27 Mart 2014 Perşembe 14:18
ZİYNET EŞYALARININ İADESİNDE İSPAT YÜKÜ
 Taraflar arasında görülen istirdat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dilekçesi ile; tarafların, evlendikten sonra, davalının babasına ait eve yerleştiklerini ve davalının ailesi ile birlikte yaşadıklarını; bir süre sonra sorunların baş gösterdiğini ve bu sorunların zaman içerisinde büyüdüğünü; en sonunda, müvekkilinin, davalının babası tarafından getirilip baba evine bırakıldığını; ansızın baba evine getirilip bırakıldığı için çeyiz eşyalarını ve özellikle altın takılarını yanına alamadığını, davalı tarafta kaldığını; daha sonra da açılan boşanma davası sonucunda tarafların boşandığını iddia ederek; çeyiz listesinde belirtilen tüm eşyaların ve tüm altın takıların davalıdan aynen alınarak davacıya verilmesine, bu mümkün olmadığında bedellerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; bir sorun olmadan davacının baba evine gittiğini, gezmeye giden davacıdan müvekkili davalının altınları almasının söz konusu olamayacağını; eşyalara gelince bir sandık çeyiz eşyası bir kaç tanede elbisesinin olduğunun doğru olduğunu; eşyaların ve altınların hiç bir öneminin bulunmadığını, ziynetlerin davacı kadın tarafından götürüldüğünü savunarak; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; ...evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları ona bağışlanmış sayılır ve BK'nun 244.maddesi gereğince bağışlamadan rücunun şartları oluşmadıkça kadına iadesi gerekir. Genel yaşam deneylerine göre, ziynet eşyalarını kadının üzerinde taşıyacağı veya kadın tarafından saklanmış olacağıdır. Bu tür eşyalar rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen eşyalardandır. Davamızda davacı, dava konusu ziynet eşyalarının, evden ayrılırken davalılarda kaldığını iddia etmiş ise de; davacının bunları evden ayrılırken götürme fırsatı bulamadığını, ziynetleri götürmesine engel olunduğunu veya zorla elinden alındığına karine teşkil edecek bir delil sunulamadığı anlaşılmaktadır. Gerekçesiyle" davanın kısmen kabulü ile, dava konusu ziynet eşyaları yönünden davanın sübut bulmadığından reddine; dava konusu diğer eşyalar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dava; çeyiz ve ziynet eşyası istemine ilişkindir.

Yargılama sırasında dinlenen tanıkların "davacının, babasının hasta olması nedeniyle, onu ziyaret için, kayınpederi tarafından birkaç gün kalması amacıyla baba evine bırakıldığını, üzerinde alyansından başka, altın bulunmadığını, sadece üzerindeki kıyafetle geldiğini, bir daha da geri götürülmediğini ve daha sonra tarafların boşandıklarını" beyan ettikleri görülmüştür.

Davalı tanığı olarak dinlenen, davalının babası ise beyanında; "Oğlum İstanbul'da iken annesine telefon etmiş, gelinin babası rahatsız onu babası gile götürün demiş, bende bunun üzerine gelinime 2-3 gün kalırsın üstünü başını al dedim, ben arabaya geçtim çalıştırdım, yarım saat kadar gelmedi, sonrasında elinde bir çanta ile geldi, babasının evine bıraktım, sonrasında gelin bir daha geri gelmedi. Takıları ne varsa üzerindeydi, gezmeye gitmişti, bana göre herhangi bir art niyeti yoktu, düğünde gelinime ne takıldığını şu an hatırlamıyorum, yine çeyiz eşyası olarak ne getirdi bilemem" dediği anlaşılmaktadır.

Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına ve hayat deneylerine göre olağan olanın ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Bu karinenin aksi ise, davacı tarafça; somut delillere dayalı olarak her zaman ispatlanabilir. Her ne kadar, mahkemece, dava konusu ziynet eşyalarının, evden ayrılırken götürme fırsatı bulamadığını veya zorla elinden alındığını davacı ispat edememiştir, gerekçesiyle, ziynet eşyalarıyla ilgili talebi reddetmiş ise de; dosya içerisinde bulunan boşanma kararı gerekçesinde belirtilen hususlar ve yukarıda açıklanan tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının, babasının hastalığı nedeniyle, hasta ziyareti için bir kaç günlüğüne evden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Hayatın olağan akışında, hasta ziyaretine giden birinin ziynet eşyalarını takarak gitmesi olağan olan bir durum olarak kabul göremez. Davacının evden ayrılma kastının olmadığı da, kayınpederinin tanık beyanlarında ifade edilmiştir. O halde, mahkemece; ziynet eşyalarını, kadının baba evine götürmediği, ziynetlerin kocada kaldığının kabulü gerekir.

Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davacının ziynet eşyası davasının reddine ilişkin hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

kararara.com
Son Güncelleme: 27.03.2014 14:19
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol