04 Ağustos 2015 Salı 17:42
Sigorta prim borcundan dolayı sorumlu olunmadığının tespiti, zamanaşımı
 YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 
ESAS: 2013/1475 
KARAR: 2015/831


Taraflar arasındaki “menfi tespit ve iptal” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın 1. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.03.2012 gün ve 2011/752 E. 2012/100 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.12.2012 gün ve 2012/9337 E. 2012/26481 K. sayılı ilamı ile; 

(…Davalı S.. S.. Başkanlığı tarafından; asıl borçlusu A.. Profesyonel Kulübü olan prim ve gecikme zammı borcunun ödenmemesi nedeniyle, kulüp yönetim kurulu üyesi olan davacı aleyhine 2004/15755 sayılı takip dosyasından, 2003/12 ilâ 2004/8'inci aylarına ait prim ve gecikme zammı alacağı talebiyle ödeme emri tebliğ edilmiştir. Davacı tarafından (7) günlük hak düşürücü süre içinde zamanaşımı ve sorumluluk koşullarının oluşmadığı ileri sürülerek, ödeme emrinin iptali isteğiyle dava açılmıştır. Mahkemece, davacının 25.10.2003 – 12.7.2004 tarihlerinde kulüp yönetim kurulu asil üyesi olduğu; talep edilen alacağın 2003/12'inci ayından itibaren 6.7.2004 tarihine kadar olan kısmının zamanaşımına uğradığı, 6.7.2004'den sonraki alacaktan ise davacının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

1- Mahkemece, 2003/12'inci ayından itibaren 2004/6.'ınca ayı da dahil olmak üzere tüm bu aylara ait prim ve gecikme zammı alacağıyla ilgili olarak ödeme emrinin zamanaşımı nedeniyle iptaline karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Bu nedenle davalı S.. S.. Başkanlığının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- 2004 yılı 7'inci ve 8'inci aylarına ait alacağa gelince:

Yukarıda belirtildiği gibi, davacının yönetim kurulu asil üyeliği 25.10.2003 – 12.7.2004 tarihlerindedir. 506 sayılı Kanun m.80 uyarınca 2004/7'inci ayına ait prim borcu, bir sonraki 2004/8'inci ayında muaccel hale gelmektedir. Bu nedenle, 2004/7 ve 8'inci aylara ait A.. Profesyonel Kulübü'ne ait prim ve gecikme zammı alacağından da sorumlu olmadığı gözetilmeksizin, bu aylar hakkındaki talebin reddine karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.

O halde davalı S.. S.. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, davacı vekilinin 2004/7'inci ve 8'inci aylarına ait kamu alacağı yönünden temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) 

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 

Dava, sigorta prim borcundan dolayı sorumlu olunmadığının tespiti ile ödeme emrinin iptali istemlerine ilişkindir. 
I-Davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun temyiz itirazlarının incelenmesinde; 

Davalı S.. S.. vekilinin ilk hükme yönelik temyiz itirazlarının Özel Daire tarafından reddine karar verilmesi ile davalı kurum yönünden önceki karar kesinleşmiştir. 

Açıklanan durum karşısında, hakkındaki hüküm kesinleşmiş olan davalı S.. S..’nun direnmeyi temyizde hukuki yararı bulunmadığından, temyiz isteminin reddi gerekir. 

II-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, spor derneği yönetim kurulu üyesinin, derneğin sigorta prim borcundan dolayı sorumlu olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, zamanaşımı süresi ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ile borcun tahakkuk ettiği dönemde, dernek adına temsil ve ilzam yetkisinin bulunup bulunmadığı hususunun araştırılması gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır. 

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle zamanaşımına ilişkin mevzuatın değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. 
Hemen belirtelim ki, zamanaşımının başlangıcının ve buna bağlı olarak, somut uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünün saptanmasında, muacceliyet anının belirlenmesi önem taşımaktadır. 

Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç, ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Borcun ifası için öngörülen vade; kanundan, işin özelliklerinden ya da dürüstlük kuralından çıkarılamıyorsa, bu durumda, BK m. 74 hükmü gereğince, borcun “hemen ifa ve derhal icrası talep edilebilir” hükmü uygulama bulacaktır. 

506 sayılı Kanun’un konuya ilişkin 80. maddesi, prim borcunun en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödeneceğini hükme bağlamış olup; kurum alacağının anılan tarihte muacceliyet kesbedeceği belirgindir. 
Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kanun hükmünün belirlenebilmesi için; Kurumun prim alacaklarına ilişkin zamanaşımı hükümlerindeki değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk bulunmaktadır. 
Bilindiği üzere, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (SSK)’nun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 80. maddesinin 08.12.1993 gün ve 3917 sayılı Kanun’la değiştirilmesinden önceki dönemde yerleşik uygulama uyarınca; prim alacağı ve gecikme zamları yönünden, anılan Kanun’da zamanaşımı süresine ve başlangıcına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, Kurum alacağının zamanaşımı yönünden genel hükümlere tabi olduğu, buna göre, zamanaşımı süresinin 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)’nun 125. maddesi uyarınca on yıl olduğu ve zamanaşımının başlangıç tarihi BK’nun 128. maddesi hükmüne göre, alacağın muaccel olduğu tarih olarak kabul edilmekteydi. 

Belirtilmelidir ki, prim zamanaşımı, Borçlar Kanunu'nun 128. maddesine göre, alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. 506 sayılı Kanun'un 80. maddesine göre, her aya ait prim borcunun ertesi ayın sonuna kadar ödenmesi gerektiğinden, zamanaşımının başlangıcı; her prim ayı bakımından o aya ilişkin ödeme süresinin sona erdiği tarih olup, ay be ay ödenmesi gereken prim borcu ertesi ayın sonunda muaccel hale gelmektedir. Bu dönemde zamanaşımının kesilmesi ve durdurulması, bu konuda bir özellik göstermez. Borçlar Kanunu'nun 132. ve ardından gelen maddeleri burada da aynen geçerlidir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, Olgaç Matbaası, 1977, shf; 641). 

506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde 01.12.1993 gün ve 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde; 

“…Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenmiştir. 

3917 sayılı Kanun’un yürürlük tarihine kadar olan dönemde, Kurumun prim alacakları İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmekte iken, anılan Kanun’la yapılan düzenleme ile 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına başlanmıştır. 

6183 sayılı Kanun’un “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102. maddesi uyarınca; 

“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.”. 

Anılan düzenlemeler karşısında, 08.12.1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak belirlenmiştir. 

Açıklanan düzenleme bu kez 30.09.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun 38. maddesiyle yeniden değiştirilerek; prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında bu maddede 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 24.06.2004 tarih ve 5198 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile bu konuda yeniden bir düzenleme yapılarak; 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinin beşinci fıkrası; 

“…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır...” şeklinde düzenlenmiştir. 

Anılan düzenleme uyarınca, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un zamanaşımı düzenleyen 102. maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki; genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı dönemine geri dönülmüştür. 

Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı süresi bakımından, 08.12.1993 günü öncesine ve 06.07.2004 sonrasına ilişkin prim ve diğer alacaklar yönünden Kurumun alacak hakkı, Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen (10) yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan Kanun'un 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ile durmasına ilişkin 132. ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemeler de uygulama alanı bulmaktadır. 08.12.1993 – 05.07.2004 dönemine ait prim ve diğer alacaklar yönünden ise, 6183 sayılı Kanun'un “Tahsil zamanaşımı” başlığını taşıyan 102. ve ardından gelen maddeleri uygulanmakta, anılan madde hükmüne göre (5) yıl olan zamanaşımı süresinin başlangıcı da, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak kabul edilmelidir. 
Konu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88 ve 93. maddesi ile düzenlenmiştir. 

5510 sayılı Kanun’un “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun'un 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı bildirildikten sonra, yine 5510 sayılı Kanun’un 17.04.2008 gün ve 5754 sayılı Kanun’un 56 maddesi ile değişik “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93. maddesinin ikinci fıkrası, 

“…(Değişik ikinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır…” şeklinde düzenlenmiştir. 

Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesi ile zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir. 

5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi muacceliyet tarihinin belirlenmesinde, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcının tesbitinde, Borçlar Kanunu'nun uygulanmasına son vermiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonraki primler için zamanaşımı başlangıcı ödeme dönemini takip eden yılbaşından itibaren başlayacaktır. 

Genel olan bu tanımlama dışında istisnai olarak 93. maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde önceki düzenlemelerden farklı olarak zamanaşımının başlangıç tarihi, özel durumlardan doğan prim ve diğer alacaklar yönünden ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; Kurumun prim ve diğer alacakları, mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise, rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı süresinin başlatılması gerekecektir. 

Bu aşamada uyuşmazlığın çözümünde, 5510 sayılı Kanun'un 93/2. maddesinde yer alan ve zamanaşımı başlangıcına ilişkin özel düzenlemelerin; 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden öncesine ilişkin prim borçları yönünden esas alınıp alınamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 

Yukarıda da açıklandığı üzere, 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceki yasal mevzuatımızda, 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinde ve 6183 sayılı Kanun'da prim ve diğer alacakların doğmasındaki farklı durumlara göre zamanaşımı başlangıcı yönünden özel bir düzenlemenin yer almadığı, 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin ikinci fıkrasıyla, 506 sayılı Kanun'da öngörülmeyen yeni bir düzenleme getirilerek, prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı belirlenmiş bulunmakla, genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı ve zamanaşımına ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'da 93. maddenin geriye yürüyeceğine olanak veren bir düzenlemenin bulunmaması/bulunmadığı gözetildiğinde, zamanaşımı hükmü içeren anılan maddenin geçmişe yönelik uygulanamayacağı benimsenmelidir. 

Sonuç olarak belirtilmelidir ki, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsil zamanaşımı, diğer bir ifade ile zamanaşımının süresi ve başlangıç tarihi; alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün ve 2013/10-433 E. 2013/1649 K.; 20.09.2006 gün ve 2006/21-546 E. 2006/565 K. ile 20.12.2006 gün ve 2006/21-806 E. 2006/814 K. sayılı kararları). 

Bu aşamada, spor derneği yönetim kurulu üyesinin, derneğin sigorta prim borcundan dolayı sorumlu olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, borcun tahakkuk ettiği dönemde, dernek adına temsil ve ilzam yetkisinin bulunup bulunmadığı hususunun araştırılması gerekip gerekmediği yönündeki uyuşmazlığın da incelenmesi gerekmektedir. 

Bilindiği üzere, Türk sosyal sigortalar sistemi, ağırlıklı olarak primli rejime dayanmaktadır. Kurumun sosyal sigorta yardımlarını sağlaması, en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesine bağlıdır. 

Gerek prim borcunun ait olduğu dönemde yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesi, gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesi; primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yöneliktir. Anılan maddeler uyarınca işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. Süresinde ödenmeyen prim ve diğer kamu alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca Kurumca tahsil edilecektir. 

Mülga 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, maddede belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. 

Görüldüğü üzere, özel hukuk tüzel kişilerinin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri; tüzel kişiyi üst düzeyde yöneten kimseyi ifade eder ve şirketin prim borcundan müteselsilen sorumludur. İşverenin prim borcundan ötürü, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde tanımlanan özel nitelikteki tüzel kişilerin üst düzeydeki yönetici ve yetkililerine işverenle birlikte müteselsil ödeme sorumluluğu getirilirken, primlerin tahsilinin güvence altına alınması ve prim ödeme işinin özendirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. 

Bu kapsamda, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için; işveren kamu kurum ve kuruluşu ise kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması; tüzel kişiliğe haiz diğer işyerlerinde ise üst düzey yönetici ya da yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gereklidir. 

Sorumluluğun doğumu yönünden maddede ayrıca, “haklı sebepler olmaksızın” deyimine de ver verilmiştir. Buna göre, özel hukuk tüzel kişilerinin üst düzey yönetici ve yetkilileri yönünden, primlerin ödenememesi haklı bir neden sonucu ise; prim borcundan ötürü şahsen sorumlu tutulamazlar. Diğer bir anlatımla, özel hukuk tüzel kişisinin prim borcundan müteselsilen sorumlu olan üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri borcun haklı nedenle ödenemediği savunmasında bulunabilirler ve haklı nedenin varlığı halinde prim borcundan dolayı Kuruma karşı işverenle birlikte müteselsilen sorumlu tutulamazlar(

Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2009 gün ve 2009/10-36 E. 2009/82 K. ile 19.02.2003 gün ve 2003/10-75 E., 2003/82 K.).
Somut olayda; dava dışı A..Profesyonel Kulübüne ait prim ve gecikme zammı alacağının, borcun tahakkuk ettiği tarihte üst düzey yönetici olduğu gerekçesiyle davacıdan da müteselsilen talep edildiği anlaşılmaktadır. 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca; “Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir. Temsil görevi, yönetim kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.”. ve 58. madde hükmüne göre, “Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.” 

Anılan maddeler uyarınca dava dışı A..Kulübü Spor Derneği tarafından oluşturulan tüzüğün incelenmesinde; 

“Yönetim kurulunun görev ve yetkisi “ başlıklı 25. madde uyarınca; 

“Yönetim kurulu kulübün yürütme organıdır. Kanunun ve ilgili mevzuatın kendisine verdiği görevleri yapar ve yetkileri kullanır. 
a)Kulübü temsil için başkan bulunmadığında ikinci başkana, genel sekretere veya kendi üyeleri arasından bir veya birkaçına görev verir…”

Yönetim Kurulu görev dağılımı ise 26. madde uyarınca yapılacaktır Buna göre; 

“Yönetim kurulu seçiminden sonra yapılacak ilk toplantıda aşağıdaki görevleri yapmak üzere yönetim kurulu üyeleri arasında görevlendirme yapar 

a)2.Başkan: kulüp başkanının vereceği yetkiler çerçevesinde kulüp başkanına vekalet eder. Bu vekalet resmi işlemlere ilişkin kulübün temsil ve ilzamını gerektiren konularda yönetim kurulu kararı ile olur. 

d)Genel sekreter: Gençlik ve Spor mevzuatı uyarınca ve Yönetim Kurulu kararları çerçevesinde Kulübün amaçladığı hizmet ve faaliyetleri ile Kulüp Yönetiminin gerektirdiği idari mali ve teknik bütün hizmetlerin yürütülmesi ve koordinasyonu ile görevli olup Yönetim Kuruluna karşı sorumludur. Karar Defterinin tutulması, muhasebe defterlerinin dışındaki diğer defter ve kayıtların tutulmasından sorumludur… 

e)Sayman: Kulübün hesap muamelat, gelir ve sari iş ve işlemlerini yürütmekle görevlidir. Bu görevleri Kulüp kadrolarına devretmesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sayman tüm mali işlemleri tüzük ve bu tüzüğe bağlı yönetmeliklere uygun olarak yapmak zorundadır. Kulüp harcamaları banka hesabından yapılır. Tüm gelirler banka hesaplarına yatırılır. Tüm muhasebe defterlerinin onaylatılması ve tutulması, üye aidat defterinin tutulmasının takibi. Kulübün dönem sonu itibariyle hesaplarının hazırlanması ve yeni dönemi bütçe taslağının hazırlanarak Yönetim Kuruluna sunulması saymanın görevleri arasındadır. 

f)Veznedar; Ödemelerin tüzükte ve yönetmelikte belirtilen gösterilen şartlarla yapılmasından veznedar sorumludur. Veznedar Yönetim Kurulu Kararı ile bu görevinin ifasını belirli Kulüp kadrolarına devredebilir, ancak bu devir Veznedarın bu husustaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tüzükte ve yönetmelikle gösterilen koşullara uygun olmayan tahakkuk belgeleri karşılığında veya belgesi olmadan ya da Yönetim kurulu kararı ve muhasebe fişlerinde Kulüp yetkilisinin imzası olmadan yapılan ödemelerden Yönetim Kurulu ve veznedar sorumlu olur. 

g)Profesyonel şube sorumlusu; Kulübün profesyonel spor dallarındaki faaliyetlerinin teknik ve idari yönden koordinasyonunu sağlamak, genel kaptan ve kaptanlar nezdinde bu konuda yapılan çalışmaları denetlemek ve yönlendirmek, bölge veya federasyonlarda kulübü, yönetim kurulunun vereceği yetkiler çerçevesinde temsil etmek, bu kuruluşlarla ilişkileri sağlamak, 

j)Tesisler işletme sorumlusu; Kulübe ait tüm tesislerin işletme usul ve esaslarını düzenleyen yönetmelik hükümlerine uygun olarak bu tesislerin işletilmesi, tesisleri işletme sorumlusunun görevidir. Bu hususta görev talimatları kılavuzlar ve diğer işletme kural ve esasları hakkında duyuruların yapılması, kadroların eğitimi, yönlendirilmesi ve denetimi tesisler işletme komitesince hazırlanacak yazılı belgelerin ışığında sorumlu üye tarafından yapılır. Tesislerde çalışan idari, teknik ve hizmet kadrolarının birinci derecede sorumluluk ve yetkileri ve özlük işlerine dair hususlarda tesisler işletme sorumlusu amir konumundadır. 

o)Mali başkan yardımcısı; Kulüp başkanına mali konularda vereceği görevler çerçevesinde yardımcı olur. Başkanlıkça tanımlanacak mali sorumluluk alanında bulunan kulüp faaliyetlerini yönetir, denetler, yönlendirir, gerekli alt birimlerin koordinasyonunu sağlar.” 
Ayrıca, “Mali işlerin yürütümü ve imza işleri” başlıklı 36. madde hükmüne göre, 

“Kulübü tüzük ve bütçedeki yetkilere dayanarak; 

İdari işlerde; başkan, 2. başkan yada yönetim kurulunun yetki verdiği başkan yardımcıları veya genel sekreter tek imza ile, 
Mali işlerde; başkan veya 2. başkan ile birlikte sayman, veznedar, genel sekreter veya başkan yardımcılarından birinin ortaklaşa imzası kulübü temsil ve ilzam eder.” 

Somut uyuşmazlık yönünden yukarıda açıklanan mevzuat kapsamında, yönetim kurulu üyeleri arasında görev paylaşımı yapılması gerektiği anlaşıldığından; yönetimde aktif olarak görev yapanların, diğer bir ifade ile temsil ve ilzam yetkisi olanların, derneğin prim borcundan dolayı dernekle birlikte müteselsilen sorumlu olacakları, diğer üyeler yönünden temsil ve ilzam yetkileri yanında icrai yetkileri bulunmaması hususunun “haklı neden” oluşturduğu, bu nedenle temsil ve ilzam yetkileri bulunmayan dönemde tahakkuk etmiş prim borcundan müteselsil sorumlulukları bulunmadığı kabul edilmelidir. 

Nitekim belirtilen ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2014 gün ve 2013/10-789 E. 2014/501 K. ile 09.04.2014 gün ve 2013/10-790 E. 2014/502 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davacının yönetim kurulu asil üyeliğinin 25.10.2003 – 12.7.2004 tarihleri arasında olduğu anlaşılmaktadır. 

Kurumun 2004 yılının 7 ve 8. aylarına ait prim ve gecikme zammı tahakkukuna ilişkin olarak; mülga 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca 2004 yılı 7. ayına ait prim borcunun muaccel olduğu ve tahakkuk ettiği 2004 yılı 8. ayında davacının yönetim kurulu asil üyesi olmaması, yönetim kurulu asil üyeliğinin 12.07.2004 tarihinde sona ermesi nedeniyle, A..Profesyonel Kulübünün 2004/7 ve 8'inci aylara ait prim ve gecikme zammı alacağından da sorumlu olmadığı gözetilmeksizin, bu aylar hakkındaki talebin reddine karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur. 

O halde, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 

SONUÇ: 1-Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz isteminin, temyizde hukuki yararı bulunmadığından REDDİNE, 

2-Yukarıda (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 18.02.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
kararara.com
Son Güncelleme: 04.08.2015 17:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177