30 Aralık 2014 Salı 17:06
Güncel Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları
 T.C.
YARGITAY
Beşinci Hukuk Dairesi
E: 2014/14189
K: 2014/25072
T: 05.11.2014

  • Kamulaştırılan Taşınmazın Kamu Hizmetlerine Tahsis Edilme Lüzumunun Ortadan Kalkması
  • Taşınmazın Hak Sahiplerine Devri
  • Hak Düşürücü Süre

Özet:
Kamulaştırılan taşınmazın, kamu hizmetlerine tahsis edilme lüzumunun ortadan kalkması ile, mal sahiplerinin yasadan kaynaklanan geri alabilme yetkilerini kullanabilmeleri için, beş yıllık hak düşürücü süre öngörülmüş olup, kamulaştırmanın kesinleştiği 1998 yılından davanın açıldığı tarihe kadar bu süre dolduğundan, taşınmazın üçüncü şahıslara satılması nedeniyle  davacının uğradığı zararın tazminine ilişkin talep reddedilmelidir.
(2942 s. Kamulaştırma K. m. 22 [6552 s. Yasa ile değişik])
(2942 s. Kamulaştırma K. m. 23, geçici m. 9)

Taraflar arasındaki kamulaştırma yolu ile idareye devredilen ancak, davalı tarafından imar planları değiştirilerek dava dışı üçüncü şahıslara satılan taşınmazla ilgili olarak belediyece yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğu iddiası İle, uğranılan zararın, davacılara ödenen kamulaştırma bedeli düşüldükten sonra taşınmazın gerçek değerinin hesaplanılarak davacılara ödenmesi suretiyle tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı idare vekilince verilen dilekçe ile İstenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, kamulaştırma yolu ile idareye devredilen ancak, davalı tarafından İmar planları değiştirilerek dava dışı üçüncü şahıslara satılan taşınmazla ilgili olarak belediyece yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğu iddiası ile uğranılan zararın, davacılara ödenen kamulaştırma bedeli düşüldükten sonra taşınmazın gerçek değerinin hesaplanılarak davacılara ödenmesi suretiyle tazmini istemine İlişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen 29.06.2011 tarihli ilk karar Dairemizce "Dava konusu taşınmazın anlaşma yoluyla kamulaştırıldığı ve ferağ verilmek suretiyle davalı idareye devredildiği, Kamulaştırma Kanununun 8. mad-desi uyarınca taşınmaz maliki ile varılan uzlaşma sonucu yapılan kamulaştırmalara karşı dava açılamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi ..." gerektiğinden bahisle bozulmuş, bu karara karşı mahkemece, önceki karardaki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan inceleme sonucu verilen 27.11.2013 gün ve 2013/5-381-1597 sayılı kararda "...Yerel mahkemece, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8. maddesinin somut olayda uygulama yerinin bulunmadığına ilişkin direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilerek bu yöne ilişkin direnme kararının onanma-sına, ne var ki somut olayda değerlendirilmesi gereken 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 22. ve 23. maddeleri özel Dairece incelenmediğinden, davalı idare vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için, dosyanın 5. Hukuk dairesine gönderilmesine ..." karar verilmiştir.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; 1/1000 ölçekli imar planında park ve spor alanı olarak ayrılan dava konusu 705 parsel sayılı taşınmazın, Gaziantep Büyükşehir Belediye Encümeninin 27.01.1998 tarihli encümen kararına istinaden kamulaştırılıp, taşınmaz maliki olan davacılarla varılan uzlaşma sonucunda tarihinde bedeli karşılığında davalı idareye devredildiği, ancak davalı belediyece 20.07.1998 tarihinde yapılan plan tadilatı ile dava konusu taşınmazın imar planındaki kullanımının Merkezi İş Alanı (Ticari alan) olarak değiştirilip, 02.11.1998 tarihinde yapılan ihale ile dava dışı üçüncü şahıslara satıldığı anlaşılmıştır.
Somut olaydaki uyuşmazlık, kamulaştırılan taşınmazın, kamu hizmetlerine tahsis edilme lüzumunun ortadan kalkması üzerine üçüncü şahıslara satılması nedeniyle davacının uğradığı zararın tazminine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmakta olup, 4650 sayılı Yasa ile Değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun "Vazgeçme, İade ve Devir" kenar başlığını taşıyan ve 13.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Yasa ile değiştirilen 22. maddesinde "Kamulaştırmanın kesinleşmesinden sonra, taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde, keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulur. Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malı geri alabilir. İade işleminin kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmesinden sonra bir yıl içinde gerçekleşmesi halinde kamulaştırma bedelinin faizi alınmaz. Bu madde hükümlerine göre taşınmaz malı geri almayı kabul etmeyen mal sahibi veya mirasçılarının 23. maddeye göre geri alma hakları da düşer. Bu madde hükümleri, kamulaştırmanın kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl geçmiş olması halinde uygulanmaz." Hükmü yer almakta olup, söz konusu maddede kamulaştırılan taşınmaza ihtiyacı kalmayan idarenin, kamulaştırmadan sonraki davranışları düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere, hak düşürücü süreler yasalar ve sözleşme ile belirlenen bir sürenin geçmesiyle sadece dava hakkını değil bizzat hakkın kendisini ortadan kaldıran ve hakim tarafından resen nazara alınması gereken süreler olup, bu süreler, hukuki güvenliğin ve istikrarın sağlanması amacına hizmet eder.
Yukarıda açıklandığı üzere Kamulaştırma Kanununun 22. Maddesine 13.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Yasa ile eklenen ve Kamulaştırma Kanununun geçici 9. maddesi ile devam eden davalarda da uygulanması benimsenen üçüncü fıkra ile kamulaştırılan taşınmazlara, bu işlemin kesinleşmesinden itibaren kamu hizmetine tahsisi lüzumu kalmaması halinde mal sahiplerinin yasadan kaynaklanan yetkilerini kullanabilmeleri için beş yıllık hak düşürücü süre öngörülmüş olup, somut olayda, kamulaştırmanın kesinleştiği 1998 yılından davanın açıldığı tarihe kadar bu sürenin dolması nedeniyle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden,
Davalı idare vekilinin temyiz itirazları doğrultusunda hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hâzineye irad kaydedilmesine, 05.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.



T.C.
YARGITAY
Altıncı Hukuk Dairesi
E: 2013/11942
K:2014/588
T:21.01.2014

  • Kiralananın Kullanıma Uygun Hale Getirilmesi
  • Kira Sözleşmesinin Feshi
  • Peşin Ödenen Kira Parasının İadesi

Özet:
Kiralananın kullanıma uygun hale getirilmesi için, yapılması gereken işlerle ilgili taraflar arasında imzalanan protokolde kiracının kendisine tanınan, tamamlanamayan işlerle ilgili yetkiyi kullanmaması, kiracı aleyhine hukuki sonuç doğurmaz.
Tadilat projesinin alınmaması ve eksik işlerin belirtilen tarih itibariyle tamamlanmamış olması davalı kiralayan yönünden sözleşmenin ihlali niteliğindedir. Tarafların yapılması taahhüt edilen işleri kesin vadeye bağlamadığı hallerde ihtar söz konusu olup, bu işlerin tadilat projesi ile birlikte en geç 26.09.2008 tarihine kadar tamamlanması taahhüt edildiğinden, davacının feshi haklı nedene dayanmaktadır. Peşin ödenen kira parasından fesih tarihinden sonraki kısmın iadesi talebi, akdin ileriye dönük feshi sonucunu doğurur. İdari bina inşaatının kararlaştırılan tarihe kadar tamamlanamamış olması kiracı yönünden haklı fesih nedenini oluşturmakta ise de, kiracının feshe bağlı tazminat istekleri menfi zarara ilişkin olup, müspet zarar istemi olmadığından tazminat isteminin bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekir.
İadesine karar verilen kira parasına ilişkin olarak, kiracı kiralananı usulüne uygun tahliye ve teslim etmedikçe kira borcu ile sorumlu olacağından, teslim borcunu yerine getirdiği tarih itibariyle tutarın hesaplanması gerekir.
(6098 s. TBK m. 298 vd.)

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar, davalı ve davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kira sözleşmesinin feshi, feshe bağlı tazminat, peşin ödenen kira parasının fesihten sonraki kısmının iadesi ve depozito bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece iade taleplerinin kabulüne tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir
2- Davacı vekilinin feshin haklı nedene dayandığı ve fesih talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiğine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davada dayanılan ve hükme esas alınan 25.06.2008 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kiralanan taşınmaz sözleşmede belirtildiği hali ile; "inşaat ruhsatı ile yapılmakta olan depolama kompleksi" niteliğinde olup lojistik merkezi olarak kullanılmak üzere davacı tarafından kiralanmıştır. Tarafların mutabakatına dayalı olarak kiralanan taşınmaz 31.07.2008 tarihinde bir tutanakla kiracıya teslim edilmiştir. Bir yıllık kira bedeli olan 980.226 TL ve depozito bedeli olan 230.000 Euro'nun davacı tarafından davalıya peşin olarak ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. Kiralanan teslim alındığı hali ile kullanıma uygun olmadığından kullanıma uygun hale getirilmesi için yapılması gereken işler taraflar arasında imzalanan "Ek-2" başlıklı protokolde belirtilmiştir. Söz konusu protokolde sayılan işlerin kiralayan tarafından en geç 26.09.2008 tarihine kadar tamamlanarak kiracıya teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Kiraya verenin yapmayı taahhüt ettiği işler arasında üç katlı idari bina inşası da yer almaktadır. Protokolde ayrıca süresinde tamamlanamayan işlerle ilgili olarak kiracının, yazılı ve sözlü ihtara gerek kalmaksızın kiralayanı işten el çektirilerek ve belirtilen işleri kiralayan hesabına yapabileceği, yapmış olduğu harcama ve her türlü zararını da kiralayandan isteyebileceği kararlaştırılmıştır. Davacı, Ek-2'de belirtilen işlerin taahhüt edilen tarihten uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen tamamlanmadığını, tamamlanmasının da mümkün olmadığını, deponun büyüklüğünün sözleşmedeki miktardan daha düşük olduğunu belirterek sözleşmeyi 30.04.2009 tarihi itibariyle feshettiğini bildirmiştir. Davacı tarafından fesih tarihi itibariyle kiralananda yaptırılan delil tespitinde; idari binanın çelik karkasının mevcut olduğu ve henüz tamamlanmadığı, ofis binasının yapıldığı yerin mimari projede tuvalet ve soyunma odası olarak gözüktüğü ve deponun toplam büyüklüğünün sözleşmedeki gibi 7.100 m2 olmayıp 5.916 m2 olduğu tespit edilmiştir.
Davacı, kiralananın kullanıma uygun bir halde teslim edilmediği, sözleşmenin eksik işlerin tamamlanması şartına bağlı olarak kurulduğu, şart gerçekleşmediğinden sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğu iddiasındadır.
Davalı ise eksik işlerin tamamlanmamasının davacının kusurundan ileri geldiğini, sözleşmeye göre kiracıya bu işleri tamamlama yetkisinin verildiğini, davacının Midi kusuruna dayalı olarak fesih ve tazminat isteyemeyeceğini savunmuştur. Kiralanan taşınmazın mevcut hali ile 31.07.2008 tarihinde kiracıya teslim edildiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Kiralananın teslimi tarihinden sonra düzenlenen "Ek-2" başlıklı protokolde; kiraya verenin yapmayı taahhüt ettiği işler sıralanmış, süresinde tamamlanamayan işlerle ilgili olarak kiracıya, İm İşleri kiralayan hesabına bizzat tamamlama yetkisi tanınmıştır. Protokoldeki hüküm eksik işlerin tamamlanması yönünde kiracıya bir mecburiyet yüklememekte olup kiracının protokolde kendisine tanınan yetkiyi kullanmaması kiracı aleyhine hukuki sonuç doğurmaz. Davacının Gebze Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/91 D.iş sayılı dosyası üzerinden yaptırdığı delil tespitinde; 26.09.2008 tarihine kadar yapılması taahhüt edilen idari bina inşaatının tespit günü olan 10.04.2009 tarihi itibariyle kararlaştırılan seviyeye ulaşmadığı gibi, yapılması taahhüt edilen ofis binasının taşınmazın onaylı mimari projesinde yer almadığı belirlenmiştir. Dosyaya sunulan 15.03.2012 havale tarihli bilirkişi raporunda da benzer hususlara değinilmiş olup onaylı inşaat projesinde yer almayan ofis binasına ilişkin tadilat projesinin taahhüt edilen süreden çok sonra 09.06.2009 tarihinde alındığı belirtilmiştir. Onaylı inşaat projesinde yer almayan tadilat ve değişikliklerin gerçekleştirilmesi için tadilat projesi zorunlu olup Ek-2 protokolde idari büroya ilişkin projenin en kısa sürede alınıp inşaat işlerinin bitirilmesi kiraya verenin sorumluluğundadır. Tadilat projesinin alınmaması ve eksik işlerin belirtilen tarih itibariyle tamamlanmamış olması davalı kiralayan yönünden sözleşmenin ihlali niteliğindedir. Davalının sözleşmede taahhüt ettiği işlere yönelik olarak kendisine uygun bir süre tanınmadığını öne sürmüş ise de tarafların kesin vadeye bağlanmadığı hallerde ihtar söz konusu olup somut olayda yapılması taahhüt edilen işlerin tadilat projesi ile birlikte en geç 26.09.2008 tarihine kadar tamamlanması taahhüt edildiğinden davalının bu hususa yönelik savunması yerinde değildir. Bu yönüyle davacının feshinin haklı nedene dayandığının kabulü gerekir. Davadaki istek peşin ödenen kira parasından fesih tarihinden sonraki kısmının iadesine ilişkindir. Davacının bu talebi akdin ileriye dönük feshi sonucunu doğurur. Kiracının fesih nedeni olarak ileri sürdüğü sebepler arasında yer alan idari bina inşaatının kararlaştırılan tarihe kadar tamamlanamamış olması kiracı yönünden haklı fesih nedenini oluşturmakta ise de kiracının feshe bağlı tazminat istekleri menfi zarara ilişkin olup müspet zarar istemi de olmadığından tazminat isteminin bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece belirtilen bu hususlar göz ardı edilerek davacının feshinin haklı gerekçeye dayanmadığından bahisle, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
 3- Davalının iadesine karar verilen kira parasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davalı vekili; kiralananın usulüne uygun olarak tahliye ve teslim edilme-diğini, tek yanlı fesih ihtarının yeterli olmadığını, iadesi gereken tutarın teslim tarihine göre belirlenmesi gerektiğini temyiz konusu yapmıştır. Taraflar arasında 25.06.2008 başlangıç tarihli kira sözleşmesi imzalanmasını müteakip demirbaşları ile birlikte kiralanan 31.07.2008 tarihli tutanakla kiracıya teslim edilmiştir. Bu tarih itibariyle kiracının fiili hakimiyetine geçen taşınmaza ilişkin olarak keşide edilen fesih ihtarı tek başına akdi ilişkiyi sonlandırmak için yeterli değildir. Kiracı kiralananı usulü dairesinde kiraya verene teslim ve iade borcu altındadır. Kiracı kiralananı usulüne uygun tahliye ve teslim etmedikçe kira borcu ile sorumludur. Davacı 02.05.2008 tarihinde tebliğ ettirdiği fesih ihtarında kiralananın demirbaşları ile birlikte teslim alınmasını ihtar etmiş ise de teslim olduğunu kanıtlayabilmiş değildir. Bu durumda kiralananın 09.06.2009 tarihinde davalının mecurda yaptırdığı delil tespiti tarihinde onun fiili hakimiyetine geçtiğinin kabulü gerekir. Mahkemece davacının teslim borcunu 09.06.2009 tarihi itibariyle yerine getirdiğinin kabulü ile iadesine karar verilen tutarın buna göre hesaplanması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428. maddesi uyarınca hükmün (BOZULMASINA), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 21.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
 
T.C.
YARGITAY
Altıncı Hukuk Dairesi
E: 2014/9045
K:2014/12983
T: 25.11.2014

  • Kiralanana Yapılan İyileştirme Bedelleri
  • Kira Bedellerinin İstirdadı
  • Taşınmazın Kiralandıktan Sonra Ayıplı Hale Gelmesi 
  • Sözleşmenin Feshi

Özet:
Bir yıl süreli iki adet kira sözleşmesi ile davacı ta-ınmazları dil kursu açmak için kiralamış olup, taşınmaz kiralandıktan sonra ayıplı hale gelmiş ise, kiracı kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıplı oranda indirimde bulunmasını isteyebileceği gibi, önemli ayıp halinde sözleşmeyi feshedebilir.
Davacı, binanın deprem riski taşıdığından ruhsat alamadığını beyan etmesine rağmen, bu konuda belediyeye yapılmış bir müracaat bulunmamaktadır. Davacı davalıya ihtarda bulunarak binanın ruhsat alabilecek duruma getirilmesini, getirilmediği takdirde yapılan imalat bedellerinin ödenmesini istemiş, sözleşmeyi feshettiğini bildirmemiştir. Taşınmaz tahliye edilip anahtarlar teslim edilmeden kiralanana yapılan kalıcı ve faydalı masrafların istenmesi mümkün değildir.
(6098 s. TBK m. 305, 306)

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tazminat davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalılar ve davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davacı vekili geldi. Davalı taraftan gelen olmadı. Hazır bulunanın sözlü beyanı dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiralanana yapılan iyileştirme bedelleri ve ödemiş olduğu kira bedellerinin istirdadına ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde 01.10.2012 tarihli iki ayrı sözleşme ile davalılara ait 3/4 ve 3/5 nolu dairelerin dil kursu açmak için kiralandığını, kiralamak için 2.500 TL emlakçıya her iki daire için dört aylık kira bedeli 13.200 TL ve dört aylık aidat olarak 4.80.-TL, her iki daire için 2.400 TL güvence parası elektrik, su ve apartman için 500 TL ödediğini, ayrıca taşınmazın kullanım amacına uygun hale getirilmesi için yapılan masrafların Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/59-58 D. İşler sayılı dosyasında 36.831.-TL tespit edildiğini, tespitin dışında 28.580.-TL masraf yapıldığını, binanın deprem hasarlı ve yıkılma riski nedeniyle ruhsat alınamadığını, gizli ayıbın davalılara bildirildiği halde bir işlem yapmadıklarını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000. -TL kazanç kaybı, 25.000.-TL de manevi tazminatın reeskont faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise savunmasında; Binanın 1999 yılı depreminde zarar görmediği gibi hasarlı da olmadığının valilik yazısı ile belli olduğunu, davacının belediyeye ruhsat için bir başvurusu olmadığını, aynı yerin davacıdan önce başka bir kişiye kiraya verildiğini ve belediyeden ruhsat aldığını, davalı ancak aktin hitamı ile birlikte ancak kalıcı masrafları isteyebileceğini, taşınmazın henüz tahliye edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Hükme esas alınan 01.10.2012 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli iki adet kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmeden, davacının taşınmazları İngilizce dil kursu açmak için kiraladığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın kiralandıktan sonra ayıplı hale gelmesi hali, TBK. 305 ve 306. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddelere göre kiralanan sonradan ayıplı hale gelmiş ise kiracı kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıplı oranında indirimde bulunmasını, önemli ayıp halinde ise sözleşmeyi fesih etme hakkı vardır. Davacı binanın deprem riski taşıdığından bahisle ruhsat alamadığını beyan etmiş ise de, bu konuda belediyeye yapılmış bir müracaatı veya talebinin belediyece reddine ilişkin bir yazıya dosya içinde rastlanılmamıştır. Öte yandan davacı kiracının, akdi feshettiğine ilişkin bir ihtarda bulunmamaktadır. Davacı 07.03.2013 keşide ve 08.03.2013 ve 12.03.2013 tebliğ tarihli ihtarla binadaki ayıbın bulunduğu ve ruhsat alamadığını, yedi gün içinde ruhsat alabilecek duruma getirilmesini, getirmediği takdirde yapılan imalat bedellerinin ödenmesini istemiş, sözleşmeyi feshettiğini bildirmemiştir. Öte yandan yargılama sırasında taşınmaza ait anahtarların teslim edildiğine ilişkin bir belge sunulmadığı gibi, davacı kiracı taşınmazı bırakıp terk ettiğini belirtmiştir. Davalılar vekilinin temyiz dilekçesi ekinde ibraz edilen, Bolu 6. Noterliğinin 14.06.2013 tarihli tutanakta, kiralanana ait anahtarların 14.06.2013 tarihinde teslim edildiği anlaşılmaktadır. Taşınmaz tahliye edilip anahtarlar teslim edilme-den kiralanana yapılan kalıcı ve faydalı masrafların istenmesi mümkün değildir. Her dava açıldığı tarihteki duruma göre yürütülür. Dava, anahtar teslim edilme-den önce 22.03.2013 tarihinde açıldığına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
 
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428. maddesi uyarınca hükmün (BOZULMASINA) ve bozma m ilenine göre davacı vekilinin temyiz isteminin bu aşamada incelemesine yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine "25.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 30.12.2014 17:10
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol