<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuk Haberleri ADALETBİZ!</title>
    <link>https://www.adaletbiz.com</link>
    <description>Hukuk Haberlerinde Güncel Haberler Adaletbiz...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.adaletbiz.com/rss/anayasa-mahkemesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 15:54:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/rss/anayasa-mahkemesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Konut Dokunulmazlığının Hırsızlık Suçunun İşlenmesi Amacıyla İhlali Hâlinde Soruşturma ve Kovuşturmada Şikâyet Aranmamas]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/konut-dokunulmazliginin-hirsizlik-sucunun-islenmesi-amaciyla-ihlali-halinde-sorusturma-ve-kovusturmada-sikayet-aranmamas</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/konut-dokunulmazliginin-hirsizlik-sucunun-islenmesi-amaciyla-ihlali-halinde-sorusturma-ve-kovusturmada-sikayet-aranmamas" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtiraz konusu kuralda, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde bu suçun soruşturma ve kovuşturmasında şikâyet aranmayacağı öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; bina veya eklentilerine girilmeksizin bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, buna karşılık işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra itiraz konusu kuralla konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ayrıca ceza verilmesine imkân tanındığı, bina veya eklentilerinde muhafaza altına alınan eşyayı çalma amacıyla binaya girme eyleminin suçun nitelikli hâlinin unsuru olduğu, aynı eylem nedeniyle ikinci bir suçun oluşturulduğu, bina veya eklentileri içinde bulunan eşyanın çalınması amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunun işlenmesi hâlinde şikâyet şartının da aranmadığı gözetildiğinde bu suçtan dolayı resen soruşturma ve kovuşturma yapılabildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Kanun koyucu; suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi, özel hayatın gizliliği gibi unsurları gözeterek doğrudan takip edilmesi gereken suçlar ile soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçları birbirinden ayırabilir. Buna göre suçun temel şeklinden farklı olarak kastın hırsızlık suçunun işlenmesi amacına özgülendiği hâllerde konut dokunulmazlığının ihlali suçunun şikâyete bağlı olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına imkân tanınmasında hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>Hırsızlık suçunda korunmak istenen hukuki yarar zilyetliktir. Kanun koyucunun suçun niteliğini, işleniş şeklini, mağdurda oluşan zararı ve korunan hukuki menfaati gözeterek hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerin şikâyete tabi olmaksızın ayrıca cezalandırılması amacıyla kuralı ihdas ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Kuralın gerekçesinden de anlaşıldığı üzere hırsızlık yapmak amacıyla işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçuna şikâyet aranmaksızın ayrıca ceza verilmesi öngörülmüştür. Kurala konu eylemlerin yaptırıma bağlanmasının suç teşkil eden bu eylemlerin işlenmesi bakımından caydırıcı etki yaratacağı açıktır. Bu itibarla kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Kuralla şikâyet aranmaksızın ayrıca soruşturma ve kovuşturma yapılacağı belirtilen eylemlerin ağırlığı ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabilecek eylemler ile bu eylemlere bağlanan yaptırımların niteliği ve ağırlığının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde 5237 sayılı Kanun’un 116. maddesinde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan başvuru kararında bina veya eklentilerine girilmeden bu alanlarda muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenemeyeceği, bu suretle işlenen nitelikli hırsızlık suçu nedeniyle verilecek cezanın artırılmasının yanı sıra kuralla aynı eylem nedeniyle konut dokunulmazlığının ihlali suçundan da ikinci kez ceza verilmesine imkân tanındığı ileri sürülmüştür. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Anılan ilkenin uygulanabilmesi için ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, ceza sürecinin kesin bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, yeniden ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin işletilmesi ve farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması gerekmektedir. Hırsızlık suçunun bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi suç tipinde aranan fiil, bina veya eklenti içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın alınmasıdır. Bu nitelikli hâlin oluşması için bina veya eklentilerine girmek zorunlu bir unsur olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla hırsızlık suçunun işlenebilmesi için her durumda konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi zorunlu değildir. Bu itibarla bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkındaki hırsızlık suçu bileşik suçun bir örneğini oluşturmaz.</p>

<p>Bu itibarla bina veya eklenti içinde muhafaza edilmiş eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturan eylemlerde bulunulması hâlinde iki suçtan ayrı ayrı ceza öngörülmesiyle aynı fiilden dolayı yeniden bir ceza yargılaması sürecinin işletilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla kuralın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/konut-dokunulmazliginin-hirsizlik-sucunun-islenmesi-amaciyla-ihlali-halinde-sorusturma-ve-kovusturmada-sikayet-aranmamas</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2026/01/1412026-ndslider.jpg" type="image/jpeg" length="41643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dava Değerini Artırım Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edilmesi]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/dava-degerini-artirim-talebinin-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlal-edilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/dava-degerini-artirim-talebinin-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlal-edilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 18/7/2024 tarihinde, Kombassan Kağıt Matbaa Gıda ve Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş. (B. No: 2019/30300) başvurusunda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Başvurucu şirket 2003-2005 yılları arasında kısıtlı olarak vergilendirilmesi gerektiği mahkeme kararıyla sabit olan maliki olduğu taşınmaz için fazladan ödediği gecikme zammının iadesini talep etmiş, başvurucunun talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine söz konusu işlemin iptali ile ödenen 500.000 TL gecikme zammının iadesi talebiyle dava açılmıştır. Vergi mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, taleple bağlılık ilkesinin dikkate alındığını belirterek dava konusu işlemin iptali ile tahsil edilen 500.000 TL gecikme zammının tecil faiz oranı işletilerek başvurucuya iadesine karar vermiştir. Başvurucu, mahkeme kararını temyiz etmiş ve temyiz dilekçesiyle aynı tarihte verdiği dilekçeyle miktar artırımı talebinde bulunmuştur. Danıştay başvurucunun miktarın artırılması talebini reddetmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebinin de reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu, belirli bir miktar gösterilerek açılan tam yargı davasında temyiz aşamasında yapılan miktar artırımı talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Somut olayda mahkeme başvurucunun fazladan ödediği miktarı tespit etmek için davalı idareye ara kararıyla bazı hususları sormuştur. Mahkeme kararında, ara kararına verilen cevapta, belirtilen zaman diliminde muaccel olan verginin 9/10'luk kısmı üzerinden 606.163,19 TL gecikme zammı tahsil edildiğinin belirtildiği ifade edilmiştir. Mahkeme taleple bağlılık ilkesinin dikkate alındığını belirterek dava konusu işlemin iptali ile tahsil edilen 500.000 TL gecikme zammının başvurucuya iadesine karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdarenin ara kararına verdiği cevap başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucunun idarenin ara kararına verdiği cevabı mahkeme kararının tebliği ile öğrendiği, bunun üzerine temyiz dilekçesiyle aynı tarihte verdiği dilekçeyle dava değerinin artırılması talebinde bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>Başvurucu, mahkeme kararının kendisine tebliği öncesinde iadesini talep ettiği gerçek meblağı bilmemesi nedeniyle dava dilekçesinde belirtiği miktarı artırma imkânına sahip olamamıştır. Bu nedenle başvurucuya yüklenebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Bilakis mahkeme dava değerini artırım talebine esas alınabilecek bilgileri içeren ara kararı cevabını başvurucuya tebliğ etmeden davayı karara bağlayarak bu durumun oluşmasına sebebiyet vermiştir. Başvurucu, gerekçeli kararla birlikte gerçek meblağı öğrendikten sonra ilk aşamada miktar artırımına ilişkin talep dilekçesini sunmuştur.</p>

<p>Başvurucuya dava değerini artırım imkânı verilmeden taleple bağlılık ilkesi gereği davanın kabulüne karar verilmesi üzerine yapılan temyiz başvurusunun dava değerini artırım talebinin ilk derece mahkemesince karar verilinceye kadar yapılabileceği gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/dava-degerini-artirim-talebinin-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlal-edilmesi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jan 2025 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2025/01/31122024-slider2.jpg" type="image/jpeg" length="35703"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edilmesi]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/hakkaniyete-uygun-yargilanma-hakkinin-ihlal-edilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/hakkaniyete-uygun-yargilanma-hakkinin-ihlal-edilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 15/2/2024 tarihinde, Erdal Sonduk (B. No: 2020/23093) başvurusunda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurucu, hakkında yürütülen dava sonucunda tefecilik suçundan mahkûm edilmiş; mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvurusunun bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu, beyanları mahkûmiyet hükmüne esas alınan tanıkların nihai kararı veren heyet tarafından dinlenmemesine rağmen bu heyetçe dinlenilmiş gibi değerlendirmeler yapılarak cezalandırılmasına karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Doğrudan doğruyalık ilkesi hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olarak kabul edilmektedir. Anılan ilke, hâkimin olayı aydınlattığı ileri sürülen delillerle doğrudan temasa geçmesi, araya herhangi bir aracı katmaksızın deliller hakkında bilgi sahibi olması anlamına gelir. Bu değerlendirme tanık delili bakımından ziyadesiyle geçerlidir. Çünkü bir tanığın anlatımı sırasındaki tavırları ve inanılırlığı konusunda mahkeme tarafından yapılan gözlemler, maddi gerçeğin anlaşılabilmesi için oldukça önemlidir.</p>

<p>Yargılama yapan heyetin kompozisyonunda değişiklik olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması için yeterli bir neden değildir. Bir hâkimin sağlık sorunları, istifa, naklen atama, emeklilik veya başka bir mahkemede görevlendirilme gibi haklı nedenlerle davaya sürekli katılımını imkânsız kılan durumlar söz konusu olabilir. Böyle durumlarda &nbsp;hâkim değişikliklerinin yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğine ve bu kapsamda telafi edici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılması gerekir.</p>

<p>Bu bağlamda duruşmanın önceki celselerinde dinlenen tanıkların beyanlarının yazdırıldığı tutanakların okunması/incelenmesi sonucunda bunlar hakkında bir değerlendirme yapılması da telafi edici bir güvence olarak değerlendirilebilir. Ancak tanık beyanlarının delil değerinin tanıklar bizzat dinlenilmek suretiyle elde edilebilecek gözlem ve tespitlere dayanmasının gerekli veya zorunlu olduğu hâllerde savunmanın bu husustaki tutarlı itirazlarının derece mahkemesince veya kanun yolu mercilerince dikkate alınması ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekir.</p>

<p>Somut olayda beyanları mahkûmiyet hükmüne esas teşkil eden tanıkların dinlendiği celselere katılmayan mahkeme heyetince “<em>katılan tanıklarının yansız bir şekilde beyanda bulunduklarına ilişkin olarak tam bir vicdani kanaat oluştuğu ve savunma tanıklarının hayatın olağan akışına aykırı ve gerçeğin üzerini örtmeye yönelik beyanlarına itibar edilmeyeceği</em>” gerekçesine dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkemece diğer tanık beyanlarına karşı katılanın bildirdiği tanıklarının beyanlarına neden üstünlük tanındığı bu gerekçe ile açıklanmıştır. Anılan gerekçenin içeriği gözönüne alındığında tanıklar beyanda bulunurken yapılacak gözlemler sonucunda elde edilebilecek izlenimlerin de değerlendirmede dikkate alındığı görülmektedir. Zira mahkemece tanık beyanlarının delil değeri belirlenirken gözlemle oluşabilecek bu izlenimlere/kanaate atıf yapılmıştır. Somut olayda tanıkların dinlenmesinden sonra değişen ve mahkûmiyete hükmeden mahkeme heyeti tarafından bu izlenimlerin sadece tutanakların okunmasıyla elde edilmesi ve buna göre karar verilmesi söz konusu olduğundan bu durumun doğrudan doğruyalık ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/hakkaniyete-uygun-yargilanma-hakkinin-ihlal-edilmesi</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/11/g-4.jpg" type="image/jpeg" length="82771"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özel Hukuk Tüzel Kişilerini Kategorik Olarak Adli Yardım İmkânının Dışında Bırakan Kuralın Anayasa’ya Aykırı Olduğu]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/ozel-hukuk-tuzel-kisilerini-kategorik-olarak-adli-yardim-imkaninin-disinda-birakan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/ozel-hukuk-tuzel-kisilerini-kategorik-olarak-adli-yardim-imkaninin-disinda-birakan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 24/9/2024 tarihinde E.2024/78 numaralı dosyada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, kamuya yararlı dernek ve vakıfların iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilecekleri düzenlenmek suretiyle bunların dışında kalan tüzel kişiler kategorik olarak adli yardım imkânının dışında bırakılmıştır.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural kapsamında özel hukuk tüzel kişilerinin adli yardımdan yararlanamamalarının meşru bir amacının bulunmadığı, kuraldan kaynaklanan bu sınırlamanın kişilerin mahkemeye erişimini aşırı derecede zorlaştırdığı hatta imkânsız hâle getirdiği, dolayısıyla kuralla adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İtiraz konusu kural, gerçek kişiler için öngörülen adli yardım kurumundan tüzel kişilerden yalnızca kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanmalarına imkân tanımak suretiyle bunlar dışında kalan özel hukuk tüzel kişilerini kapsam dışında bırakmaktadır. Kamuya yararlı vakıf ve dernek dışındaki tüzel kişilerden mali imkânları yetersiz olanların iddia ve savunmada ya da icra takibinde bulunmalarını veya geçici hukuki korunma talep etmelerini kolaylaştıran adli yardım imkânından mahrum bırakılması bu tüzel kişiler yönünden mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, özel hukuk tüzel kişisi olan bir sermaye şirketinin idareye karşı açtığı tazminat davasında adli yardım talebinin reddedilmesi üzerine yaptığı bireysel başvuruyu mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir (<em>Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.</em>&nbsp;[GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023). Anılan kararda, hak ve fiil ehliyetine sahip olan tüzel kişilere hukuk düzeni tarafından borç ve yükümlülük öngörüldüğü, bunlara aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olarak iddialarını yargısal merciler önünde dile getirme imkânının tanındığı ifade edilerek yüksek miktardaki yargılama giderlerini ödemekten aciz olan özel hukuk tüzel kişileri açısından bu durumun dava açmayı zorlaştırabileceği hatta imkânsız hâle getirebileceği belirtilmiştir. Ayrıca ödeme gücünden yoksun olan bu tüzel kişilerin dava açmalarını kolaylaştırabilecek adli yardım kurumu dışında herhangi bir düzenlemenin ya da yargısal uygulamanın da bulunmadığı dile getirilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararda hukuk düzenine göre gerçek kişiler gibi hak ve borçlara ehil olan özel hukuk tüzel kişilerinin -yargılama masraflarını ödeme gücü olmayanların- durumlarının dikkate alınarak söz konusu masraflardan muaf tutulmalarının nimet-külfet dengesinin sağlanması açısından zorunlu olduğunu belirterek kanundan kaynaklanan kategorik yasağın meşru bir amacının bulunmadığını tespit etmiş ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğunu değerlendirmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, anılan kararda yer alan değerlendirmelerden hareketle kural kapsamında kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilerinin Kanun’da öngörülen şartlar oluştuğu hâlde yalnızca tüzel kişi olmaları nedeniyle adli yardım kurumundan yararlandırılmamalarının meşru amacının bulunmadığı ve kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/ozel-hukuk-tuzel-kisilerini-kategorik-olarak-adli-yardim-imkaninin-disinda-birakan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/11/b-1.jpg" type="image/jpeg" length="79301"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'den dikkat çeken 'KHK' kararı]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/aymden-dikkat-ceken-khk-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/aymden-dikkat-ceken-khk-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek Mahkeme, KHK ile kamu görevinden çıkarılıp başka bir KHK ile görevine iade edilenlerin tazminat talebinde bulunamayacaklarına ilişkin kuralı iptal etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anayasa Mahkemesi (<strong><a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/haberleri/aym" rel="nofollow" target="_blank" title="AYM haberleri">AYM</a></strong>)</strong>, olağanüstü hal (OHAL) kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden çıkarılıp başka bir KHK ile görevine iade edilenlerin tazminat talebinde bulunamayacaklarını öngören kuralı, Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AYM'nin Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre Danıştay 5. Dairesi, 7098 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 2. maddesinin 2 numaralı fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürerek iptalini istedi.</strong></p>

<p>Dairenin iptal talebinde itiraz konusu kuralla, OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılıp başka bir KHK ile kamu görevine iade edilenlerin tazminat talebinde bulunamayacaklarının öngörüldüğü kaydedildi.</p>

<p>Kişilerin kamu görevine iadelerinin, hukuka aykırı olarak kamu görevinden çıkarıldıkları anlamına geldiği belirtilen talepte, OHAL kapsamında hakkında hukuka aykırı şekilde tedbir uygulananlara maddi ya da manevi zararlarının giderilmesine yönelik idari ve yargısal yollara başvurma imkanının ortadan kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı olduğu bildirildi.</p>

<h3>OY BİRLİĞİYLE İPTAL EDİLDİ</h3>

<p>Başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bularak oy birliğiyle iptaline karar verdi.</p>

<p>Kararın gerekçesinde, OHAL KHK'sıyla doğrudan kamu görevinden çıkarılıp OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından görevine iade edilenlerin, kamu görevinden çıkarılmaları nedeniyle tazminat talebinde bulunamayacaklarını öngören kuralın da 2022'de iptal edildiği anımsatıldı.</p>

<p>İtiraz konusu kural açısından, 2022'deki karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı belirtilen kararda,&nbsp;<strong>"Kural kapsamında, göreve iade edilenlerin kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacaklarının öngörülmesi, devletin, kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik müdahalelere karşı etkili giderim mekanizması sağlama yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır"</strong>&nbsp;ifadesi kullanıldı.</p>

<p>https://www.cumhuriyet.com.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/aymden-dikkat-ceken-khk-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Oct 2024 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/10/kapak-175016.jpg" type="image/jpeg" length="87244"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Emlak Vergisi Tahakkukuna ve Takdir Komisyonu Kararına Açılan Davanın Süre Aşımından Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Er]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/emlak-vergisi-tahakkukuna-ve-takdir-komisyonu-kararina-acilan-davanin-sure-asimindan-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-er</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/emlak-vergisi-tahakkukuna-ve-takdir-komisyonu-kararina-acilan-davanin-sure-asimindan-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-er" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 29/2/2024 tarihinde, Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (B. No: 2020/11509) başvurusunda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Başvurucunun sahibi olduğu taşınmazları için 2009 yılı emlak vergisi 18.519,72 TL olmasına karşılık 2010 yılı emlak vergisi 148.593,10 TL olarak belirlenmiştir. Bunun üzerine başvurucu 2010 yılı emlak vergisi matrah tespitine yönelik komisyon kararına karşı dava açmıştır. Karar tarihi itibarıyla başvurucunun 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükmüne göre komisyon kararına karşı dava açabilecek kişilerden olmadığı gerekçesiyle mahkeme davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. 2010 yılı için belirlenen emlak vergisi oranı dayanak alınarak 2011, 2012 ve 2013 yılları matrah oranları da belirlendiğinden başvurucu, belirtilen yıllara ilişkin matrah oranlarına da dava açmıştır. Anayasa Mahkemesi 31/5/2012 tarihli ve &nbsp;E.2011/38, K.2012/89 sayılı kararıyla 213 sayılı Kanun’un mükerrer 49. maddesinin (b) fıkrasının üçüncü paragrafının birinci cümlesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Bu iptal hükmünden önce 2011 yılına ilişkin dava karara bağlandığından mahkeme başvurucunun takdir komisyonu kararına karşı ehliyetinin bulunmadığı yönünde karar vermiştir. 2012 ve 2013 yılları açısından ise işin esasına girerek karar vermiştir. Ancak Danıştay 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin matrah tespitinin dayanağının 2010 yılı matrah tespiti olduğunu, Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün söz konusu yıla ilişkin verilen kararı etkilemeyeceğini belirterek matrahın kesinleşmesi nedeniyle davaları reddetmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu, emlak vergisi tahakkukuna ve dayanağı olan takdir komisyonu kararına karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Somut olaydaki uyuşmazlığa konu takdir komisyonu kararının alındığı ve verginin tahakkuk ettirildiği tarihte yürürlükte bulunan yasal düzenlemeye göre takdir komisyonu kararlarına karşı yalnız kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları on beş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilmektedir. Buna karşılık Anayasa Mahkemesinin takdir komisyonu kararına karşı mükelleflerin dava açma hakkına ilişkin olarak 31/5/2012 tarihinde verdiği iptal kararı sonrasında, yapılacak tebligatlar ve dava açma sürelerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>

<p>Yine 213 sayılı Kanun'un 49. maddesi hükmü ile arsa ve arazi metrekare birim değerleri yönünden dava açılması özel olarak düzenlenerek arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin verginin tahakkuk ettirileceği yılın başından önce yargı yolu da dâhil kesinleştirilmesi amaçlanmaktadır. Nitekim Danıştay da emlak vergisine esas asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerinin tespitine yönelik takdir komisyonu kararlarının öğrenilme tarihinden itibaren otuz günlük genel dava açma süresi içinde ve en geç anılan kararın alındığı yılın son gününe kadar dava açılabileceğini kabul etmiştir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere mükellef açısından arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin ilanına veya imza karşılığında tebliğine ilişkin kanuni bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>

<p>Bireysel başvuruya konu olayda mahkeme 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde yer alan ve otuz gün olan genel dava açma süresi içerisinde takdir komisyonu kararına dava açılabileceğini vurgulayarak vergi değerinin kesinleşmesinden sonra asgari arsa metrekare birim değerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararına karşı açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesine yer vererek davayı reddetmiştir. Dosya kapsamından başvurucunun kendisine tebligat yapılan kişilerden olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan mahkeme başvurucunun takdir komisyonu kararını gerçekte hangi tarihte öğrendiğine dair bir değerlendirme de yapmamıştır. Mahkeme sonradan ortaya çıkan yasal gelişmelere göre geliştirilen içtihat çerçevesinde dava açma süresi bakımından nihai bir tarih belirlemiş ve her hâlükârda yıl sonundan önce davanın açılmış olması gerektiği kabulüyle başvurucunun davasını açtığı tarihte mevcut olmayan ve değerlendirmesi mümkün olmayan bir duruma göre yorum yapmıştır.</p>

<p>Bu itibarla mahkemenin dava açma sürelerinin belirlemesine ilişkin olarak başvurucunun davayı açtığı tarihte mevcut olmayan ve değerlendirilmesi mümkün olmayan bir duruma göre yaptığı yorumunun somut olayın özel koşullarında öngörülebilir olmadığı, başvurucunun mahkemeye erişimini aşırı derecede güçleştirerek başvurucuya şahsi olarak ağır ve orantısız bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Diğer yandan 2011, 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin davaların da 2010 yılı matrahının kesinleştiği gerekçesiyle reddedildiği görülmekle birlikte 2010 yılı vergilendirme dönemiyle ilgili davada mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğuna ilişkin olarak yukarıda yer verilen tespit ve değerlendirmeler üzerine bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiği gözetildiğinde 2010 yılı matrahının kesinleştiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bu itibarla anılan yıllara ilişkin davaların 2010 yılı matrahının kesinleştiği gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/emlak-vergisi-tahakkukuna-ve-takdir-komisyonu-kararina-acilan-davanin-sure-asimindan-reddedilmesi-nedeniyle-mahkemeye-er</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jul 2024 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/07/1772024-sureslider.jpg" type="image/jpeg" length="60875"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Misyon Koruma Görevinde Üç Yılı Aşan Sürenin Rütbe Terfisinde Değerlendirilmemesini Öngören Kuralın Anayasa’ya Aykırı Ol]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/misyon-koruma-gorevinde-uc-yili-asan-surenin-rutbe-terfisinde-degerlendirilmemesini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-ol</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/misyon-koruma-gorevinde-uc-yili-asan-surenin-rutbe-terfisinde-degerlendirilmemesini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-ol" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 9/5/2024 tarihinde E.2023/127 numaralı dosyada, 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 27/3/2015 tarihli ve 6638 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 55. maddesinin on beşinci fıkrasının üçüncü cümlesinin fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “…yurt dışı misyon koruma,…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, misyon koruma görevinde geçen üç yılı aşan sürenin fiilî çalışma süresinden sayılmaması ve bir üst rütbeye terfide dikkate alınmaması öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; misyon koruma görevinde geçen üç yılı aşan sürede ilgililerin talebi ya da bu sürenin geçirilmesinde ilgililerin kusuru olup olmadığı yönünden herhangi bir ayrımın yapılmadığı, yurt içinde görevli emniyet personelinin hizmet süresinin tümünün rütbe terfisinde değerlendirilmesine karşın aynı hukuki statüde bulunan personelin misyon koruma görevinin kendisinden kaynaklanmayan sebeplerle uzaması durumunda üç yılı aşan sürenin terfi süresinden değerlendirilmemesinin eşitsizliğe sebebiyet verdiği&nbsp; belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p>Misyon koruma görevi ilke olarak iki yıldır ancak görev süresi azami olarak dört yıla kadar uzatılabilmektedir. İtiraz konusu kuralla misyon koruma görevinde üç yılı aşan sürenin terfi değerlendirilmesinde dikkate alınmayacağı belirtildiğinden azami süreyle (dört yıl) misyon koruma görevini üstlenen polis amirlerinin son bir yılının rütbe terfisinde değerlendirme dışı bırakılacaktır.</p>

<p>Yurt dışı misyon koruma görevine gönderilen personelin iki yıl olan normal görev süresi kendi rızasıyla uzatılabileceği gibi sonradan öngörülemeyen durumlar nedeniyle rızası alınmadan da uzatılabilmektedir. Kuralda ise görevlendirilen personelin rızası olup olmadığına bakılmaksızın görev süresinin dört yıla uzatıldığı durumlarda rızası alınmadan uzatılan dördüncü yıl terfi değerlendirmesinde dikkate alınmamaktadır. Bu durum görev süresi uzatılan personelin kendisinden kaynaklanmayan nedenlerden ötürü bir üst rütbeye terfilerinin emsallerine kıyasla gecikmesine sebebiyet vermektedir. Bu itibarla kuralın kişilere aşırı külfet yüklediği&nbsp;ve orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/tr</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/misyon-koruma-gorevinde-uc-yili-asan-surenin-rutbe-terfisinde-degerlendirilmemesini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-ol</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/07/572024-korumaslider-1.jpg" type="image/jpeg" length="65890"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tanıklık Etme Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesini Sağlamak Amacıyla Uygulanan Disiplin Hapsi Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edilmesi]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/taniklik-etme-yukumlulugunun-yerine-getirilmesini-saglamak-amaciyla-uygulanan-disiplin-hapsi-nedeniyle-kisi-hurriyeti-ve</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/taniklik-etme-yukumlulugunun-yerine-getirilmesini-saglamak-amaciyla-uygulanan-disiplin-hapsi-nedeniyle-kisi-hurriyeti-ve" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 19/3/2024 tarihinde, Yakup Güneş (B. No: 2019/15907) başvurusunda Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza infaz kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne olduğu iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Ağır ceza mahkemesi başvurucunun hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı 2009-2015 yılları arasında aynı ceza infaz kurumunda görev yapan M.Ş. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatmıştır. M.Ş. kolluk ifadesinde bir dershanede öğretmen olarak çalışan H.K.nin yaptığı sohbetlere başvurucunun da katıldığını beyan etmiş, ayrıca fotoğraflarından başvurucu ile Mu.Ş.yi H.K.nın yaptığı sohbetlere gelen kişiler olarak teşhis etmiştir. Başvurucunun istinaf başvurusu, bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>Mu.Ş. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürüten Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), M.Ş.nin beyan ve teşhisleri doğrultusunda Mu.Ş. ile H.K. yönünden başvurucuyu Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla tanık olarak dinlemek istemiştir. Başvurucu, tanıklık yemini de etmesine rağmen tanık sıfatıyla ifade vermek istemediğini beyan etmiştir. Başsavcılık, tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olmamasına rağmen tanıklık yapmadığı gerekçesiyle 3. Sulh Ceza Hâkimliğinden başvurucu hakkında disiplin hapsi kararı vermesini talep etmiştir. Başsavcılığın talebi üzerine 3. Sulh Ceza Hâkimliği SEGBİS aracılığıyla başvurucunun beyanını almıştır. Başvurucu verdiği beyanda Başsavcılıkça düzenlenen tutanağın içeriğini kabul etmediğini ve ifade vermesi hâlinde aleyhine sonuç doğabileceğinden dolayı yasal hakkını kullanarak tanıklıktan çekindiğini söylemiştir. Hâkimlik, tanıklıktan yasal bir sebep olmadan çekindiği gerekçesiyle başvurucunun otuz gün disiplin hapsiyle cezalandırılmasına ve tanıklık etmesi hâlinde derhâl salıverilmesine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı 4. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir. Başvurucunun bölge adliye mahkemesi kararına karşı yaptığı temyiz başvurusu Yargıtay tarafından reddedilmiş ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu, tanıklık etme yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak amacıyla disiplin hapsine tabi tutulması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa’nın “<em>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</em>” kenar başlıklı 38. maddesinin beşinci fıkrasında “<em>Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz</em>.” şeklinde ayrıca düzenlenerek susma ve kendini suçlamama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu hak aynı zamanda Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvencelerinden biridir. Gerekçesine bakılacak olursa Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasındaki düzenlemenin amacı insan tabiatına aykırı bir muamelenin yasaklanması, işkenceye kadar varabilecek gayriinsanî muameleye açık kapı bırakılmamasıdır.&nbsp;</p>

<p>Anılan fıkra, haklarında suç isnadında bulunulabilmesi için henüz suç isnadı altında olmayan kişilerin ve yeni suç isnadında bulunulabilmesi veya var olan isnadın ispatlanması için hâlihazırda suç isnadı altında olan kişilerin de kendilerini suçlayıcı beyanda bulunmaları veya bu yolda delil göstermeleri konusunda zorlanmasını yasaklamaktadır. Dolayısıyla tanık da olsa bir kişi Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrası gereğince, vereceği beyanın hakkında suç isnadında bulunabilmesine yahut var olan isnatlara yeni isnatlar eklenmesine neden olabileceği veya var olan isnatların ispat edilmesinde kullanılabileceği hâllerde beyanda bulunmaya zorlanmamalıdır.</p>

<p>Somut olayda başvurucunun tanık olarak dinlenmek istendiği tarihte mahkûmiyet kararı henüz kesinleşmemiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçelerinden birinin de başvurucunun örgüt üyelerini dinî sohbet kisvesi altında düzenlenen örgütsel toplantılara çağırmak ve toplantıya katılan örgüt üyelerinden kurban parası vb. adlarla örgüte para toplamak olduğu, başvurucunun yargılama sürecinde isnat edilen suçlamayı kabul etmediği ve başvurucunun tanıklığına başvurulmak istenen olayın başvurucunun da katıldığı iddia edilen toplantılara ilişkin olduğu gözetildiğinde tanık olarak vereceği beyanın, hakkında devam eden yargılamada başvurucu aleyhinde kullanılabileceği açıktır. Ayrıca söz konusu beyanın başvurucuya yeni bir suç isnadında bulunulmasında kullanılması olasıdır. Zira Türk hukuk sisteminde tanığa bir çeşit yargısal muafiyet tanıyarak, vereceği beyanın hakkında devam eden suç isnadına bağlı yargılamalarda kullanılmasını veya hakkında yeni suç isnatlarında bulunulmasını önleyen hukuki bir düzenleme mevcut değildir.</p>

<p>Bu bakımdan tanığın hakkında yeni suç isnatlarında bulunulmasına veya beraat edebileceği hâlde mahkûmiyet kararının onanmasına sebebiyet verme ile disiplin hapsine maruz kalma arasında seçim yapmaya zorlanması susma ve kendini suçlayıcı beyanda bulunmama hakkının gereklilikleriyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun somut olayda Başsavcılıkta tanık olarak ifade verme yönünde kanuni bir yükümlülük altında olmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir temelinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/taniklik-etme-yukumlulugunun-yerine-getirilmesini-saglamak-amaciyla-uygulanan-disiplin-hapsi-nedeniyle-kisi-hurriyeti-ve</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/07/972024-slider-8.jpg" type="image/jpeg" length="92799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konkordato Sürecinde Borçlunun Bazı İşlemlerine İzin Verilmesini Alacaklıların Muvafakatine Bağlayan Kuralın Anayasa’ya]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/konkordato-surecinde-borclunun-bazi-islemlerine-izin-verilmesini-alacaklilarin-muvafakatine-baglayan-kuralin-anayasaya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/konkordato-surecinde-borclunun-bazi-islemlerine-izin-verilmesini-alacaklilarin-muvafakatine-baglayan-kuralin-anayasaya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 4/4/2024 tarihinde E.2024/10 numaralı dosyada, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 7101 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle değiştirilen 297. maddesinin 7327 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...muvafakatini...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda; konkordato sürecinde mühlet verilen borçlunun bazı tasarruflarda bulunabilmek için mahkemeden ilgili işlemlere izin verilmesini talep etmesi üzerine mahkemenin izni vermeden önce alacaklılar kurulunun muvafakatini almak zorunda olduğu öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; konkordato sürecinde borçlunun kanunda belirtilen hukuki işlemleri ancak mahkeme kararıyla kendisine izin verilmesi hâlinde yapabildiği, buna karşılık borçlunun söz konusu işlemleri yapabileceği yönündeki mahkeme kararının itiraz konusu kuralla alacaklılar kurulu tarafından muvafakat verilmiş olması şartına bağlanmış olduğu, mahkeme kararının şarta bağlanmasının mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi ile bağdaşmadığı, alacaklılar kurulunun karar yeter sayısının kanunda düzenlenmediği belirtilerek itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir. Devlet, alacakların tahsiline ilişkin sistemi kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmeli ve kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almalıdır.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 297. maddesinde konkordato sürecinde verilen kesin mühlet içinde borçlu tarafından rehin tesisi, kefalet verilmesi, ivazsız tasarruflarda bulunulması, taşınmazlar ile işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırların ve işletmenin devamlı tesisatının devredilmesi ve takyit edilebilmesi mahkemenin iznine tabi kılınmıştır. İtiraz konusu kural ise mahkemenin bu işlemlerin yapılmasına izin vermeden önce alacaklılar kurulunun muvafakatini almak zorunda olduğunu düzenlemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konkordatonun, alacaklıların alacaklarını mümkün olduğu ölçüde tahsil edebilmesinin yanında mali durumu bozulan borçlunun durumunu iyileştirerek ticari faaliyetlerine devam edebilmesine imkân tanıma amacı da bulunmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda konkordato sürecinde alacaklılar ile borçlunun menfaatlerini dengeleyecek yollar öngörülmeli ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması hususu göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Dava konusu kural uyarınca, alacaklılar kurulunun muvafakat etmemesi hâlinde mahkemenin borçlunun tasarruf yetkisini kullanması yönünde karar vermesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla kural, alacaklıların muvafakat vermeme yönündeki kararının tarafların menfaatleri yönünden en uygun çözüm olup olmadığını değerlendirme hususunda mahkemeye herhangi bir takdir alanı bırakmamaktadır. Öte yandan taraflar arasında adil bir denge kurulabilmesi ancak alacaklılar kurulunun kararının da denetime tabi kılınmasıyla ve hâkime takdir yetkisi verilmesiyle sağlanabilir.</p>

<p>Bu değerlendirmeler ışığında, borçluya izin vermenin tarafların menfaatlerinin korunması bakımından hakkaniyete daha uygun sonuçlar doğurabileceği dikkate alındığında mahkemeyi takdir yetkisinden mahrum bırakmanın devletin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında tarafların yarışan menfaatleri arasında denge kurulabilmesi amacıyla sürecin komiser atanmak suretiyle mahkemece yürütüldüğü gözetildiğinde, itiraz konusu kuralla söz konusu menfaatler arasında kurulması gereken dengenin alacaklılar lehine borçlu aleyhine sonuçlara yol açabileceği kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/konkordato-surecinde-borclunun-bazi-islemlerine-izin-verilmesini-alacaklilarin-muvafakatine-baglayan-kuralin-anayasaya</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Jun 2024 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/06/11.jpg" type="image/jpeg" length="79836"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatla Yapılan Görüşmenin İzlenmesi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının, Disiplin Cezasına İlişkin Şikâyetin Reddedil]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/avukatla-yapilan-gorusmenin-izlenmesi-nedeniyle-ozel-hayata-saygi-hakkinin-disiplin-cezasina-iliskin-sikayetin-reddedil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/avukatla-yapilan-gorusmenin-izlenmesi-nedeniyle-ozel-hayata-saygi-hakkinin-disiplin-cezasina-iliskin-sikayetin-reddedil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 31/1/2024 tarihinde, Fadime Kolutek ve diğerleri (B. No: 2017/25008) başvurusunda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ile 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Başvurucu Celaleddin Kolutek’in vefat etmesi üzerine eşi Fadime Kolutek kendisi ve velayeten çocukları adına başvuruya devam etmek istediğini bildirmiştir. Müteveffa başvurucu Celaleddin Kolutek hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında başvurucu tutuklanarak ceza infaz kurumuna nakledilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı tarafından FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla ceza infaz kurumunda bulunan tutukluların avukatları ile yapacakları görüşmelerin 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı OHAL KHK'sı) uyarınca izlenebileceği yönünde bir karar alınmıştır. Başvurucunun avukatıyla yapmış olduğu görüşme, söz konusu karar kapsamında ceza infaz kurumunda görevli personel tarafından izlenmiştir. Bu görüşme esnasında başvurucu tarafından sarf edildiği iddia edilen ifadeler nedeniyle Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunca disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde görevli memura yönelik hakaret ve tehdit eyleminde bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uyarınca beş gün süreyle hücreye koyma cezası verilmiştir. Karara karşı başvurucu, infaz hâkimliğine şikâyet dilekçesi sunmuş ve işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını talep etmiş; infaz hâkimliği şikâyetin reddine karar vermiştir. Söz konusu karara karşı yapılan itiraz ağır ceza mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurucular, avukatı ile yaptığı görüşmenin görevliler tarafından izlenmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının; görüşme sonrasında tutulan tutanak doğrultusunda verilen disiplin cezasına karşı yapılan şikâyetin reddedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong><em>1. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden</em></strong></p>

<p>Somut olayda başvurucu hakkındaki tedbir tüm ülkede OHAL’in devam ettiği bir süreçte alınmıştır. Söz konusu tedbirin toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlara emir ve talimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalini engellenme, OHAL’in ortaya çıkardığı tehlikeleri bertaraf etme amacına yönelik olduğu görülmüş ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediğine dair inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılmıştır.</p>

<p>OHAL şartları dikkate aldığında objektif ve ikna edici nitelikte gerekçelerin bulunması durumunda ilgili kişilerin öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda ilave tedbirlere maruz bırakılması makul kabul edilebilecektir. Başvuruya konu müdahalenin gerçekleştiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 667 sayılı OHAL KHK'sı incelendiğinde mahpusun avukatla mahrem görüşme hakkının korunduğu ve avukatla müvekkil arasındaki görüşmenin gizli olmasının kural olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. İlgili düzenlemeye göre belirli suçlardan mahpus olanlarla ilgili toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde Cumhuriyet savcısının kararıyla avukatla görüşmeye yönelik kısıtlamaya gidilebilecektir. Bununla birlikte söz konusu OHAL KHK'sında avukatla görüşme hakkına yönelik tedbirin kesin bir süre ile sınırlanmadığı ve tedbire dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli bir denetim mekanizmasının tesis edilmediği görülmüştür.</p>

<p>Öte yandan somut olayda avukatla görüşmelerin izlenmesine ilişkin kararın Cumhuriyet savcısı tarafından değil Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığınca alındığı, bu kararın genel nitelikte olduğu ve müteveffa Celaleddin Kolutek yönünden bireyselleştirilmiş bir gerekçe ihtiva etmediği de tespit edilmiştir. Sonuç olarak -OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde- müdahale konusu tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde uygulanmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong><em>2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden</em></strong></p>

<p>Somut olayda başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezası ceza infaz kurumu görevlilerince tutulan tutanağa ve bu kişilerin beyanına dayandırılmıştır. Başvurucunun avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ile ilgili olarak varılan sonuç gözetildiğinde bu izlemeye bağlı tutulan tutanağın ve görevli beyanlarının disiplin cezasına ilişkin yargılamada belirleyici delil niteliğinde kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/avukatla-yapilan-gorusmenin-izlenmesi-nedeniyle-ozel-hayata-saygi-hakkinin-disiplin-cezasina-iliskin-sikayetin-reddedil</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Jun 2024 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/06/1262024-gorusmeslider.jpg" type="image/jpeg" length="33704"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevzuatın Öngördüğü Şekilde Süratle Sonuçlandırılması Gereken Bir Davanın Sürüncemede Bırakılması Nedeniyle Sendika Hakk]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/mevzuatin-ongordugu-sekilde-suratle-sonuclandirilmasi-gereken-bir-davanin-suruncemede-birakilmasi-nedeniyle-sendika-hakk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/mevzuatin-ongordugu-sekilde-suratle-sonuclandirilmasi-gereken-bir-davanin-suruncemede-birakilmasi-nedeniyle-sendika-hakk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 15/2/2024 tarihinde, Türkiye Devrimci Kara, Hava ve Demiryolu Taşımacılığı İşçileri Sendikası (B. No: 2020/34550) başvurusunda Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Başvurucu, Türkiye Devrimci Kara, Hava, Demiryolu İşçileri Sendikası (Nakliyat-İş/Sendika), işyerinde toplu iş sözleşmesi (TİS) yapmak için yeterli sayıya ulaştığını belirterek yetki tespiti talebiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına (Bakanlık) başvurmuştur. Bakanlık, başvurucu Sendikanın kurulu olduğu iş kolunda gerekli çoğunluğu sağlayamadığını tespit etmiş (olumsuz yetki tespitinde bulunmuş) ve bu hususu Sendikaya bildirmiştir. Başvurucu anılan olumsuz yetki tespitine ilişkin olarak İstanbul İş Mahkemesinde (Mahkeme) itiraz davası açmıştır. Söz konusu davanın açılması ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 43. maddesi uyarınca TİS süreci dava sonuçlanana kadar durmuş ve mahkemenin yetki itirazı sonucunu değerlendirmesi beklenmeye başlanmıştır.</p>

<p>İş mahkemesi davanın reddine karar vermiş, ardından yapılan istinaf başvurusu da esastan reddedilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay, iş kolu barajının tespitinde yayımlanan son istatistiklere Nakliyat-İş'in süresinde itiraz ettiğini, buna ilişkin yargılamanın bir başka iş mahkemesinde görüldüğünü ve bekletici mesele yapılması gerektiğini değerlendirerek bozma kararı vermiştir. Bozma kararı sonrası dava Mahkemede derdest durumdayken başvurucu Sendika Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, bu sırada ilk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının (Bakanlık) olumsuz yetki tespiti işleminin ihtiyati tedbirle durdurulması ile itiraza uğramayan ve kesinleşen önceki istatistik hükümleri uygulanarak işlem yapılması gerektiğini değerlendirerek başvurucu Sendikanın yetkili olduğunu tespit etmiştir. Bakanlığın kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay, önceki kararını yinelemiş ve kararın bozulmasına karar vermiştir. İnceleme tarihi itibarıyla yargılama hâlen derdesttir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu, olumsuz yetki tespitine itiraz talebiyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi&nbsp;<em>Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası ve Türkiye Petrol, Kimya ve Lastik Sanayii İşçileri Sendikası</em>&nbsp;(B. No: 2016/13531, 15/12/2020) kararlarında yetki tespitine itiraz davalarının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle sendika hakkının ihlali iddialarını incelemiş ve davanın kısa sürede sonuçlandırılması için mevzuatta öngörülen süreler yönünden devletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğini incelemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, başvurulara konu yargılamaların sürüncemede bırakılarak başvurucuların davacı işyerlerinde sendikalaşmanın sağlanması hususundaki hukuki belirsizliğin hızlı bir yargısal süreç yürütülerek giderilemediğini tespit etmiş; başvurulara konu yargı mercilerinin tutumunun başvurucuların ve başvurucularla birlikte işyerinde çalışan işçilerin TİS kapsamında sendikal faaliyette bulunma olanağını ve sözleşmenin getirdiği sendikal haklara erişimini yargılama süreci boyunca imkânsız kıldığını değerlendirmiştir. Sonuç olarak başvurucuların sendika hakkının ihlal edildiğine ve başvuruculara tazminat ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca anılan başvurularda yetki tespiti davalarında kanun koyucunun 6356 sayılı Kanun'da itiraz ve yargılama aşamalarına ilişkin kısa süreler benimsemiş olmasının bu hakkın hızlı ve etkin bir şekilde kullanımını sağlama gayesinden ileri geldiğinin altını çizmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte Yargıtay da kanun koyucunun eski yasa döneminden farklı olarak 6356 sayılı Kanun kapsamında olumlu ve olumsuz yetki tespitine itirazlar arasındaki farkı kaldırdığı vurgulamıştır. Böylece kanun koyucunun hakkında olumsuz yetki tespiti kararı verilen sendikalar yönünden de koruma sağladığı ve TİS imzalanmadan yetkili sendikanın en doğru şekilde tespit edilmesinin amaçlandığı açıktır. Öte yandan bu noktada devletin yasama organının kanun ile öngördüğü hassasiyetin korunması ancak yargı makamlarının önlerine gelen uyuşmazlıkları kanunda öngörülen süreleri aşmadan ve hızlı bir şekilde incelemeleri ile mümkün olabilir.</p>

<p>Somut olayda yetki tespiti talebinde bulunulan 2016 yılından bu yana geçen yaklaşık sekiz senelik oldukça uzun bir süre boyunca başvurucu Sendikanın dava konusu işyerindeki işçileri temsil etme, işçi ve işveren arasında bir köprü oluşturma, gerektiğinde işvereni işçilerle ilgili konularda ikna etme, işçi sayısını artırarak sosyal ve finansal kaynaklarını güçlendirme gibi haklarından yoksun bırakıldığı anlaşılmıştır. Başvurucunun devam eden yargılama süreci boyunca sendikal haklarını kullanamadığı, bu bağlamda hakkın korunması hususunda makul ivedilik ve özen yükümlülüğü çerçevesinde davranılmadığı görülmüştür. Bu itibarla söz konusu davanın makul sürede sonuçlandırılmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda başvurucu Sendikanın yetki tespiti ile ilgili sürece dair yargılama sürüncemede bırakılarak başvurucunun dava konusu işyerinde sendikalaşabilmesi hususundaki hukuki belirsizlik hızlı bir yargısal süreç yürütülerek giderilmemiştir.</p>

<p>Bu değerlendirmeler ışığında mevzuatın öngördüğü şekilde süratle sonuçlandırılması gereken bir dava sürecinin sürüncemede bırakıldığı, yargı mercilerinin tutumunun başvurucunun ve başvurucu ile birlikte işyerinde çalışan işçilerin TİS kapsamında sendikal faaliyette bulunma olanağını ve sözleşmenin getirdiği sendikal haklara erişimini yargılama süreci boyunca imkânsız hâle getirdiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Öte yandan Anayasa Mahkemesi bu davaların makul sürede sonuçlandırılmamasının sistematik olarak devam ettiğini ve bu durumun yapısal bir soruna yol açtığını tespit etmiştir. Yetki tespitine itiraz davalarının derece mahkemeleri önünde makul sürede sonuçlandırılamamasına ilişkin sistematik bir yapısal sorunun varlığına işaret eden benzeri yeni ihlallerin önlenmesi için hâlihazırda işleyen mevcut sistemin yeniden ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/mevzuatin-ongordugu-sekilde-suratle-sonuclandirilmasi-gereken-bir-davanin-suruncemede-birakilmasi-nedeniyle-sendika-hakk</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Jun 2024 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/06/1362024-slider.jpg" type="image/jpeg" length="94228"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kesin Mahkûmiyet Kararı Bulunmamasına Rağmen Gerekçeli Kararda Cezai Sorumluluk Yükleyen İfadeler Kullanılması Nedeniyle]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/kesin-mahkumiyet-karari-bulunmamasina-ragmen-gerekceli-kararda-cezai-sorumluluk-yukleyen-ifadeler-kullanilmasi-nedeniyle</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/kesin-mahkumiyet-karari-bulunmamasina-ragmen-gerekceli-kararda-cezai-sorumluluk-yukleyen-ifadeler-kullanilmasi-nedeniyle" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 31/1/2024 tarihinde, Mehmethan Kamburoğlu (B. No: 2019/27554) başvurusunda Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Başvurucu, jandarma uzman erbaş alımı sınavında başarılı olmuş ve uzman erbaş sıfatıyla kursiyer olarak görev yapmaya başlamıştır. Hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması üzerine başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucu, sözleşmesinin feshine dair işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açmıştır. Mahkeme dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararda; başvurucu hakkında tehdit ve kasten yaralama suçlarından yürütülen yargılamalarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiği, mala zarar verme suçundan adli para cezasına hükmedildiği, başvurucunun dosyasında ise anılan suçlardan yargılandığı ve&nbsp;<em>fillerin sübuta ermesi neticesinde ceza aldığı, HAGB kararı verildiği</em>&nbsp;şeklinde menfi not bulunduğu ve bu nedenle güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı belirtilmiştir. Mahkeme, anılan suçların dava tarihinde yürürlükte olan Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 6. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığı, yargılamalara konu fiillerin meydana gelişi ve niteliği gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun kriminal bir kişiliğe sahip olduğunun ya da suç işleme hususunda ısrarcı olduğunun söylenemeyeceği, kursiyerlik görevine alınma sürecinde hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmayan ve eğitimini başarıyla tamamlayan başvurucunun göreve devam edeceği hususunda haklı beklentiye girdiği gerekçesiyle dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge idare mahkemesi istinaf başvurusunu kabul ederek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz talebi ise Danıştay tarafından kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurucu, idari işlemin iptali istemiyle açtığı davada kesin mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamalarına dayanılarak gerekçeli kararda suçluluğu ima eden bazı ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Somut olayda hakkında tehdit ve kasten yaralama suçlarından yürütülen kovuşturmalarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin başvurucuya isnat edilen suçlara uygulanabilir olduğu tespit edilerek HAGB kararı verilmiştir. Böylece denetim süresinin suç işlenmeden geçirilmesi hâlinde başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânı tanınmıştır. Denetim sürecinde başvurucunun suçluluğunun sabit olmadığı ve masumiyetinin devam ettiği kuşkusuzdur.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi kararının gerekçesinde başvurucu hakkında "...<em>hükmün açıklamasının geri bırakılmasına hükmedildiği, anılan maddede ise hükmün açıklamasının geri bırakılması halinde hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı, bir başka ifade ile başvurucu hakkında verilmiş mahkumiyetten söz edilemeyeceği</em>..." belirtilmiştir. Buna karşın gerekçenin devamında&nbsp;<em>"...işlediği ve ceza almasına sebep olan suçların vasfı, mahiyeti ve birden fazla olması hususları ile yerine getirmesi gereken kamu görevinin önemi ve gerektirdiği nitelikleri..."</em>&nbsp;şeklinde ifadelere yer verilerek HAGB kararına rağmen başvurucunun anılan suçları işlediği ve ceza aldığı belirtilmiş, suçların vasfı ve mahiyeti temelinde bir değerlendirme yapılmıştır. Bu şekilde, hakkındaki ceza yargılamaları kesin mahkûmiyet ile sonuçlanmamasına karşın başvurucu suçlu olarak kabul edilmiş ve başvurucunun sözleşmesinin feshinin neden hukuka uygun olduğu olay ve olgular temelinde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Bölge idare mahkemesi kararının gerekçesinde bir yandan kesin mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamalarında verilen kararlara dayanılmış bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçları işlediği belirtilmiştir. Anılan gerekçede ceza yargılamalarına konu olay ve olguların ise herhangi bir biçimde irdelenmediği görülmüştür. Dolayısıyla kesin mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen başvurucuya cezai sorumluluk yükleyen ifadelerin yer aldığı gerekçede kullanılan dilin başvurucunun masumiyetine gölge düşürdüğü değerlendirilmiştir. Böylece HAGB kararları anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetinden şüphe duyulmasına yol açılmıştır.</p>

<p>Sonuç olarak bölge idare mahkemesi kararının gerekçesinde kullanılan ifadeler karşısında ve ceza mahkemesinin açıklanması geri bırakılan hükümlerine doğrudan dayanılması nedeniyle başvurucunun ceza yargılanmalarına konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/kesin-mahkumiyet-karari-bulunmamasina-ragmen-gerekceli-kararda-cezai-sorumluluk-yukleyen-ifadeler-kullanilmasi-nedeniyle</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Jun 2024 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/06/762024-slider.jpg" type="image/jpeg" length="14401"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM: Rektörleri Cumhurbaşkanı'nın ataması Anayasa'ya aykırı!]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/aym-rektorleri-cumhurbaskaninin-atamasi-anayasaya-aykiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/aym-rektorleri-cumhurbaskaninin-atamasi-anayasaya-aykiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi (AYM) üniversite rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ilişkin KHK ve yasa hükmünü iptal etti.</p>

<p>AYM, 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) bazı maddelerin iptali yönünde karar verdi.</p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) AYM’ye yaptığı başvuru sonucunda AYM’nin aldığı kararda verilen gerekçede rektör atamalarında YÖK’ün aday gösterme yetkisinin yanı sıra rektör olarak atanabilmek için öngörülen profesör olarak en az üç yıl görev yapmış olma şartının da kaldırıldığı hatırlatıldı.</p>

<p>Gerekçede rektör atama konusundaki yetkinin sadece Cumhurbaşkanı’na verildiği ve rektör olarak atanmak için herhangi bir nitelik aranmadığı, bu durumda yöneticisi doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanan üniversitenin özerkliğinden söz edilemeyeceği belirtildi.</p>

<p><strong>“ANAYASA’YA AYKIRILIK SORUNU”</strong></p>

<p>AYM’nin kararında söz konusu KHK’nin Anayasa’ya aykırılık sorunu bulunduğu ifade edildi.</p>

<p>AYM’nin kararında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p><em>“Dava konusu kuralla YÖK’ün rektör atama sürecinde; devlet üniversiteleri yönünden aday gösterme, vakıf üniversiteleri yönünden mütevelli heyetinin teklifine olumlu görüş verme şeklindeki rolüne son verilmek suretiyle rektör atama usulü değiştirilmiş ayrıca atanma şartları, görev süresi gibi rektör atanmasına ilişkin hükümler madde metninden çıkarılmıştır.”</em></p>

<p>Kararda ayrıca “Devlet üniversitelerine rektör atanma şartlarında değişiklik öngören kural, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin düzenleme içerdiğinden Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kalmaktadır” ifadeleri kullanıldı.</p>

<p>AYM kararında, söz konusu iptal kararının ve diğer bazı iptallerin 12 ay sonra yürürlüğe gireceği de hüküm altına alındı:</p>

<p><em>“İptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu maddelere, fıkralara, bentlere, ibarelere ve kısma ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak on iki ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.”</em></p>

<p><em>https://www.birgun.net/</em></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/aym-rektorleri-cumhurbaskaninin-atamasi-anayasaya-aykiri</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Jun 2024 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/06/anayasa-mahkemesi-nden-erdogan-a-karsi-karar-5e7ef.jpg" type="image/jpeg" length="63521"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Hesaplanan Tazminatın Esas Alınmaması ve Gerçek Zararların Karşılanmaması Nedenleriyle Mahkemeye Erişim Hakkının]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/yuksek-hesaplanan-tazminatin-esas-alinmamasi-ve-gercek-zararlarin-karsilanmamasi-nedenleriyle-mahkemeye-erisim-hakkinin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/yuksek-hesaplanan-tazminatin-esas-alinmamasi-ve-gercek-zararlarin-karsilanmamasi-nedenleriyle-mahkemeye-erisim-hakkinin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2023 tarihinde, Ahmet Özgan ve Şule Özgan (B. No: 2020/21347) ve İsmail Tuncel (B. No: 2019/8609) başvurularında, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p><strong>Başvurucular Ahmet Özgan ve Şule Özgan</strong></p>

<p>Başvurucular, murisleri S.Ö.nün davalı M.S.K.nın sevk ve idaresindeki araçta bulunduğu sırada meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetmesi üzerine sigorta şirketi ve araç işleteni aleyhine tazminat davası açmıştır. Mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmiş, alınan ilk bilirkişi raporunda başvurucular için ayrı ayrı destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır. Davalı tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmesi üzerine mahkeme, ek rapor alınmasına; söz konusu ek rapora da yapılan itiraz üzerine yeniden ek rapor alınmasına karar vermiştir. Başvurucular, üçüncü bilirkişi raporunda hesaplanan zarar miktarının Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/470 sayılı dosyasında görülen davada talep ettikleri tazminat miktarını aşan kısmına ilişkin olarak yeni bir dava açmıştır. Mahkeme davayı kısmen kabul etmiş; ilk bilirkişi raporunda hesaplanan miktarlar üzerinden maddi tazminata hükmetmiş, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; davacı tarafça itiraz edilmeyen ilk bilirkişi raporunda hesaplanan miktarın davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiğinden ilk rapor doğrultusunda karar verilmesi gerektiği, usuli kazanılmış hakkın davacıların itiraz etmediği ilk bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarı dışında kalan kısmı sona erdirme işlevinin söz konusu olduğu, ek dava açılmasının da karşı taraf lehine oluşan bu hakkı sona erdirmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Anılan karar kanun yolu incelemelerinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>Başvurucu İsmail Tuncel</strong></p>

<p>Başvurucu, işçi olarak çalıştığı maden ocağında meydana gelen kazada sol ayak tendonunda yırtık ve sağ elinde kesi oluşacak şekilde yaralanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezince (SGK Sağlık Merkezi) düzenlenen raporda başvurucunun meslekte kazanma gücü kaybı/maluliyet oranı (sürekli iş göremezlik derecesi) %14 olarak tespit edilmiş ve bu raporda kontrol muayenesi gerektiği hususuna da yer verilmiştir. Başvurucunun asliye hukuk mahkemesinde (mahkeme) açtığı dava devam ederken SGK Sağlık Merkezince yapılan kontrol muayenesi üzerine düzenlenen raporda da başvurucunun meslekte kazanma gücü kaybı oranı %14 olarak tespit edilmiştir. Yargılama sürecinde davalı işveren SGK Sağlık Merkezince tespit edilen %14 maluliyet oranına itiraz etmiştir. Bunun üzerine mahkeme dosyanın Adli Tıp 3. İhtisas Kuruluna (ATK) gönderilerek gerektiğinde şahıs da hazır edilecek şekilde rapor aldırılmasına karar vermiştir. ATK tarafından düzenlenen raporda başvurucunun maluliyet oranı %19 olarak tespit edilmiştir. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçesinde ATK tarafından düzenlenen raporda iş gücü kaybı oranı %19 olarak tespit edildiğinden tazminat hesabında bu oranın dikkate alınması gerektiğini belirtmiş; aksi takdirde ATK Genel Kurulundan rapor alınmasını talep etmiştir. Mahkeme ise SGK Sağlık Merkezi tarafından %14 olarak belirlenen maluliyet oranına başvurucunun itiraz etmediği, davalı tarafın itirazı üzerine dosyanın ATK'ya gönderildiği ve maluliyet oranının arttığı dikkate alındığında maluliyet oranı bakımından davalı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu değerlendirmesinde bulunarak dosyanın ATK Genel Kuruluna gönderilmesi yönündeki talebi reddetmiş ve kusur oranlarının tayini için dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucular, trafik ve iş kazasına bağlı olarak açtıkları davalarda zarar miktarının daha yüksek hesaplandığı ek bilirkişi raporunun hükme esas alınmaması ve gerçek zararlarının karşılanmaması nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong><em>1. Başvurucular Ahmet Özgan ve Şule Özgan Yönünden</em></strong></p>

<p>Somut olayda mahkeme, ölen yakınlarının desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle başvuruculara ödenmesi gereken maddi tazminat miktarının hesaplanması için bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmiş; bu kapsamda düzenlenen ilk bilirkişi raporunda varsayıma dayanılarak hesaplama yapıldığını değerlendirmiş, ayrıca davalı tarafın da bu husustaki itirazlarını gözeterek bilirkişiden ek rapor istemiştir. Bu ek raporda başvurucuların maddi destek kaybının ilk rapordakinden daha yüksek hesaplanmasına ve tespit edilen fazlaya ilişkin bu miktarı başvurucular ek dava yoluyla talep etmesine rağmen mahkeme, başvurucuların ilk bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin miktar yönünden karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturduğunu kabul ederek ek bilirkişi raporunu hükme esas almamış ve bu kapsamdaki tazminat taleplerini reddetmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede başvurucuların uğradığı maddi zararları mahkemece uyuşmazlığın çözümü için başvurulan bilirkişi incelemesi yoluyla olgusal olarak tespit edildiği hâlde bu zararın salt usule ilişkin sebeplerle karşılanmaması, başvurucuların gerçekte maddi hukuka göre sahip oldukları haklarının bizzat yargı kararıyla ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş ve başvurucuları, alacaklarını tam olarak talep etme imkânından yoksun bırakmıştır. Dolayısıyla usule ilişkin bu uygulamanın başvurucuların söz konusu hakkı elde etmek amacıyla açtıkları davayı anlamsız hâle getirdiği ve bu suretle başvuruculara şahsi olarak ağır ve orantısız bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong><em>2. Başvurucu İsmail Tuncel&nbsp;</em></strong><strong><em>Yönünden</em></strong></p>

<p>Somut olayda başvurucunun maluliyet oranının daha yüksek olabileceği mahkemece uyuşmazlığın çözümü için başvurulan bilirkişi incelemesi yoluyla olgusal olarak tespit edilmiştir. Ancak bu durumun salt usule ilişkin sebeplerle, zararının belirlenmesinde değerlendirmeye alınmaması ve başvurucunun bu bağlamdaki fazlaya ilişkin talepleri için yeni bir dava açma yoluna yönlendirilmesi başvurucuyu gerçekte maddi hukuka göre sahip olabileceği hakkını aynı davada tam olarak talep etme imkânından yoksun bırakmıştır. Dolayısıyla usule ilişkin bu uygulamanın başvurucunun söz konusu hakkı elde etmek amacıyla açtığı davayı anlamsız hâle getirmiş, bu suretle başvurucuya şahsi olarak ağır ve orantısız bir külfet yüklemiştir. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Diğer yandan somut olaydaki gibi iş kazasına bağlı olarak meydana gelen iş gücü kaybından doğan zararın tazmini talebine ilişkin davalarda kişilerin maluliyet oranının belirlenmesi uzmanlık gerektiren teknik bir konudur. Nitekim mahkemeler de uygulamada tereddütlü durumlarda maluliyet oranının tespiti için resen ya da tarafların talebi üzerine bilirkişi incelemesi yoluna başvurmaktadır. Dolayısıyla bu tür teknik bir konuda, dava açtığı sırada kişiden maluliyet oranının gerçekte ne olduğunu net bir şekilde öngörmesini ve davadaki talebini buna göre kesin olarak oluşturmasını/sınırlandırmasını beklemek işin mahiyeti ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağdaşmaz.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/yuksek-hesaplanan-tazminatin-esas-alinmamasi-ve-gercek-zararlarin-karsilanmamasi-nedenleriyle-mahkemeye-erisim-hakkinin</guid>
      <pubDate>Tue, 28 May 2024 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/05/1752024-hesapslider.jpg" type="image/jpeg" length="14047"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ortak Hayatın Yeniden Kurulamamasına Bağlı Olarak Boşanma Davası Açabilmeyi Bazı Şartlara Bağlayan Kuralın Anayasa’ya Ay]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/ortak-hayatin-yeniden-kurulamamasina-bagli-olarak-bosanma-davasi-acabilmeyi-bazi-sartlara-baglayan-kuralin-anayasaya-ay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/ortak-hayatin-yeniden-kurulamamasina-bagli-olarak-bosanma-davasi-acabilmeyi-bazi-sartlara-baglayan-kuralin-anayasaya-ay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 22/2/2024 tarihinde E.2023/116 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağı ve eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; kuralda belirtilen sürenin adil olmadığı, kural nedeniyle eşlerin uzun sürelerin sonunda boşanabildikleri, bu durumun herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören anayasal hükümle bağdaşmadığı, kuralda öngörülen sürenin ilgililerin evlilik dışı ilişki yaşamalarına neden olduğu, bu suretle kuralla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının yanı sıra devletin aileyi koruma yükümlülüğünün de ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi gerektiği öngörülmek suretiyle ailenin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığından söz edebilmek için üç yıl geçmesi gerektiğinin öngörülmesi suretiyle Türk toplumunun temeli olarak kabul edilen aile kurumunun ayakta tutulmasının hedeflendiği görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aile kurumunun anayasal önemini gözönünde bulundurmak suretiyle boşanmaya ilişkin usul ve esasları düzenleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda ortak hayatın yeniden kurulmaması nedeniyle evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılmasının şartlarını belirlemek de kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte kuralın boşanma kararı verilebilmesini önemli oranda güçleştirmemesi ve ortak hayata yeniden dönmek istemeyen ilgilileri makul olmayan süreler boyunca evlilik birliğini devam ettirmeye zorlamaması gerekir.</p>

<p>Dava konusu kuralda, boşanma kararı verilebilmesi için öncelikle daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş olması şartı aranmaktadır. Boşanma davasında yazılı yargılama usulünün uygulandığı da gözönünde bulundurulduğunda ilke olarak anılan davanın reddedilmesi çok kısa sayılamayacak bir sürenin sonunda gerçekleşebilecektir. Öte yandan kurala göre ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için anılan ret kararının kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ret kararına karşı ilgililerin kanun yoluna başvurmalarının mümkün olduğu dikkate alındığında kararın kesinleşmesinin de uzun bir süre alabileceği açıktır. Ayrıca kuralda ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için ret kararının kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi gerektiği öngörülmüştür. Buna göre boşanma kararı verilebilmesi için kuralda öngörülen süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde makul olmayan bir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkân tanınmadığı görülmüş ve ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde evlilik birliğini uzun bir süre boyunca sona erdiremeyen ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklendiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu değerlendirmeler ışığında özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunu koruma amacı arasında makul bir denge sağlamayan kuralın&nbsp;<em>ölçülülük</em>&nbsp;ilkesini<em>&nbsp;orantılılık</em>&nbsp;alt ilkesi yönünden ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/ortak-hayatin-yeniden-kurulamamasina-bagli-olarak-bosanma-davasi-acabilmeyi-bazi-sartlara-baglayan-kuralin-anayasaya-ay</guid>
      <pubDate>Tue, 14 May 2024 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/05/1942024-bosanmaslider.jpg" type="image/jpeg" length="57675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceza İnfaz Kurumlarında Bulunan Bazı Kişilere Gelen Kitapların Teslim Edilmemesi Nedeniyle İfade Özgürlüğünün İhlal Edil]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/ceza-infaz-kurumlarinda-bulunan-bazi-kisilere-gelen-kitaplarin-teslim-edilmemesi-nedeniyle-ifade-ozgurlugunun-ihlal-edil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/ceza-infaz-kurumlarinda-bulunan-bazi-kisilere-gelen-kitaplarin-teslim-edilmemesi-nedeniyle-ifade-ozgurlugunun-ihlal-edil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2023 tarihinde, Serdar Güzelçay ve diğerleri (B. No: 2022/66987) başvurusunda Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Farklı ceza infaz kurumlarında tutuklu ya da hükümlü olarak bulunan başvuruculara posta yoluyla gelen bazı kitaplar, infaz kurumu eğitim kurullarının aldığı kararlar uyarınca kendilerine teslim edilmemiştir. Başvuruculara teslim edilmeyen muhtelif kitaplar hakkında başvuru tarihleri itibarıyla mahkemelerce verilmiş bir satış yasağı, toplatma ya da elkoyma kararı bulunduğu ileri sürülmemiştir. Bunun üzerine başvurucular, derece mahkemelerine başvurmuş; derece mahkemeleri ise söz konusu kitapların başvuruculara verilmemesine karar vermiştir. &nbsp;</p>

<p><strong>İddialar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurucular, ceza infaz kurumlarında tutuklu ya da hükümlü olarak bulundukları sırada gelen kitapların kendilerine teslim edilmemesi nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Başvurulara konu idari kararlar ile derece mahkemelerinin kararlarına bir bütün olarak bakıldığında kararların konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediği görülmektedir. Somut olay bağlamında bir değerlendirme yapıldığında süresiz yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesinde keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek bir mekanizmanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre süresiz yayınların ceza infaz kurumlarına kabul edilmesine ilişkin mevcut sistemde uygulamadan kaynaklanan bir yapısal sorun bulunmaktadır. Bu doğrultuda söz konusu süresiz yayınların daha etkin bir biçimde değerlendirilmesini sağlayacak ve mahpuslar arasında farklı uygulamaların doğmasını engelleyebilecek bir mekanizmanın kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p>Nitekim yabancı dilde yayımlanmış dergilerden mahpusların yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin meselelerde keyfîliği engelleyecek bir mekanizma öngörüldüğü, bu şekilde bir düzen oluşturulmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Kanun koyucu 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 62. maddesinde 14/4/2020 tarihinde yaptığı bir değişiklikle söz konusu dergilerin ceza infaz kurumuna alınmasında bir sakınca olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin yerel otoritelerce yapılmasının zorluğu nedeniyle Adalet Bakanlığının yetkili olacağını düzenlemiştir.</p>

<p>Hiç şüphesiz mahpuslar süresiz yayınlara erişmekte sınırsız bir hakka sahip değildir. Ceza infaz kurumunda bulunmanın bazı zorunlulukları ile infaz kurumlarının sahip oldukları imkânlar, mahpusların süresiz yayınlara erişmelerinde doğal bazı sınırlar oluşturur. Üstelik mahpuslar infaz kurumu kütüphanelerinden ve halk kütüphanelerinden yararlanma haklarına ilave olarak kanunda sayılan diğer usullerle süresiz yayınlara ulaşabilmektedir. Bu itibarla göndericisi denetlenemeyen kargo yahut posta yoluyla veya yakınları aracılığıyla ceza infaz kurumlarına teslim edilmek suretiyle hediye adı altında süresiz yayınlara erişime mevzuata dayalı, öngörülebilir, yeknesak uygulamaları temin edici bir politikayla sınırlama getirilebileceğinde bir kuşku bulunmamaktadır. Bu çerçevede getirilecek yeni sistemin nihai olarak bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olacağı da açıktır.</p>

<p>Sonuç olarak mahpuslara süresiz yayınların verilmesi meselesine ilişkin idari ve hukuki tedbirler alınarak bu alanda yayınların yeknesak, hakkaniyete uygun ve Anayasa Mahkemesinin öngördüğü kriterleri karşılayan bir yöntemle mahpuslara tesliminin sağlanması yönünden etkin bir düzen kurulması gerekmektedir. Aksi takdirde söz konusu yapısal sorun devam edecek ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bu durum Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğünün sürekli olarak veya yineleyen biçimde ihlaline neden olacaktır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/ceza-infaz-kurumlarinda-bulunan-bazi-kisilere-gelen-kitaplarin-teslim-edilmemesi-nedeniyle-ifade-ozgurlugunun-ihlal-edil</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 17:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/03/tutuklu-gunluk-2.jpg" type="image/jpeg" length="89471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baba Olduğunu İddia Eden Kişinin Soybağının Reddi Davasını Açma Şartlarına İlişkin Kuralın Anayasa’ya Aykırı Olduğu]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/baba-oldugunu-iddia-eden-kisinin-soybaginin-reddi-davasini-acma-sartlarina-iliskin-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/baba-oldugunu-iddia-eden-kisinin-soybaginin-reddi-davasini-acma-sartlarina-iliskin-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 23/1/2024 tarihinde E.2023/135 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 291. maddesinin birinci fıkrasının “…baba olduğunu iddia eden kişi,…” ibaresi yönünden  Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını ancak dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâlinde ve doğum ile kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmesinden başlayarak bir yıl içinde açabileceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını açma hakkının belirli şartlara bağlanmasının ve süreyle sınırlanmasının devletin temel amaç ve görevleriyle bağdaşmadığı ve hukuk devleti ilkesini ihlal ettiği, ayrıca baba olduğunu iddia eden kişi yönünden öngörülen söz konusu şartların ve sürenin eşitlik ilkesiyle çeliştiği, kuralla getirilen sınırlamanın adil yargılanma hakkıyla da bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Dava konusu kuralda, baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını açabilmesi, iradesi dışındaki bazı şartların gerçekleşmesine bağlanmıştır. Buna göre baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını açabilmesi için kocanın dava açma süresinin geçmesinden önce ölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi gerekmektedir. Anılan bu şartların gerçekleşmediği hâllerde baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını açabilmesine imkân tanınmamaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında baba olduğunu iddia eden kişinin etkili bir şekilde hakkını aramasına imkân tanımayan bu durumun etkili başvuru hakkını zedeleyeceği sonucuna varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan baba olduğunu iddia eden kişinin soybağının reddi davasını açması için öngörülen şartların gerçekleşmediği durumda anılan davanın kayyım veya ergin olduktan sonra çocuk tarafından açılabilmesinin baba olduğunu iddia eden kişi yönünden etkili başvuru hakkı bağlamında güvence sunmadığı değerlendirilmiştir. Nitekim etkili başvuru hakkı, baba olduğunu iddia eden kişinin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını davacı sıfatıyla yargı mercileri önünde ileri sürebilmesini gerektirmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak baba olduğunu iddia eden kişinin babalık karinesinin çürütülmesine ilişkin iddialarını yargı mercileri önünde ileri sürebilmesini iradesi dışında gerçekleşebilecek şartlara bağlayan kuralın özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında etkili başvuru hakkını ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/baba-oldugunu-iddia-eden-kisinin-soybaginin-reddi-davasini-acma-sartlarina-iliskin-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 17:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/03/u.jpg" type="image/jpeg" length="37854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Görüşme Odalarında Gerçekleştirilecek İş ve İşlemlerde İzlenecek Usulü Düzenleyen Kuralın İptali]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/adli-gorusme-odalarinda-gerceklestirilecek-is-ve-islemlerde-izlenecek-usulu-duzenleyen-kuralin-iptali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/adli-gorusme-odalarinda-gerceklestirilecek-is-ve-islemlerde-izlenecek-usulu-duzenleyen-kuralin-iptali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 8/11/2023 tarihinde E.2020/65 numaralı dosyada, (63) numaralı Suç Mağdurlarının Desteklenmesine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dava Konusu Kural</strong></p>

<p>Dava konusu kuralda, adli görüşme odalarında yapılan tüm iş ve işlemlerin görüşme yapılan kişinin örselenmesini engelleyecek şekilde ve mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirileceği, çocuklarla ilgili iş ve işlemlerde çocuğun yüksek yararı ilkesinin dikkate alınacağı öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Dava dilekçesinde özetle; temel hak ve özgürlüklerin münhasıran kanunla düzenlenmesi gerekirken bu konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) ile düzenleme yapıldığı belirtilmiş, ayrıca kanunda düzenlenmiş bir konuyla ilgili CBK ile düzenleme yapılamayacağı ifade edilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava konusu kural, adli görüşme odalarında gerçekleştirilecek iş ve işlemlerde izlenecek usule ilişkin düzenleme içermektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesine göre adli görüşme odalarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler, şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ceza yargılaması sürecindeki ifade ve beyanlarının alınmasına ilişkindir. Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağını ve bu sürece katılan kişilerin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, dolayısıyla yargılama usulüne ilişkin bir düzenleme içeren kuralın konusu itibarıyla yürütme yetkisine ilişkin olmadığı açıktır. Anayasa’da CBK ile düzenleme yapılabilecek konular yürütme yetkisine ilişkin hususlarla sınırlandırılmış olup yürütme yetkisi dışında kalan bir konuyla ilgili olarak CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/adli-gorusme-odalarinda-gerceklestirilecek-is-ve-islemlerde-izlenecek-usulu-duzenleyen-kuralin-iptali</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 17:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/03/y.jpg" type="image/jpeg" length="14098"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ücretli Yıllık İzin Hakkına İlişkin Devletin Yükümlülükleriyle Bağdaşmayan Kuralın Anayasa’ya Aykırı Olduğu]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/ucretli-yillik-izin-hakkina-iliskin-devletin-yukumlulukleriyle-bagdasmayan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/ucretli-yillik-izin-hakkina-iliskin-devletin-yukumlulukleriyle-bagdasmayan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 1/2/2024 tarihinde E.2022/154 numaralı dosyada, 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 40. maddesinin yedinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, gemi adamının herhangi bir limanda geminin hareketinden önce gemiye dönerek hizmete girmemesi veya gemiye hiç dönmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin işveren veya işveren vekili tarafından feshedilmesi hâlinde kullanmadığı yıllık izne ilişkin ücreti talep edemeyeceği öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; ücretli yıllık iznin kullanılmaması durumunda sözleşmenin sona ermesinin ardından kullanılmayan izne ilişkin ücretin talep edilmesinin genel olarak mümkün olduğu, bu nedenle yıllık iznin kullanılmamış olmasının dinlenme hakkına ilişkin anayasal güvenceyi ortadan kaldırmayacağı, buna karşın kullanılmayan yıllık izne karşılık gelen ücretin itiraz konusu kural uyarınca bazı hâllerde ödenmemesinin dinlenme hakkıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’da kullanılmayan yıllık izne ilişkin ücretin işçiye ödenmesi bakımından sözleşmenin sona erme nedenine bağlı bir şart öngörülmemiştir. Buna karşın dava konusu kuralla gemi adamlarının sözleşmelerinin 854 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendine göre feshedilmesi durumunda hak edip kullanmadığı yıllık izne ilişkin ücreti talep edemeyeceği hükme bağlanmıştır. Buna göre gemi adamının sözleşmesinin anılan bende göre sona ermesi durumunda ücretli yıllık izne ilişkin anayasal güvencenin işlevini kaybetmesini engelleyebilecek alternatif bir yöntem bulunmamaktadır. Ayrıca bu durum dinlenme hakkı kapsamında bulunan ücretli yıllık izin hakkının işlevini tamamen yitirmesine neden olabilecek niteliktedir. İşçinin ücretli yıllık izin kullanmasını sağlamanın işverenin yükümlülükleri kapsamında bulunduğu, bu iznin kullanılacağı zamanın yasal sınırlar içinde ilke olarak işveren tarafından belirlendiği dikkate alındığında iznin kullanılmasından önce sözleşmenin söz konusu sebeplere bağlı olarak feshedilmesi durumunda uygulanabilecek telafi edici herhangi bir yöntemin öngörülmemiş olmaması dinlenme hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır.&nbsp;</p>

<p>Bu itibarla gemi adamlarının sözleşmelerinin 854 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendine göre feshedilmesi durumunda hak edip kullanmadıkları yıllık izne ilişkin ücreti talep etmelerine imkân tanımayan kuralın dinlenme hakkı kapsamında bulunan ücretli yıllık izin hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/ucretli-yillik-izin-hakkina-iliskin-devletin-yukumlulukleriyle-bagdasmayan-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/03/1432024-gemislider.jpg" type="image/jpeg" length="26168"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı ile Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi]]></title>
      <link>https://www.adaletbiz.com/kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakki-ile-etkili-basvuru-hakkinin-ihlal-edilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.adaletbiz.com/kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakki-ile-etkili-basvuru-hakkinin-ihlal-edilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11/1/2024 tarihinde, Siyami Hıdıroğlu (B. No: 2018/11489) başvurusunda Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Bir şirketin proje müdür vekili ve ihale komisyonu üyesi olan başvurucu hakkında ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılığın talimatıyla yakalanması istenen başvurucunun ikamet adresi bilinmediğinden aynı soruşturma kapsamında daha önce yakalanan ve başvurucuyu tanıyan şüpheli üzerinden başvurucu telefonla aranmış, hakkında yakalama talimatının olduğu söylenerek başvurucudan teslim olması istenmiştir. Başvurucu, kendisi gelip teslim olmuş ve üç gün gözaltında kalmıştır. Soruşturma kapsamında sulh ceza hâkimliği tarafından verilen arama ve elkoyma kararı doğrultusunda başvurucunun bilgisayarlarına, iki adet cep telefonuna ve telefonların içindeki SIM kartlara el konulmuştur.</p>

<p>Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılandığı davada beraat etmiş; kararın kesinleşmesi üzerine de maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Tazminat talebini inceleyen ağır ceza mahkemesi başvurucuya haksız gözaltı ve elkoyma nedeniyle 448,83 TL maddi, haksız gözaltı nedeniyle de 1.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Başvurucunun süreçte yaşadığı olumsuzlukların karşılığının böyle bir miktar olamayacağını ileri sürerek yaptığı temyiz talebi reddedilmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucu; haksız yakalama ve gözaltına alma koruma tedbirlerine karar verilmesi nedeniyle açılan davada hükmedilen tazminatın yetersiz olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hukuka aykırı elkoyma kararından dolayı açılan tazminat talebinin incelenmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyetiyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden</strong></p>

<p>Derece mahkemelerinin tazminat için somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesine aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Ancak bu durum tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiği anlamına gelmeyeceğinden somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığı belirlenirken tazminata karar veren derece mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği veya verebileceği tazminat miktarına göre bir karşılaştırma yapılacaktır. Anayasa Mahkemesince yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş biçimi, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi, tedbir nedeniyle meydana gelen ihlalin ağırlığı dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Bu kriterler ışığında somut olaya bakıldığında başvurucunun beraat ettikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açtığı tazminat davasında başvurucuya haksız gözaltına alma tedbiri nedeniyle 1.000 TL tazminat ödendiği görülmüştür. Hükmedilen miktar, somut olayın şartlarında ve manevi tazminatın belirlenmesine ilişkin yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde değerlendirildiğinde -karar tarihi itibarıyla- Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verebileceği tazminat miktarına göre yeterli kabul edilebilecektir.</p>

<p>Öte yandan maddi tazminat miktarının yeterli olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Başvurucunun beraat ettiği davada avukatına verdiği vekâlet ücretinin maddi tazminat kapsamında kendisine ödenmesi gerektiği yönündeki talebi reddedilmiştir. Derece mahkemesi tazminat talebini reddederken sadece bu dekontun ve serbest meslek makbuzunun karar tarihinden sonra düzenlendiğini belirtmekle yetinmiş; vekâlet ücretinin başvurucu tarafından gerçekten ödenip ödenmediği, avukatın bu ücreti alıp almadığı, dekontun ve serbest meslek makbuzunun sahte veya usulüne aykırı düzenlenip düzenlenmediği ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır.</p>

<p>Mahkeme ayrıca beraat kararı ile birlikte başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmedildiği gerekçesine dayanmıştır. Vekâlet ücreti hukuki yardım alanla avukat arasındaki vekâlet ücretine ilişkin sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece avukata ait olduğundan beraat ettiği davada başvurucu lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi başvurucunun maddi zararının karşılandığı anlamına gelmeyebilir. Bu noktada derece mahkemesinin başvurucu ile avukatı arasındaki vekâlet sözleşmesinde başvurucu ve avukatının ücreti kararlaştırırken maktu vekâlet ücretini avukatlık ücretine dâhil edip etmediklerini araştırması gerekir. Öte yandan bu maktu vekâlet ücretinin başvurucuya ödendiği kabul edilse bile bu miktarı aşan kısmın neden maddi zarar kapsamında değerlendirilmeyeceği, haksız gözaltı tedbiriyle arasında illiyet bağı olup olmadığı, illiyet bağı varsa talep edilen bu ücretin gerekli ve makul olup olmadığı kararda açıklanmamıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>B. Özel Hayata Saygı Hakkı ve Haberleşme Hürriyetiyle Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden</strong></p>

<p>Somut olayda başvurucu elkoyma tedbirinin kanunda öngörülen şartlara uyulmadan, hukuka aykırı bir şekilde uygulandığı iddiasıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında tazminat davası açmıştır. Ancak yargısal makamların süreçte verdiği kararlara bakıldığında başvurucunun bu talebine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Derece mahkemesi cep telefonlarına el konulması nedeniyle değer kaybından kaynaklı olarak başvurucuya maddi tazminat ödenmesine karar vermiş ise de başvurucunun cep telefonlarına ve bilgisayarlarına el konulmasının kanunda öngörülen şartlara uygun olup olmadığıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmamış, başvurucunun bu esaslı talebiyle ilgili bir karar vermemiştir. Başvurucunun elkoyma tedbirinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiası açısından bir değerlendirme yapılmaması ve bunun bir sonucu olarak söz konusu talep yönünden hüküm kurulmaması başvurucunun iddialarının incelenmesine ve uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli olmadığı, temel hak ve hürriyetlerin ihlal edildiğine yönelik şikâyetin etkili bir şekilde incelenmesine imkân sağlamamıştır. Sonuç olarak somut olayın şartlarında özel hayata saygı hakkı ve haberleşme hürriyeti bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu sunulmadığı kanaatine varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>https://www.anayasa.gov.tr/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Anayasa Mahkemesi</category>
      <guid>https://www.adaletbiz.com/kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakki-ile-etkili-basvuru-hakkinin-ihlal-edilmesi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://adaletbizcom.teimg.com/crop/1280x720/adaletbiz-com/uploads/2024/03/12123-slider.jpg" type="image/jpeg" length="38473"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
