25 Aralık 2014 Perşembe 17:05
Güncel Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları
 T.C.
YARGITAY
Birinci Hukuk Dairesi
E:2013/20242
K:2014/7808
T:15.04.2014

  • Ehliyetsizlik Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptal Tescil
  • Akıl Hastalığı
  • Bilirkişi Zorunluluğu

Özet: Bilirkişinin oy ve görüşü hakimi bağlamaz ise de, akıl hastalığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, Türk Medeni Kanun 'unda akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceği öngörülmüştür.
Davacı vasisi, davacının geçirdiği ameliyat nedeniyle Adli Tıp Kurumu ’nda bulunamadığını bildirmiş olup, mahkemece davacının mevcut durumunun Adli Tıp Kurumu 'na gönderilmesine uygun olup olmadığı değerlendirilmeli, gidemeyecek durumda ise; doktor raporları, gözlem kağıtları, film grafileri ile davacı tarafın sunacağı tedavi evrakları Adli Tıp Kurumu ’na gönderilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
(6100 s. HMK m. 282)
(4721 s. MK m. 409/2)

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Asıl ve birleşen dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davanın ehliyetsizlik iddiasına dayanılarak bizzat davacı tarafından vekili aracılığıyla açıldığı, yargılama sıra-sında Adana 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 03.06.2010 tarih 2008/1671 E. ve 2010/1593 K. sayılı ilamı ile vesayet altına alındığı, mahkemece İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu'ndan iki kez randevu alındığı, bu hususta dava-cıya verilen kesin süreler nedeniyle ara kararın yerine getirilmediği, davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, ehliyetsizlik iddiasında tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin "oy ve görüşü" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesinden rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda; davacı vasisi, davacının 11.03.2013 tarihinde Acil Koroner Arter Hastalığına bağlı geçirdiği By-Pass ameliyatı nedeniyle Adli Tıp Kurumunda bulunamadığını bildirip, 11.03.2013 ve 06.05.2013 tarihli 2'şer ve 1' er aylık raporları dosyaya sunmuş, mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler gözetilmeksizin bu haliyle karar verilmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa hükümleri çerçeve-sinde bir araştırma yapılarak, davacının mevcut durumunun Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesinin uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, gidemeyecek ise doktor raporları, gözlem kağıtları, film grafileri ile davacı tarafın sunacağı diğer tedavi evraklarının toparlanıp hep birlikte Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile karar verilmiş olması doğru değildir. 
Davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü, (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



