04 Ağustos 2015 Salı 17:34
Yaşlılık aylığı alan kişilerin kamuya ait işyerinde çalışmaları
 YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 
ESAS: 2013/1502
KARAR: 2015/879


Taraflar arasındaki “yersiz ödenen aylıkların istirdadı” davasında yapılan yargılama sonunda; Hatay 1. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 01.06.2011 gün ve 2009/278 E., 2011/242 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 18.10.2012 gün ve 2011/12318 E., 2012/19545 K. sayılı ilamı ile; 

(…Dava, Bağ-Kur'dan yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, 5335 sayılı Yasa kapsamında bulunan kamu işyerinde çalışan sigortalıya yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davalının çalıştığını bildiği halde, aylık bağlayan ve ödeyen Kurumun hatalı olması ve sigortalının iyiniyetli bulunmasına göre, Borçlar Kanunu hükümlerine göre davalının iade yükümlülüğünün bulunmadığına karar verilmiş ise de; Mahkemenin bu kararının, yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 96. maddesidir. Anılan Kanunun "Yersiz ödemelerin geri alınması" başlıklı 96. maddesinin birinci fıkrasında, "Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunlarm bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a)Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b)Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır." hükmü öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak 96'ncı madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63'üncü maddesinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anılan maddeye göre; haksız olarak (nedensiz) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değil ise de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacaktır. Ayrıca belirtilmelidir ki; 5510 sayılı Kanunun 96'ncı maddesi, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, zamanaşımı hükmü olarak tanımı ve yorumlanması olanaksızdır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 5335 sayılı Kanuna göre, kamu işyerinde çalışan sigortalının aylığının kesilmesi zorunluluğu bulunmakla birlikte, yaşlılık aylığı talebi sırasında çalıştığını saklamayan davacının iyiniyetli olduğu, ve Kurumun kendi hatasından kaynaklanarak yaşlılık aylığı bağladığı belirgindir. Bu bakımdan, davalının sorumluluğu noktasında 5510 sayılı Kamımın 96'ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında irdeleme vc uygulama yapılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul vc yasaya aykın olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli vc hüküm bozulmalıdır…) 
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 

Dava, yersiz ödenen aylıkların tahsili istemine ilişkindir. 

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili, Bağ-Kur sigortalılık süreleri ile SSK kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü işyerinde geçen hizmetleri birleştirilerek 01.01.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanan davalının anılan işyerinden ayrılmayıp çalışmaya devam ettiğinin anlaşılması nedeniyle yaşlılık aylığının 01.01.2005 tarihi itibarı ile kesildiğini belirterek, davalıya fuzulen ödenen aylıkların faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.

Davalı vekili; davalının çalışmakta iken emekli olmasının Kurumca sağlandığını, çalışması devam ederken yaşlılık aylığı alamayacağının sonradan bildirildiğini, Kurum işlemine gerekçe olan 3335 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 27.04.2005 tarihinde yürürlüğe girdiğini, davacı Kurum başlangıçta kendisine bilgi vermediği için davalının bir kusuru olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. 
Mahkemece, 3335 sayılı Kanun'un özel kanun olduğu, yaşlılık aylığı alan kişilerin kamuya ait işyerinde çalışmaları halinde yaşlılık aylıklarının kesileceğinin öngörüldüğü, bu kanun hükmüne uygun olarak davacı Kurumun davacının yaşlılık aylıklarını kesmesi gerekirken davalının dilekçesi ile davacı Kuruma bilgi vermesine kadar yaşlılık aylığının kesilmediğini, kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralının davanın iki tarafı için de geçerli olduğu, davalının cüzi yaşlılık aylığı alan ve SSK'ya tabi işçi olarak çalışarak geçimini sağladığını ve iyi niyetli olduğu çalışmalarını saklamadığı, 3335 sayılı Kanun'un 27.04.2005 tarihinde yani davalıya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra yürürlüğe girdiği ve 30. maddesinin halen yürürlükte olduğu, davacı Kurumun 3335 sayılı Kanun'un 30. maddesi uyarınca davalıyı uyarması; ya çalışmaya devam ederek yaşlılık aylığının kesilmesi ya da çalışmayı bırakarak yaşlılık aylığını alması için tercihini sorması gerektiğini, sonuç olarak davalının iyi niyetli olduğu herhangi bir kusurunun da bulunmadığı kabul edilerek Borçlar Kanunu'nun 63/1. maddesi ile 27.01.1973 tarih ve 1972/6 E. 1973/2 K. sayılı İBK kararı karşısında ödenmiş olan aylıkların geri istenmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur. 

Mahkemece, davalının çalışmasını saklamadığı iyi niyetli olduğu ve hukuk düzeninin iyi niyeti koruması gerektiği gerekçesiyle ilk kararda direnilmiştir. 

Özel Daire bozma ilamı ve direnme kararının kapsamı itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 506 sayılı Kanun uyarınca yaşlılık aylığı almakta iken kamu kurumunda çalışan davalıya ödenen aylıkların 5335 sayılı Kanun kapsamında geri istenip istenemeyeceği; varılacak sonuca göre, davalı hakkında 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 

Öncelikle yersiz ödeme haline gelen aylıkların istirdadına ilişkin uyuşmazlığın ve bununla ilgili sosyal güvenlik mevzuatının değerlendirilmesi gerekmektedir. 

Konuya ilişkin ilk düzenleme (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda yer almaktadır. 

Kanunun “Sigorta Yardımlarının Haczedilemeyeceği, Yanlış Ve Yersiz Ödemelerin Tahsili” başlıklı 121. maddesi; 

“Bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar, nafaka borçları ve bu Kanunun 80'inci Maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. 

(Ek fıkra:29.07.2003-4958/47 md.) Ancak, yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımları 84'üncü Maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınır. Kurumun genel hükümlere göre takip hakkı saklıdır…” 

hükmünü içermektedir. 

Diğer taraftan, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 506 sayılı Kanunun anılan hükmü yürürlükten kaldırılmış ve konu 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinde düzenlenmiştir. 

5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96. maddesinde de; 

“…Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; 

a)Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, 

b)Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır…” 

hükmü yer almaktadır. 

Yerel mahkemece mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 63. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu mad.79) uyarınca değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise de 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi de sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğindedir. 

Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 63. madde hükmünün somut olayda uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulmasında yarar vardır. 

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesi uyarınca; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermekle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması halinde, kötü niyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır. 

5510 sayılı Kanun'un 96. maddesiyle, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusunda genel hüküm niteliğindeki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 63. maddesine nazaran, özel bir düzenleme getirilmiştir. 

Şu duruma göre, karşımıza aynı konu hakkında bir tarafta genel kanunda kabul edilen yasa kuralı, bir tarafta da özel bir yasal düzenleme çıkmaktadır. 

Bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 

"Yasaların çatışması" olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda; sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılmalıdır. 

Uyuşmazlık konusu somut olayda, belirtilen ilkeler doğrultusunda yapılan değerlendirmede; 5510 sayılı Kanun'un mülga 818 sayılı Borçlar Kanununa göre özel nitelikte olduğu, bu kapsamda 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi hükmünün sebepsiz zenginleşme nedeniyle yersiz ödemelerin Kuruma iadesi konusunda özel nitelikte düzenleme içerdiği açıktır. 

Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun'u özel düzenleme içeren 96. maddesi hükmünün genel nitelikteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip olduğu tartışmasızdır. 

O halde, Mahkemece yukarıda yapılan açıklamaların ışığında özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 

Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2011 gün ve 2011/10-476 E., 2011/584 K. ve 15.06.2011 gün ve 2011/21-362 E., 2011/409 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. 

Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında davalının iyiniyetli olduğu, iyiniyetin hukuk düzenince korunması gerektiği, mahkemenin red kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmiştir. 

Açıklanan nedenlerle, Mahkemece 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi hükmü gözetilerek yapılacak değerlendirme ve varılacak sonuç ile iade yükümünün kapsamı konusunda bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.02.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
kararara.com
Son Güncelleme: 04.08.2015 17:36
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177