AİHM Büyük Dairesi 2 Kasım 2010 tarihinde önemli bir karar verdi. Şerife Yiğit/Türkiye kararının konusu imam nikâhı ile yapılan evlilikler.
Şerife Yiğit, İslahiye’de Ömer Koç ile imam nikahı ile evleniyor. 26 yıl birlikte yaşıyorlar. 6 çocukları oluyor. Ömer Koç 2002 yılında ölüyor.
Şerife Yiğit, Ömer Koç ile yaptığı evliliğin resmi nikâh olarak tescil edilmesi için yargı yoluna başvuruyor. Mahkeme, bu istemi reddediyor.
Şerife Yiğit aynı zamanda kocasının Bağ-Kur aylığı ile sağlık sigortasını mirasçı olarak üstüne geçirmek istiyor. Bu istemi de kabul edilmiyor.
Bunun üzerine Şerife Yiğit AİHM’e başvuruyor.
AİHM Büyük Dairesi, başvurucunun, kocasının Bağ-Kur emekliliğinden ve sağlık sigortasından yararlanamaması şikâyetini hem mülkiyet hakkı bakımından ayrımcılık yapılması (Sözleşme’nin 1 No’lu Protokolü’nün 1. maddesi ile birlikte 14. madde), hem de aile yaşamına saygı gösterilmesi (8. madde) açısından inceliyor.
AİHM içtihadına göre, ayrımcılıktan söz edebilmek için aynı statüde olan kişilere farklı işlem yapılması ve bu farklılığın makul bir nedenden kaynaklanmaması gerekiyor. Olayda, Şerife Yiğit’in, resmi nikâhla evli olanlardan farklı bir işleme tabi tutulduğunu AİHM kabul ediyor. Bu farklılığın nesnel ve makul bir nedenle haklı olup olmadığını inceliyor.
Bu bağlamda, AİHM, laikliğin Türkiye açısından taşıdığı önemin altını çiziyor. 1926’da Medeni Kanun’un kabulü ile Türkiye’nin tek kadınla ve medeni nikâh yoluyla evliliği getirdiğini, böylelikle kadını erkeğe bağımlı kılan ve daha düşük bir statüye indirgeyen bir geleneğe son verdiğini, aynı düşünce ile medeni haklardan yararlanma konusunda kadın-erkek eşitliğini sağladığını, medeni nikâhla evliliğin kadını korumayı amaçladığını belirtiyor ve farklı işlemin kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak gibi meşru nedenlere dayandığı sonucuna varıyor.
Ayrıca, AİHM şu noktaları dikkate alıyor: Başvurucu, birlikte yaşadığı kişinin ölümü durumunda emekliliğinden yararlanabilmek için, medeni nikahla evlenmesi gerektiğini biliyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da imamlara, dini nikah için gelenlerden medeni nikâhla evli olduklarını gösteren bir belge istemeleri yolunda talimatı bulunmakta. Dolayısıyla, başvurucunun medeni nikâh olmadan, birlikte yaşadığı eşinin emekliliğinden yararlanmak gibi meşru bir beklentisi olamazdı. Medeni nikâh kıyılmasına ilişkin kurallar açık ve ulaşılabilir nitelikte. Hükümetin çıkardığı af yasalarının amacı ise dini nikahla evlenenlerin durumunu düzeltmek değil, çocukların durumunu düzeltmek.
Bütün bu nedenlerle, AIHM mülkiyet hakkı ve ayrımcılık bakımından Sözleşme’nin 1 No.lu Protokol’ün 1’ci maddesi ile 14. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna vardı.
AİHM bundan sonra aile yaşamı ile ilgili şikâyeti inceliyor (8. madde). Şerife Yiğit, eşi ve çocuklarının bir aile oluşturduğunu kabul ediyor. Ancak, AİHM’e göre, aile yaşamına saygıyı içeren 8. madde, devlete, dini nikâhların tanınması ya da evli olmayan çiftler için özel bir rejim yaratması gibi yükümlülükler getirmez. Bu nedenle, başvurucunun medeni nikâhla evli olmadığı eşinin mirasından yararlanamaması 8. maddenin ihlaline yol açmaz.
Sonuçta AİHM’in Büyük Dairesi, Şerife Hanım’ın şikâyetini her iki madde bakımından da oy birliği ile reddetti.
AİHM kararında gerçekte reddedilen, aile hukukuna dini hukuk ilkelerinin egemen olması. Bu kararla, AİHM çok hukukluluğu reddetmiş oluyor. Bir başka açıdan, bu kararla AİHM, insan hakları hukukunun insanların inançlarına göre, farklı biçimde uygulanmasını kabul etmediğini gösteriyor.
Şerife Hanım, 6 çocuğu ile hiç bir sosyal güvencesi olmadan ortada kaldı.  26 yılını verdiği ortak yaşamın hukuksal açıdan hiç bir anlamı olmadığını anladı. Bunun sorumlusu kim?  Hiç kuskusuz ki, bu tur evliliklere hoşgörü ile bakan, bu konuda halkını bilgilendirmeyi yerine getirmeyen devlet.
Şerife Hanım’ın devlete açtığı davayı kaybetmesi, gerçekte devletin mahkumiyeti.