Yeşim
Yeşim
22 Ekim 2015 Perşembe 20:04
TAHİR ELÇİ VAKASI

Tarihteki yerini alacak vakadır. Yalnızca bir baro başkanı hakkında yakalama kararı verilmesi yönüyle değil; ayrıca ve aslen Türk yargısını ve politikasını şekillendiren sosyal ve tarihsel unsurların gün yüzüne en belirgin olarak çıktığı bir vaka olması yönüyle de bu vaka tarihteki yerini alacaktır.

Meselenin ilk ayağı, irdelenmemesi halinde ikinci ve asıl olan ayağını kavrayabilmenin imkansız olması nedeniyle irdelenmesi gereken baro başkanı hakkında yakalama kararı verilmesidir.

Teknik detaylara girmeksizin ele alırsak olay gününden itibaren bir baro başkanını hakkında yakalama kararı verilmesi mevzuunun usul ve esas yönünden iki açıdan ele alındığını görmekte olduğumuzu belirtmek gerekir.

Bunlardan ilki meseleyi “Bir baro başkanının kaçma şüphesi olamaz.” argümanı etrafında şekillenen usule ilişkin ele alma şeklidir. Diğer meseleyi ele alma şekli ise “PKK bir terör örgütü değildir.” sözünün ileri sürdüğü tezi gerçeklikte bir temele oturtma/ma biçimine bürünen ele alma şeklidir.

Şüphesiz, işlem usule aykırıdır.

Asıl ve toplumsal sorunumuzun tam olarak kendini gösterdiği nokta da işte tam olarak budur. Usule aykırı bir işlem üzerine, dahası bu işlemin yargı erkinin kolları vasıtasıyla gerçekleştirilmesinin üzerine esasa ilişkin olarak değerlendirme yapılması dahi başlı başına masumiyet karinesine aykırıdır. Zira yasak bir yolda doğru adımlarla yürümek asla hedefe ulaştırmaz. Bu yüzdendir ki usul esastan önce gelir. Bu gerçekliğe rağmen esasa ilişkin Tahir ELÇİ’nin eylemini olumlamak şeklinde olsun veya olmasın, her ne yönde değerlendirme yapılırsa yapılsın bu daha o anda, eylemi mahkemece ve mahkeme olarak yargılamaktan başka bir işlev görmemektedir.

Vakanın Türk yargısını ve politikasını şekillendiren sosyal ve tarihsel unsurların gün yüzüne çıkması yönü bu iki ele alma şeklinin mesele karşısında ülkenin hukukçuları tarafından kullanılış biçimine bağlıdır.

Gerek sosyal medyada gerek yüzyüze diyaloglarda görülmektedir ki birçok hukukçu meseleyi esastan değerlendirmekte ve kimisi zıt fikir kimisi ise eylemin suç olmadığına ilişkin değerlendirmelerini beyan etmektedir. Oysa ki şu anda eylemin esasına değil; yargılamanın sıhhatine ilişkin bir işlem tesis edilmiştir. İşlemi bu yönüyle değerlendirmek yeterli ve hatta zorunluyken; eylemi esastan değerlendirmek; usule ilişkin işlemlerin değil esasın değerlendirildiği gözlemi nedeniyle yargı erkini keyfiliklerine alet etmek isteyenlerce usule aykırılıkların olumsuz yöntemle meşrulaştırılması sonucunu doğurmaktadır. Zira devlet ve onun bir parçası yargı sürekli olarak denetlenmelidir. Bu yüzdendir ki hukuk devleti denetimin en etkin biçimde gerçekleştirildiği bir devlet tarzıdır.

En başta hukukçuların, kendi okudukları ve yazdıkları kitaplarda yer alan, meclisin yasalarla düzenlediği ilkeleri, kuralları ve bakış açısını, hukuk nosyonunu koruması lazım gelir. Hukukçuların dahi meselenin esasına doğrudan, tabiri caizse balıklama atladığı bir ortamda; hiçbir şey üretemeyiz. Ancak ve ancak aynı çöplükte farklı çöpler bulmaktan ileri gidemeyiz.

Bu resim; bizlere şunu tekrar ve sert bir şekilde hatırlatmıştır ki; bir ülkenin insanı nasıl olursa avukatı, hakimi, savcısı, milletvekili, mühendisi, doktoru, çöpçüsü, inşaat işçisi de onun kodlarını taşır.

Bir ülkenin avukatı meselelere hangi bakış açısıyla ve ne şekilde yaklaşabilme kabiliyeti ve kapasitesine sahipse o ülkenin bireye yansıyan yönüyle uygulanan hukuku da o kabiliyet ve kapasiteye sahiptir.

Mesele, tarihteki yerini almıştır ve zihniyetimizi değiştirmezsek tarih bizi karanlık sayfalarına gömecektir.

Av.S.Deniz Çelikkaya

Bu makale kaynak gösterilmeden yayımlanamaz.

Son Güncelleme: 22.10.2015 20:08
Anahtar Kelimeler:
TAHİR ELÇİ VAKASI
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177