Mihriban
Mihriban
09 Ocak 2021 Cumartesi 14:44
İnançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/1416
K. 2020/3801
T. 7.9.2020

İNANÇLI İŞLEM HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL ( Birleştirilen Dava El Atmanın Önlenmesi ve Ecrimisil/Mahkemece Kısa Kararda El Atmanın Önlenmesi İsteği Yönünden Davanın Kabulüne Karar Verildiği Gerekçeli Kararda İse El Atmanın Önlenmesi Davası Yönünden Aslında Davanın Reddedileceği Ancak Kısa Kararda Hatalı Olarak Kabulü Yönünde Hüküm Kurulduğu Belirtilerek Kısa Karar İle Gerekçe Arasında Çelişki Yaratıldığı )

DAVA HARCININ YATIRILMAMASI ( Asıl Dava İnançlı İşlem Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Birleştirilen Dava El Atmanın Önlenmesi ve Ecrimisil - Birleştirilen Davanın Dava Değeri Gösterilmeden Açıldığı ve Harç Alınmaksızın Yargılamaya Devam Edilerek Hüküm Kurulduğu Bu Nedenle Mahkemece Davanın Harçsız Görülmesi Sonucunu Doğuracak Şekilde İkamesi ve Yürütülmesinin Yasal Olarak Olanaklı Olmadığı )

BİRLEŞEN DAVANIN DEĞERİ GÖSTERİLMEDEN AÇILMASI VE HARÇ ALINMAKSIZIN HÜKÜM KURULMASI ( Öncelikle Harçlar Kanununun 16. ve 30. Maddeleri Gereğince İşlem Yapılması Harç Tamamlandığı Takdirde Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

6098/m.97

492/m.16,30,32

6100/m.294,297,298

ÖZET : Asıl dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil; birleştirilen dava el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

1-Somut olayda, mahkemece; kısa kararda el atmanın önlenmesi isteği yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, gerekçeli kararda ise el atmanın önlenmesi davası yönünden aslında davanın reddedileceği ancak kısa kararda hatalı olarak kabulü yönünde hüküm kurulduğu belirtilerek kısa karar ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır.

2-Harçlar Kanunu harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini ve harcı yatırılmaması halinde de ne gibi bir işlem yapılacağını 30. ve 32. maddelerinde hükme bağlamıştır.

Ne var ki, birleştirilen dava, dava değeri gösterilmeden açılmış ve harç alınmaksızın yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmuştur. Bu nedenle mahkemece davanın harçsız görülmesi sonucunu doğuracak şekilde, ikamesi ve yürütülmesi yasal olarak olanaklı değildir.

Hal böyle olunca, asıl dava yönünden TBK.'nın 97. maddesi hükmü uyarınca işlem yapılması; birleştirilen dava yönünden ise, öncelikle Harçlar Kanununun 16. ve 30. maddeleri gereğince işlem yapılması, harç tamamlandığı takdirde bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali-tescil, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın kabulüne; birleştirilen davada el atmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine ilişkin olarak verilen karar asıl davada davalı(birleştirilen davada davacı) vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Asıl dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil; birleştirilen dava el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

Asıl davada davacı, maliki olduğu 4138 ada 4 parsel sayılı taşınmazda yer alan 1 numaralı bağımsız bölümü davalının bankadan temin edeceği kredinin teminatı olarak davalıya satış suretiyle devrettiğini, bir kısım kredi taksidinin kendisi tarafından, bir kısmının da davalı tarafça ödendiğini, davalının yatırmış olduğu kredi bedelini ödemeyi teklif etmesine rağmen davalının taşınmazı iadeye yanaşmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiş, birleştirilen davaya yönelik, iddiaların yersiz olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.

Davalı-birleştirilen davada davacı; çekilen kredi sebebiyle kendisinin mağdur olduğunu, davacının 1 yıl içinde kredi borcunu ödeyemediğini belirterek asıl davanın reddini savunmuş, birleştirilen davada ise davacının taşınmazda kira ödemeden haksız olarak kalmaya devam ettiğini ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve ecrisimil istemiştir.

Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “…Bilindiği ve 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme kararında belirtildiği üzere, değinilen türdeki bir dava ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Ancak, davacı bu tür bir delil bildirmiş değildir. Ne var ki, davacı dava dilekçesinde yemin deliline dayanmamakla birlikte 3.12.2011 tarihli oturumda yemin deliline de dayanmış, davalı buna karşı koymamış ve aynı oturumda teklif edilen yemini kabul ederek "davacının kendisini arayarak bankadan kredi alırsan evimin tapusunu sana vereceğim, sana olan borcumu da bir yılda ödeyeceğim dediğini, Oyakbank'tan 25.000 lira kredi aldığını, bu parayı davacıya verdiğini, davacının da evi sattığını, evin tapusunu üzerime aldıktan sonra 1 yıl muhafaza edeceğini, kredi borcu kapatıldığında tapunun iade edileceğinin kararlaştırıldığı" şeklinde yemin etmiştir. Davalının, ettiği yemin metninde taşınmazın davalıya alınan kredinin teminatı olarak verildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davalı tarafından bankadan alınan kredinin davacıya verilip verilmediğinin, kredi borcunun kim tarafından ödendiğinin, taşınmaz kaydına konulan ipotek bedelinin kim tarafından yatırıldığının açıklığa kavuşturulması, 818 Sayılı B.K'nin 81, 6098 Sayılı T.B.K.'nin 97. maddesi uyarınca davacının, davalıya ödemesi gereken bir bedel var ise mahkeme veznesine depo ettirilmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, asıl davanın kabulüyle tapu iptali ve tescile karar verilmiş; birleştirilen davada ise el atmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmiştir.

Asıl dava yönünden, hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde araştırma ve işlem yapılarak karar verildiğinden, davalının işin esası ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, Reddine.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ... A.'ın maliki olduğu dava konusu 1 numaralı bağımsız bölümü 20.06.2006 tarihinde davalı ...'a satış yoluyla devrettiği, davalı ... tarafından tarafından Oyakbank'tan 20.06.2006 tarihinde 96 ay vadeli 25.000,00 TL bedelli konut kredisi kullanıldığı ve banka lehine dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği; banka hesap hareketleri ve dekontlar incelendiğinde, toplamda 11.905,00 TL kredi bedelinin davacı tarafından ödendiği ve bu ödemenin davalının da kabulünde olduğu, yine davacı tarafından 06.10.2008 tarihinde kredi hesabına “şubeden yatan” açıklamasıyla 7.500 TL para yatırıldığı, davalı tarafından ise kredi kapama tutarı olarak toplam 21.073,96 TL bedelin ödendiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda; bozma ilamında da belirtildiği şekilde, kredi borcuna mahsuben davacı tarafından ödendiği anlaşılan toplam 19.405,00 TL ( 11.905 TL + 7.500 TL) bedel dışında kalan ve davalı tarafından yatırıldığı tespit edilen 21.073,96 TL bedel esas alınarak Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca mahkeme veznesine depo ettirilmesi için önel verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı olarak hesaplanan değer üzerinden depo kararı verilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Birleştirilen davaya gelince;

Bilindiği üzere, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 Sayılı HMK'nun 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu 6100 Sayılı HMK'nun 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.

Ne var ki, uygulamada 6100 Sayılı HMK'nun 294.maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.

İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.

Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesiyle HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargının,hakimin ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

10.04.1992 tarihli 1991/7-1992/4 Sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni oluşturacağı, bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydı ile karar verebileceği öngörülmüştür.

Somut olayda, mahkemece; kısa kararda el atmanın önlenmesi isteği yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, gerekçeli kararda ise el atmanın önlenmesi davası yönünden aslında davanın reddedileceği ancak kısa kararda hatalı olarak kabulü yönünde hüküm kurulduğu belirtilerek kısa karar ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır.

Diğer taraftan, gerek 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi, gerekse 1953 tarih 10/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istekli davalarda dava değerinin her üç isteğinin toplamından ibaret olacağı, belirlenen bu değer üzerinden Harçlar Kanunu'nun 26, 27, 28, 30 ve 32 maddelerinin öngördüğü şekilde işlemlerin yerine getirileceği ve gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır.

Harçlar Kanunu harç alınması veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini ve harcı yatırılmaması halinde de ne gibi bir işlem yapılacağını 30. ve 32. maddelerinde hükme bağlamıştır.

Ne var ki, birleştirilen dava, dava değeri gösterilmeden açılmış ve harç alınmaksızın yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmuştur. Bu nedenle mahkemece davanın harçsız görülmesi sonucunu doğuracak şekilde, ikamesi ve yürütülmesi yasal olarak olanaklı değildir.

Hal böyle olunca, asıl dava yönünden TBK.'nın 97. maddesi hükmü uyarınca yukarıda açıklandığı şekilde işlem yapılması; birleştirilen dava yönünden ise, öncelikle Harçlar Kanununun 16. ve 30. maddeleri gereğince işlem yapılması, harç tamamlandığı takdirde 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ : Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

kazanci.com.tr

Son Güncelleme: 09.01.2021 16:02
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.