Mihriban
Mihriban
23 Haziran 2022 Perşembe 13:52
Tutuklama Tedbiri Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı ile İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlal Edilmediği

Olaylar  

Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) "Hadımköy Kışla Komutanlığında görevli Astsubay E.B. devlete karşı suç işlemektedir. Gizli kalması gereken operasyonlara ait bilgileri telefonla dışarıya çıkarttığı kanaatindeyim." şeklinde yazılı bir ihbarın yapılması üzerine Başsavcılıkça E.B. hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 328. maddesi kapsamında siyasal ve askerî casusluk suçundan soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma kapsamında adı geçen kişinin iletişiminin tespitine karar verilmiş ve hâkimlik kararıyla telefonları dinlenmiştir. Bu kişinin başvurucuyla çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı belirlenmiş ve bu görüşmeler kayda alınmıştır. Sonrasında başvurucu yönünden de iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiştir. Dinleme kayıtları doğrultusunda başvurucu gözaltına alınmıştır. Başsavcılıkça devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan (5237 sayılı Kanun'un 329. maddesi) tutuklanması istemiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilen başvurucu tutuklanmıştır.

Başvurucu hakkında devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. İddianameyi kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi ara kararında başvurucunun yurt dışına çıkışının yasaklanması şeklinde adli kontrol şartıyla tahliyesine karar vermiştir. Bu karara istinaden Başsavcılık tarafından başvurucu hakkında devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme (5237 sayılı Kanun'un 327. maddesi) suçundan da iddianame düzenlenmiştir. İddianame Mahkemece kabul edilmiş ve davanın devam eden dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece başvurucunun ilk eyleminin yasak bilgileri temin etme suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmiş ve bu suçtan verilen 1 yıl 1 ay 10 günlük hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. Başvurucunun ikinci eyleminin ise yasak bilgileri açıklama suçu kapsamında kaldığı değerlendirilmiş ve bu suçtan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

İddialar

Başvurucu, hakkında uygulanan tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası Yönünden

Somut olayda başvurucu, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli bilgileri açıklama suçundan tutuklanmış; bu gizli bilgileri temin etme suçundan ise tutuklanmamıştır.

Yargıtaya göre mevzuatta genel anlamda devlet sırlarının üçe ayrıldığı görülmektedir. Bunlar "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler", "yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler" ve "Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler"dir.

Yargıtaya göre 5237 sayılı Kanun'un 327. maddesinde geçen "temin" kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin tesadüfi öğrenilmesi dışında iradi, bilinçli ve icrai bir çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurmak ya da aracılara ulaşmak suretiyle herhangi bir şekilde öğrenilmesi olarak anlaşılmalıdır. Bu suçun oluşabilmesi için bu bilgilerin açıklanmasına gerek yoktur. Temin etme, belgelerin alınmasını gerektirmeden bu belgelerdeki bilgilerin öğrenilmesi anlamındadır. Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur. Bilginin doğrudan kaynağından veya nakledenden temini arasında bir fark yoktur.

Gizli bilgileri açıklama suçu bakımından başvurucunun E.B. adlı kişiden edindiği gizli bilgileri derleyerek ODA TV isimli internet sitesinde yayımladığı ileri sürülmüştür. Soruşturma makamlarınca E.B.nin asker olması nedeniyle çeşitli şekillerde elde ettiği ve devletin güvenliği, iç ya da dış siyasal yararları bakımından gizli nitelikteki bilgileri başvurucuya aktardığı, başvurucunun da gazeteci olması nedeniyle bu bilgileri gazetecilik faaliyeti adı altında basın özgürlüğü için tanımlanan yasal sınırları aşarak kamuoyuna açıkladığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu kapsamda başvurucunun altı yazısına yer verilmiştir. Ancak bu yazılardan sadece ikisi gizli olduğu belirtilen bilgilerle ilişkilendirilmiştir.

Başvurucunun gizli bir bilgiyi açıkladığı iddiasını destekleyecek yazısı kapsamında ifşa edilen bilgi ise Libya'ya gönderilecek komutanın kim olduğuna ilişkindir. Somut olayın özel koşulları bağlamında Libya'ya gönderilecek komutanın kim olduğuna ilişkin bilginin sıcak çatışmaların yaşandığı bir dönemde açıklanmasının millî güvenliğe ve ismi açıklanan komutanın yaşam hakkına yönelik potansiyel bir tehlikeye sebebiyet verebilecek nitelikte olmadığı söylenemeyecektir.

Başvurucu ile sözü edilen asker arasındaki telefon görüşmelerinin bir kısmının içeriğinde geçen hususlara dair yetkili idari makam olarak Millî Savunma Bakanlığının yazılı açıklamaları mevcuttur. Buna göre başvurucunun astsubaydan sorduğu hususların ve bu kişinin başvurucuya verdiği bilgilerin önemli bir kısmına dair askerî kaynaklarda yazışma ve raporların mevcut olduğu ve bunların çoğunun gizli nitelikte olduğu belirtilmiştir.

Anılan bilgiler Suriye ve Libya’da faaliyet gösteren Türk güvenlik güçlerinin harekâtlarıyla ilgili olduğundan bunların devletin güvenliği veya iç ya da dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olarak değerlendirilmesi mümkündür. Millî güvenlik bakımından kritik önemi haiz olan bu bilgileri alan başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerine sürekli yazı yazan deneyimli bir gazetecidir; bu bilgilerin gizlilik vasfına sahip olacağını ve temin ya da ifşa edilmesi hâlinde 5237 sayılı Kanun'un bu konulardaki cezai hükümlerinin uygulanacağını bilebilecek durumdadır. Bilgi paylaşımının bir kereye mahsus olmadığı, ayrıca bu bilgilerin sıcak çatışmaların yaşandığı dönemde edinildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun bu bilgileri tesadüfen değil bilinçli bir şekilde öğrendiği, bu bilgileri öğrenmek için ilgili astsubayla sürekli temas hâlinde olduğu ve bu kişiye daha fazlasını öğrenmeye yönelik sorular sorduğu görülmektedir.

Somut olayda operasyon güzergâhları gibi konular doğrudan millî güvenlikle, birlik isimleri ise o birlik mensuplarının yaşam haklarıyla doğrudan ilgili bilgilerdir. Bu bilgiler açıklanmamış olsa dahi sırf bilmesi gerekenler dışında kimselerin bu bilgiye sahip olması millî güvenlik ve başkalarının hakları bakımından telafisi imkânsız riskler ortaya çıkarabilecek niteliktedir. Bu bağlamda anılan bilgilerin yetkisiz kişilerce temin edilmesi ülkenin menfaatlerine telafisi imkânsız zararlar verme tehlikesini barındırmaktadır. Başvurucunun bilgilerin temin edilmesi noktasında hırsızlık, tehdit, şantaj gibi yasa dışı yollarla hareket etmemesi, onun gazetecilik mesleği bakımından görev ve sorumluluklarına uyup uymadığının değerlendirilmesinde -somut olayın koşullarında- belirleyici bir öneme sahip değildir.

Öte yandan bu bilgilerin bazıları hakkında başka basın organlarında haberler yapılmış olması da duruma belirleyici bir etki yapmamaktadır. Çünkü başvurucu, başka basın organlarında yer alan bilgilerin aktarımını yapmayıp -bu bilgilerin yayımlanmış olduğu varsayılsa bile- anılan bilgilerin doğruluğunu ilk elden teyit ettirmektedir. Ayrıca bu bilgilerin önemli bir kısmının daha önce kamuoyuna açıklanmadığı veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmediği görülmektedir.

Sonuç olarak somut olayda başvurucunun devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçu bakımından kuvvetli suç belirtisinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince ve tutuklamaya karar veren yargı organlarınca yapılan değerlendirmelerin temelsiz olduğu söylenemeyecektir.

Somut olayda Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken; soruşturmanın devam etmesi nedeniyle delillerin tam olarak toplanmamış olmasına, başvurucunun serbest bırakılması durumunda delillere etki etme ihtimalinin bulunmasına, eylemlerin sabit görülmesi hâlinde alınacak muhtemel ceza miktarı dikkate alındığında kaçma şüphesinin var olmasına, adli kontrol tedbirlerinin tek başına yeterli kalmayacağına dayanılmıştır.

Ayrıca başvurucunun temin ettiği bilgiler dolayısıyla millî güvenlik üzerinde oluşan tehlikenin büyüklüğü, bunların öğrenilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması nedeniyle ortaya çıkan menfaatle kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Bu nitelikteki bir eylem söz konusu olduğunda millî güvenlik, basın özgürlüğünün koruduğu değerlere göre ağır basmaktadır. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

2. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlali İddiası Yönünden

Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

https://www.anayasa.gov.tr/

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.