07 Temmuz 2014 Pazartesi 16:34
Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı; Hırsızlık Suçların İçtimai, Zincirleme Suç, Aynı Suç İşleme Kararı

T.C. YARGITAY

Ceza Genel Kurulu

E: 2012/13-1543

K: 2013/257

T: 21.05.2013

Hırsızlık Suçların İçtimai

Zincirleme Suç

Aynı Suç İşleme Kararı

Özet:     Sanığın olay günü önce saat 17.00 sıralarında müştekinin işyerine girerek içerisinde bir miktar para, bilgisayar parçaları ve müştekiye ait aracın anahtarı olan çantayı aldıktan sonra aynı gün saat 24.00 sıralarında müştekinin arabasını çalmaya teşebbüs etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı altında eylemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir. Ceza belirlenirken suçun en ağır cezayı gerektiren hali üzerinden uygulama yapılmalıdır

(5237 s. TCK m. 43, 141/1, 142/1-b, 2-b)

Hırsızlık ve nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüsten sanık Muhammet hakkında 5237 sayılı TCK'nın 141/1, 31/3, 62 ve 51/1 -a maddeleri uyarınca 4000 Lira adli para,142/2-b, 143, 35/2, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 2. Çocuk Mahkemesince verilen 29.07.2008 gün ve 1995- 563 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 27.02.2012 gün ve 8691-4322 sayı ile;

"Sanığın katılana ait eşyalarla birlikte aracın anahtarını da çaldıktan sonra aynı suç işleme kararının icrası kapsamında aynı günün gecesinde tekrar suça konu aracın bulunduğu yere gelerek aracı çalma girişiminde bulunmaktan ibaret eyleminin kül halinde TCK'nın 142/1-b ve 43/1. maddelerinde yazılı bulunan suçu oluşturduğu halde yazılı şekilde karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 09.05.2012 gün ve 273662 sayı ile;

"Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi He Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında, somut olayımızda olduğu gibi suçun tamamlanmış olan temel şekli ile daha ağır cezayı gerektiren ancak teşebbüs halinde, kalan nitelikli halinin müteselsilen işlenmesi halinde hangi ceza üzerinden artırma yapılacağı konusunda uyuşmazlık doğmuştur.

Uyuşmazlığın çözümü için 765 sayılı TCK'nın 80. maddesine paralel hükümler içermekle birlikte oldukça farklı hükümlere de yer veren 5237 TCK'nın 43. maddesindeki koşulların irdelenerek; zincirleme suçu oluşturan bağımsız suçlardan hangisinin üzerinden artırım yapılması gerektiğinin ortaya konması gerekmektedir...

İtiraza konu uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için somut olayımızın özelliği de dikkate alınarak çözülmesi gereken sorunları aşamalı olarak şu şekilde sıralamak mümkündür.

1)                  Aynı suçun basit ve nitelikli halinin zincirleme suçun koşullarını oluşturacak şekilde birlikte işlenmesi halinde hangi suç temel cezaya esas alınacaktır?

Zincirleme suçu oluşturan bağımsız suçlardan basit suçun tamamlanmış olması, nitelikli suçun ise teşebbüs aşamasında kalması halinde hangi suç temel cezaya esas alınacaktır?

2)                  Teşebbüs aşamasında kalan suçta aynı zamanda ağırlatıcı bir nedenin bulunması halinde bu ağırlatıcı neden uygulanabilir mi?

3)                  Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması halinde zincirleme suça dahil olan bağımsız suçların müstakil olarak ayrı ayrı uygulanması sonucu çıkan toplam cezadan daha fazla cezaya hükmediimesi mümkün olabilir mi?

Sorunların Çözümüne gelince:

1)                  Aynı suçun basit ve nitelikli halinin zincirleme suça konu olacak şekilde birlikte işlenmesi halinde, suçun nitelikli halinin temel cezaya esas alınacağı gerek doktrinde gerek uygulamada duraksamaya neden olmayacak şekilde benimsenmiştir. Bu hususta herhangi bir tartışma mevcut değildir.;

2)                  Zincirleme suçu oluşturan suçlardan daha nitelikli olan suçun teşebbüs aşamasında kalması, basit suçun ise tamamlanması halinde somut olayımızda olduğu gibi temel cezaya hangi suçun esas alınacağı hususunda doktrinde ve uygulama da; farklı görüşler mevcuttur.

Tamamlanmış suçun temel cezaya esas alınması hakkaniyet kuralına daha uygun olsa dahi, bu şekildeki bir uygulamanın daha başka sorunları gündeme getireceği açıktır. Zira yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere zincirleme suça, bağlanan sonuçlardan en önemlisi olan zaman aşımı süresi hangi suça göre belirlenecektir. Bir taraftan tamamlanmış olması nedeniyle daha basit suç temel cezaya esas alınarak, buna göre TCK'nın 43. maddesindeki artırım hükümleri uygulanırken diğer taraftan hüküm fıkrasında hiç gösterilmeyen suçun nitelikli halinin zaman aşımı süresinin belirlenmesinde dikkate alınmasının mümkün olamayacağı gibi ayrıca suçun nitelikli halinin hiç işlenmemiş gibi kabul edilmesi de mümkün değildir.

Cumhuriyet Başsavcılığımızca iştirak edilmemekle birlikte bir an için Yargıtay 13. Ceza Dairesinin görüşünün doğru olduğunun kabul edilmesi halinde sanığın haksız olarak ele geçirdiği anahtar ile aracı çalma girişiminde bulunmasından ibaret eylemi adeta devre dışı bırakılmaktadır. Bu görüşten yola çıkıldığında ay m işyerinde değişik zamanlarda ay m suçun basit şeklini zincirleme bir şekilde işleyen sanık ile suçun basit ve nitelikli halini zincirleme bir şekilde işleyen sanık arasında herhangi bir farkın bulunmadığı sonucuna ulaşılacaktır. Bunun da ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden kanun önünde eşitlik, hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir.

Yine itiraza konu uyuşmazlıkta olduğu gibi zincirleme suçu oluşturan bağımsız suçlardan birisinin gece vaktine rastlayan zaman dilimi içerisinde işlenmesine karşın, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin görüşüne itibar edilmesi halinde bu ağırlatıcı nedenin de devre dışı bırakılması gündeme gelecektir ki, yukarıda 2 numaralı sorunun çözümünde açıklandığı üzere bununda kanun önünde eşitlik, hakkaniyet ve adalet kurallarıyla bağdaşması mümkün değildir.

4)                  Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması halinde, zincirleme suçu oluşturan bağımsız suçların yerel mahkeme kararında olduğu gibi ayrı ayrı suç kabul edilmesi sonucunda hükmedilen toplam cezadan daha fazla cezayı gerektiren bir cezaya hükmedilmesinin mümkün olup olamayacağının hukukun evrensel ilkeleri ışığında çözümü gerekmektedir...

Somut olayımızda katılana ait işyerinden gündüz vaktine rastlayan zaman dilimi içerisinde suça konu para ve eşyalarla birlikte katılana ait aracın kontak anahtarını da çalan sanığın gece vaktine rastlayan zaman dilimi içerisinde tekrar olay yerine gelerek haksız olarak ele geçirdiği kontak anahtarı ile katılana ait aracı da çalma girişiminden ibaret eylemlerinden dolayı 5237 sayılı TCK. nın 142/2-d, 143, 43, 31/3. maddeleri ile uygulama yapılarak sonuç itibariyle hükmedilen cezanın zincirleme suçu oluşturan bağımsız suçlardan dolayı TCK'nın 142/1-b, 31/3,142/2-d, 143, 35/2, 31/3. maddelerinin uygulanması sonucunda verilecek toplam cezayı geçmemesi halinde hem bütün eylemler ile ağırlatıcı nedenler hükme dahil edilerek sanığın hiç bir eylemi cezasız kalmayacak, hem de zincirleme suçu oluşturan suçların bağımsız olarak işlenmesi halinde verilecek toplam cezadan daha fazla ceza verilmeyerek hakkaniyet ilkesine uygun hareket edilecektir...

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere itiraza konu uyuşmazlıkta zincirleme suçun koşulların oluşmasına karşın, yerel mahkeme tarafından zincirleme suçu oluşturan suçlardan dolayı ayrı ayrı hüküm kurulduğu gibi bina içerisinden gerçekleştirilen ilk eylemden dolayı TCK'nın 142/1-b maddesi yerine ay m Kanunun 141/1 maddesi ile uygulama yapıldığından bahisle 21.01.2009 tarihli tebliğnamede hükmün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiş ise de; TCK'nın 142/2-d, 143, 43, 31/3, 62. maddeleri uyarınca uygulama yapıldığında verilebilecek en az cezanın 2 yıl 1 ay hapis cezası olacağı ve bu sonuç cezanın da yerel mahkeme tarafından iki ayrı suçtan verilen 1 yıl 4 ay 20 gün hapis ceza ve 4.000 TL adli para cezasından fazla olacağı açıkça anlaşıldığından; yerel mahkeme tarafından eksik cezaya hükmedilmesine karşın, aleyhe temyizin olmaması nedeniyle hükmün bozulmasının pratikte hiç bir yarar sağlamayacağı açıktır. Bu durumda yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının eleştirilerek 'onanmasına' karar verilmelidir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

 

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 26.11.2012 gün ve 18263-25183 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Eylemlerin sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aynı mağdura karşı zincirleme suç kapsamında iki ayrı eylem gerçekleştiren sanık hakkında, her iki eylemden ayrı ayrı hüküm kuran yerel mahkeme kararının, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesiyle uygulama yapılması gerektiğinden bahisle, Özel Daire tarafından bozulmasının isabetli olup olmadığı, ayrıca zincirleme suç kapsamında olup, biri tamamlanmış diğeri teşebbüs aşamasında kalan iki suçtan hüküm kurulurken cezanın ne şekilde belirleneceği noktalarında toplanmaktadır.

 

İncelenen dosya içeriğinden;

 

Katılanın suç tarihinde saat 17.00 sıralarında işyerinin kapısını açık bırakarak komşusuna gittiği, sanığın işyerine girerek içerisinde araba anahtarı, 250 TL para ve bazı bilgisayar parçalarının olduğu katılana ait çantayı aldığı, katılanın çantasını alan kişi veya kişilerin daha sonra arabasını da almak için gelebileceklerini düşünerek arabasını yedek anahtarla çalıştırıp komşularının araçlarının arasına çıkarılamayacak şekilde park ederek beklemeye başladığı, saat 24.00 sıralarında park halinde bulunan aracının lambalarının yandığını görünce dışarıya baktığında, aracının yanında üç kişiyi gördüğü, gelen şahısların arabayı bulunduğu yerden çıkaramayacaklarını anlayınca olay yerinden uzaklaştıkları, şahıslar gittikten sonra aracının yanına giden katılanın aracın kapılarının ve bagaj kapağının gelen şahıslar tarafından açılmış olduğunu gördüğü, daha sonra başka bir suç nedeniyle yakalanan şüphelinin üzerinde katılana ait aracın anahtarının da ele geçirildiği anlaşılmaktadır.

 

Ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gereklimi hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, kanunun öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.

 

Zincirleme suç, 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;

 

a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

 

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.

 

Uyuşmazlığın çözümü açısından "aynı suç" kavramı da irdelenmelidir.

 

Aynı suç; 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde "bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır" denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de "aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu", kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin hırsızlık ile nitelikli hırsızlık eylemleri aynı suç sayılır iken, hırsızlık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır.

 

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması durumunda cezanın nasıl belirlenmesi gerektiğine gelince;

Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü halinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK'nın 43/1. maddesi gereğince arttırım yapılacaktır.

 

Failin işlediği suçlar aynı nitelikte ise, örneğin her biri suçun basit veya nitelikli hali ise burada ceza bu basit veya nitelikli hal üzerinden belirlenecektir. Failin işlediği suçlardan l>iı kısmı suçun basit bir kısmı da nitelikli hali ise, nitelikli hal daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hal suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir.

 

Suçlardan birinin tamamlanmış diğerinin teşebbüs aşamasında kalması durumunda, şayet suçlar aynı nitelikte ise, örneğin ikisi de suçun basit şekli ise tamamlanmış suçtan hüküm kurulmalıdır. Tamamlanmış olan eylem suçun basit halini, teşebbüs aşamasında kalmış eylem ise suçun nitelikli halini oluşturuyorsa, bu durumda her bir suç için ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.03.1973 gün ve 388-265 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

 

Öğretide de; "Bu konuda düşünülebilecek diğer bir ihtimal de, suçun basit şeklinin tamamlanması, ağırlaşmış şeklinin ise teşebbüs derecesinde kalmasıdır. 80. maddedeki 'terettüp edecek ceza' deyimi o suç için kanunda gösterilen cezayı değil, fakat hakimin tayin edeceği somut cezayı ifade ettiği için, bu gibi durumlarda, hakim tarafından tayin edilecek suçun tamamlanmış basit şeklinin cezası He teşebbüs derecesinde kalmış ağırlaşmış şeklinin cezasını karşılaştırmak ve bu somut cezalardan hangisi daha fazla ise, artırmayı onun üzerinden yapmak gerekir"(Kayhan İçel, Suçların İçtimai, İstanbul 1972, s. 153), "Teşebbüs aşamasında kalan suçla tamamlanmış suç arasında teselsül ilişkisi varsa, tamamlanmış suç; basit suçla ağırlaştırılmış suç arasında teselsül ilişkisi varsa, ağırlaştırılmış suç için belirlenen ceza üzerinden artırım yapılmalıdır. Fakat bazen teşebbüs aşamasında kalan suç tamamlanmış suça nazaran daha ağır cezayı gerektirir. Bu durumda arttırım, teşebbüs aşamasında kalan suça verilen ceza üzerinden yapılmalıdır" (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Ankara, 1995, s. 127), "Suçlardan bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı teşebbüs aşamasında kalmış ise, kural olarak ceza tamamlanmış eylem üzerinden belirlenecektir. Ancak tamamlanmış hal, suçun basit şeklini oluşturuyor, teşebbüs aşamasında kalmış hal de suçun nitelikli halini oluşturuyorsa, kanaatimizce bu durumda ikili bir uygulama yapılarak, hangisi ağır sonuç veriyor ise uygulama ona göre belirlenecektir" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2010, s. 1221), şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

 

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;

 

Sanığın olay günü önce saat 17.00 sıralarında müştekinin işyerine girerek içerisinde bir miktar para, bilgisayar parçaları ve müştekiye ait aracın anahtarı olan çantayı aldıktan sonra aynı gün saat 24.00 sıralarında müştekinin arabasını çalmaya teşebbüs etmesi şeklinde gerçekleşen somut olayda, sanığın aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı altında eylemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup, bu konuda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Uyuşmazlık zincirleme suç hükümlerinin uygulanması sırasında cezanın nasıl belirleneceği noktasında toplanmaktadır. Gerek öğreti, gerekse istikrar kazanmış yargı kararlarında zincirleme suç nedeniyle ceza belirlenirken suçun en ağır cezayı gerektiren hali üzerinden uygulama yapılması gerektiği konusunda birlik bulunmaktadır.

 

Somut olayda, yerel mahkemece ilk suçtan hüküm kurulurken temel cezanın alt sınırdan belirlenmesine karşılık, ikinci suçtan alt sınırdan uzaklaşılarak temel cezanın belirlenmesi, ilk suçun vasfının tespitinde hataya düşülmesi ve ilk suçun tamamlanmış, ikinci suçun ise teşebbüs aşamasında kalmış olması nedeniyle, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması açısından esas alınacak suçun daha fazla cezayı gerektiren halinin, her bir suç ile ilgili ayrı ayrı uygulama yapılıp ve sonuçlarının karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.

 

Bununla birlikte zincirleme suç hükümleri uygulanarak verilecek ceza, teselsülü oluşturan her bir suçun müstakil olarak belirlenen cezalarından az, toplamlarından ise fazla olmamalıdır.

 

Ayrıca, sanığın katılanın işyerine girerek çantasını alması şeklindeki ilk eyleminin TCK'nın 142/1-b maddesinde düzenlenen bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK'nın 141/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması ve sanığın katılanın arabasını almaya teşebbüs etmesi şeklindeki ikinci eylemle ilgili olarak da uygulama maddesinin 142/2- d yerine, 142/2-b olarak yanlış yazılması nedeniyle de hükmün bozulması gerekmektedir. Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 19.03.2013 gün ve 29-94 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıklandığı üzere lehe temyiz davası üzerine suç vasfının belirlenmesinde hataya düşüldüğünün tespiti halinde, hükmün eleştiri yapılmak suretiyle onanması da mümkün değildir.

 

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, ilk eylemin suç vasfının hatalı belirlenmesi, ikinci suçun uygulama maddesinin yanlış gösterilmesi ve sanık hakkında TCK'nın 43. maddesi gereğince uygulama yapılması gerekirken iki ayrı suçtan hüküm kurulması isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.

 

İtirazın değişik gerekçeyle kabulü yönünde oy kullanan Genel Kurul Üyesi A.Kınacı: "1- Sanığın gündüz işyerinden yaptığı hırsızlık fiili; suç konusu maddelerin 142. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde belirtildiği şekilde 'muhafaza altına alınmamış olması' nedeniyle, Mahkemenin kabul ettiği gibi TCK'nın 141. maddesinin 1. fıkrasındaki suçu oluşturur. Özel Daire kararında ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın itirazında belirtildiği şekilde TCK'nın 142. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki suçu oluşturmaz.

5)                  Zincirleme suç durumunda, zincirleme suçu oluşturanlardan en ağır sonuç doğuran suç esas alınır ve sonra TCK'nın 61. maddesindeki sıra gözetilerek 43. madde gereğince ceza artırılır.

Ancak, zincirleme suç nedeniyle verilecek ceza, zincirleme suçlardan ayrı ayrı hüküm kurulduğunda verilecek toplam cezadan fazla olamaz.

6)                  Zincirleme suç söz konusu olduğu halde, zincirleme suçu oluşturan suçlardan ayrı ayrı hüküm kurulmuş ise, temyizin sanık lehine olup olmamasına bakılmaksızın hükmün bozulması gerekir.

7)                  Sonuç olarak, itirazın bu farklı gerekçeyle kabulü gerektiği düşüncesindeyim" şeklindeki düşüncesiyle, ilk eylemin 5237 sayılı TCK'nın 141/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu yönünde farklı görüş bildirmiştir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle,

 

3)                  Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle (KABULÜNE),

4)                  Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 27.02.2012 gün ve 8691-4322 sayılı bozma kararının (KALDIRILMASINA),

5)                  Ankara 2. Çocuk Mahkemesinin 29.07.2008 gün ve 1995-563 sayılı kararının, ilk eylemin suç vasfının hatalı belirlenmesi, ikinci suçun uygulama maddesinin yanlış gösterilmesi ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi gereğince uygulama yapılması gerekirken iki ayrı suçtan hüküm kurulması isabetsizliklerinden (BOZULMASINA),

Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE), 21.05.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 07.07.2014 16:54
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177