<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuk Haberleri ADALETBİZ!</title>
    <link>https://www.adaletbiz.com</link>
    <description>Hukuk Haberlerinde Güncel Haberler Adaletbiz...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.adaletbiz.com/rss/yargitay-kararlari" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 16:06:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/rss/yargitay-kararlari"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[YARGITAY İÇTİHATINDA AİHM - YALÇINKAYA KARARI ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/yargitay-ictihatinda-yalcinkaya-karari-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/yargitay-ictihatinda-yalcinkaya-karari-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AİHM'in Yalçınkaya kararı sonrasında, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin ByLock kullandığı iddia edilen sanıkların ağa katılma iradelerinin ByLock içerikleri ve bunları denetlemek üzere yapılacak harici araştırmalar bağlamında ortaya konulması gerektiği, salt ByLock kullanıcısı olmanın cezalandırma için yeterli olmadığına dair bozma kararları verdiği görülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Av. Çağlar Dilber -&nbsp;Av. Abdurrahman Bayramoğlu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AİHM’in 27 Eylül 2023 tarihinde açıkladığı, ByLock deliline dayanılarak silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararı ile kanunilik ilkesi ve adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğine dair Yalçınkaya-Türkiye kararı üzerinden geçen yaklaşık 4 aylık sürede, kararın henüz Türk yargısında karşılık bulmadığı, Anayasa Mahkemesinin bu karar öncesinde gerek bölümler, gerekse de Genel Kurul toplantılarında sıklıkla gündemine aldığı FETÖ dosyalarını beklettiği, bu suçlamaya ilişkin temyiz merci olan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin ise ByLock odaklı dosyalarda içtihatını değiştirmediği,&nbsp;AİHM kararını halen dikkate almadığı anlaşılıyor.</p>

<p>Ancak geçtiğimiz günlerde Yargıtay'ın karar veritabanına yüklenen 22-30 Kasım 2023 tarihleri arasında vermiş olduğu bir kısım kararlarında, daha önce adeta FETÖ'nün mensuplarına dağıttığı kimlik belgesi olarak kabul ettiği ByLock delili hakkında somut olay bakımından inceleme yapılması gerektiğine dair değerlendirmeler yaptığı, iletişim içeriğinde suç unsuru araştırılması, ekleyen-eklenen kullanıcılar ile sanığın irtibatının örgütsel olup olmadığının araştırılması ve sair hususlarda sonuç olarak&nbsp;örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi gerektiğinden bahisle eksik araştırma nedeniyle bozmaya hükmetmiş. Yalçınkaya kararının bu bozma gerekçeleri üzerinde etkisi olduğu muhakkak.</p>

<p>Yargıtay'ın güncel kararlarındaki bozma gerekçeleri:</p>

<ol>
 <li>.ByLock'un suçun sübutu açısından tek delil olması karşısında; dosya içerisinde bulunan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre; ekleyen, eklenen ve aynı grupta yer alan kişilerin, sanık ile irtibatlı olup olmadığı, bu kişiler hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örnekleri ile dosya kapsamında aşamalardaki ifade örnekleri getirtilerek incelenmesi, gerekirse ekli kişilerin tanık olarak dinlenmesi ile tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. (3. Ceza Dairesi 30.11.2023 T., 2021/6521 E. , 2023/9836 K.)</li>
 <li>sanığın aşamalardaki istikrarlı beyanlarında o dönem başkomiser olan bacanağı ... Ç. nin yerli bir yazılım olduğunu söylemesi üzerine örgütsel bir uygulama olduğunu bilmeksizin ByLock kurduğunu, gündeme ilişkin günlük muhabbet ettiklerini, kısa bir süre sonra programı kaldırdığını, ... Ç. nin eşine, baldızına ve kayınbiraderine de ByLock yüklediğini kendi dosyasında beyan ettiğini, uygulamayı aile grubu iletişimi sağlamak için kullandıklarını beyan etmesi karşısında sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından aynı ... temyiz incelemesi yapılan dosyaların içerikleri de nazara alınarak, sanığa ByLock kurduğu iddia edilen ... Ç. ile ByLock listesinde ekli olduklarını ileri sürdüğü ... ., ... . ve ... . nin tanık olarak beyanlarının alınması, bu kapsamda ByLock'un aile içi iletişimi sağlamak amacıyla yahut örgütsel saikle kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesi, .... gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz delillere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.(3. Ceza Dairesi 23.11.2023 T., 2023/17359 E. , 2023/9311 K.)</li>
 <li>Sanığın 328857 İD numarası ve "defne36" kullanıcı adı ile ByLock programını kullanmadığını beyan etmesi karşısında, sanığın örgütsel konumunun da belirlenmesi açısından dosya içerisinde bulunan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağın göre; ekleyen, eklenen ve aynı grupta yer alan kişiler hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örneklerinin Yargıtay denetimine elverişli surette onaylı örneklerinin dosya içerisine getirtilmesi gerektiği belirtilerek bozmaya hükmedilmiştir. (3. Ceza Dairesi 22.11.2023 T., 2021/21041 E. , 2023/9180 K.)</li>
 <li>ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporu getirtilip değerlendirildikten ve tespit edilmesi halinde dahil olduğu ID’nin kişi listesinde ekli şahısların araştırılması, varsa ceza soruşturması ya da dava dosyalarının celp edilerek incelenmesi, tespit edilen şahısların duruşmada tanık olarak dinlenilmesi ve sanık ve müdafine diyeceklerinin sorulması gerektiği belirtilerek karar hukuka aykırı bulunmuştur.(3. Ceza Dairesi 22.11.2023 T., 2021/21040 E. , 2023/9179 K.)</li>
</ol>

<p>Yargıtay 3. Ceza Dairesinin sanık aleyhine Cumhuriyet savcısınca temyiz edilen beraat kararının incelenmesine ilişkin 22.11.2023 tarih,&nbsp;2022/17969 E. , 2023/9041 K. sayılı ilamında ise <em>"ByLock tespit ve değerlendirme tutanaklarının incelemesinde sadece sanığın eşinin ekli olduğu ve eşi tarafından yazılmış 1 adet anlamsız ''gkghc'' şeklindeki mesaj dışında kendisi tarafından gönderilen mesaj ya da mail bulunmaması karşısında; herhangi bir örgütsel kod adı kullanmayan ve örgütsel amaçla örgütsel iletişim ağı olan ByLock programını kullandığı saptanamayan sanığın, dosya kapsamına yansıyan eylemlerinin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterecek derecede çeşitlilik göstermemesi karşısında Tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır."</em> denilmek suretiyle sanığın beraat kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Gelinen aşamada, AİHM Yalçınkaya kararının da etkisiyle, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin "ByLock eşittir FETÖ üyeliği" önkabulünü oluşturan içtihatını kısmen de olsa değiştirdiği anlaşılıyor. Dairenin, sanıkların ağa katılma iradesinin özel kastla gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerektiğini belirtmesi olumlu ve hukuka uygun bir gelişme olmakla birlikte, delilin elde ediliş yöntemini tartışmaması, kanunilik ilkesi ve adil yargılanma ilkesi kapsamında değerlendirme yapmaması yerel mahkemelerce AİHM kararının ısrarla Yargıtay tarafından benimsenmesi gerektiği yönündeki temelsiz beklentiye neden olmakta. Yargıtay'ın daha fazla gecikmeden, mevcut yargılamalardaki yaygın sorunun ortadan kaldırılması ve anılan karara uygun bir içtihat üreterek yerel mahkeme uygulamalarına yön vermesi gerekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>FETÖ, Yargıtay Kararları</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/yargitay-ictihatinda-yalcinkaya-karari-etkisi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jan 2024 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/01/bylock.webp" type="image/jpeg" length="87657"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay’dan emsal karar! Yıllarca izin kullanmayan işçiye kötü haber]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/yargitaydan-emsal-karar-yillarca-izin-kullanmayan-isciye-kotu-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/yargitaydan-emsal-karar-yillarca-izin-kullanmayan-isciye-kotu-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay’dan emsal karar! Yıllarca izin kullanmayan işçiye kötü haber]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2 class="nd-article__spot"><span style="font-size:13px;">Bursa'da, taşeron firma bünyesinde çalıştığı devlet hastanesinde 18 yıl boyunca yıllık izin kullanmayan işçiye <a class="inline-keyword from-content" href="https://www.posta.com.tr/haberleri/yargitay" rel="nofollow" target="_blank">Yargıtay</a>'dan kötü haber geldi, Yüksek Mahkeme, bir işçinin 18 yılda sadece 26 gün izin kullanmasının hayatın olağan akışına ters olduğuna dikkat çekti.</span></h2>

<p><span style="font-size:13px;">Bursa Prof. Dr. Türkan Akyol Hastanesi'nde tam 18 sene boyunca taşeron şirket bünyesinde temizlik elamanı olarak çalışan K.M., emeklilik sebebiyle işten ayrıldı. Kıdem tazminatını alamayan <a class="inline-keyword from-service" href="https://www.posta.com.tr/haberleri/isci" rel="nofollow" target="_blank">işçi</a>, İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. </span></p>

<p><span style="font-size:13px;">Davacı işçi; genel tatil çalışması yaptığı halde ücretinin ödenmediği iddiası ile kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etti. Davalı şirket avukatı iddiaları reddetti. Mahkeme; davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davalı istinafa götürünce devreye Bursa Bölge Adliye Mahkemesi girdi. Mahkeme, itirazları yerinde bularak İş Mahkemesi kararını bozdu. Kararı davacı işçi temyiz edince devreye <a class="inline-keyword from-service" href="https://www.posta.com.tr/haberleri/yargitay" rel="nofollow" target="_blank">Yargıtay</a> 9.Hukuk Dairesi girdi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:13px;"><strong>YARGITAY'DAN EMSAL KARAR</strong></span></p>

<p><span style="font-size:13px;">Yüksek mahkeme, emsal nitelikte bir karara imza attı. Bir işçinin uzun yıllar izin kullanmadan çalışmasının hayatın olağan akışına ters olduğunun vurgulandığı kararda şu ifadelere yer verildi:</span></p>

<section class="insert insert-controls mceNonEditable" data-controls="%5B%7B%22Code%22%3A%22%22%2C%22ContentCount%22%3A0%2C%22ContentViewProperties%22%3A%5B%5D%2C%22AllowedControls%22%3A%5B%5D%2C%22IsViewContainer%22%3Afalse%2C%22Inline%22%3Atrue%2C%22IxName%22%3A%22NewsDetailQuotationText%22%2C%22Name%22%3A%22Al%u0131nt%u0131%20Metni%22%2C%22ControllerIxName%22%3A%22%22%2C%22Description%22%3A%22%22%2C%22ImageId%22%3A%22%22%2C%22Order%22%3A0%2C%22Properties%22%3A%5B%7B%22IxName%22%3A%22Quotation%22%2C%22Name%22%3A%22Al%u0131nt%u0131%20Metni%22%2C%22Type%22%3A2%2C%22IsRequired%22%3Afalse%2C%22Value%22%3A%22M%FC%u015Fahhas%20uyu%u015Fmazl%u0131kta%2C%20daval%u0131ya%20ait%20i%u015F%20yerinde%2017%20y%u0131l%208%20ayl%u0131k%20%E7al%u0131%u015Fmas%u0131%20bulunan%20davac%u0131n%u0131n%20hak%20etti%u011Fi%20314%20g%FCnl%FCk%20izin%20s%FCresinden%20%E7al%u0131%u015Fma%20s%FCresi%20boyunca%2026%20g%FCn%20izin%20izin%20kulland%u0131%u011F%u0131%20kabul%FCne%20g%F6re%20bakiye%20288%20g%FCnl%FCk%20y%u0131ll%u0131k%20%FCcretli%20izin%20kar%u015F%u0131l%u0131%u011F%u0131%20alacak%20hesab%u0131%20yap%u0131lm%u0131%u015Ft%u0131r.