15 Şubat 2014 Cumartesi 12:05
İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA-MÜCAVİR ALAN

 Tarih:2011 

Esas No:2011/6773 
Karar No:2011/8408 
Kaynak
İlgili Maddeler:TCK 184 
İlgili Kavramlar:İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA-MÜCAVİR ALAN
İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA
MÜCAVİR ALAN
ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YER
TÜRK CEZA KANUNU (5237) Madde 184
GECEKONDU KANUNU (775) Madde 37

"İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir.

ÖZET: 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 184. MADDESİ İLE İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU DÜZENLENİRKEN YASA KOYUCU TARAFINDAN BİLİNÇLİ OLARAK “BELEDİYE SINIRI” KAVRAMI KULLANIL­MIŞTIR. İMAR UYGULAMASI BAKIMINDAN BELEDİYE SINIRI DIŞINDA VE FAKAT BELEDİYENİN RUHSATLANDIRMA YETKİSİ İÇERİSİNDE KALAN MÜ­CAVİR ALANLARDAKİ BİNA VE YAPILARLA İLGİLİ OLARAK BELEDİYELERİN, İMAR KANUNU’NUN 32 VE 42. MADDELERİ UYARINCA RUHSATSIZ VEYA RUHSATA AYKIRI BİNA YAPIMINDA, İNŞAATI DURDURUP MÜHÜRLEME, İMAR PLANINA VEYA RUHSATA UYGUN HALE GETİRİLMEZSE YIKMA VE İDARİ PARA CEZASI UYGULAMA ŞEKLİNDE YETKİ VE GÖREVLERİ BU­LUNMAKTADIR. YASA KOYUCU YALNIZCA BELEDİYE SINIRLARI VEYA ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLER İÇERİSİNDEKİ RUHSATSIZ VEYA RUHSATA AYKIRI BİNA YAPILMASI EYLEMLERİNİ SUÇ OLARAK DÜZENLEMİŞTİR. MÜCAVİR ALANDAKİ RUHSATSIZ BİNA YAPMA EYLEMİ TCY’NİN 184/1. MADDESİNDEKİ SUÇU OLUŞTURMAMAKTADIR. BELEDİYE MÜCAVİR ALANI OLAN YAYLA SAHİLİNDE MÜLKİYETİ DAVALI OLAN, BİLİRKİŞİ RAPORUNA GÖRE ORMAN KADASTROSUNCA ORMAN KANUNU’NUN 2/B MADDESİNE GÖRE HAZİNE ADINA ORMAN VASFINDAN ÇIKARTILAN YERLERDEN OLDUĞU BELİRLENEN DAVA KONUSU YERE KAÇAK İNŞAAT YAPILDIĞI İDDİASIYLA AÇILAN KAMU DAVASINDA; DAVA KONUSU YERİN ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLERDEN OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILIP SAPTANMALI, 775 SAYILI GECEKONDU KANUNU’NUN 37. MADDESİNİN UYGULANIP UYGULANMA­YACAĞI DA TARTIŞILDIKTAN SONRA SANIĞIN HUKUKİ DURUMU DEĞERLEN­DİRİLMELİDİR.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde gö­rülmemiştir.

Ancak;

5237 sayılı TCY’nin 184. maddesinin 1. fıkrasında; “yapı ruhsatiyesi alın­madan veya ruhsata aykırı olarak bina yapma ve yaptırma”, aynı maddenin 2. fıkrasında “yapı ruhsatiyesi almadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etme”, 3. fıkrasında ise “yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etme” fiilleri suç olarak düzenlenmiş olup, yine aynı maddenin 4. fıkrasında, “üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır” hükmü ile, 1. ve 2. fıkralar bakımından maddenin uygulanacağı yerler “belediye sı­nırları içerisi” veya “özel imar rejimine tabi yerler” biçiminde sınırlandırılmıştır.

Diğer taraftan, 775 sayılı Gecekondu Yasası’nın 37. maddesinin 1. fık­rası uyarınca; belediyelere, Hazine’ye, özel idarelere ve katma bütçeli dairelere ait veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde izinsiz yapı yaptırma, satma, rehnetme, devir ve satın alma eylemlerinde ya da aynı maddenin 2. fıkrası gereği özel kişilerin veya birinci fıkrada sayılanlar dışındaki tüzel kişilerin arazi ve arsaları üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında arazi sahibinin başvurusu üzerine, anılan 37. maddeyi değiştiren 5728 sayılı Yasa’nın yü­rürlüğe girmesinden önceki eylemler bakımından 37/1. maddede yazılı ce­zaların, sonraki eylemler bakımından ise eylemin niteliğine göre 154 veya TCK 184/1-2. madde hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Anayasa’nın 38/3 ve TCY’nin 2. maddesinin 1. fıkrasındaki suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve TCK 2/3. maddesinde yer alan; “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” şeklindeki hü­kümler karşısında, 3. fıkra hariç 184/1. maddenin uygulanabilmesi için ön­celikle maddenin uygulama alanıyla ilgili ‘belediye sınırı’ ve ‘özel imar rejimine tabi yerler’ kavramlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Belediye sınırları; 03.07.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilen yönteme göre saptanır. Aynı Kanun’un 6. maddesine göre;

“Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.

Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gös­terilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahalli tapu dairesine, il özel ida­resine ve o yerin mülki idare amirine gönderilir.

Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiş­tirilemez.”

