01 Aralık 2015 Salı 11:48
Tasarrufun İptali

T.C

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

 

E: 2013/5114

K: 2014/13158

T: 13.10.2014

 

Tasarrufun İptali

İvazlar Arasında Fark Bulunması

Alacaklıdan Mal Kaçırma

 

ÖZETİ: Davalı borçlu tarafından davalı Ö.'a satılan 12.03.1998 tarihli tasarruf yönünden anılan taşınmazın tapudaki satış bedeli olan 2.200.000.000 TL ile bilirkişi tarafından belirlenen 11.455.355.858 TL arasında misli fark bulunduğundan ve davalı Ö. tarafından tapudaki bedel dışında haricen ödeme yapıldığı ispatlanamadığından anılan tasarrufun İİK 278/3-2 madde gereğince iptale tabi olduğu gözönüne alınarak davanın kabulüne; ancak davalı Ö. dava konusu taşınmazı 02.12.1998 tarihinde dava dışı İ.Halil'e sattığı ve taşınmazın 02.12.1998 tarihindeki değeri bilirkişi tarafından 12.184.269.458 TL olarak belirlendiğinden davalı Ö.'ın İİK 283/2 madde gereğince davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak 12.184.269.458 TL nakten tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, davalı borçlu M. Ü.'ın alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla Mersin'deki taşınmazını 14.05.1997 tarihinde davalı İ.'e, Bursa'daki taşınmazını 07.08.1998 tarihinde davalı D.'a, Gaziantep'teki taşınmazını 12.03.1998          tarihinde davalı Ö.'a sattığını belirterek tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalı borçlu M. Ü. vekili, aciz belgesi sunulmadığını, tasarrufların borçtan önce ihtiyaç nedeniyle yapıldığını, davalı D.'ın müvekkilinden alacağı olduğunu, Mersin'deki taşınmazın emlakçı aracılığıyla, Gaziantep'deki taşınmazın da karşı taşınmaz maliki tarafından alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı İ. vekili, eksik harcın tamamlanması gerektiğini, aciz belgesi sunulmadığını, tasarrufun borçtan önce, bedelle ve iyi niyetle yapıldığını, taşınmazın emlakçı aracılığıyla alındığını ve yazlık olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı D. vekili, aciz belgesi sunulmadığını taşınmazın bedelle alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı Ö., borçlu ile 14-15 yıl önce kısa bir dönem komşuluk yaptıklarını, borçlunun 13 yıl önce Gaziantep'ten ayrılarak Bursa'ya yerleştiğini ve 13 yıldır görüşmediklerini, taşınmazın satılık olduğunu ilan ile öğrendiğini ve Gaziantep'teki borçlunun vekili ile görüşerek taşınmazı iyiniyetle ve bedelle satın aldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, 16.09.2002 tarihli kararla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 26.05.2003 tarihli kararı ile Bankalar Kanununun 15/9-c maddesi uygulanarak alacağın devralındığı tarihten itibaren fon bakımından dokuz ay süre ile davanın durdurulmasına karar verilmesi gerekirken HUMK'nın 409/5 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı gereğine değinilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda iddia, savunma toplanan delillere göre dava konusu taşınmazların farklı şehirlerde bulunup değişik tarihlerde farklı kişilere emlakçılar veya vekaletnameye dayalı olarak satıldığı, davalı 3. kişilerin borçluyu yakından tanıdıkları, içinde bulunduğu mali durumu bildikleri veya bilmelerini gerektirir konumda olduklarına dair delil elde edilemediği, taşınmazların rayiç bedelinden daha düşük bedel ile satılmış olmasının muvazaa için tek başına yeterli olmadığı, satışların gerçek satışlar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali, davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.

Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nın 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nın 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nın 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nın 279. maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.

İİK.nın 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hak-kında da iptal davası açılabilir.

İİK'nın 283/11 maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.

Somut olayda, mahkemece dava konusu taşınmazların farklı şehirlerde bulunup değişik tarihlerde farklı kişilere emlakçılar veya vekaletnameye dayalı olarak satıldığı, davalı 3. kişilerin borçluyu yakından tanıdıkları, içinde bulunduğu mali durumu bildikleri veya bilmelerini gerektirir konumda olduklarına dair delil elde edilemediği, taşınmazların rayiç bedelinden daha düşük bedel ile satılmış olmasının muvazaa için tek başına yeterli olmadığı, satışların gerçek satışlar olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.

Dava koşulları yönünden dosya incelendiğinde, davacının alacağının Bursa 2. İcra Müdürlüğünün 1998/7125 takip dosyaları yönünden 20.12.1995 tarihinde başlayan kredi sözleşmesi ile doğduğu, borçlu hakkındaki takibin kesinleştiği, borçlunun 01.07.2002 tarihinde BDDK verdiği dilekçe ile borcu taksitlendirdiği ancak ödemediği, kredinin veriliş tarihi itibarıyla davacının aciz belgesi sunma zorunluluğu olmadığı, iptali istenen tasarrufların takip konusu alacaklardan sonra 14.05.1997, 07.08.1998 ve 12.03.1998 tarihlerinde yapıldığı anlaşıldığından dava ön koşulları gerçekleşmiştir.

Davalı borçlu tarafından davalı İ.'e satılan 14.05.1997 tarihli tasarruf yönünden anılan taşınmazın tapudaki satış bedeli olan 400.000.000 TL ile bilirkişi tarafından belirlenen 1.158.088.230 TL arasında misli fark bulunduğundan ve davalı İ. tarafından tapudaki bedel dışında haricen ödeme yapıldığı ispatlanamadığından anılan tasarrufun İİK 278/3-2 madde gereğince iptale tabi olduğu gözönüne alınarak davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

Davalı borçlu tarafından davalı D.'a satılan 07.08.1998 tarihli tasarruf yönünden anılan taşınmaz hissesinin tapudaki satış bedeli olan 1.500.000.000 TL ile bilirkişi tarafından belirlenen 3.474.960.000 TL arasında misli fark bulunduğu, davalı D. tarafından tapudaki bedel dışında haricen ödeme yapıldığının ispatlanamadığı, ayrıca adı geçen davalılar arasında ticari ilişki, alacak -borç ilişkisi bulunduğu, taşınmazın borca mahsuben devredildiği belirtildiğinden anılan tasarrufun İİK 278/3-2, 279/2, 280/1 madde gereğince iptale tabi olduğu gözönüne alınarak davanın kabulüne; ancak davalı D. dava konusu taşınmazdaki borçludan aldığı hisse ile kendi hissesini 23.09.1998 tarihinde dava dışı Musa'ya onun da 13.12.2000 tarihinde Çetin'e sattığı anlaşıldığından davalı D. yönünden davanın İİK 283/2 madde gereğince bedele dönüşmesi nedeniyle bilirkişiden dava konusu taşınmazdaki 2846/6300 hissenin 23.09.1998 tarihindeki değeri konusunda ek rapor alınarak sonucuna göre davalı D.'ın davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak nakten tazminatla sorumluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

Davalı borçlu tarafından davalı Ö.'a satılan 12.03.1998 tarihli tasarruf yönünden anılan taşınmazın tapudaki satış bedeli olan 2.200.000.000 TL ile bilirkişi tarafından belirlenen 11.455.355.858 TL arasında misli fark bulunduğundan ve davalı Ö. tarafından tapudaki bedel dışında haricen ödeme yapıldığı ispatlanamadığından anılan tasarrufun İİK 278/3-2 madde gereğince iptale tabi olduğu gözönüne alınarak davanın kabulüne; ancak davalı Ö. dava konusu taşınmazı 02.12.1998 tarihinde dava dışı İ.Halil'e sattığı ve taşınmazın 02.12.1998 tarihindeki değeri bilirkişi tarafından 12.184.269.458 TL olarak belirlendiğinden davalı Ö.'ın İİK 283/2 madde gereğince davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak 12.184.269.458 TL nakten tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazların kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 13.10.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

Son Güncelleme: 01.12.2015 11:49
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177