10 Mart 2016 Perşembe 15:08
Maddi Tazminat

 Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/20465 E.  ,  2015/17103 K.

 

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ             : MANAVGAT 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ      : 11/06/2014

NUMARASI                : 2013/163-2014/220

 

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesi ile; 02.09.2012 tarihinde, T. Beldesi Y. Köyü mevkiinde başlayan orman yangınının, davalı kuruma ait enerji nakil hatlarındaki tellerin kopması ve yere düşerek kuru otları tutuşturması sonucu meydana geldiğini, Tedaş ile Orman Genel Müdürlüğü arasında Enerji Nakil Hatları kurulması için verilen izinlere ilişkin taahhüt senedinin 7.maddesine göre davalının orman alanlarının korunması için gerekli önlemlerin alınması yönündeki yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve orman idaresi zararından sorumlu olduğunu belirterek; 107.212,84 TL orman idaresi zararının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu yangının enerji nakil hatlarındaki tellerin kopması sebebi ile meydana gelmediğini, tam aksine bu hatların yangın sebebi ile ısınma sonucu koptuğunu, enerji nakil hattının yönetmeliklere uygun tesis edilmiş ve tüm bakımlarının yapılmış olması nedeniyle, kurumlarının herhangi bir kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını;davacı orman idaresinin yangına geç müdahale ettiğini ve müdahalede yetersiz kaldığını, bu sebeple zararın oluşumda kusurlu olduğunu belirterek davanın davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece; "... meydana gelen yangının davalı dağıtım şirketinin sorumlu olduğu elektrik tellerinin kopması ve yangını başlatması ile ortaya çıktığının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne ve 103.261,08 TL tazminatın olay tarihi olan 02.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Dava; elektrik enerjisi dağıtım hattından kaynaklandığı iddia olunan yangın nedeniyle, orman idaresinin uğradığı maddi zararın tazminine ilişkin bulunmaktadır.

Davalı şirket, bölgede elektrik enerjisinin dağıtımını yerine getirmektedir. Bu faaliyet, varlığı ve niteliği itibariyle bir tehlike ve dolayısı ile zarar ihtimali taşıdığından, davalı şirketin sorumluluğu, bir sebep sorumluluğu olan kusursuz (objektif) sorumluluktur. Bu sorumluluk türü tehlike sorumluluğu olarak da isimlendirilmekte olup, sorumluluk türlerinin en ağırını oluşturur. Burada tehlikeli nesne veya işletme ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması sorumluluk için yeterlidir.

Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, gene çoğu zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır(Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı taraf yangının, davalı şirkete ait enerji nakil hatlarının koparak yerdeki otları tutuşturması sonucu çıktığını iddia etmekte olup, davalı taraf ise, yangını enerji nakil hattından kaynaklı olmadığını tam eksine yangın sebebi ile ısınan enerji nakil hatlarında kopma meydana geldiği savunmasında bulunmaktadır.

Yargılama sırasında, elektrik mühendisi ve itfaiye amiri tarafından birlikte düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yangının başladığı iddia olunan elektrik nakil hattındaki tellerin ek yapılmış vaziyette olduğu, olay günü poyraz estiğinin öğrenildiği ve yangının başladığı elektrik direğinin altının kuru otlarda kaplı olduğunun Orman İdaresi görevlileri tarafından beyan edildiği, buna göre yangının sert esen poyraz nedeni ile iletkenin kopması ve direk atındaki otları tutuşturması ile çıktığı ve kopan elektrik tellerinin ek yapılarak onarıldığı, keşif tarihi (mevcut durum) itibariyle enerji nakil hattının yapılara ve ağaçlara uzaklığının standart olduğu, meydana gelen olayda tüm sorumluluğun ENH'larının bakım işini üstlenmiş olan taşeron firmada olduğu belirtilmiştir.

Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu, dosyada mevcut Manavgat 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/228 değişik iş sayılı tespit dosyasında yangının çıkışına dair ilk raporu düzenleyen aynı bilirkişlerden alınmış olup, ayrıca taraflarca bilirkişi raporuna karşı itiraz edilmiş olmasına karşın, bu itirazları dikkate alınarak aynı bilirkişilerden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi kurulundan yeni bir rapor almaksızın, itiraza konu bilirkişi raporuna dayalı hüküm tesis edilmiştir.

Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı sunmuş olduğu itiraz dilekçesinde; keşif sırasında elektrik tellerinin ek yapılmış halde olmasının yangının üzerinden yaklaşık iki sene geçtikten sonra bu ekin yangın sebebi ile yapılmış olduğunu göstermeyeceğini, bilirkişilerin raporu davacı tanıklarının beyanlarına ve tahminlere dayalı olarak düzenlediğini, yangının tarım alanından başlayarak orman alanına sıçradığı göz önüne alındığında, orman idaresinin tarım alanları ile orman alanları arasında oluşturmak zorunda olduğu yangın koruma bandının oluşturmadığı, ayrıca yangına müdahalede yetersiz kaldığı, buna karşın bilirkişi raporunda davacı idarenin kusuruna ve sorumluluğuna dair hiçbir belirleme yapılmadığını belirtmiştir. Davacı vekili ise bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde; tüm sorumluluğun taşeron firmaya ait olduğu yönündeki belirlemeyi kabul etmediklerini, davalı şirketin meydana gelen olayda yapı eseri maliki olarak sorumlu olduğunu beyan etmiştir.

3234 sayılı, Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 2/a maddesine göre “Orman kaynaklarını; ekolojik, ekonomik ve sosyo-kültürel faydalarını dikkate alarak, bitki ve hayvan varlığı ile birlikte, ekosistem bütünlüğü içinde idare etmek, katılımcı ve çok amaçlı şekilde planlamak, usulsüz müdahalelere, tabii afetlere, yangınlara karşı korumak, muhtelif zararlıları ile mücadele etmek ve ettirmek, ormancılık karantina hizmetlerini yürütmek, geliştirmek, orman alanlarını ve ormanlara ilişkin hizmetleri artırmak, ormanları imar ve ıslah etmek, silvikültürel bakımını ve gençleştirmesini sağlamak” Genel Müdürlüğün asli görevi olarak sayılmıştır. Aynı yasanın 2/b maddesinde “Ormanların mülkiyeti ile ilgili iş ve işlemlerini, kadastrosunu, izin ve irtifak işlerini yürütmek de” görevleri arasındadır. Maddenin alt bentlerinde de diğer görev ve hizmetler sıralanmış bulunmaktadır.

Buna paralel olarak, 6831 sayılı Orman Kanununun 75.maddesinde "Orman idaresi yangınları önlemek maksadiyle en çok beş yılda tahakkuk ettirilecek bir plan ve program dahilinde yangın emniyet yolları ve yangın kule ve kulübeleri yapmak ve bunları idare merkezlerine telli ve telsiz telefonla bağlamakla mükellef olduğu gibi yangın tehlikesinin fazla olduğu mıntakalarda yangın mevsimine munhasır olmak üzere lüzum gördüğü yerlerde ve yeter miktarda yangın söndürme alet ve malzemesini havi motorlu vasıtalarla teçhiz ve takviye edilmiş yangın ekipleri bulundurur. (Ek: 24/5/2000 - 4569/1 md.) Orman yangınlarını önleme ve orman yangınlarıyla mücadele harcamaları için Orman Genel Müdürlüğü Katma Bütçesine yeterli miktarda ödenek konulur."hükmüne yer verilmiştir.

Bu bağlamda, durum değerlendirildiğinde; ormanları, yangınlara karşı korumak, davacı idarenin bizatihi asli görevidir. Bu nedenle, çıkan yangını en kısa sürede söndürmek, zararın büyümesini önlemek için her türlü tedbiri almak ve gereğini yapmak da idarenin görevidir. Toplanan delillerden, davalı şirketin irtifak hakkı tesis ettiği elektrik enerji hattının altındaki yangına sebebiyet veren kurumuş ot ve anızların temizlenmesi işinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacı idare, bu yükümlülüğün, taahhütname ile davalı şirkete devredildiğini ileri sürmektedir. Asıl görevi yangınlara karşı ormanları korumak olan kurumun, bu görev ve sorumluluğunu, sözleşme veya protokolle başka kişi ve kurumlara devretmiş olması, onu, sorumluluktan kurtarmaz. Öte yandan, davacı idare müfettişlerince yapılan incelemelerde de belirtildiği gibi; özellikle yangına hassas Kızılçam ormanlarında ormanın verimine bakılmadan tüm alanın planlı yol ağının tamamlanmasının, su alma havuzlarının yapılmasının önem arzettiği ortadadır. Diğer yandan, bu olayda olduğu gibi, yangına müdahale edecek yer ekipmanlarının yetersiz olduğu, birinci derecede yangına hassas bu bölgede birden fazla yangında müdahale için gerekli ekipman ve araçların hazır edilmediği de anlaşılmaktadır. Bundan ayrı, yukarıda açıklanan yasa hükmünde ifade edildiği gibi, orman köylülerinin tarım yapma ve geçimlerini bu şekilde temin etme zorunluluğu gözetilerek, bu yönde ormanların dizayn edilmesi ve gerekli tedbirin alınması da davacı kurumun görevlerindendir.

O halde mahkemece; önceki bilirkişilerden farklı ve konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi kurulundan ( orman ve elektrik mühendislerinden oluşacak şekilde ), tarafların iddia ve savunları ile bilirkişi raporuna itirazları da değerlendirilmek sureti ile yukarıda açıklanan ilke ve yasal hükümler doğrultusunda, dava konusu yangının çıkış sebebi ile davacı kurumun meydana gelen olayda müterafik kusuru bulunup bulunmadığı husunda, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporunun esas alınması suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Son Güncelleme: 10.03.2016 15:19
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol