21 Aralık 2014 Pazar 21:26
Mazeret dilekçesinin kabul edilmesi, Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması yeterli, Boşanmada HUMK döneminde açılan maddi tazminat her aşamada istenebilir
 Daire:3 

Tarih:2014 
Esas No:2014/6674 
Karar No:2014/14531 
Kaynak:kişisel arşiv 
İlgili Maddeler
İlgili Kavramlar:MAZERET DİLEKÇESİNİN KABUL EDİLMESİ 
Taraflar arasında görülen yardım nafakası davasının yapılan muhakemesi sonunda
mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y KA R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar
okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalının oğlu olduğunu, müvekkilinin eğitimine devam
ettiğini öne sürerek aylık 1.500 TL yardım nafakasının tahsiline karar verilmesini talep ve
dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davanın taraflarca takip edilmemesi nedeniyle
20/12/2012 tarihinde dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği,
davacı tarafça dosyanın yenilenmesi sonrasında yapılan yargılama sırasında davacı vekilinin
mazeret dilekçesi göndererek 23/05/2013 tarihli oturuma katılmadığı, davacı vekilinin
dilekçedeki mazeret talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nun 150. ve
320/4.maddeleri gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
HMK.nun 150/1.maddesine göre; usulüne uygun biçimde çağrıldıkları halde, davanın
taraflarından her ikisi de duruşmaya gelmezse, mahkeme,dava yenileninceye kadar dava
dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir.
Duruşmaya gelmeyen taraflardan biri, mahkemeye bir mazeret dilekçesi göndermiş ise
bakılır:
Mahkeme özürü yerinde görerek kabulüne karar verirse, yeni bir duruşma günü
belirleyerek tarafların bu duruşmaya davet edilmelerine karar verir. Diğer bir anlatımla, dava
dosyasının işlemden kaldırılmasına karar veremez.
Öte yandan, dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olması halinde,
taraflardan biri, davayı işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenileyebilir.
Yenileme talebinde bulunan tarafın verdiği yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile
birlikte taraflara tebliğ edilir (HMK. md.150/4).
Somut olaya gelince, davacı vekili mahkeme adı ve esas numaralarını da açıklayarak,
yedi ayrı dava dosyasının duruşması nedeniyle 23/05/2013 tarihli oturuma katılamayacağını
belirterek mesleki mazeretinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacı
vekilinin mazeret dilekçesinin reddi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Mazeretin haklı sebebe dayanması halinde, hâkimin mazereti kabul etmesi gerekmektedir.
Davacı vekilinin mazeret dilekçesinde, mazeretinin dayanakları gösterildiğinden mazeret
talebinin kabulüne karar verilmelidir.
Buna göre mahkemece; davanın açılmamış sayılması için gerekli yasal koşulların
oluşmadığı gözetilerek, yargılamaya devam edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile
yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm
tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün
HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek
halinde temyiz edene iadesine, 06.11.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Daire:17 
Tarih:2014 
Esas No:2013/3346 
Karar No:2014/11706 
Kaynak:Kişisel Arşiv 
İlgili Maddeler:İİK 280 ve Devamı 
İlgili Kavramlar:TASARRUFUN BORCUN DOĞUMUNDAN SONRA YAPILMIŞ OLMASI YETERLİ OLUP TASARRUF SIRASINDA BORÇLUNUN MÜTEMERRİD OLMASI DA MECBURİ DEĞİLDİR. 
T.C.
YARGITAY
17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3346 
KARAR NO: 2014/11706

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı Banka vekili, davalı borçlu Sadık aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazını davalı Mehmet’e satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalı Sadık vekili ile davalı Mehmet vekili davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark bulunmadığı ve satış sırasında borçlunun temerrüde düşmemiş olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK.277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
İcra ve İflas Kanununu 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötüniyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.

Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.

Somut olaya dönüldüğünde davalı 3. kişinin borçlunun ortağı ile yakın akrabalık bağı bulunduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması yeterli olup tasarruf sırasında borçlunun mütemerrid olması da mecburi değildir. Hal böyle olunca davalı Mehmet’in borçlu Sadık’ın alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastı ile hareket ettiğini bilebilecek kişilerden olduğunun nazara alınarak diğer iptal şartları da mevcut ise davanın kabulüne karar verilmesi yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli değildir. 

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 15.09.2014 tarihinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

Daire:2 
Tarih:2014 
Esas No:2014/12977 
Karar No:2014/13770 
Kaynak:Uyap 
İlgili Maddeler:TMK 174 
İlgili Kavramlar:BoşanmadaHUMK döneminde açılan Maddi tazminat Her aşamada istenebilir 

T.C.
Y A R G I T A Y 
2.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: KARAR NO:
2014/12977 2014/13770
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN :
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
TARİHİ :13.02.2014 
DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma
TEMYİZ EDEN :Taraflar
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı (koca) tarafından; kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi ve manevi tazminat yönünden, davalı-davacı (kadın) tarafından ise; manevi tazminatın miktarı ve maddi tazminat talebinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacı-davalı kocanın tüm, davalı-davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı-davalı kocanın boşanma davası 23.07.2010 tarihinde, davalı-davacı kadının karşı boşanma davası ise 01.09.2010 tarihinde ikame edilmiştir. Mahkemece ilk hükümde her iki boşanma davalarının reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca kendi reddedilen boşanma davaları yönünden temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 16.09.2013 tarih ve 2013/174 esas 2013/20886 karar sayılı ilamı ile davalı-davacı kadının zina nedeniyle açtığı boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle kadının boşanma davası yönünden hükmün bozulmasına, davacı-davalı kocanın boşanma davası yönünden verilen hükmün ise onanmasına karar verilmiştir. Bozma ilamından sonra davalı-davacı kadın Türk Medeni Kanunun 174/1. maddesine dayalı maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca maddi tazminat talebinin ön inceleme duruşmasına kadar ileri sürülebileceği bundan sonra asıl davanın feri niteliğinde de olsa maddi tazminat talebinin ileri sürülemeyeceği gerekçe gösterilerek istemin reddine karar vermiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde açılan bu davada boşanmanın fer'i niteliğindeki maddi ve manevi tazminat talepleri her aşamada istenebilir. Kesinleşen boşanma kararı da bulunmamaktadır. O halde davacı-davalı kadın yararına uygun bir miktarda maddi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir
SONUC:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple maddi tazminat yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Mustafa'ya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının Melek'e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.18.06.2014(Çrş.)

Son Güncelleme: 21.12.2014 21:32
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177