Yeşim
Yeşim
19 Ağustos 2020 Çarşamba 14:33
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ SİYASAL İKTİDARA TESLİM EDİLMEMELİDİR

Avukatlık Yasası’nda yapılan değişiklik sonrasında gelişen süreç ve kurulmaya çalışılan yeni barolar konusunda İstanbul Barosu eski Yönetim Kurulu Üyesi ve TBB eski Başkan Yardımcısı Av. Dr. Başar Yaltı ile röportaj yaparak görüşlerini sorduk. İşte sorular ve cevapları:

İstanbul’da Yeni Bir Baro Kuruluyor. Bu Konuda Görüşünüz Nedir?

İstanbul’da yeni bir baronun kurulması için geç bile kalındı. Bu yasanın amacı zaten yandaş olarak nitelendirilen avukatların yeni baro kurmasını sağlamaktı. Büyük bir tantana ile lanse ettikleri bu yasa Meclisten hemen geçecek ve arkasından da muhalif olarak nitelenen avukatlar tarafından 2 numaralı, 3 numaralı İstanbul Barosu veya Ankara Barosu kurulacaktı. Yasa savunucuları televizyonlarda, “Ben benimsemediğim bir baroya kayıt olmaya mecbur muyum?” diyorlardı. Anlaşılan o ki yasanın çıkmasının üzerinden bir ay kadar zaman geçmesine rağmen, teklifin ortaya çıkış tarihini dikkate aldığımızda iki aydan çok süreden beri henüz 2000 üyeyi bulacak bir aşamaya gelemediler. Dolayısıyla basına yansıyan yeni baro kuruluyor haberinin amacı, aslında bir türlü bir araya getiremedikleri 2000 avukatı bir araya getirme çağrısı olarak yorumlanmalı.

Görülüyor ki avukatların büyük çoğunluğu, mevcut siyasal iktidara yakın olduğu varsayılan ve kendisini milliyetçi, muhafazakâr hatta dindar olarak nitelendiren avukatlar da dahil olmak üzere, bu Yasayı benimsememişlerdir. İstanbul’da siyasi iktidara yakın avukat sayısının 2000’den fazla olduğu bir gerçek olmakla birlikte, ayrı bir baro kurulması konusunda bu arkadaşlarımız bile tereddüt içindedir. Ben bu durumu Türkiye’de hâlâ hukuk devleti için bir şans ve fırsat olarak yorumluyorum.

Ama Yasa Yürürlüğe Girdi…

Evet Yasa 15 Temmuz tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. O günden beri de siyasal iktidara yakın duran bir takım hukuk dernekleri yeni baroların kurulması için çalışma içinde oldular. Üye sayısı 5000’den fazla olan üç büyük baroda, birden çok baronun kurulması için yapılan faaliyetler istenilen sonucu şimdilik vermemiş gözüküyor. Ama bir realite olarak İstanbul’da ikinci bir baronun kurulacağı anlaşılıyor.

Bence yasanın yürürlüğe girmemesi için verilen mücadelelerden sonra artık yeni bir aşamaya geçildiğinin görülmesi gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’ne bağlanan umutların da kısa sürede söndüğünü gördük.  Dolayısıyla Yasayı bütün boyutlarıyla değerlendirmek gerekiyor. Yasanın neyi getirip, neyi götürdüğünün iyi irdelenmesi gerekiyor.

Ben bu Yasayı “kötü niyetli yasa” olarak nitelendirmiştim. Bunun gerekçelerini de yazı ve konuşmalarımda belirtmiştim. Yasayı “kötü niyetli yasa” olarak nitelendirmemin ana nedeni, yasanın gerekçesinde belirtilen amacın dışında gizli niyet taşıyor olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor.

Yasanın gerekçesinde büyük barolarda işlerin iyi yürütülmediği, demokratik davranılmadığı ileri sürülmüştü. Oysa Yasanın getirdiği sistem tamamen antidemokratik ve özellikle temsilde adalet duygusunu ortadan kaldıracak nitelikte. Bu yönüyle yasa ahlaki yönden sıkıntılıdır.

Ben siyasi iktidarın, bu yasayı, hukuku tüm boyutlarıyla kendi anlayışına göre biçimlendirme isteğinin bir sonucu olarak çıkarttığını düşünüyorum. Bilindiği üzere yargı sistemi içinde görev yapan yargıç ve savcılar siyasi iktidarın denetimi altına büyük ölçüde alınmış bulunmaktadır. Hakimler Savcılar Kurulu’nun yapısına ve hakimlerin savcıların seçilme sistemine baktığınızda, bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Yargılama sisteminde ayrıkotu gibi duran avukatların da sistemin memuru yapılması isteği bu yasanın en önemli nedenidir. Bunun için Türkiye Barolar Birliği’nin siyasi iktidar tarafından denetim altına alınması ve “büyük” barolara gözdağı verilerek onların hizaya getirilmesi gerekiyordu. Delege sisteminde adaletsiz, çarpık bir değişikliğe gidilerek bu amaca doğru önemli bir adım atılmış oldu. Ancak ben Türkiye’de avukatların ve özellikle de büyük baroların henüz yasanın asıl amacını tam olarak kavradığını düşünmüyorum. Şu anda yönetimde olanlar dahil olmak üzere seçime katılmış gruplarda gözlemlediğim herkes, feodal duygular veya şoven bir anlayışla İstanbul Barosunun tek ve çekirdek bir baro olarak kalması için birlik görüntüsü vermesini konuşuyor. Oysa bu özlenen bir duygu daha önce yaratılmalıydı. Şimdi yaratılmaya çalışılan zorlama birlik görüntüsü pratikte siyasi iktidarın ekmeğine yağ sürmekten öte bir anlam taşımıyor. Siyasi iktidar uzun bir süreden beri sistemli bir şekilde yargıyı özelleştiriyor. Arabuluculuk, uzlaştırmacılık ve benzeri yöntemlerle sorunların yargı sistemi dışında çözümünü özendiriyor. Buna paralel olarak avukatlık itibarsızlaştırılıyor. Avukatlığın kamusal yönü budanıyor.

Yasa yürürlüğe girdikten sonra durum ve koşullar değişmiştir. Yeni durum ve koşullara göre tavır almak gerekmektedir. Yasanın gizli ve açık amacını boşa çıkartacak hamleler gerekiyor. Yeni stratejiler gerekiyor. Esnek düşünemeyenler strateji üretemezler. Bence yasanın amacını boşa çıkartmak için yapılması gereken, yine yasanın sunduğu imkanların kullanılmasıdır. Matematik ve mantık bize bunu göstermektedir.

Peki Bu Nasıl Olacak?

Yapılan hesaplara göre yeni sistemde toplam 339 Barolar Birliği delegesi olacak. Bu delegelerin salt çoğunluğundan fazlası olan 172 delege, toplam avukat sayısı 9500 civarında olan en az üyeli 43 baro tarafından sağlanabilmektedir. Avukat sayısı 125 bin civarında olan en çok üyeli 39 baronun ise elde edeceği delege sayısı 171 olup, daha azdır.  Yani Türkiye Barolar Birliği başkan ve yönetimini 10.000 avukattan az sayıya sahip 43 baronun delegeleri belirleyebilecekken, %90 dan fazla avukatı temsil eden 39 baro bu seçimde etkili olamayacaktır. Mevcut bu tabloya hükümet yanlısı baroların kurulmasını eklediğinizde durum daha da olumsuzlaşacaktır. Bu nedenle yapılması gereken tek şey, siyasal iktidara muhalif olan anlayışın kendi barolarını kurarak delege yapısını kendi lehine olacak şekilde değiştirmesidir. Üç büyük baroda bu potansiyelin olduğu bilinmektedir. Belki matematik olarak, teorik olarak mümkün olan 30 civarında yeni baro kurulmasa bile beş-on baro kurularak siyasal iktidar yanlılarının hevesi kursağında bırakılabilir. Matematik ve mantık derken kastettiğim budur. Bu tabloyu görüp değerlendirmeden, birlik beraberlik mesajlarıyla ve popülist yaklaşımlar ve ucuz politikalarla, yapılmak istenileni görmemek en hafif deyimiyle farkındalıktan yoksun olmak demektir.

