Rahmi
Rahmi
20 Ocak 2015 Salı 14:33
Güncel Yargıtay Hukuk Dairesi Kararları
 T.C.

 

YARGITAY

 

Onikinci    Hukuk       Dairesi

 

E: 2014/26018

K:2014/23818

T: 15.10.2014

 

·                  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu

·                  Tedbir Kararının Uygulanması

·                  Takibin Durdurulması/İptali

 

Özet: İcra mahkemesi hâkiminin, tedbir kararının içeriği ile bağlı olduğu, asliye hukuk mahkemesinin verdiği tedbir kararını yorumlayamayacağı, yapılan ve yapılacak icra takiplerinin durdurulmasına yönelik asliye hukuk mahkemesince verilen tedbir kararının, borçlu şirket hakkında icra takibi başlatılmasına engel olmayacağı gözetilmelidir.

 

(2004 s. İİK m. 16, 89/1, 206)

Mahalli mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için tetkik hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

 

Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı, borçlu şirketin iflas erteleme davasında verilen tedbir kararı gereğince takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.

 

Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.05.2014 tarih ve 2014/506 E. sayılı tedbir kararında, "İflasın ertelenmesini talep eden davacı şirket hakkında yapılan ve yapılacak (İİK'nın 206. maddesinin birinci sırasında yazılı alacaklara ilişkin olanlar hariç olmak üzere 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'a dayalı olanları da kapsar şekilde) hangi sebebe dayanırsa dayansın icra takipleri ile ihtiyati haciz ve tedbir uygulamalarının takas, mahsup ve temlik uygulamalarının ayrıca İİK'nın 89/1. maddesindeki ihbarnamelerin tedbiren durdurulmasına" hükmedildiği görülmektedir.

İcra mahkemesi hâkimi, tedbir kararının içeriği ile bağlı olup, asliye hukuk mahkemesinin verdiği bu tedbir kararını yorumlayamaz.

 

Somut olayda, tedbir kararından sonra 23.05.2014 tarihinde şikâyetçi şirket hakkında icra takibine başlanmış ve borçlu vekilinin talebi üzerine 05.06.2014 tarihinde icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verilmiştir. Yapılan ve yapılacak icra takiplerinin durdurulmasına yönelik asliye hukuk mahkemesince verilen yukarıda özetlenen tedbir kararı, borçlu şirket hakkında icra takibi başlatılmasına engel değildir.

 

O halde mahkemece, icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğine göre, tedbir kararının içeriği de dikkate alınarak hukuki menfaat yokluğundan şikâyetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptali isabetsizdir.

 

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nın 366. ve HUMK'nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

Orıikinci Hukuk Dairesi

 

E: 2014/26442

K: 2014/24669

T: 22.10.2014

 

·                  İhtiyati Haciz Kararının İnfaz Edileceği Yer

·                  Yetkili İcra Dairesi  

·                  Genel Yetki Kuralı

 

Özet: İİK’nın 261. maddesinin ihtiyati haciz kararının infaz edilmesi gereken yeri belirlediği, icra takibi yönünden icra dairesinin yetkisinin anılan maddede belirlenmediği, yetki konusunda İÎK’nın 50. maddesi atfı ile HMK’nın genel yetki kurallarının uygulanması gerektiği gözetilmelidir.

 

(2004 s. İİK m. 50, 261)

 

Mahalli mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu T... Süt ve Gıda San. Ltd. Şti. tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için tetkik hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

 

Alacaklı tarafından, İzmir 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden 12.06.2014 tarih ve 2014/219 E-K D.İş sayılı ihtiyati haciz kararı alınarak, borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, (10) örnek ödeme emrinin tebliği üzerine borçlular T... Süt ve Gıda San. Ltd. Şti ile T... Süt ve Süt Ürünleri Hayv. İnş. Ltd. Şti'nin yasal sürede icra mahkemesine başvurarak icra dairesinin yetkisine itiraz ettikleri mahkemece yetki itirazının reddine karar verildiği, kararın borçlu T... Süt ve Gıda San. Ltd. Şti tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.

 

Dairemiz; ihtiyati haciz kararını veren mahkemenin bulunduğu yerin yargı çevresindeki icra dairesinde takip yapılmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığı görüşünde iken, HGK'nın 15.01.2014 tarih ve 2013/12-476 Esas 2014/5 Karar sayılı kararı doğrultusunda içtihat değişikliğine gidilerek İİK'nın 261. maddesinin ihtiyati haciz kararının infaz edilmesi gereken yeri belirlediği, icra takibi yönünden icra dairesinin yetkisinin anılan maddede belirlenmediği, yetki konusunda İİK'nın 50. maddesi atfı ile HMK'nın genel yetki kurallarının uygulanması gerektiği yönündeki görüş benimsenmiştir.

 

Somut olayda, icra takibine konu 31.05.2014 keşide tarihli, 48.270,00 TL bedelli çek için İzmir 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/219 D.İş dosyasında 12.06.2014 tarihli ihtiyati haciz kararı verilmiş, söz konusu ihtiyati haciz kararına istinaden takip başlatılmıştır.

 

O halde mahkemece temyiz eden borçlu T... Süt ve Gıda San. Ltd. Şti yönünden yetki itirazının İİK'nın 50. maddesi atfı ile Hukuk Muhakemeleri Kanununun genel yetki kuralları kapsamında incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

 

Sonuç: Borçlu T... Süt ve Gıda San. Ltd. Şti/nin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

Onüçüncü Hukuk Dairesi

 

E: 2014/26607

K: 2014/27487

T: 17.09.2014

 

·                  Basit Yargılama Usulü

·                  Duruşmasız Hüküm

·                  İspat Yükümlülüğü

·                  Hukuki Dinlenilme Hakkı

·                  Somutlaştırma Yükümlülüğü

·                  Aydınlatma Görevi

 

Özet: Somutlaştırma yükümlülüğü ispatın genel hükümleriyle ilgili bir kavram olup, konut kredisi nedeniyle haksız alınan masrafların iadesine yönelik somut uyuşmazlıkta davacının, iddia yükü altında olsa da tüketici olması nedeniyle ispat yükü altında olmadığı, içine kolaylıkla nüfuz edilemeyen karmaşık kredi sözleşmelerine bağlı olarak alınan masrafların detaylı açıklanması, alanında uzman bilirkişi incelemesiyle mümkün olacağından isteğin belirsiz alacak davası olarak açılmasında yasal bir engel bulunmadığı, gerekirse hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, dilekçelerde yazılı vakıalarla ilgili müphem gördüğü hususları davacıya açıklattırması ve yine hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri için duruşma açılmasının zorunlu olduğu gözetilmelidir.

(6100 s. HMK m. 27,31,119,137,138,320, 321)

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, kullandığı konut kredisi için; faiz, anapara ve sigorta bedelleri dışında kalan, kullandırırın masrafı, yeniden yapılandırma masrafı, ipotek fek ücreti, hesap işletim ücreti ve farklı adlar altında masraf olarak tahsil edilen tüm meblağların tamamının ticari faizi ile iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden, dava dilekçesinin HMK'nın 119. maddesinde yazılı olan yasal şartları taşımadığından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

1-                   Davacı çektiği konut kredisi için bankanın masraf adı altında fazladan aldığı meblağı bir değer göstermeden istemiş, mahkemece dilekçenin geldiği tarihten bir gün sonra "tensip tutanağı" ile HMK 119. maddesine göre istemin reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık basit yargılama usulüne göre açılmış bir davada duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilip verilmeyeceğine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hukukumuzda ilk derece yargılamasının beş temel aşamadan oluşması öngörülmüştür. Bunlar sırası ile; dilekçelerin karşılıklı verilmesi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hükümdür. Bu aşamalar içinde yeni olan ise ön inceleme aşamasıdır. HMK'nın "ön incelemenin kapsamı" başlıklı 137. maddesinde "dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, 138. maddesi dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verileceği, gerektiği takdirde bu konuda karar verilmeden önce, tarafların ön inceleme duruşmasında dinlenebileceği, ön inceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyebileceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar ile sınırlı olmak üzere tanık dinleme, belge inceleme, bilirkişi görüşü alma, keşif yapma ve yemin teklif etme gibi işlemler yapılabilir, ancak tahkikata yönelik işlemler yapılamaz. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez (md. 137/2, md 320/3).

 

Basit yargılama usulünde ise yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri basitleştirilmiştir. HMK/nın 320/1. maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir. Eğer, dosya üzerinden karar verilmesi mümkünse (örneğin, geçici hukuki korumalarda), taraflar duruşmaya çağrılmadan sadece dilekçe ve delilleri dikkate alınarak karar verilebilir (m. 320/1). Dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hâkim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür (m. 320/2). Tahkikat tamamlandıktan sonra yargılama usulünde olduğu gibi ayrıca sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir; bunun için ayrıca süre verilmez. Hâkim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder (m. 321/1). Bununla birlikte HMK'nın 27. Maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuk dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Şu halde, dava şartları ve ilk itirazla sulhe teşvik gibi konular ön inceleme safhasında mutlaka tutanağa geçirilip ön inceleme aşamasının icrası ve dairemizin uygulamasına göre duruşma açılması zorunludur. Bu nedenle ve ayrıca tarafların hukuki dinlenilme hakkı bağlamında da duruşma yapılması kural olup, mahkemece tarafların iddia ve savunmalarının toplanarak duruşma açılması ve tarafların açıklamaları dinlenildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirir.

 

Öte yandan, dava dilekçesinde nelerin yer alması gerektiği hususu 6100 sayılı HMK'nın 119. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. 2. fıkrasında ise birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, eksikliğin tamamlanması için bir haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, HMK.nın 119/2 maddesinin de; a, d, e ve f bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde bir haftalık kesin süre verileceği, diğer bentlerdeki eksikliğin ise her zaman giderilebileceği şeklinde anlaşılması gerekmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.05.2014 -2013/5-1467 E. 2014/628K.)

 

Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, davacının bankadan çektiği konut kredisi nedeniyle kendisinden haksız alınan masrafın iadesine yönelik işbu davayı açarken; kredi nedeniyle alınan kullan-dırım masrafı, yeniden yapılandırma masrafı, ipotek fek ücreti, hesap işletim ücreti gibi masrafların adlarını da belirttiği, ihtilafın tüketici sözleşmesinden kaynaklanması karşısında somutlaştırma yükümlülüğünün ne şekilde yerine getirilmediği karar yerinde yeterince açıklanmamıştır. Somutlaştırma yükümlülüğü ispatın genel hükümleriyle ilgili bir kavramdır. Davanın tek malzemesi kredi sözleşmesi olup banka teknolojisinde gelinen aşamaya göre davalı bankaya müzekkere yazılması halinde TC kimlik numarasından bilgilere ulaşılması mümkündür. Kaldı ki maddi vakıaya göre davacı iddia yükü altında ise de tüketici olması nedeniyle ispat yükü altında değildir. Dava konusunun açıkça belirlenmesi; banka uzmanları tarafından hazırlanmış bir kredi sözleşmesinde yazılı karmaşık faiz hesaplarının, vergi masraf ve fon ilavelerinin anlaşılması gerçekten güçtür. İçine kolaylıkla nüfuz edilemeyen karmaşık kredi sözleşmelerine bağlı olarak alınan masrafların detaylı açıklanması alanında uzman bilirkişi incelemesiyle mümkün olacaktır. Bu durumda isteğin belirsiz alacak davası olarak açılmasın da yasal bir engel bulunmamaktadır. Şurası da bilinmelidir ki dava dilekçesi davalı bankaya da tebliğ edilmiş olsaydı kredinin çekilip çekilmediği ve buna ilişkin evrakın davalı tarafından gönderilmesinin mümkün olacağı gözardı edilmemelidir. Bununla birlikte HMK'nın 31. maddesinde hâkimin davayı aydınlatma görevi düzenlenmiş olup "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." hükmü mevcuttur. 0 halde dilekçe teatisinden sonra hâkim HMK'nın 31. maddesi uyarınca dilekçelerde yazılı vakıalarla ilgili müphem gördüğü hususları davacıya açıklattırmalıdır. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan hukuki esaslar göz önünde bulundurulmaksızın, duruşma açılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirir.

 

2-                   Bozma nedenine göre, davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına (BOZULMASINA), sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 17.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 20.01.2015 14:34
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177