21 Kasım 2012 Çarşamba 10:47
ZAMANAŞIMI DEF'İ
 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2012/11-158

K. 2012/318

T. 11.4.2012

• ALACAK DAVASI ( Davalının Yasal Cevap Süresi Geçtikten Sonra Zamanaşımı Definde Bulunduğu/Davacının Savunmanın Genişletildiği Yönünde Bir İtiraz İleri Sürmediği - Zamanaşımı Definin Geçerli Olduğunun Gözetileceği )

• YASAL SÜRESİNDEN SONRA VERİLEN CEVAP DİLEKÇESİNDE ZAMANAŞIMI DEFİ'NDE BULUNMAK ( Alacak Davası - Davacının Savunmanın Genişletildiği Yönünde Bir İtiraz İleri Sürmediği/Zamanaşımı Definin Geçerli Olarak Kabul Edilmesi Gereği )

• ZAMANAŞIMI DEFİ ( Alacak Davası/ Davalının Yasal Cevap Süresi Geçtikten Sonra Zamanaşımı Definde Bulunduğu - Davacının Savunmanın Genişletildiği Yönünde Bir İtiraz İleri Sürmediği/Zamanaşımı Definin Geçerli Olarak Kabul Edileceği )

• SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞI ( Alacak Davası/ Davalının Yasal Cevap Süresi Geçtikten Sonra Zamanaşımı Definde Bulunduğu - Davacının Savunmanın Genişletildiği Yönünde Bir İtiraz İleri Sürmediği/Zamanaşımı Definin Geçerli Olduğunun Gözetileceği )

1086/m.187197202

ÖZET : Alacak davasında; uyuşmazlık; dosya kapsamına göre davalı tarafın süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde bulunduğu zaman aşımı def’ine karşı, davacı tarafın ibraz ettiği cevaba cevap dilekçesinde savunmanın genişletilmesi itirazında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı tarafından yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuş ise de, daha sonra davacı tarafından savunmanın genişletildiği yönünde bir itiraz ileri sürülmeyip, açıkça zaman aşımı def’ine karşı çıkılmadığından, mahkemece yapılacak iş; zaman aşımı def’inin geçerliği olduğu kabul edilerek; gerekirse davalı şirketin tüm kayıtları getirtilerek, davaya konu paranın davalıya veriliş sebebinin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kesin olarak tespit edilmesi, belirlenecek bu hukuki ilişkiye göre zaman aşımı süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi olmalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 7.4.2010 gün ve 2008/288 E., 2010/172 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.6.2011 gün ve 2010/7480 E., 2011/7186 K. sayılı ilamı ile;

( ... Davacı, 1974 yılında 10.000 YTL ödeyerek davalı şirketten hisse satın aldığını, davalı tarafından kendisine kar payı ödenmediğini, karşı tarafın, saflığından ve iyiniyetinden istifade ederek kendisini dolandırdığını ileri sürerek, 10.000 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin hisselerinin 2005 tarihinde devredildiğini ve bu tarihte davacının ortaklar arasında bulunmadığını, davacının şirkete borç vermiş olabileceğini, bu durumda da alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete 1972 ve 1973 yıllarında toplam 10.000 TL yatırdığı, şirket kayıtlarında davacının ortaklık kaydına rastlanmadığı, denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde yapılan hesaplamaya göre davacının davalıya ödediği miktarın 4.017,27 TL olduğu, bu miktarda davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 4.017,27 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, anonim şirket hisse bedeli olarak ödendiği iddia edilen paranın iadesi istemine ilişkindir.

Davalı vekili tarafından davanın zaman aşımı süresi içinde açılmadığı savunulmuş, mahkemece, zaman aşımı definin, davaya cevap süresi içinde yapılmamış olması sebebiyle reddine karar verilmiştir.

Oysa, zaman aşımı defi, alacaklının alacağını borçlunun rızasına aykırı olarak dava yoluyla isteyebilme hakkını ortadan kaldıran kişisel bir savunma sebebidir. İtirazlardan farklı olarak, diğer savunma sebeplerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden gözetilmesi söz konusu değildir HUMK’nun 197. ( 187. ) maddesinde düzenlenen ilk itirazlar arasında sayılmadığından yasal cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunluluğu da yoktur. Ancak, cevap süresinden sonra ileri sürülen zaman aşımı definin değerlendirilebilmesi için karşı tarafın, savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmamış olması şarttır. Ayrıca, 11.4.1940 tarih ve 15/70 Sayılı YİBK gerekçesinde de açıklandığı üzere zaman aşımı defini diğer sübut nedenlerinden önce incelenmesi gerekir.

Somut olayda, davalı tarafça yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuş olmasına rağmen, davacı, savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmamış olup, savunmanın esasına cevap vermiştir. Bu itibarla, mahkemece, zaman aşımı definin süresinde olduğu kabul edilip, özellikle tarafların iddia ve savunmaları da değerlendirilmek suretiyle gerekirse davalı şirketin tüm kayıtları getirtilerek, davaya konu paranın davalıya veriliş sebebinin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kesin olarak tespit edilmesi, belirlenecek bu hukuki ilişkiye göre zaman aşımı süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün açıklanan gerekçe ile bozulması gerekmiştir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, anonim şirket hisse bedeli olarak ödendiği iddia edilen paranın iadesi istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabul ve reddine dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamına göre davalı tarafın süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde bulunduğu zaman aşımı def’ine karşı, davacı tarafın ibraz ettiği cevaba cevap dilekçesinde savunmanın genişletilmesi itirazında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde 1086 Sayılı H.U.M.K. ( HUMK )’nun da yer alan “ilk itirazlar” ile “iddia ve savunmanın genişletilmesi” kavramları üzerinde durulmalıdır.

İlk itirazlar HUMK’nun 187. maddesinde “itirazatı iptidaiye” başlığı altında düzenlenmiş olup, bu madde;

“İtirazatı iptidaiye aşağıdaki gösterilen hallerden ibaret olup davanın bidayetinde ve hepsi birlikte beyan edilmek lazımdır:

1- ) Türkiye`de ikametgahı bulunmayanlardan teminat talebi,

2- ) Salahiyet iddiası,

3- ) ( Mülga bent: 16.7.1981 - 2494/37 md. )

4- ) İkame olunan davanın diğer bir mahkemede derdesti rüyet bulunduğu iddiası,

5- ) Davanın diğer bir mahkemede dertesti rüyet olan diğer dava ile irtibatı bulunduğu iddiası,

6- ) ( Mülga bent: 26.9.1963 - 338/1 md. )

7- ) Dava arzuhalinin veya davetiye varakasının veyahut cevap layihasının tanziminde kanuni noksanlar bulunduğu veya tebliğin usülüne muvafık olmadığı iddiası,

8- ) Davayı mütekabilenin kabule şayan bulunmadığı iddia”

hükmünü içermektedir.

Konuyla ilgisi bakımından HUMK’nun 202. maddesine de değinmek gerekir.

Anılan Kanunun 202. maddesinde;

“ Davalı cevap dilekçesinde karşılık dava da dahil olmak üzere bütün iddia ve savunmaları ile sebeplerini birlikte bildirmeye mecburdur.

Müddeaaleyh cevap layihasını hasmına tebliğ ettirdikten sonra onun muvafakatı olmaksızın müdafaa sebeplerini tevsi veya tebdil edemez. Ancak ıslah haliyle 186 ncı madde hükmü müstesnadır.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda belirtilen madde metninden anlaşılacağı üzere, davalı taraf cevap dilekçesinde tüm savunmalarını sebepleriyle bildirmek zorundadır. Cevap dilekçesinin davacıya tebliğinden sonra, savunma sebepleri genişletilemez ve değiştirilemez; eş söyleyişle, cevap dilekçesinde bildirilmeyen def’iler ileri sürülemez; ayrıca, cevap dilekçesindeki savunmanın dayandırıldığı olgular da genişletilemez ve değiştirilemez.

Öğreti ve uygulamada “savunmanın genişletilmesi yasağı” veya “savunmayı genişletme yasağı” olarak adlandırılan bu yasağın istisnaları da aynı maddede gösterilmiştir. Bunlar; davacının muvafakati, ıslah ve müddeabbihin temlikidir.

Açıkça görüldüğü üzere, zaman aşımı def`i HUMK’nun 187. maddesinde ilk itiraz olarak düzenlenmemiştir. Hangi hallerin ilk itiraz olduğu ( ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gerektiği ), HUMK. m. 187’de tahdidi olarak sayılmıştır ( İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, s. 792; Sabri Şakir Ansay, Hukuk Yargılama Usulleri, 7. Bası, Ankara 1960, s. 205; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 4216 ).

İlk itirazlar, karşı taraf muvafakat etse bile, esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülemez. Buna karşılık, davalı, esasa cevap süresini geçirdikten sonra da zaman aşımı def`ini ileri sürebilir. Davacı, süresinden sonra yapılan zaman aşımı def`ine karşı savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmayıp, savunmanın esasına cevap verdiği takdirde, savunmanın genişletilmesine zımnen muvafakat etmiş olur ve mahkeme zaman aşımı def`ini inceler ( Baki Kuru, a.g.e., C. II, s. 1822; HGK.nun 9.10.1963 gün ve 1963/2-34-73 E., K. sayılı ilamı ).

Böylece zamanında ileri sürülmeyen zaman aşımı def’i diğer tarafın açık veya zımni muvafakati ile davaya cevap süresinden sonra ileri sürülmesi mümkündür ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 545, 546; Necip Bilge- Ergun Önen, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978, s. 472 ).

Ayrıca, mahkeme, davalının savunmayı genişletmiş olduğunu kendiliğinden gözetemez ( Baki Kuru, C. II, a.g.e., s. 1829 ).

Somut olayın açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesine gelince:

Davacı tarafından, anonim şirket hisse bedeli olarak ödendiği iddia edilen paranın iadesi talep edilmiş, davalı vekili tarafından yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuştur.

Davacı, yasal cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define, savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmamış, sadece zaman aşımı savunmasının esasına cevap vermiştir.

Mahkemece, zaman aşımı definin, davaya cevap süresi içinde yapılmamış olması sebebiyle reddine karar verilerek, işin esasına yönelik yapılan değerlendirmede de davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, zaman aşımı def’i, alacaklının alacağını borçlunun rızasına aykırı olarak dava yoluyla isteyebilme hakkını ortadan kaldıran kişisel bir savunma sebebidir. İtirazlardan farklı olarak, diğer savunma sebeplerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden gözetilmesi söz konusu değildir.

HUMK’nun 187. maddesinde düzenlenen ilk itirazlar arasında sayılmadığından yasal cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunluluğu da yoktur.

Ancak, cevap süresinden sonra ileri sürülen zaman aşımı definin değerlendirilebilmesi için karşı tarafın, savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmamış olması şarttır.

Davalının zaman aşımı def’ine karşı davacı, savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmamış, savunmanın esasına cevap vermiştir.

Böylece davacının, davalı tarafından süresinde ileri sürülmeyen zaman aşımı def’ine, itiraz etmemek suretiyle, zımnen muvafakat ettiğinin kabulü gerekir.

Hal böyle olunca, davalı tarafından yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuş ise de, daha sonra davacı tarafından savunmanın genişletildiği yönünde bir itiraz ileri sürülmeyip, açıkça zaman aşımı def’ine karşı çıkılmadığından, mahkemece yapılacak iş; zaman aşımı def’inin geçerliği olduğu kabul edilerek; özellikle tarafların iddia ve savunmaları da değerlendirilmek suretiyle gerekirse davalı şirketin tüm kayıtları getirtilerek, davaya konu paranın davalıya veriliş sebebinin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kesin olarak tespit edilmesi, belirlenecek bu hukuki ilişkiye göre zaman aşımı süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi olmalıdır.

Diğer taraftan, Özel Daire bozma ilamında ilk itirazların “HUMK’nun 197. Maddesi”nde düzenlendiği belirtilmiş ise de, bu yazım hatasının “HUMK’nun 187. maddesi” şeklinde düzeltilmesi heyetçe kararlaştırılmıştır.

H.G.K.’nca da yukarda açıklanan ilave sebeplerle benimsenen Özel Daire bozma kararına, uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 11.4.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Son Güncelleme: 21.11.2012 10:47
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177