Rahmi
Rahmi
05 Aralık 2015 Cumartesi 10:59
Meskeniyet şikayetinde süre öğrenmeden başlar


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 05/06/2013
NUMARASI : 2013/283-2013/532

Taraflar arasındaki “haczedilmezlik” şikayetinden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 12.10.2011 gün ve 2008/1480 Esas, 2011/1321 Karar sayılı kararın incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 01.11.2012 gün ve 2012/23456 Esas, 2012/31158 Karar sayılı ilamı ile; 
(...İİK.nun 82/12. maddesi gereğince haczedilmezlik şikayeti, aynı kanunun 16/1. maddesine göre 7 günlük süreye tabidir. Şikâyet süresi haczin öğrenildiği tarihten itibaren başlar. 
Somut olayda borçlunun meskeniyet şikâyetinde bulunduğu taşınmazına, 31.07.2008 tarihinde tapuda haciz şerhi işlenmiştir. İİK.nun 103. maddesi uyarınca bu haciz borçluya 26.09.2008 tarihinde tebliğ edilmiş, kıymet takdirine yönelik keşif de 13.11.2008 tarihinde yapılmıştır. Borçlu vekili, 14.10.2009 tarihli duruşmadaki beyanında hacizden kıymet takdiri için gelindiği zaman haberleri olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda borçlunun taşınmazına konan haczi, en geç kıymet takdir keşfinin yapıldığı 13.11.2008 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerekir. 
O halde borçlu tarafından öğrenme tarihine göre 7 günlük yasal süre içinde icra mahkemesine meskeniyet şikâyetinde bulunulmadığına göre mahkemece istemin süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, şikâyetin esasının incelenip yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...) 
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Alacaklı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Şikayet, meskeniyet iddiasına dayalı olarak yapılan haczedilmezlik şikâyetine ilişkindir.
Şikâyetçi/borçlu vekili; başlatılan takip nedeniyle müvekkiline ait zemin kattaki taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, bu hacze ilişkin olarak müvekkiline hiçbir yasal bildirimde bulunulmadığını, haciz konulduğunu müvekkilinin haricen öğrendiğini, öğrenme tarihi itibariyle de bu davayı açtığını, hacizli gayrimenkulün müvekkilinin tek gayrimenkulü olup, müvekkilinin bu yeri mesken olarak kullandığını, İcra İflas Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini, evin ise giriş katta 60 m2’lik bir daire olduğunu ileri sürerek şikâyetin kabulü ile müvekkiline ait ve mesken olarak kullanılan gayrimenkule ilişkin haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 
Alacaklı vekili; taşınmaz üzerinde haciz işleminin 25.06.2008 tarihinde yapıldığını, borçlunun haczi kıymet takdiri esnasında öğrendiği iddiasının doğru olmadığını, yedi günlük şikâyet süresi geçtiği için talebin reddinin gerektiğini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; dava konusu meskenin yapılan incelemesinde borçlunun haline münasip evi olduğunun anlaşıldığı, haciz halinde sosyal durumuna uygun ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına cevap verecek haline münasip meskeni alabilmesi için gerekli bedelin 70.000,00 TL olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulüne, borçlunun haline münasip evi edinebileceği değer olan 70.000,00 TL'den az olmamak kaydı ile taşınmazın satılmasına ve bu miktarın ayrılarak kendisine bırakılmasına karar verilmiştir. 
Alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize alacaklı vekili getirmiştir. 
Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; borçlunun taşınmazına konan haczi hangi tarihte öğrendiği, varılacak sonuca göre borçlu tarafından öğrenme tarihine göre 7 günlük yasal süre içinde icra mahkemesine meskeniyet şikâyetinde bulunulup bulunulmadığı noktasında toplanmaktadır.
İcra İflas Hukukunda kural olarak borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları, alacaklılarına karşı bir tür teminat oluşturur. Borçlunun malvarlığını oluşturan mal, alacak ve hakları borç için haczedilebilirse de borçlunun ve ailesinin yaşama ve ekonomik varlığını sürdürebilmesi için istisnai olarak bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. 
Haczedilemeyen mal ve hakları düzenleyen 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 82/12. maddesinde, borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği belirtilmiştir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı, borçlunun haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. 
Borçlunun sahip bulunduğu evin kıymeti, kendisinin ve ailesinin ihtiyacına cevap verecek normal bir evin bedelinden fazla ise o zaman icra müdürü, borçlunun evini haczeder ve satar. Satıştan elde edilen paradan, ilk önce borçluya haline uygun bir ev alabileceği kadar para bırakılır; artan para ise evi haczettirmiş olan alacaklıya ödenir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Kasım 2004, s. 446-447) 
Ancak bu uygulamanın yapılabilmesi için geçerli bir şikayetin bulunması gereklidir. Zira meskeniyet şikayeti, icra memurunca resen gözetilecek bir husus olmayıp, borçlunun şahsına bağlı bir şikayet nedenidir (HGK, 30/4/2003 gün ve 2003/12-313 E., 2003/310 K. sayılı ilamı).
Şikayetin şartları ve süresi ise İİK’nun 16. maddesinde düzenlenmiş olup, yasa hükmü; “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir” şeklinde düzenleme içermektedir.
Bu itibarla, şikâyetin süresinde olup olmadığının denetlenmesi gereklidir.
Somut olayda; İcra Müdürlüğü tarafından 25.06.2008 tarihinde Gaziosmanpaşa Tapu sicil Müdürlüğüne yazı yazılarak gayrimenkul üzerinde haciz işlemi yapılması talep edilmiş, 26.06.2008 tarihinde tapu kaydına haciz şerhi verilmiştir. Her ne kadar bozma ilamında taşınmaz haczinin İİK’nun 103. maddesi uyarınca borçluya 26.09.2008 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmiş ise de; dosya içeriğinde yapılan incelemede, bahsi geçen bu tebligatın, taşınmaz haczine ilişkin olmadığı, icra dosyasında yer alan diğer borçlulardan Şahibe Armağan’a menkul haczinin tebliğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 
Bu durumda taşınmaz haczinin şikayetçi/borçlu Ö.. A..’a tebliğine ilişkin delil bulunmadığından, bu işlemin borçlu tarafından öğrenme tarihinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi hükmü uyarınca muhatabın beyan ettiği tarih esas alınarak belirlenmesi gereklidir. Fakat bu konuda şikayetçi/borçlu tarafından yargılamanın farklı aşamalarında farklı açıklamalar yapıldığı görülmektedir. 
Borçlu vekili, şikayet dilekçesinde öğrenme tarihini net olarak belirtmemiştir. 14.10.2009 tarihli duruşmadaki beyanında ise; “Biz kıymet takdiri için gelindiği zaman haberimiz oldu dava süresi içindedir. Biz dava açtıktan sonra kıymet takdirine ilişkin rapor ibraz edildiği tarihten önce şikâyetimizi yapmıştık meskeniyet iddiamız süresindedir” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Borçlu vekili, havale tarihsiz cevaba cevap dilekçesindeki beyanında ise; “kıymet takdir raporu için eve 19.11.2009 tarihinde bilirkişi geldiğinde” gayrimenkul haczinden haberlerinin olduğunu belirtmiştir.
Borçlu vekili, bozma sonrası 05.06.2013 tarihli oturumda ise; “14.10.2009 tarihli celsede kıymet takdiri için gelindiği zaman haberimiz olduğu derken tebliğ edildiği tarihte öğrendik demek istedim kesinlikle kıymet takdirinde gelindiği zaman bile haberimiz oldu ifadesi kıymet takdiri için yapılan keşifte hazır olduğumuzu ifade etmek istemedim sonuçta kıymet takdirinin tebliği ile durumda ve hacizden haberdar olundu, bu şekilde kabul edilsin kararda direnilsin” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; borçlunun lehe olan açıklamasının dikkate alınmasının gerektiği, kıymet takdir keşfi esnasında borçlunun hazır olduğu yönünde tutanakta bir açıklamanın yer almadığı, duruşmada vekil tarafından verilen beyanların da net olmaması nedeniyle şikayetin yedi günlük süresinde yapıldığının kabul edilmesinin gerektiği belirtilmiş ise de kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmeyerek; birbirinden farklı beyanlarda bulunan şikayetçi vekilinin ilk beyanının esas alınmasının gerektiği, bu durumda, haciz işleminin kendi beyanı doğrultusunda kıymet takdir keşif tutanağının tanzim edildiği 13.11.2008 tarihinde borçlu tarafından öğrenildiği, şikayetin ise yedi günlük süre geçtikten sonra 24.11.2008 tarihinde yapıldığı, bu durumda haczedilmezlik şikayetinin süre yönünden reddedilmesinin gerektiğine karar verilmiştir.
O halde, somut olayda taşınmaz haczi İİK’nun 103. maddesi uyarınca borçluya tebliğ edilmediğinden tebliğin yapıldığına ilişkin Özel Daire bozma ilamındaki ibare çıkartılmak suretiyle yedi günlük süresinde yapılmayan şikayetin reddi gerekirken yerel mahkemece kabul edilmesi yerinde görülmediğinden kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir. 
Direnme kararı açıklanan bu değişik nedenlerle bozulmalıdır.
S O N U Ç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, bozma ilamı metninden “İİK.nun 103. maddesi uyarınca bu haciz borçluya 26.09.2008 tarihinde tebliğ edilmiş” ibaresi çıkarılarak direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 04.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Son Güncelleme: 05.12.2015 11:01
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177