AKP’den birçok anlamda farkını koymak durumunda olan CHP’nin bir tek “Aile Sigortası” projesinin bile, AKP’yi nasıl hop oturtup hop kaldırdığı görüldü. CHP, AKP’nin yapamayacağı, kendi kimyasına uygun yeni projeler üretmeye devam etmeli, seçim meydanlarına bu projelerle çıkabilmeli. Bunlardan biri yolsuzluklara, keyfiliğe karşı, demokrasiyi güçlendirmeye de yarayacak kamu kuruluşlarının yönetimine çalışanların katılımını sağlayacak projeler olabilir.

Demokratikleşmenin yaşanabilmesi için kamu yönetiminde, saydamlık, katılımcılık, hesap verebilirlik, tutarlılık gibi çağdaş kavramlar hayata geçirilmeli. AKP iktidarı, bu saydıklarımızdan fersah fersah uzak. Artık gizlenmeyen bir ajande ile sivil bir dikta, adım adım inşa ediliyor. Yolsuzluklar örtbas ediliyor. Yargının iyice ele geçirilmesi ile, rüşvet, kayırmacılık, yolsuzluk önünde hiçbir engel kalmayacak.

CHP’nin, AKP iktidarına, demokrasi alternatifi ile karşı çıkışı lafta kalmamalı, halka, özellikle çalışan sınıfa, emeklilere somut projeler önerilmelidir. Yerel yönetimleri güçlendirmek ve daha çok söz ve karar sahibi yapmak, yerel yönetimlerde mahallelere kadar inen demokratik yapıları kurgulamak ve işletmek, bir projedir mesela.

***

Bir başkası, çalışan sınıfı doğrudan ilgilendiren kamu kuruluşlarında çalışanların temsilini içeren yönetim projeleri ile seçmenin karşısına çıkmaktır. Hangileridir bu kuruluşlar ? Başta, 16 milyon çalışanın sigorta primleri ile ayakta duran Sosyal Güvenlik Kurumu. 2010 yıllık harcaması 112 milyar TL ile merkezi bütçenin yüzde 40’ına ulaşan bu kurumda, çalışanların, emeklilerin ve onların ailelerinin hiçbirinin söz hakkı yok. Bu devasa kuruluş, RTE’nin has adamı Çalışma Bakanı Ömer Dinçer’in iki dudağının arasındaki tasarruflarla yönetiliyor. AKP’li belediyelerin, yandaş şirketlerin prim borçları hasır altı ediliyor. “Sağlıkta Dönüşüm” mahreçli Dünya Bankası ürünü neoliberal icraatta, SGK büyük bir keyfilik içinde yönetiliyor. Bu kurumda, sigortalıların, emeklilerin, yeşil kartlı yoksulların, yardıma muhtaç yaşlıların, özürlülerin temsilcileri yer almalı.




CHP’nin yönetim biçimine müdahil olması, çalışan sınıfın, onların sendikalarının ivedi olarak yönetimine girmelerini önereceği bir kurum da İşsizlik Sigortası Fonu. Yine, AKP iktidarının çiftliği gibi kullanılan bu kurumda, çalışanlardan kesilen primler çarçur ediliyor. AKP iktidarı, son torba yasası ile, 3 yıldır tepe tepe kullandığı İşsizlik Fonu kaynaklarını iyice hortumlamanın yasal altyapısını da hazırladı. Son 3 yıldır buradan bütçeye aktarılan kaynaklar neredeyse 10 milyar TL’yi buldu. GAP yatırımlarında kullanıyoruz, teranesiyle, bütçe açığına yama olarak kullanılan bu fonun şu anda 46 milyar TL varlığı var ve bu fonlar, yeni talanlara amade. Fondan, işsizler için işçiler için bugüne kadar kullanılmış kaynak 5 milyar TL’yi bulmuyor bile ve bunların bir kısmı da yandaş firmalara, eğitim vs. gerekçesiyle kullandırıldı, kullandırılıyor.

CHP’nin çalışanların yönetimine açmayı vaat edeceği iki diğer kamu kurumu grubu, kamu bankaları ve KİT’ler. Üç kamu bankası Ziraat, Halkbank ve Vakıflar Bankası’nın 46 bin çalışanı var. Kamu bankalarının özellikle kredi kullanımında AKP iktidarının doğrudan müdahalesi söz konusu. Sabah-ATV medya grubu, RTE’nin damadının yönettiği Çalık’a 1,1 milyar dolara satılırken 10 yıl vadeli 750 milyon dolarlık kredinin, talimatla, kamu bankalarına verdirildiğini unutmayın. Bu kamu bankalarının özelleştirilmesine karşı çıkılmalı ve keyfiliklere, usulsüzlüklere, kamu bankası çalışanlarının örgütlerinin yönetime ve denetime müdahalesiyle engel olunmalıdır. Haraç mezat satılan onca KİT’ten geriye 28 kuruluş kaldı. Bunların da 6 tanesi de satılmak üzere tezgahta. Bu kuruluşlar da iktidarın çiftliği gibi kullanılıyor. 188 bin kişinin çalıştığı bu KİT’lerin yönetim ve denetimlerinde işçi konseylerinin söz ve karar sahibi olması sağlanmalı.

CHP’nin ilkeleri arasında olan “yönetime katılma”, bu tür somut projelerle seçmene sunulabilmeli.