Bu vesileyle belirtmek istediğim bir başka önemli husus, Türkiye’de büyük baroların değil, küçük baroların varlığının ve çokluğunun sorun oluşudur. Çünkü bir baronun var olmasının, görevlerini yapabilmesinin temel koşulu özerk bir yapıya sahip olabilmesinden geçmektedir. Özerklik en basit tanımıyla bütçesini yapan bir niteliğe sahip olmayı gerektirir. Bu bakımdan baroların ya üye aidatları ya da yasal olarak kendilerine sağlanan mali imkanlarla ayakta kalmalarının sağlanması gerekmektedir. Küçük baroların bu imkanları bulunmamaktadır. Bakın bu Yasayı çıkartanlar bile yeni bir baro için asgari sayıda avukat olarak 2.000 avukatın bir araya gelmesi gerektiğini düşünmüşler. Bilindiği üzere yasal olarak 30 avukat bulunan il merkezlerinde baro kurulabilmektedir ama bu Yasayı çıkartanlar asgari sayıyı 2000 olarak belirlemişlerdir. Demek ki üye sayısı, avukat sayısı 2000’den az olan baroların bir ciddiyeti olamayacağını değerlendirmişler. Peki Türkiye’de avukat sayısı 2000’den fazla olan kaç baro bulunmaktadır? O da belli. Sadece on baronun üye sayısı 2000’den fazladır. Dolayısıyla kimsenin söylemediğini söylüyorum. Büyük baroların birçok sorunu olduğu aşikar, ancak asıl sorun bu kadar çok sayıda “küçük” baronun bulunuşudur. Çünkü küçük barolar kolay manipüle edilebilmektedir. Parayı verenin düdüğü çaldığı bir düzende yaşadığımızı unutmayalım.

Peki Büyük Barolar Bakımından Sorun Yok Mu? Mesele Sadece Siyasal İktidarın Bakış Açısı Mı?

Elbette var. “Büyük” baroların kendine özel handikapları olduğunu biliyoruz. Yönetilememe, anti demokratik yapı, yabancılaşma, bürokratikleşme, tek adam yönetimi…vs

Bu nedenle ben sorunu sadece siyasal iktidarın avukatlara ve onların meslek örgütlerine yapılan müdahalesi, onları hizaya sokma isteği olarak görmüyorum. Biliyorsunuz iktidar yozlaştırır mutlak iktidar daha da yozlaştırır diye bir söz vardır. Büyük barolardaki durum bence bu sözü anımsatacak özelliktedir. Yasayla ilgili mücadele sürecinde de gördüğümüz gibi baroların bu süreçte görünen yüzü olan baro başkanları aslında kendi saltanatlarına dönük bir tehditle karşı karşıya oldukları için mücadele içinde gözüktüler. Ancak sonuç alınamayacağı belli olan mücadele yöntemlerinde, ne yazık ki avukatları arkalarına alamadılar. Çünkü tek adam rolü oynamaktan vazgeçmediler. Her zaman söylediğim gibi özellikle büyük barolarda, avukatlar baroya, baro da avukatlara yabancılaşmıştır. Oysa baroların temel özelliği demokratik yapıda olmalarıdır. Yönetimlerin ve karar süreçlerinin katılımcı bir anlayışa göre yapılandırılması gerekmektedir. Anayasa dahi bunu gerektirmektedir.

Oysa barolar, özerk yapıda olmaları gerektiğinin dahi farkında değiller. Farkındalık ona uygun davranmayı gerektirir. Baro başkanları mücadele sırasında delegelerinden dahi kopuk görüntü verdiler. Bu yapı yozlaşmıştır. Albenisini yitirmiştir. Avukatları içine çekememektedir. Avukatı kucaklayan, ülke sorunlarına sahip çıkan, yargının önünü açan, halka güven veren barolara ihtiyaç bulunmaktadır.

Avukatlığın görev ve işlevinin değiştiğinin farkında olan, geleceği gören, hesap eden ve planlayan yöneticilere ihtiyaç var. Ağzı laf yapanlar değil, eli iş tutanlar artık geleceğe hükmediyor. Bakın bütün meslek örgütlerinde bir sıkışıklık yaşanmaktadır. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan İstanbul Tabip Odası seçimlerine kayıtlı 30.000 hekimden sadece 5500 civarı hekim Genel Kurula katılıp oy kullanmış. Benzer durum İstanbul Barosu seçimlerinde de yaşanmaktadır. Bu durumu Baro yöneticileri dert edinmelidir. Yoksa siyasal iktidar bu ilgisizliği koz olarak kullanarak bu tür daha çok değişiklik yapar. Hukuk alanını dilediği gibi düzenler. Avukatları teknisyenleştirir.

Peki Siz Baro Kurulması İçin Çalışma İçinde Olacak Mısınız?

Ben bu yasa teklifi ortaya çıktığında tabii ki yasanın çıkmaması için mücadele verilmesi gerektiğini hep söyledim. Yasanın “kötü niyetli bir yasa” olduğunu belirttim. Elimizden geldiği kadar da mücadelenin içinde olduk. Ancak yasanın çıkacağı çok belliydi. Anayasa Mahkemesinden de çok umutlu olmamak gerekiyor. Ben Anayasa Mahkemesi’nin çoklu baro sistemini iptal edeceğini düşünmüyorum. Ama görüyorum ki barolar zorlama yorumlarla hâlâ Anayasa Mahkemesinden medet umuyorlar. Bu aslında Türkiye’nin geldiği noktayı görememek demektir. Yasanın ne zaman gündeme alınacağı belli değildir. Ekim ayı ikinci haftasından sonra verilecek bir iptal kararın büyük kargaşaya yol açacağı bellidir. Mahkeme belki temsilde adaleti tamamen ortadan kaldıran delege sistemini iptal edebilir. Ancak bu yönde bir iptal gerçekleştiği durumda da çok sayıda hukuki belirsizlik önümüzde durmaktadır. Bu kadar açmazın içerisinde, Yasanın iktidar tarafından tekrar değiştirilmesi olasılığı dahi bulunmaktadır. Ancak Yasanın yürürlüğe girdiğini aklımızda tutmamız gerekmektedir. Dolayısıyla yapılması gerekenin, Yasayı kendi silahıyla vurmak ve olabildiği kadar çok sayıda baro kurarak iktidarın delege sistemini bozarak kurduğu oyunu, onun kurallarıyla bozmak olduğunu düşünüyorum. Bu fikrimi gerek televizyonlarda gerek yazılı olarak birçok kez açıkladım.

Şimdi de aynı düşünceyi taşıyorum. Aslında benim önerimin, örneğin İstanbul için söylüyorum, İstanbul Barosu tarafından organize edilerek yapılması gerekir. Ama İstanbul Barosu yönetiminin böyle bir çalışma yapacağını ben göremiyorum. Oysa bu düşüncemi benimseyen çok sayıda avukat arkadaş olduğunu bana ulaşan mesajlardan anlıyorum. Benim gibi düşünen ve sorumluluk duygusuyla hareket eden arkadaşlar, hukuk alanının siyasal iktidarın keyfi düşüncelerine terk edilemeyeceğini, yeni barolar kurarak hem mücadeleci anlayışın daha da geliştirilebileceğini, avukatlık onurunun hak ettiği yere yeniden taşınabileceğini hem artık yorgun düşmüş, bürokrasi içinde boğulmuş, reflekslerini dahi yitirmiş İstanbul Barosu yönetimine yeni bir ivme kazandırılması gerektiğini görüyorlar. Yapılacak çok iş var. İstanbul Barosu devrimci bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır. Ama “Önce avukat” denilmelidir.

Yeni baro kurulması ihanet değildir. Bu ilkel bir bakıştır. Yeni baro kurmak, mevcut yasanın benimsendiği anlamına da asla gelmez. Aksine yasayı kullanarak daha mücadeleci baro örnekleri yaratmak anlamına gelir. Türkiye Barolar Birliğinin tekliği mutlaka korunmalı ve siyasal iktidarın mevcut anlayışına kesinlikle teslim edilememelidir. Asıl ihanet bu olur. Türkiye’de hukukun birliğini isteyenlerin bu dediğime dikkat kesilmeleri gerekiyor. Türkiye Barolar Birliği mevcut anlayışa teslim edilirse çok hukukluluğun önü açılmış olur. Bu nedenle ne yapıp edip, hukukun birliğini temsil eden Türkiye Barolar Birliğine sahip çıkmalıyız. Ben gerek İstanbul Barosu yönetiminde gerekse Türkiye Barolar Birliği yönetiminde bulunmuş birisi olarak büyük resmi çok net olarak görüyorum. Ben Cumhuriyet hukukuna sahip çıkmanın peşindeyim.

Bu nedenle önce aynı fikri paylaşan arkadaşları bir araya getirmeye çalışıyorum. Bu arkadaşlarla birlikte yeni baro fikrinin benimsetilmesine çalışıyoruz. Planlama yapıyoruz. Çok sayıda avukatın, özellikle genç meslektaşlarımızın artık barolarla, baro siyaseti ile ilgilenmediğini görüyor ve biliyoruz. Onlara da bu sorunun kendi sorunları olduğunu, avukatlığını sorun olduğunu anlatmamız gerekiyor. Mevcut baro yönetimi bir adım ötesini dahi göremiyor. Gündem yaratamıyor. Güncelin peşinden gitmeyi, Anayasa Mahkemesi önünde nöbet tutmayı mücadele zannediyor. Baro başkanlığı bir tür saltanata dönüşmüş durumda. Verilen mücadele, bu saltanatın korunması mücadelesi olarak yansıyor avukatlara. Siyasal iktidar yanlıları baro kurmayı başardığında, benim düşüncemin daha geniş avukat kitlesi tarafından benimseneceğine inanıyorum. Ama geç kalmadan, Aralık ayından önce avukatı önceleyen, Cumhuriyet hukukundan, adaletten yana yeni baroların kurulması sağlanarak Aralık ayında yapılacak Türkiye Barolar Birliği seçiminde rol üstlenilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla buradan çağrı yapıyorum. Benim telefonum açıktır. Hatta bu röportajın altına bize ulaşmak isteyenler için bir adres de koyabilirsiniz. Dolayısıyla ortaya çıkacak talebe göre Yasanın aradığı girişim kurulu hemen oluşturularak yeni baro başvurusu yapılabilir.

Av. Dr. Başar Yaltı’nın çağrısına katkı sağlamak ve iletişim kurmak için haberin altına yorum bırakmanız halinde size dönüş yapalım.

adaletbiz.com / Yeşim Turan

Son Güncelleme: 19.08.2020 17:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
AHMET VURAL 2020-08-20 00:56:01

BAROLARIN DA SİYASETTEN UZAK OLMASI GEREKİR.ÖZETLE HER KES KENDİ İŞİNİ YAPMALI.

Avatar
Ömer Yasa 2020-08-20 08:05:31

Genelde kafa yorularak, emek harcanarak, deneyimlerden yararlanarak hazırlanmış güzel ve yerinde bir değerlendirme. Sayın meslektaşımı kutlarım. Ancak son kısımdaki zamanlamada bir kuşkum oluştu. Örnek olarak, yasal olarak Ekim ayının ikinci hafta sonuna denk gelecek İstanbul Barosu seçiminde oy kullanıp seçilemeyen avukatlar, bu arada alel acele yeniden kurulacak bir baronun genel kurulunda oy kullanınca ortaya çıkacak mükerrerlik nasıl engellenecek? Yahut da nasıl çözülecek? Olası dava yollarına yol açılmamalı.