26 Aralık 2012 Çarşamba 11:49
Yargıtay'dan “hukuki delil” yorumu
Kurul'un gerekçesinde, “Usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçirilen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması nedeniyle hukuka aykırı elde edilmiş delil sayılmaları kabul edilemez” denildi.
Birecik'te ruhsatsız silah bulundurmak suçundan şüpheli sanığın evinde, Birecik Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararına dayanılarak arama yapıldı. Sanığın evinde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 119/4. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” hükmüne göre, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın ve o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi bulundurulmaksızın, Mahkeme kararına istinaden arama yapıldı ve Kaleşnikof marka tüfeğe el konuldu.

Birecik Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan sanığa, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan 5 yıl hapis cezası ve adli para cezası verildi.

Daire, hukuki delil kabul etmedi

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 8. Ceza Dairesi'ne geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bozdu. CMK'nın 119/4. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” hükmü hatırlatılan Daire kararında, aramanın bu hükme uyulmadan yapıldığı belirtildi.
Kararda, arama sonucu suça konu silah ve eklerinin bulunduğu anımsatılarak, “CMK'nın 119/4 fıkrasına, 'yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' şeklindeki CMK'nın 217/2. maddesine ve yine aynı kanunun aykırı elde edilen delilin reddedileceğine ilişkin hükmüne aykırı olarak gerçekleştirilen arama işlemi sonucunda elde edilen maddi delil ile buna ilişkin düzenlenen ekspertiz raporunun hükme esas alınamayacağı” kaydedildi.
Daire kararında, sanığın suçu inkara yönelik savunması ve tüm dosya kapsamı karşısında, atılı suçu işlediğine ilişkin mahkumiyetine yeter kesin ve inandırıcı kanıt bulunamadığı da gözetilmeden sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi bozma nedeni sayıldı.

Başsavcılık itiraz etti

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise Daire kararına itiraz ederek, kararın kaldırılmasını ve yerel mahkeme hükmünün onanmasını istedi.
Başsavcılığın itirazında, olayda usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunduğu, bu karara ve kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik herhangi bir itirazda bulunulmadığı ifade edildi.
Arama işlemine ve arama yapılırken birtakım hakların ihlal edildiğine yönelik sanıktan gelen herhangi bir yakınma da bulunmadığı belirtilen itirazda, bu şekilde yapılan aramanın hukuka aykırı olmadığı, elde edilen delilerin de hukuka aykırı delil sayılmayacağı belirtildi.

Kurul son sözü söyledi

İtiraz üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na geldi. Kurul, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin bozma kararını kaldırdı, arama sırasında ele geçirilen ve Genel Kurul'un kabulüne göre hukuka uygun elde edildiği belirlenen deliller de değerlendirilerek, bir hüküm kurulması içen dosyayı yeniden Daire'ye gönderdi.
Kurul'un gerekçesinde, usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda, bu karara ve kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik itiraz olmadığı, arama işlemine ve arama yapılırken birtakım haklarının ihlal edildiğine yönelik sanıktan gelen herhangi bir yakınma da bulunmadığı vurgulandı.
Gerekçede, bu nedenle, sırf arama sırasında şekle ilişkin koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelendirilmeyeceğinin kabul edilmesi gerektiği belirtildi.

Bazı haklar mutlak, bazı haklar nispi koruma altında

Prof. Dr. Bahri Öztürk, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ve Doç. Dr. Veli Özer Özbek tarafından hazırlanan Uygulamalı Ceza Muhakemesi adlı eserden örnek verilen gerekçede, şöyle denildi:
“Eserde bu konudan bahsedilirken, ikili bir ayrım yapılarak, bir tasnifte, hak ihlalinin niteliği üzerinde durulup, bir hukuk devletinde bazı hakların mutlak, diğer bazı hakların ise nispi koruma altında bulundurulduğu belirtildikten sonra buna bağlı olarak mutlak delil yasakları ve nispi delil yasakları kavramlarının ortaya çıktığı ifade edilmiştir.
Buna göre, mutlak delil yasakları; sanığın kendisini suçlandırıcı beyanda bulunmaya zorlanması, bir kimsenin yakınlarını suçlandırıcı beyanda bulunmaya zorlanması, sanığa kendisi ile ilk temasa geçen yetkili tarafından susma hakkı, müdafi tayini isteme hakkı gibi bazı haklarının hatırlatılmaması, hayatın gizli alanına (özel hayata değil) yapılan müdahaleler olarak sayılmış, bunların dışında kalan durumlarda ise hakim tarafından oranlılık (ölçülülük) ilkesi göz önünde tutularak kamu yararı bakımından bir değerlendirme yapılması gerekliliğinden bahsedilmiştir.
Bu bağlamda, illiyet bağı, etkileme gücü ve hak ihlali kriterlerine yer vermeden yapılan bir değerlendirmenin, 'herhangi bir hakkın ihlal edilmediği, her türlü basit şekli aykırılıkların da mutlak bozma sebebi sayılmasını' gerektireceği için, böyle bir yaklaşımın ceza yargılamasında hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açabilecek son derece ağır sonuçları da birlikte getireceği kuşkusuzdur.
Her şekle aykırılığın aynı zamanda bir hak ihlaline de yol açacağı şeklindeki bir kabul isabetli olmayacağından, olayda olduğu gibi “Cumhuriyet savcısı, iki ihtiyar heyeti üyesi veya iki komşu”' bulunmadan yapılan bir aramada, CMK'nın 119. maddesine şekli bir aykırılık söz konusu ise de herhangi bir hakkın ihlal edildiği söylenemeyecektir.
Usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçirilen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle hukuka aykırı elde edilmiş delil sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri kabul edilemez.”
Ceza Genel Kurulu'nun 2007 tarihli bir kararında da aynı sonuca ulaşıldığına işaret edilen gerekçede, bu nedenle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği yönündeki kararının isabetli olmadığı vurgulandı.

“Nispi ihlaller çoğalırsa”

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul üyesi ise arama sırasında savcı bulundurulması fıkrasının “bulundurulur” şeklindeki son hükmünün emredici olduğu, sözcüğün esnetilemeyeceği, yorumla fıkraya değişik anlam yüklenmesinin de mümkün olmadığını belirtti. “Aramada hak ihlali yapılmamıştır” şeklindeki yoruma da katılmayan üye, açık, somut bir hukuk normuna aykırı aramanın bizatihi sanığa tanınan hakkın ihlali olduğunu savundu.
Hukukta, şekli ihlal ya da nispi ihlal/mutlak ihlal gibi bir ayrıma da yer verilmemesi gerektiğini belirten üye, şu görüşlere yer verdi:
“Unutulmamalıdır ki bir gün nispi ihlaller çoğalabilir ve bu halde de usul kuralları ve güvencelerine yer kalmaz. Hukuk devletinde her suç aydınlatılmalıdır. Ancak her suç hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle aydınlatılmalıdır. 'Delillere kıymayalım' yorumuyla basit ihlal/mutlak ihlal, usule değil esasa bakılmalı biçimindeki yaklaşım hukuk devleti ilkesini de gereksiz kılan sonuca götürür. CMK 119/4'ün ihlalinin süreklilik kazanması, arama yapan güvenlik güçlerini de bir gün korumasız bırakacağı ve sorunlarla karşılaşılacağı unutulmamalıdır.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Hürriyet

Son Güncelleme: 28.12.2012 11:55
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177