%20Davac%u0131n%u0131n%20%E7al%u0131%u015Fma%20s%FCresi%20boyunca%20sadece%2026%20g%FCn%20%FCcretli%20izin%20kullanm%u0131%u015F%20olmas%u0131%20hayat%u0131n%20ola%u011Fan%20ak%u0131%u015F%u0131na%20ayk%u0131r%u0131d%u0131r.%206100%20Say%u0131l%u0131%20Hukuk%20Muhakemeleri%20Kanunu%u2019nun%2031.%20maddesi%20uyar%u0131nca%20hakimin%20davay%u0131%20ayd%u0131nlatma%20%F6devi%20%E7er%E7evesinde%2017%20y%u0131l%20boyunca%20izin%20kullan%u0131p%20kullanmad%u0131%u011F%u0131%20hususunun%20davac%u0131%20asile%20a%E7%u0131klatt%u0131r%u0131lmas%u0131%2C%20davac%u0131%20beyan%u0131%20ile%20t%FCm%20deliller%20birlikte%20de%u011Ferlendirilmek%20suretiyle%20var%u0131lacak%20sonuca%20g%F6re%20bir%20karar%20verilmesi%20gerekirken%2C%20eksik%20inceleme%20ile%20yaz%u0131l%u0131%20%u015Fekilde%20karar%20verilmesi%20hatal%u0131%20olup%20bozmay%u0131%20gerektirmi%u015Ftir.%20Dosya%20i%E7eri%u011Fine%20g%F6re%2C%20davac%u0131n%u0131n%20emeklilik%20sebebi%20ile%20i%u015F%20s%F6zle%u015Fmesini%20feshetti%u011Fi%2C%20ancak%20kuruma%20ba%u015Fvurdu%u011Funu%20i%u015Fverene%20belgelemedi%u011Fi%20anla%u015F%u0131lmaktad%u0131r.%20Bu%20durumda%20k%u0131dem%20tazminat%u0131na%20fesih%20tarihinden%20de%u011Fil%20dava%20tarihinden%20itibaren%20faiz%20y%FCr%FCt%FClmelidir.%20Bu%20y%F6n%20g%F6zetilmeden%20k%u0131dem%20tazminat%u0131na%20fesih%20tarihinden%20faiz%20y%FCr%FCt%FClmesi%20hatal%u0131%20olup%20ayr%u0131%20bir%20bozma%20nedenidir.%22%2C%22SelectValues%22%3A%5B%5D%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22Person%22%2C%22Name%22%3A%22Ki%u015Fi%22%2C%22Type%22%3A1%2C%22IsRequired%22%3Afalse%2C%22Value%22%3A%22%22%2C%22SelectValues%22%3A%5B%5D%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22ViewType%22%2C%22Name%22%3A%22%22%2C%22Type%22%3A4%2C%22IsRequired%22%3Afalse%2C%22Value%22%3A%22%22%2C%22SelectValues%22%3A%5B%7B%22IxName%22%3A%22Default%22%2C%22Value%22%3A%22Varsay%u0131lan%22%2C%22Selected%22%3Atrue%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22HorizontalQuotationCard%22%2C%22Value%22%3A%22Yatay%20Al%u0131nt%u0131%22%2C%22Selected%22%3Afalse%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22VerticalQuotationCard%22%2C%22Value%22%3A%22Dikey%20Al%u0131nt%u0131%22%2C%22Selected%22%3Afalse%7D%5D%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22BackgroundColor%22%2C%22Name%22%3A%22Arka%20Plan%20Rengi%22%2C%22Type%22%3A4%2C%22IsRequired%22%3Afalse%2C%22Value%22%3A%22%22%2C%22SelectValues%22%3A%5B%7B%22IxName%22%3A%22%23EEF2F5%22%2C%22Value%22%3A%22Varsay%u0131lan%22%2C%22Selected%22%3Atrue%7D%2C%7B%22IxName%22%3A%22%2381CBAF%22%2C%22Value%22%3A%22Mavi%22%2C%22Selected%22%3Afalse%7D%5D%7D%5D%2C%22_Id%22%3A%22611a0f7cb357c00b4cf6d8cb%22%2C%22id%22%3A%22611a0f7cb357c00b4cf6d8cb%22%2C%22Application%22%3A%22com.posta%22%2C%22_Text%22%3A%22Al%u0131nt%u0131%20Metni%22%2C%22Title%22%3A%22Al%u0131nt%u0131%20Metni%22%2C%22Controls%22%3A%5B%5D%2C%22References%22%3A%5B%5D%2C%22DataSource%22%3Anull%2C%22Timing%22%3A%7B%22StartDate%22%3Anull%2C%22EndDate%22%3Anull%2C%22DailyTiming%22%3A%5B%5D%7D%7D%5D" data-files="%5B%5D" data-properties="%7B%22Type%22%3A%22%22%2C%22Theme%22%3A%22%22%2C%22BoxTitle%22%3A%22%22%2C%22ButtonText%22%3A%22%22%2C%22SelectTarget%22%3A%22%22%7D" data-type="Control">
<div class="row">
<blockquote class="quote-text"><span style="font-size:13px;">“Müşahhas uyuşmazlıkta, davalıya ait iş yerinde 17 yıl 8 aylık çalışması bulunan davacının hak ettiği 314 günlük izin süresinden çalışma süresi boyunca 26 gün izin izin kullandığı kabulüne göre bakiye 288 günlük yıllık ücretli izin karşılığı alacak hesabı yapılmıştır. Davacının çalışma süresi boyunca sadece 26 gün ücretli izin kullanmış olması hayatın olağan akışına aykırıdır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde 17 yıl boyunca izin kullanıp kullanmadığı hususunun davacı asile açıklattırılması, davacı beyanı ile tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Dosya içeriğine göre, davacının emeklilik sebebi ile iş sözleşmesini feshettiği, ancak kuruma başvurduğunu işverene belgelemediği anlaşılmaktadır. Bu durumda kıdem tazminatına fesih tarihinden değil dava tarihinden itibaren faiz yürütülmelidir. Bu yön gözetilmeden kıdem tazminatına fesih tarihinden faiz yürütülmesi hatalı olup ayrı bir bozma nedenidir.”</span></blockquote>
</div>
</section>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yargıtay Kararları</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/yargitaydan-emsal-karar-yillarca-izin-kullanmayan-isciye-kotu-haber</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Apr 2023 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/images/haberler/2023/04/yargitaydan_emsal_karar_yillarca_izin_kullanmayan_isciye_kotu_haber_h250830_844f7.jpg" type="image/jpeg" length="32501"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanığın Pişmanlık Duymadığı Gerekçesiyle HAGB Uygulanmamasının Hukuka Aykırı Olduğu, HAGB Objektif Kriterleri]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/sanigin-pismanlik-duymadigi-gerekcesiyle-hagb-uygulanmamasinin-hukuka-aykiri-oldugu-hagb-objektif-kriterleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/sanigin-pismanlik-duymadigi-gerekcesiyle-hagb-uygulanmamasinin-hukuka-aykiri-oldugu-hagb-objektif-kriterleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sanığın Pişmanlık Duymadığı Gerekçesiyle HAGB Uygulanmamasının Hukuka Aykırı Olduğu, HAGB Objektif Kriterleri]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div class="inner" style="height: auto !important;">
<div class="postbody" style="height: auto !important;">
<div id="post_content724966" style="height: auto !important;">
<div class="content" style="height: auto !important; min-height: 0px !important;"><br />
<strong class="text-strong">SANIĞIN PİŞMANLIK DUYMADIĞI GEREKÇESİYLE HAGB UYGULAMAMASININ HUKUKA AYKIRI OLDUĞU<br />
HAGB KARARININ OBJEKTİF KRİTERLERİ</strong></div>

<div class="content" style="height: auto !important; min-height: 0px !important;"><br />
<strong class="text-strong">YARGITAY CEZA GENEL KURULU<br />
15.01.2019 T.<br />
2019/443-4 ESAS KARAR</strong></div>

<div class="content" style="height: auto !important; min-height: 0px !important;"><br />
<strong class="text-strong">KARAR ÖZETİ: Yargılama evresinde yalnızca bir oturuma katılan, dosyaya herhangi bir olumsuz davranışı yansımayan ve hakkında takdiri indirim nedenleri uygulanan sanığın adli sicil kaydında herhangi bir hükümlülüğünün bulunmaması, sanığa atılı taksirli eylemin oluşturduğu sosyal etkinin CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca yapılacak subjektif değerlendirmede dikkate alınamayacağının gözetilmemesi, sanığın “inkârcı tutumu ve bakış açısı” olarak görülen hâlinin savunma hakkı kapsamında kalması ve olaydan sonra ölenin eşi olan mağdurun maddi zararlarını gidermek suretiyle etkin bir şekilde pişmanlık göstermesi nedenleriyle Yerel Mahkemece, <span style="text-decoration:underline">tüm objektif şartları taşıyan sanığın CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği takdir edilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen sanığın pişmanlık duymadığına dair gerekçenin dosya kapsamına uygun düşmediği, </span>“Sanığın yargılama süresindeki müteveffanın yakınlarına maddi tazminat ödenmesinin sanık lehine takdiri indirim nedeni olarak değerlendirildiği...” şeklindeki diğer gerekçelerin ise yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmelidir.</strong><br />
<br />
<strong class="text-strong">KARAR METNİ:</strong><br />
<br />
<strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık</span>; sanık hakkında, CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.</strong><br />
<br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
<br />
Mağdur H.D.’nin 13.03.2010 tarihli oturumda; ölenin eşi olduğunu, sanık tarafından maddi ve manevi zararlarının tazmin edildiğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını beyan ettiği,<br />
<br />
Sanık müdafisinin 10.11.2010 tarihli oturumda; sanığın beraatine karar verilmediği takdirde ölüm nedeniyle meydana gelen maddi zararların tazmin edilmesi göz önünde bulundurularak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını talep ettiği,<br />
<br />
Sanığın; serbest mimar olduğunu, bir projenin inşaat ruhsatı alabilmesi için şantiye şefinin bulunması gerektiğini, kendisinin de söz konusu olayın meydana geldiği inşaatın şantiye şefliğini üstlendiğini, inşaatta çalışan tüm işçileri dikkatli olmaları, baret ve kemerlerini takmaları konusunda uyarıp iş güvenlikleri ile ilgili bilgi verdiğini, gerekli malzemeleri teslim ettiğini, olayda kusurunun bulunmadığını savunduğu,<br />
<br />
19.12.2006 tarihli ve 26381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile eklenmiştir.<br />
<br />
19.12.2006 tarihli ve 26381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile eklenmiştir.<br />
<br />
19.12.2006 tarihli ve 26381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile eklenmiştir.<br />
<br />
08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 23.01.2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile değiştirilen fıkra metni;<br />
<br />
“Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.” şeklindedir.<br />
<br />
Sanığın adli sicil kaydının bulunmadığı,<br />
<br />
Sanığın yalnızca 17.12.2009 tarihli oturuma katıldığı,<br />
<br />
Yerel Mahkemece, direnme gerekçesinin; “Sanığın bütün kovuşturma sürecinde mesleki kusurunu kabul etmeyen inkârcı bir tutum gösterdiği, sanığın eyleminin taksirli nitelikte olduğu, sanığın bir daha, taksirli olarak, işinde veya trafikte araç kullanır iken kusurlu bir davranışta bulunmayacağına dair bir inanç veya kanaatin oluşabilmesinin eylemin taksirli olması itibarı ile hukuken mümkün olmadığının düşünüldüğü, bu düşünceyi; sanığın, müteveffanın mirasçısı olan müştekinin şikâyetten vazgeçmesini sağlayacak nitelikte maddi açıdan memnun etmesi hâline bağlayabilmenin de kabul edilebilir bir hukuki düşünce olmadığı, kendisine ait hukuki ve cezai sorumluluğu kabul etmeyen, inkârcı, yargılama sırasında mahkemeye ve gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olmayan ve sosyal konum ve maddi açıdan muhtaç ve çaresiz durumda olan mağdurun (mağdurun bu durumuna göre memnun edebilecek bir miktar para ile) gönlünü alma durumunun sanığın cezai sorumluluğunun ertelenmesine veya hakkında CMK 231. maddesinin uygulanabilmesine imkân verir nitelikte olmadığı”, sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin ise “Sanığın bütün duruşma aşamalarına ve savunmasına yansıyan söylem ve davranışları, inkârcı tutumu ve bakış açısı göz önüne alınarak sanığa atfedilen eylemin taksirli olması, bir daha aynı nitelikli bir iş kusurunu işlemeyeceği ve pişmanlık duyduğu yönünde vicdani kanaatin oluşmaması, aynı nitelikli eylemlerin yarattığı sosyal etki nedenleri ile...hakkında hükmün açıklamasının geri bırakılmasının düşünülmediği ve uygun görülmediği, ayrıca yargılama süresindeki müteveffanın yakınlarına maddi tazminat ödenmesinin sanık lehine takdiri indirim nedeni olarak değerlendirildiği” şeklinde gösterildiği,<br />
<br />
Anlaşılmaktadır.<br />
<br />
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.<br />
<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.<br />
<br />
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları’nda yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” cümlesi eklenmiştir.<br />
<br />
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;<br />
<br />
1) Suça ilişkin olarak;<br />
<br />
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,<br />
<br />
b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları’nda yer alan suçlardan olmaması,<br />
<br />
2) Sanığa ilişkin olarak;<br />
<br />
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,<br />
<br />
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,<br />
<br />
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,<br />
<br />
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,<br />
<br />
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.<br />
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.<br />
<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin mümkün olduğu hâllerde, maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.<br />
<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır.<br />
<br />
Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.<br />
<br />
<strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</span><br />
<br />
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın TCK’nın 85/1, 62/1, 50/4 ve 52/4. maddeleri uyarınca 12.100 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, ölenin eşi mağdur H.D.’nin 13.03.2010 tarihli oturumda manevi zararları ile birlikte maddi zararlarının da sanık tarafından tazmin edildiğini bildirdiği, sanık müdafisinin 10.11.2010 tarihli oturumda sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını talep ettiği, Yerel Mahkemece “Sanığın bütün duruşma aşamalarına ve savunmasına yansıyan söylem ve davranışları, inkârcı tutumu ve bakış açısı göz önüne alınarak sanığa atfedilen eylemin taksirli olması, bir daha aynı nitelikli bir iş kusurunu işlemeyeceği ve pişmanlık duyduğu yönünde vicdani kanaatin oluşmaması, aynı nitelikli eylemlerin yarattığı sosyal etki nedenleri ile… hakkında hükmün açıklamasının geri bırakılmasının düşünülmediği ve uygun görülmediği, ayrıca yargılama süresindeki müteveffanın yakınlarına maddi tazminat ödenmesinin sanık lehine takdiri indirim nedeni olarak değerlendirildiği” şeklinde gösterilen gerekçe ile sanık hakkında CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği anlaşılmakla; yargılama sürecinde sadece bir oturuma katılan, herhangi bir olumsuz davranışı dosyaya yansımayan ve hakkında takdiri indirim nedenleri uygulanan sanığın adli sicil kaydında herhangi bir hükümlülüğünün bulunmaması, sanığın taksirli eyleminin oluşturduğu sosyal etkinin CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca yapılacak subjektif değerlendirmede dikkate alınamayacağının gözetilmemesi, sanığın “inkârcı tutumu ve bakış açısı” olarak görülen hâlinin savunma hakkı kapsamında kalması ve sanığın olaydan sonra ölenin eşi mağdur H.’nin maddi zararlarını gidermek suretiyle etkin bir şekilde pişmanlık göstermesi karşısında, Yerel Mahkemece, tüm objektif şartları taşıyan sanığın CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği takdir edilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen sanığın pişmanlık duymadığına dair gerekçenin dosya kapsamına uygun düşmediği, gösterilen diğer gerekçelerin ise yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmelidir.</strong></div>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="http://https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=44&t=660157" rel="nofollow">https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=44&t=660157</a></p>
</div>
</div>
</div>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yargıtay Kararları</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/sanigin-pismanlik-duymadigi-gerekcesiyle-hagb-uygulanmamasinin-hukuka-aykiri-oldugu-hagb-objektif-kriterleri</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Jan 2021 12:24:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/images/haberler/2021/01/sanigin_pismanlik_duymadigi_gerekcesiyle_hagb_uygulanmamasinin_hukuka_aykiri_oldugu_hagb_objektif_kriterleri_h249059_df538.png" type="image/jpeg" length="78524"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HAGB Süresi İçinde İlk Defa Uyuşturucu Kullanma Suçunun İşlenmesi Halinde HAGB Kararının Bozulmayacağı]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/hagb-suresi-icinde-ilk-defa-uyusturucu-kullanma-sucunun-islenmesi-halinde-hagb-kararinin-bozulmayacagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/hagb-suresi-icinde-ilk-defa-uyusturucu-kullanma-sucunun-islenmesi-halinde-hagb-kararinin-bozulmayacagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[HAGB Süresi İçinde İlk Defa Uyuşturucu Kullanma Suçunun İşlenmesi Halinde HAGB Kararının Bozulmayacağı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong class="text-strong">YARGITAY Ceza Genel Kurulu<br />
ESAS: 2016/350 E.<br />
KARAR: 2019/49 K.<br />
<br />
HAGB KARARI<br />
HAGB DENETİM SÜRESİ İÇİNDE YENİ SUÇ İŞLEME<br />
HAGB SÜRESİ İÇİNDE KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA SUÇUNU İŞLEME<br />
HAGB İHLALİ SAYILMAYACAĞI<br />
TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ UYGULANMASI GEREKTİĞİ<br />
<br />
KARAR ÖZETİ: Sanık hakkında CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, sanığın denetim süresi içerisinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan TCK’nın, 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191/2. maddesi uyarınca tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanmasına karar verilemeyeceği kabul edilmelidir.</strong><br />
<br />
<strong class="text-strong">KARAR METNİ: </strong>6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan sanık ...’in aynı Kanun’un 13/1 ve TCK'nın 62, 51 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve müsadereye ilişkin Salihli 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.04.2007 tarihli ve 77-124 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.07.2009 tarih ve 5106-10961 sayı ile; CMK'nın hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesiyle değişik 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.<br />
<br />
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 17.11.2009 tarih ve 366-613 sayı ile; sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK'nın 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve CMK'nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.<br />
<br />
Sanığın denetim süresi içinde, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 21.10.2014 tarih ve 455-267 sayı ile; CMK’nın 231/11. maddesi gereğince açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK'nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.05.2015 tarih ve 5751-17614 sayı ile;</p>

<p>"Sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine karar verildikten sonra deneme süresi içerisinde işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak ve kullanmak suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedildiği, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan sanık hakkında TCK'nın 191/5. maddesi uyarınca davanın düşmesine karar verileceği gözetilmeden, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin sonucu beklenmeksizin yapılan ihbara dayanılarak açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verilmesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.<br />
<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.07.2015 tarih ve 395127 sayı ile;<br />
<br />
"CMK'nın 231/11. maddesi 'Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.' hükmünü getirmiştir. Görüldüğü üzere hükmün açıklanması için sanığın deneme süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesinin yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Somut olayda sanık kullanmak için uyuşturucu madde satın almak suçundan açılan kamu davasının sonunda tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmuş, sanığın bu karara itirazı itiraz mercii tarafından reddedilerek sanığın atılı suçu işlediği kesinleşmiştir. Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2010 gün ve 339-323 sayılı kesinleşen kararı sanığın deneme süresi içinde kasıtlı bir suç işlediğinin tespiti niteliğindedir. Bu nedenle sanık hakkında daha önce açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 231/11. maddesi gereğince açıklanması yasaya uygun görüldüğünden aksi yöndeki Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.<br />
<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 08.02.2016 tarih ve 12224-1150 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır<br />
<br />
<strong class="text-strong">TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI<br />
<br />
<span style="text-decoration:underline">Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;</span> sanık hakkında CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, sanığın denetim süresi içerisinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan TCK'nın 5560 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün CMK'nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanmasına karar verilip verilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</strong><br />
<br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
Salihli Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığın 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı,<br />
Yapılan yargılama sonucunda, Salihli 3. Asliye Ceza Mahkemesince 19.04.2007 tarih ve 77-124 sayı ile; sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 62, 51 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve müsadereye karar verildiği,</p>

<p>Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.07.2009 tarih ve 5106-10961 sayı ile; CMK'nın hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesiyle değişik 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği,<br />
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 17.11.2009 tarih ve 366-613 sayı ile; sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK'nın 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve CMK'nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın da merci tarafından itirazın reddine karar verilmesi üzerine 25.11.2009 tarihinde kesinleştiği,<br />
Sanığın denetim süresi içerisinde, 30.01.2010 tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda, Salihli Ağır Ceza Mahkemesince 30.11.2010 tarih ve 339-323 sayı ile; sanık hakkında TCK’nın 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verildiği, Salihli Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2014 tarihli ve 880 sayılı yazısında ise; sanık hakkındaki denetimli serbestlik tedbirinin infaz edilerek yazı ekinde gönderildiğinin belirtildiği,<br />
İhbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Salihli 3. Asliye Ceza Mahkemesince 21.10.2014 tarih ve 455-267 sayı ile; CMK’nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanarak, sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği,<br />
Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.05.2015 tarih ve 5751-17614 sayı ile hükmün bozulmasına karar verildiği,<br />
Anlaşılmaktadır.<br />
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili bazı temel bilgilerin verilmesi daha sonra da TCK’nın 191. maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunun geçirdiği aşamalar ile anılan Kanun’un 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın hukuki niteliğinin ele alınması gerekmektedir.<br />
a) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması;<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralarla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.<br />
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihinde yürürlüğe giren ve 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;<br />
1) Suça ilişkin olarak;<br />
a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,<br />
b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,<br />
2) Sanığa ilişkin olarak;<br />
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,<br />
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,<br />
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,<br />
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,<br />
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,<br />
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.<br />
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.<br />
Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilecektir.<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklanması üzerinde durulması gerekmektedir.<br />
5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin 11. fıkrası; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." hükmünü taşımaktadır.<br />
Görüldüğü üzere açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için iki hâlden birinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi halinde hüküm açıklanacaktır.</p>

<p>Deneme süresi içerisinde işlenen ikinci suçun bu süre içerisinde kesinleşmesi gibi bir zorunluluğa madde metninde yer verilmemiştir. İkinci suçun deneme süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması hükmün açıklanması için yeterlidir. Ancak mahkeme sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra hükmü açıklayabilecektir. İkinci suçun doğrudan ya da olası kastla işlenmesinin bir önemi yoktur. İkinci suçun taksirle işlenmesi durumunda, bilinçli taksir de olsa hüküm açıklanamayacaktır.<br />
b) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunun düzenlendiği TCK'nın 191. maddesinin geçirdiği aşamalar ile anılan Kanun’un 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın hukuki niteliği;<br />
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” başlıklı 191. maddesinin ilk hâli;<br />
“(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.<br />
(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.<br />
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.<br />
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.<br />
(5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmişken,</p>

<p>08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile TCK'nın 191. maddesinin birinci fıkrasının “Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır” şeklindeki ikinci cümlesi madde metninden çıkartılmış ve maddenin ikinci fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.” biçiminde değiştirilmiş,<br />
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle anılan madde değiştirilerek,<br />
“(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2) Bu suçtan dolayı açılan davada mahkeme, birinci fıkraya göre hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine karar verebilir.<br />
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.<br />
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.<br />
(5) Tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilir. Aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilir.<br />
(6) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı cezaya hükmedildikten sonra da iki ilâ dördüncü fıkralar hükümlerine göre tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulabilir. Bu durumda, hükmolunan cezanın infazı ertelenir. Ancak, bunun için kişi hakkında bu suç nedeniyle önceden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemiş olması gerekir.<br />
(7) Kişinin mahkûm olduğu ceza, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde, infaz edilmiş sayılır; aksi takdirde, derhal infaz edilir.” şekline dönüşmüş,<br />
14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrasına “Bu karar, durma kararının hukuki sonuçlarını doğurur.” cümlesi eklenmiş,<br />
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesiyle anılan madde başlığı “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" şeklinde değiştirilip söz konusu madde;<br />
"(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.<br />
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.<br />
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;<br />
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,<br />
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,<br />
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,<br />
hâlinde, hakkında kamu davası açılır.<br />
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.<br />
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.<br />
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.<br />
(8) Bu Kanunun;<br />
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,<br />
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma,<br />
suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.<br />
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.<br />
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 6545 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin birinci fıkrası; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında hâlen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bu tedbirin uygulanmasına devam olunur." şeklinde düzenlenmiş,<br />
04.04.2015 tarihinde yürürlüğe giren 6638 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile anılan maddeye “Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.” fıkrası eklenmiştir.<br />
TCK'nın 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik 191. maddesinin gerekçesinde; “...Bunun ifade ettiği anlam şudur: Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçundan dolayı hakkında kamu davası açılmış olan sanıkla ilgili olarak cezaya hükmetmeden tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbirine ya da sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi halinde, açılmış olan kamu davası derdest olmaya devam etmektedir...” denilmek suretiyle, sanıkla ilgili olarak cezaya hükmedilmeden önce tedavi ile birlikte denetimli serbestlik tedbirine ya da sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi halinde, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da, şartın gerçekleşmesini beklemek üzere verilen ve 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasında itiraza tabi olduğu belirtilen durma kararında olduğu gibi, davanın esasının çözülmediği ve açılmış olan kamu davasının derdest olmaya devam ettiği belirtilmiştir.<br />
Nitekim, TCK’nın 191. maddesinin ikinci fıkrasına, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile; “Bu karar, durma kararının hukuki sonuçlarını doğurur.” cümlesi eklenmek suretiyle anılan Kanun’un 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kararların hukuki niteliğine ilişkin uygulamada yaşanan tereddütler giderilmiş, bu husus 6217 sayılı Kanun’un 20. maddesinin gerekçesinde de “Maddeyle Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümlenmesi amaçlanmaktadır.” şeklinde açıklanmış olup bu anlamda TCK'nın 5560 sayılı Kanun'un 7. maddesi değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararlar kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü niteliğinde bulunmadığından failin kasten yeni bir suç işlediğinden bahsedilemeyecek ve 5320 sayılı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin birinci fıkrası uyarınca uygulanmasına devam olunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranılması halinde ise tedbirin sonunda TCK’nın 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin beşinci fıkrası ve CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşme kararı verilecektir.<br />
<br />
<strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</span><br />
Yerel Mahkemece denetim süresi içerisinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan verilen tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin karara dayanılarak CMK’nın 231. maddesinin on birinci fıkrası gereğince hüküm açıklanıp, sanığın mahkûmiyetine karar verildiği olayda; TCK'nın 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da, şartın gerçekleşmesini beklemek üzere verilen ve 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasında itiraza tabi olduğu belirtilen durma kararında olduğu gibi, davanın esasını çözmeyen bir karar olduğu, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmadığı, açılmış bulunan kamu davasının derdest olmaya devam ettiği, tedbirin gereklerini yerine getirmesi hâlinde sanık hakkında TCK’nın 5560 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 191. maddesinin beşinci fıkrası ve CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiği, kaldı ki yapılan UYAP sorgulamasında Salihli Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2014 tarihli ve 880 sayılı yazısından, 6545 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce sanık hakkındaki denetimli serbestlik tedbirinin infaz edilerek mahkemesine iade edildiğinin anlaşılması karşısında sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahsedilemeyeceği ve söz konusu karara dayanılarak hükmün açıklanmasına karar verilemeyeceği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.<br />
<br />
SONUÇ :</strong><br />
Açıklanan nedenlerle,<br />
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,<br />
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİ EDİLMESİNE, 24.01.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><a href="http://https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?t=660160&p=724970&utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+Karararacom+%28kararara.com%29#p724970" rel="nofollow">https://www.kararara.com/</a></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yargıtay Kararları</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/hagb-suresi-icinde-ilk-defa-uyusturucu-kullanma-sucunun-islenmesi-halinde-hagb-kararinin-bozulmayacagi</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Jan 2021 12:04:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/images/haberler/2021/01/hagb_suresi_icinde_ilk_defa_uyusturucu_kullanma_sucunun_islenmesi_halinde_hagb_kararinin_bozulmayacagi_h249058_30a59.jpg" type="image/jpeg" length="77091"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
