18 Şubat 2014 Salı 10:50
MİRASIN REDDİNİN İPTALİ DAVASI
 Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: 

- K A R A R -

Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi Volkan'ın sürücüsü ve işleteni olduğu araç nedeniyle meydana gelen kazada vefat edenler için aracın ZMSS poliçesi bulunmadığından Güvence Hesabından hak sahiplerine yapılan ödemenin rücuen ve mirasçı sıfatıyla tahsili için davalı tarafından davacılar aleyhine icra takibi başlatıldığını, Denizli 1. Sulh Hukuk mahkemesinin 2009/1129-1590 esas ve karar sayılı dosyası ile davacıların mirasın reddi taleplerinin kabul edilerek mirasçılık sıfatlarının olmadığının hüküm altına alındığını, kararın kesinleştiğini belirterek davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili kurumun hak sahiplerine ödediği tazminat miktarları için sorumlulara rücu edilebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplanan delillere göre her ne kadar davacıların oğlu Volkan'ın mirasını kayıtsız ve şartsız reddettiklerinin tespit ve tesciline karar verilmiş ise de kararda davalı alacaklının hasım olarak gösterilmediği, yine murisin ölümünden sonraki 3 ay içerisinde davanın açılmadığı, kazalı aracın davacılar adına intikali ile murisin terekesini benimsedikleri, murisin ölümünden sonra yasal 3 aylık süre içinde borca batıklık iddiasında bulunmadıkları, yıllar sonra davacı mirasçıların murisin terekesinden mal iktisap ettikten sonra borca batıklık iddiasında bulunmalarının iyiniyetle bağdaşmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan tazminat nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Davacılar tarafından hasım gösterilmeksizin açılan mirasın reddi davasında Denizli 1. Sulh Hukuk mahkemesinin 2009/1129-1590 esas ve karar sayılı dosyası ile davacıların talebi kabul edilerek mirasçılık sıfatlarının olmadığı hüküm altına alınmıştır. Eldeki dosyada davalı olan alacaklı Güvence Hesabının ise bu dosyada taraf sıfatı yer almayıp, hüküm kendisine tebliğ edilmediğinden karara itiraz hakkı da tanınmamıştır. O halde mirasın reddine karar verilen dosya davacılar yönünden kesinleşmiş nitelikte bulunsa da, davalı yönünden şekli anlamda kesinleşmemiştir. Türk Medeni Kanunun 617. maddesinde "malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflas dairesi, kendilerine yeterli güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler," hükmünü amirdir. O halde mirasın reddine ilişkin kararın davalıya tebliğ edilmediği hususu da nazara alınarak, davalıya mirasın reddinin iptali davası açmak için süre verilmesi, dava açılması halinde o davada yapılacak yargılama neticesine göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davacıların terekeden mal iktisap ettikleri ve borca batıklık iddiasının iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Kabule göre de;

Davalı Güvence Hesabının rücuya tabi alacağı, zarar görenlere ödediği değil, gerçekten ödenmesi gereken miktar kadardır. Somut olayda, tazminat yönünden uzman bilirkişiden rapor alınmadan sadece davalının ödeme miktarı esas alınarak hüküm kurulmuştur. 

Bu durumda mahkemece, davalının ödemesine esas aktüer raporu, dayanağı belgeler ve ödeme belgeleri getirtilerek, ödeme tarihindeki verilere göre hak sahiplerine ödenmesi gereken gerçek zarar miktarının belirlenmesi yönünden aktüerya uzmanı bilirkişiden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.

Diğer yandan, davacılar araç içinde bulunanların arkadaş olduklarını belirterek hatır taşıması indirimi ile vefat edenlerin sürücünün alkollü olduğunu bilerek araca binmiş olması gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılmasını talep etmişlerdir. Mahkemece bu hususlarda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle bu gibi taşımalarda BK.’nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hâkim, tazminattan mutlaka indirme yapmak zorunda değilse de, bunun dahi gerekçesini kararında tartışması ve nedenlerini göstermesi gerekir. 

O halde mahkemece, hem hatır taşıması hem de müterafik kusur indirimi üzerinde durularak taşımanın hatır için olup olmadığı, tarafların yakınlığı, varsa hatır için taşımanın kimin arzusu ve ne amaçla yapıldığı gibi olayın özel şartları göz önüne alınarak araştırma ve inceleme yapılması, BK.’nun 43. maddesi hükmünce tazminattan indirim yapılıp yapılmayacağının karar yerinde tartışılması ve sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi de isabetli değildir. 

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 17.9.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

kararara.com
Son Güncelleme: 18.02.2014 10:52
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol