banner73
Davada Sulh Olunması, Avukatlık Ücreti Görev Asliye Hukuk Mahkemesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı. T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2016/5134 KARAR NO: 2016/8021 KARAR TARİHİ: 16/06/2016 MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi ÖZET: davada sulh olunması nedeniyle ödenmeyen avukatlık ücretinden dolayı davanın karşı tarafından tahsiline yönelik Av.K.165.m. göre açılacak davada görevli Mahkemenin tüketici değil, Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu Davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/07/2014 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen 30/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamından, davacının avukat olduğu ve takip ettiği bir davada dava dışı müvekkili ile davalının sulh oldukları, avukatlık ücretini alamadığı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesine göre ödenmesi gereken vekalet ücretinden her iki tarafında müteselsilen sorumlu olduğu kabul edildiğinden davacı tarafından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı, yapılan icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Dolayısıyla taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davaya tüketici mahkemesinde değil, genel mahkemede bakılması gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden, uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca ve asliye hukuk mahkemesi tarafından çözümlenmesi gerektiği halde işin esasının incelenmeksizin görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. www.kararara.com
04 Mart 2014 Salı 13:16
Konut Dokunulmazlığının Bozulması

T.C.

YARGITAY Ceza Genel Kurulu

E: 2012/6-1142 K: 2013/17 T:22.01.2013

·         Konut Dokunulmazlığının Bozulması

·         Birden Fazla Kişi ile Birlikte İşlenmesi Uzlaşmanın Kapsamı

·         Kovuşturma Aşamasında Uzlaşma

Özet: 1-) Konut dokunulmazlığım bozma suçunun birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi durumunda, başka bir anlatımla TCK'nın 116. maddesi ile 119. maddesinin birlikte uygulanması gereken ahvalde suç uzlaşma kapsamından çıkmaktadır.

2-) Soruşturma sırasında uzlaşmayı kabul etmeyen mağdurun, kovuşturma aşamasında uzlaşmayı kabul etmesi

halinde CMK’nın 254. maddesi uyarınca uzlaştırma yoluna gidilmesi mümkün değildir..

(5237 s. TCK m. 73, 116, 119)

(5271 s. CMK m. 253, 254, 255)

(5395 s. ÇKK m. 24, 40)

Konut dokunulmazlığını ihlal suçundan sanıklar Mustafa ve Kerem’in 5237 sayılı TCK'nın 116/1-4, 119/1-c, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 12'şer ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ne ve "Temel ceza TCK'nın 116. maddesinden tayin edilse bile 119. maddede düzenlenen suçun nitelikli hallerinin her hangi birinin gerçekleşmesi durumunda konut dokunulmazlığını bozmak suçunun uzlaşmaya tabi olmadığı" gerekçesiyle uzlaşma hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin, Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.10.2009 gün ve 494-724 sayılı hükmün sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.06.2009 gün ve 19077-10670 sayı ile;

"...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak; 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi uyarınca atılı suçun uzlaşma kapsamında kaldığı, 18.02.2008 tarihli oturumda sanıklar ve yakınanın uzlaşmayı kabul etmesine karşın, yasal ve yerinde olmayan gerekçe ile uzlaşma hükümlerinin değerlendirilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına kar.ıı verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 28.10.2009 gün ve 494-724 sayı ile;

"...Çağdaş ceza hukuku anlayışında her suçun ilk ve öncelikli mağduru kamudur, bu kabule dayalı olarak işlenen suçlar nedeniyle kamu adına soruşturma ve kovuşturma yapılması asıl kuraldır. Suçtan zarar gören mağdurun iradesinin esas alınması, yani bir kısım suçların soruşturma ve kovuşturmasının şikâyet koşuluna bağlanması ise istisnadır. Herhangi bir suç açısından açık bir düzenlemeye yer verilmediği sürece soruşturma ve kovuşturmanın şarta bağlı olduğu kabul edilemez. Nitekim gündüzün konut dokunulmazlığını bozma suçu TCK'nın 116/1. maddesinde şikâyet koşuluna bağlanmış olmasına karşın, birden çok şahıs tarafından gerçekleştirilmesi ve TCK'nın 119/1-c maddesinde düzenlenen nitelikli halin oluşması durumunda soruşturma ve kovuşturmanın şikâyete bağlı olmadığı açıktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 tarih ve 2007/6-189 E. .'007/188 K. sayılı kararında belirtildiği gibi uzlaşma kurumu düzenlenişi ve sonuçları bakımından, hem maddi hem de usül hukuku kurumu özelliklerini taşıyan karma nitelikli bir kurumdur.

CMK'nın 253. maddesinde düzenlenen uzlaşma kurumu da, tüm suçlar açısından değil ayrıksı bazı suçlar açısından düzenlenmiştir ve uzlaşma açısından temel kural soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olan suçların u/taşmaya tabi olduğudur. Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın belirli nitelikteki suçlar CMK'nın 253/1-b maddesinde 5 bend halinde sınırlayıcı sayma yöntemi ile sayılmış ve istisnai olarak düzenlenmiştir. İstisna olan hükümlerin dar yorumlanması gerektiği yorumun temel kurallarından biridir ve yorum yaparken yasa koyucunun kullanmış olduğu her sözcük ve yapmış olduğu düzenlemenin özel bir amacı ve anlamı olduğunu kabul etmek ve hükmü buna göre yorumlamak gerekmektedir.

CMK'nın 253/1-b maddesinin konumuzla ilgili 3 notu alt bendi incelendiğinde konut dokunulmazlığını ihlali sözcüklerinin kullanılması ile yetinilmediği açıkça (madde 116) hükmüne de yer verilmiş olduğu görülmektedir. Bu düzenlemenin ayrıksı bir düzenleme olduğu bu nedenle dar yorumlanması gerektiği açıktır. Yasa koyucunun herhangi bir sözcüğe yer vermiş olmasını bir fazlalık olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yasa koyucu tarafından ayrıksı hüküm düzenlenmesi yapılırken konut dokunulmazlığını bozmak sözcükleri ile yetinilmemiş ayrıca (madde 116) düzenlemesine de yer verilmiş olduğuna <;öre bu ekleminin hangi amaçla yapıldığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu düzenlemede yasa koyucu özel bir amaç gütmüştür. Bu amaç uzlaşmaya tabi olan konut dokunulmazlığını bozma fiillerinin sadece 116. madde kapsamı İçerisinde kalan fiiller olduğunu ortaya koymaktır. Temel ceza 116. madde açısından tayin edilse bile 119. maddede düzenlenen suçun nitelikli hallerinin her hangi birinin gerçekleşmesi durumunda artık konut dokunulmazlığını bozmak suçunun uzlaşmaya tabi olduğunu kabul etmek mümkün değildir" gerekçesiyle direnerek, ilk hükümdeki gibi karar vermiştir.

Bu hükmün de sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. başsavcılığının "onama" istekli 09.06.2012 gün ve 84341 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanıklar hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiğinden İnceleme, konut dokunulmazlığını İhlal suçuyla sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanıkların suçlarının sübutu ve vasıflandırmasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı ve bu kabulün dosya içeriğine uygun düştüğü somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda değerlendirilme yapılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. Bu değerlendirme yapılırken 5237 sayılı TCK'nın 119. maddesinde sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde de konut dokunulmazlığını ihlal suçunun uzlaşma kapsamında olup olmadığı Hu soruşturma aşamasında mağdurun kabul etmemesi nedeniyle uzlaşmanın uygulanmaması halinde kovuşturma aşamasında uzlaşma hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı konuları da göz önüne alınmalıdır.

İncelenen dosya içeriğinden;

Alkollü olan sanıkların gece sayılan bir zaman dilimi içerisinde mağdura ait konuta kapıya zarar vermek suretiyle girdikleri, evdeki eşyaları dağıttıkları, bir kısmını bir poşet içine koyarak götürmek üzere hazırladıkları, daha sonra evin içerisindeki çekyata yatıp uykuya daldıkları, gece 24.00 sıralarında eve gelen mağdurun sanıkları görerek polise haber verdiği, polisin gelerek sanıkları yakaladıkları, sanık Mustafa'nın üzerinden bir tornavida, sanık Kerim'in üzerinden ise sap kısmı 10 cm, namlu kısmı 7 cm uzunluğunda bir bıçak çıktığı,

Mağdur Tamer'in soruşturma aşamasında 23.12.2007 tarihinde kollukta alınan ifadesinde, şikâyetçi olduğunu ve uzlaşmak istemediğini beyan ettiği, aynı zamanda usulüne uygun olarak hazırlanan uzlaşma formunda "yapıları uzlaşma teklifini kabul etmiyorum" kısmını imzaladığı, yargılama aşamasında 25.01.2008 tarihli oturumda ise sanıklardan şahsi bir şikâyetinin olmadığını ancak uzlaşma talebinin bulunmadığını belirttiği, 18.02.2008 tarihli oturumda da; "sanıkların yakınları soruşturmada zararımı karşıladılar. Zaten hazırlanan paket içindeki eşyalara da el konulmuştu. Bu nedenle şahısların da uzlaşmayı talep etmeleri koşuluyla uzlaşmaya tabi suç açısından uzlaşmayı kabul ederim" dediği, hazır olan sanıkların da uzlaşmak istediklerini beyan ettikleri,

Sanıklar aşamalarda özetle, önce alkol aldıklarını, eve hırsızlık amacıyla girmediklerini, hava çok soğuk olduğu için uyumak amacıyla girdiklerini savundukları,

Anlaşılmaktadır.

Öncelikle konut dokunulmazlığını bozma suçunun birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi durumda, başka bir anlatımla TCK'nın 116.


maddesi ile 119. maddesinin birlikte uygulanması gereken ahvalde «uçun uzlaşma kapsamında olup olmadığı hususu değerlendirilmelidir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin 8. fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir" hükmü ile uzlaşma kurumunca, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma İle birden fazla failin bulunması halinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiş, suça sürüklenen çocuklarla ilgili uzlaşma şartlan ise 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 24. maddesinde düzenlenmiştir.

06.12.2006      tarihli 5560 sayılı Kanunun 45. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin 8. fıkrası İle madde başlığında yer alan "uzlaşma' ibaresi metinden çıkarılmış, aynı Kanunun 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiş, 5395 sayılı Kanunun 24. maddesi de, yine aynı Kanunun 40. maddesi ile değiştirilmek suretiyle, çocuklar ile büyüklerin durumları arasında paralellik sağlanmıştır. Daha sonra 26.06.2009 gün ve S918 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin I fıkrasına eklenen cümle ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak suç tarihinden sonra 591li sayılı Kanunla yapılan bu değişiklik, açıkça sanıklar aleyhine olduğundan somut olayda uygulanma ihtimali bulunmamaktadır.

5271 sayılı CMK'nın 5560 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değiştirilen ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;

"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:

a)       Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.

b)       Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanunum/n yer alan;

1.        Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),

2.           Taksirle yaralama (madde 89),

3.           Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),

4.           Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),

5.           Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),

suçları.

(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi İçin, kanunda açık hüküm bulunması gerekir" şeklinde belirlenmiştir.

Konut dokunulmazlığını ihlal suçu ise 5237 sayılı TCK'nın 116. maddesinde;

"(1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)                 Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)                 Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.

(4)                 Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiş, ay m kanunun "Ortak hüküm" başlıklı 119. maddesinde;

"(1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçlarının;

a)          Silahla,

b)          Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c)         Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d)        Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

e)         Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmü ile de diğer bazı suçlarla birlikte konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin nitelikli haller öngörülmüştür.

Sanıkların eylemi geceleyin birden fazla kişi tarafından birlikte konut dokunulmazlığını ihlal suçunu oluşturduğundan şikayete tâbi olmayıp, bu nedenle CMK'nın 253/1-a maddesi kapsamına girmemektedir. Bu durumda aynı madde ve fıkranın b-3 bendindeki düzenleme kapsamına girip girmediği önem kazanmaktadır.

Kanun koyucu, CMK'nın 253/1-b maddesinde, "Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın" TCK'nda yer alan bazı suçları tek tek saymak suretiyle uzlaşma kapsamına almış, bununla da yetinmeyerek ilgili kanun maddesini de parantez içinde madde metnine eklemiştir. Bu kapsamda, konut dokunulmazlığını ihlal suçunu da uzlaşma kapsamına alan kanun koyucu CMK'nın 253/1-b-3 maddesinde açıkça TCK'nın 116. maddesini göstermiş, buna karşın 119. maddesini ise göstermemiştir. Bunun kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu aynı bendin 1 nolu alt bendindeki kasten yaralamaya ilişkin "Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88)"şeklindeki düzenlemeden de anlaşılmakta olup, bu düzenleme ile TCK'nın 86. maddesinin

3.     fıkrası ile "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlıklı 87. maddesi uzlaşma kapsamına alınmamıştır. Tercih edilen bu düzenleme şekli ile TCK'nın 119. maddesindeki hallerin gerçekleşmesi durumunda konut dokunulmazlığını ihlal suçunun uzlaşma kapsamında olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin olarak verilen 30.03.2010 gün ve 43-71 sayılı karar da bu kabulü teyit etmektedir.

Bu nedenle, konut dokunulmazlığını ihlal suçunda TCK'nın 116. maddesiyle birlikte 119. maddesininde uygulanması gereken ahvalde artık suç uzlaşma kapsamından çıkmış olacaktır.

Diğer taraftan soruşturma sırasında uzlaşmayı kabul etmeyen mağdurun, kovuşturma aşamasında uzlaşmayı kabul etmesi halinde


CMK'nın 254. maddesi uyarınca uzlaştırma yoluna gidilmesinin mümkün olup olmadığı hususunun da ele alınmasında yarar bulunmaktadır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi; "(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253. maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.

(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir" şeklinde olup maddenin gerekçesinde; "Uzlaşma işlemi uygulanabilecek bir suç nedeniyle Cumhuriyet savcısı... maddeye uygun olarak İşlem yapmaksızın kamu davasını açtığında hâkim söz konusu maddede yer alan ve Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilmesi gereken bütün işlemleri yapar ve tazminat, madde gereğince ödendiğinde davanın ortadan kaldırılmasına karar verir” açıklamasına yer verilmiştir.

19.12.2006     tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 25. maddesi ile CMK'nın 254. maddesi; "(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253. maddede belirtilen esas ve usule göre, mahkeme tarafından yapılır.

(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231. maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231. maddenin on birinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır" şeklinde değiştirilmiş, bu değişikliğin gerekçesi de; "Bu değişiklikle, aynı zamanda yargının iş yükünün azaltılması araçlarından biri olan uzlaşma, asıl olarak soruşturma evresinin bir kurumu olarak düzenlenmiştir.

Birinci fıkra uyarınca mahkeme tarafından uzlaştırma işlemlerinin yapılabilmesi, ancak, fiilin uzlaşma kapsamında olduğunun kovuşturma evresinde anlaşılması halinde mümkündür. Bu durum ancak duruşma aşamasında gündeme gelebilir. Çünkü ancak duruşmada delillerin ortaya konup tartışılması üzerine suçun niteliği değişebilir... Suçun uzlaşma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde, uzlaşma imkânının bu aşamada da tanınması amaçlanmıştır..." biçiminde açıklanmıştır.

Bu düzenleme ve düzenlemenin gerekçesi göz önüne alındığında, uzlaştırmanın asıl olarak soruşturma safhasında yapılması gerektiği, kovuşturma aşamasında uzlaşma hükümlerinin uygulanmasının ise istisnai olarak "suçun uzlaşma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde" mümkün olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak uzlaştırma teklif edilmesine rağmen taraflarca kabul edilmemiş olması nedeniyle uzlaşma gerçekleşmemiş ise kovuşturma aşamasında taraflarca uygulanması talep edilse bile artık uzlaştırma işlemi yapılamayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;

Sanıklar hakkında konut dokunulmazlığını ihlal suçundan TCK'nın 116/1-

4.   maddesiyle birlikte 119/1-c. maddesinin de uygulanmış olması nedeniyle, suç CMK'nın 253/l-b-3 maddesi uyarınca uzlaşma kapsamında bulunmamaktadır. Kaldı ki, yargılama konusu suç uzlaşma kapsamında kalsa bile, soruşturma aşamasında mağdurun kabul etmemesi nedeniyle uzlaştırmanın yapılamaması ve suçun uzlaşma kapsamında olduğunun ilk defa kovuşturma aşamasında ortaya çıkmaması hususları göz önüne alındığında kovuşturma evresinde uzlaştırma işleminin yapılması da mümkün değildir.

Bu itibarla, Özel Dairece konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin olarak "uzlaşma hükümlerinin değerlendirilmesi amacıyla" yapılan bozma isabetli olmadığından, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Genel Kurul Üyesi; "TCK'nın 116. maddesiyle birlikte 119. maddesinin uygulanması gereken hallerde bile konut dokunulmazlığını bozma suçu uzlaşma kapsamında kaldığından yerel mahkeme direnme hükmünün bu yönden isabetsiz olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle,

1-   Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.10.2009 gün ve 494-724 sayılı direnme hükmünün (ONANMASINA),

2-   Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına (TEVDİİNE), 22.01.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Son Güncelleme: 04.03.2014 13:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177