T.C.
YARGITAY
Birinci Hukuk Dairesi
E: 2014/1026
K: 2014/8020 
T: 17.04.2014

  • Ecrimisil 
  • Haksız İşgal
  • Davalının Taşınmazı Kullanımının Muvafakate Dayalı Olması
Özet:  Ecrimisil, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın giderilmesi gerekir..
Taşınmazda paydaş olmayan davalının maliklerden olan diğer davalı çocukları ile birlikte oturması, davacıların bu şekildeki kullanıma dava tarihine kadar itiraz etmemeleri nedeniyle, davalının taşınmazı kullanımının muvafakate dayalı olduğu ve dava açılmakla muvafakatin geri alındığı kabul edilmeli, davalı haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisilden sorumlu tutulmamalıdır.
(4721 s. MK m. 683)
(6098 s. TBK m. 246)
Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemen- davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı Gülizar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 4063 parsel sayılı taşınmazdaki binanın zemin katını 1995 tarihinden itibaren davalıların kullandıklarını, birinci katını İse eşya koymak suretiyle tasarruf ettiklerini, taşınmazdan payları oranında yararlanamadıklarını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Davalılar ise, dava konusu taşınmazın zemin katını öncesi ahır iken davacıların muvafakati ile mesken haline getirip uzun süredir kullandıklarını, birine l katın davacı Fatma'nın kullanımında olup, tasarruflarının söz konusu olmadığını davalı Gülizar'ın taşınmazda paydaş olmamakla birlikte diğer davalıların annesi olup çocukları ile birlikte oturduğunu, intifadan men koşulunun gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 4063 parsel sayılı taşınmaz miras bırakan Ali adına kayıtlı iken murisin 01.05.1997 tarihinde ölümü ile mirasçıları olan davacılar ve davalı Gülizar dışındaki davalıların 08.11.2004 tarihinde intikal yaptırdıkları ve taşınmazda elbirliği halinde malik oldukları davalı Gülizar'ın ise kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin ta-rafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgal-den doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nın 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)
Somut olayda, dava konusu edilen taşınmazı miras bırakan Ali, eşi davacı Fatma, oğulları davalıların murisi Ali ve davalılar hep birlikte ikamet olarak kullanmakta iken oğul Ali'nin ölümü ile davalıların zemin kata yerleştikleri, muris Ali'nin de ölümü ile davacı Fatma'nın bir süre taşınmazın birinci katında oturmaya devam ettiği, daha sonra kızı davacı Bediha'nın yanında kalmaya başladığı, davalıların ise muris Ali'nin ölüm tarihi olan 01.05.1997 tarihinden beri zemin katını davacıların muvafakati ile dava tarihine kadar kullandıkları, davalı Gülizar'ın taşınmazda paydaş olmamakla birlikte maliklerden olan diğer davalı çocukları ile birlikte oturduğu davacıların bu şekildeki kullanıma dava tarihine kadar itiraz etmedikleri, taşınmazda ortaklığın giderilmesine yönelik Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen 2007/1022 esas sayılı davayı da eldeki davanın davalılarının 05.06.2007 tarihinde açtıkları görülmektedir.
Öyle ise, davalı Gülizar'ın taşınmazı kullanımının muvafakate davalı olduğu dava açılmakla muvafakatin geri alındığı kabul edilmelidir. Davanın açıldığı tarihe kadar davalı Gülizar'ı haksız işgalci olarak kabul etmek imkansız olup, haksız işgalcinin taşınmazı kullanmasından dolayı ödemekle mükellef olduğu haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisilden anılan davalının sorumlu tutulması da mümkün değildir.
Hal böyle olunca; davalı Gülizar hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi, davacıların paylarına isabet eden bilirkişilerce belirlenen ecrimisilin tamamının davalı Gülizar'dan tahsiline karar verilmiş olması da doğru değildir.
Davalı Gülizar'ın bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü İle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi



T.C.
YARGITAY
İkinci Hukuk Dairesi
E:2014/1592
K: 2014/17457
T: 16.09.2014
  • Genel Boşanma Sebepleri/Özel Boşanma Sebepleri
  • Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması
  • Zina
Özet: Zina özel boşanma sebebi olup, gerçekleştiğinde evlilik birliğini derin ve onarılamaz bir şekilde sarstığı kabul edildiği için, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı araştırılmamakta, olayların ispatlanması halinde af veya dava hakkı düşmedikçe boşanmaya karar verilmektedir.
Davacı-karşı davalı kocanın sübut bulan zinası sebebiyle boşanma davasının kabulü gerekirken, karşı davada da TMK’nın 166/1 -2 maddesi gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma kararı verilmesi isabetsizdir.
(4721 s. MK m. 161, 162, 163, 164, 166)
Taraflar arasındaki "boşanma" ve davalı tarafından açılan "karşı boşanma" davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm, davacı-karşı davalı (koca) tarafından; karşı boşanma davası, ağır kusurlu kabul edilmesine ilişkin gerekçesi, karşı davacı (kadın) yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden, davalı-karşı davacı (kadın) tarafından ise; kendi davasındaki boşanma kararının gerekçesi, lehine hükmedilen tazminatların miktarı, velayetine bırakılan çocuk için tayin edilen iştirak nafakası miktarı ve yoksulluk nafakası talebinin reddi yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 16.09.2014 günü duruşmalı temyiz eden davacı-karşı davalı Yurdal vekili ve karşı taraf duruşmalı temyiz eden davalı-karşı davacı Ivana ile vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delilerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle, davacı-karşı davalı (koca), boşanma talebini; eşinin, iş ortağı erkekle ilişkisi olduğunu ileri sürerek, "haysiyetsiz hayat sürme" ve "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" hukuki sebeplerine dayandırmış olması karşısında, davalı-karşı davacı (kadın)'ın gerçekleşen eyleminin Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan "haysiyetsiz hayat sürme" niteliğinde olmayıp, aynı Yasanın 166/1. maddesi gereğince boşanma sebebi olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kocanın; gerçekleşen ve mahkemece de sabit görülen eylemleri nazara alındığında, evlilik birliğinin ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak derecede temelinden sarsılmasında, baskın ve ağırlıklı kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, davacı-karşı davalı (koca)'nın, kadının karşı boşanma davasının reddi gerektiği yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi, kadın lehine maddi ve manevi tazminat takdir edilirken, kadının açıklanan müterafık (birlikte) kusuru ve tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumlarının mahkemece dikkate alınmış olması karşısında, kocanın bu yönlere ilişkin temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
2- Karşı davacı (kadın)'ın temyiz itirazlarına gelince:
Karşı boşanma davası, Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde yer alan "zina", 162., maddesinde yer alan "onur kırıcı davranış", 163. maddesinde düzenlenen "haysiyetsiz hayat sürme" ve 166/1. maddesinde yer alan "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" sebeplerine dayanmaktadır. Zina (TMK. m. 161), eşlerden birinin diğerinin hayatına kast etmesi veya pek kötü davranması ya da ağır derece onur kırıcı davranışta bulunulması (TMK. m. 162) ve Türk Medeni Kanununun 164. maddesinde düzenlenen terk, yasal koşullar gerçekleştiğinde başkaca hiçbir şey aranmaksızın mutlak olarak boşanmayı sağladığı için özel boşanma sebepleridir. Bu olaylar özel boşanma sebebi kabul edilmekle, evlilik birliğinin derin ve onarılamaz bir şekilde sarstığı yasa koyucu tarafından baştan karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine dolayısıyladır ki, ayrıca evlilik birliğinin İnmelinden sarsılmış olup olmadığı araştırılmamakta, olayların ispatlanması halinde (af veya dava hakkı düşmedikçe) boşanmaya karar verilmektedir. Bunlardan terk dışındaki 161 ve 162. maddede yer alan ilk ikisi, aynı zamanda Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde düzenlenen genel boşanma sebebini de oluşturur. Başka bir ifade ile zina, hayata kast, pek kötü davranma veya ağır derede onur kırıcı davranışla karşılaşan eş, dilerse bu özel sebeplerden birine ya da bir kaçına, dilerse genel boşanma sebebine dayanarak boşanma davası inebileceği gibi, özel ve genel nitelikte sebeplerinden ikisine birlikte dayanarak da boşanma talep edebilir. Bu son halde, kanundaki özel boşanma sebebi ispatlanmış ise, af veya dava hakkının düşmesi gibi bir durum da söz konusu değilse, özel sebebe dayanılarak boşanma kararı verilmek gerekir. Davacı-karşı ı İn vali (koca)'nın; birden fazla kadınla cinsel ilişkide bulunduğu, bu kadınlarla yatlarda ve barlarda sık sık birlikte olduğu; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece de bu hususlar sabit kabul edilmiştir. Gerçekleşen bu eylemler "zina" niteliğindedir. Öyleyse, karşı boşanma davasının, kocanın sübut bulan zinası sebebiyle (TMK. m. 161) kabulü gerekirken, karşı davada da, sadece Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır. Kadının davasıyla ilgili verilen hükmün bu sebeple bozulması gerekiyor ise de, gösterilen gerekçe doğru olmasa bile verilen boşanma kararı sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olduğuna göre, karşı davanın kabul gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle hükmün onanma- m usulen imkan dahilinde olduğundan (HUMK m. 438/son) bozma yapılmamış, davalı-karşı davacı (kadın)'ın bu yöne ilişkin bozma isteği açıklanan sebeple yerinde görülmemiş, diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları da yersiz olup, sonucu I yıkımından usul ve yasaya uygun olan hükmün, kadının davası bakımından boşanma sebebi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Davacı-karşı davalı (koca)'nın temyiz itirazlarının yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple, davalı-karşı davacı (kadın)'ın temyiz itirazlarının ise yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple reddi ile temyiz edilen hükmün, karşı boşanma davasında mahkemece kabul edilen boşanma sebebinin "zina" (TMK. m. 161) olarak değiştirilmesi suretiyle sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olduğundan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/son maddesi gereğince (ONANMASINA), duruşma için takdir olunan 1.100.00 TL. vekalet ücretinin Yurdal'dan alınıp Ivana'ya verilmesine, onama harcının temyiz eden Yurdal'a yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 119.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının Ivana'ya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 25.12.2014 17:46
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol