 2004/2-44-58 Sayılı kararlarında: ayırt etme gücüne sahip ( sezgin ) küçüklerin doğrudan doğruya kişiliklerine karşı işlenmiş bulunan suçlardan dolayı dava ve şikayet hakkına sahip oldukları belirtilmektedir.

 Ceza Genel Kurulunun 10.6.2014 gün ve 2013/14-551-311, Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 gün ve 2013/14-511-449 ile Ceza Genel Kurulunun 11.3.2008 gün ve 2007/5-253-52 Sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere: 5237 Sayılı T.C.K.nun 6/1-a maddesinde, "henüz 18 yaşını doldurmamış kişi" olarak tanımlanan çocuk kavramının, kanun koyucu tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenlendiği bölümde, "onbeş yaşını bitirmiş", "onbeş yaşını tamamlamamış" şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alındığı görülmektedir. Buna göre bu bölümde "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklar ile "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategoride mütalaa edilmiştir. T.C.K.nun 103/1-a maddesinde, "onbeş yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin ( b ) bendinde ise: diğer çocuklar ifadesiyle "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Böylece kanun koyucu bu maddede "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" olan çocuklara karşı rızalarıyla işlenen cinsel davranışları cinsel istismar suçu kapsamına almamış ve bu kategorideki çocukların rızalarına önem vermişken, "onbeş yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranışı rızaları olsa bile çocukların cinsel istismarı suçu kapsamına almıştır. Aynı kanunun 104. maddesinde de: cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı şikayete bağlı bir suç olarak düzenlemiştir.

 Bu düzenlemeden hareketle çocuklara karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da iki kategoride ele alınması gerekmektedir:

 Birinci kategoride yer alan "onbeş yaşını tamamlamamış" çocukların kendi iradeleriyle serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibariyle üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hak olmadığından, bu haklarının ihlaline yönelik olarak gerçekleştirilen eylemlerle ilgili gösterdikleri rıza. kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecektir.

 Buna karşın 2. kategoride yer alan "onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış" çocuklara karşı işlenen suçlarda ise, mümeyyiz olmaları halinde rızaları hukuka uygunluk nedeni olabilecektir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.9.2014 gün ve 2014/14-389-413 Sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde:

 Sanığın 15 yaşından küçük mağdureyi evlenmek amacıyla rızasıyla kaçırıp yakın başka bir ildeki akrabalarının evine götürerek orada bir müddet alıkoyduğu somut olayda, mağdurenin rızası hukuken üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka dair olmadığından hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecektir. Dolayısıyla 15 yaşından küçük mağdurenin rızasıyla bile gerçekleşmiş olsa bu eylem T.C.K.nun 109/1,109/3-f. 109/5. maddelerinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaktadır.

 Bu nedenle, yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece mağdurenin sanıkla gönüllü olarak kaçması, sanığın mağdureye yönelik hukuka aykırı herhangi bir eyleminin olmaması gerekçeleriyle eylemin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir.

 Öte yandan, yerel mahkeme tarafından 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasının ( c ) bendinde belirtilen velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından şartlı salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmanın sadece kendi alt soyuyla sınırlı olduğunun gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Ancak, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden. 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi uyarınca yerel mahkeme hükmünün düzeltilmek suretiyle onanması mümkündür.

 Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne. Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün T.C.K.nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

 SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

 1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne.,

 2- ) Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 11.12.2013 gün ve 22278-13120 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,

 3- ) Balıkesir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 3.4.2009 gün ve 132-334 Sayılı hükmünün 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasının ( c ) bendinde belirtilen velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından şartlı salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmanın sadece kendi alt soyuyla sınırlı olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

 Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda. 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümlerin çıkarılarak, yerine "sanığın 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin 1. fıkrasının a. b. c. d. e bentlerinde sayılan hakları kullanmaktan mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına" ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA,

 4- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 17.02.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Son Güncelleme: 03.11.2015 10:19
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177