Yürürlükten kaldırılan 07.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı Belediye Ka­nunu’nun 5. ve 6. maddeleri de aynı hükümleri kapsamaktadır. Yine, mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu kapsamında belediye sınırı, Kanun’un 4. mad­desinde belirtilen yönteme göre saptanmakta, 5. maddede ise sınırların ke­sinleşmesi yöntemi şöyle düzenlenmekteydi:

1580 - Madde 5: A) “Seksen binden az nüfuslu olan beldelerde belediye meclislerinin kararı ve mahalli idare heyetinin mütalaası alındıktan sonra vi­layet idare heyetinin tasdiki ile.

B) (Değişik bent: 04/07/1988-KHK-336/1 md; Aynen kabul: 07/02/1990 -3612/10 md.) Seksen binden fazla nüfuslu belediyelerde belediye meclisinin kararı, idare heyetinin muvafakati, Valiliğin teklifi ve İçişleri Bakanlığı’nın tasdiki ile kesinleşir.

Tasdik edilmeyen sınır kağıtları esbabı mucibesiyle mahallerine iade edilir. Sınırın değiştirilmesine ihtiyaç olursa yeni sınırın çizilmesi aynı usule tabidir.”

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 5. maddesinde de bü­yükşehir belediye sınırı tanımlanmıştır: “Büyükşehir belediyelerinin sınırları, adını aldıkları büyükşehirlerin belediye sınırlarıdır.” Aynı Kanun’un 27/3. mad­desi uyarınca; “Büyükşehir belediyesi mücavir alanlarının ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasındaki bölüşümü büyükşehir belediye meclisince yapılır.”

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 2. maddesinde imar uygulamaları ba­kımından kapsam açıklanmış; “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir” denilmiştir.

İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tanımlandığı üzere mücavir alan; “imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır. Aynı maddede imar planı uygulamasında ilgili idarenin; belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediye, bu sınırlar dışında ise valilik olduğu belirtilmiştir.

İmar Kanunu’nun 45. maddesinde de mücavir alanın oluşturulması yöntemi açıklanmıştır:

Madde 45 - “Mücavir alan sınırları belediye meclisi ve il idare kurulu kararına dayanarak vilayetlerce Bakanlığa gönderilir. Bakanlık bunları ince­leyerek aynen veya değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkilidir.

Mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmez. Ayrıca, bu alanlar köyleri de ihtiva edebilir. Mücavir alandan çıkarılma da aynı usule tabidir. Bakanlık gerekli gördüğü hallerde mücavir alana alma ve çıkarma hususunda re’sen karar verebilir.”

İmar Kanunu’nun 19. maddesine göre de imar planlarına göre yapılacak parselasyon planları belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, belediye ve mücavir alan dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer.

İmar Kanunu’nun 21/1. maddesinde, kanun kapsamına giren bütün yapılar için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması zorunlu kılın­mıştır.

Ruhsatsız bina yapılması halinde yapılacak işlemler İmar Kanunu’nun 32. maddesinde gösterilmiştir. Bu hüküm gerek belediye ve mücavir alan içerisinde ve gerekse bu alanlar dışında yapılan ruhsata tabi yapılar bakı­mından geçerlidir:

Madde 32 - “Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabile­cek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mührün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.”

İmar Kanunu’nun 42. maddesinde de ruhsatsız yapılar dolayısıyla yapı sahibine, yapı müteahhidine veya bu aykırılığı 6 iş günü içinde idareye bildirmeyen fenni mesullere idari para cezası verileceği hükmü yer almaktadır.

Özel imar rejimine tabi yerler ise; belirli bir idari sınıra bağlı ka­lınmaksızın, ekonomik, kültürel, doğal ya da başka özellikleri gereğince ve kamu yararı nedeniyle İmar Kanunu’ndan farklı bir şekilde veya tamamlayıcı ve koruyucu nitelikteki imar usul ve esaslarının özel bir kanunla düzenlendiği yerleri ifade etmektedir. Bu nedenle özel imar rejimine tabi yerlerdeki ruhsatsız bina yapılması, yaptırılması eylemlerinin suç sayılması için belediye sınırları içinde olması değil, özel imar rejimine tabi bir yerde olup olmadığı ölçütü aranacaktır. Bu hususun da ilgili belediye veya valilikten sorularak saptanması gerekmektedir.

Açıklanan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, “belediye sınırı” terimi mülga ve yürürlükteki Belediye Kanunu’nda yasal bir idari kavram olarak gösterilmiş, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde mücavir alan tanımlanıp, 45. maddesinde mücavir alanın oluşturulma yöntemi düzenlenmiş ve mücavir alanlardaki ruhsat işlemlerinde belediye başkanlığı yetkili kılınmış, ayrıca İmar Kanunu’nun 2, 5 ve 19. maddelerinde ise “belediye ve mücavir alan içinde” veya “belediye ve mücavir alan sınırları içinde” şeklindeki ifadelerde ‘mücavir alan’ teriminden başka ‘belediye sınırı’ teriminin de imar rejimi açısından anlamına işaret edilmiş ve bu şekilde ‘belediye sınırı’ teriminin salt idari bir kavram olmayıp, imar mevzuatı kavramı olduğu da gösterilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi ile imar kirliliğine neden olma suçu düzenlenirken de yasa koyucu tarafından bilinçli olarak “belediye sınırı” kavramı kullanılarak, maddenin 4. fıkrasında, suçla ilgili bu düzenlemenin 3. fıkra hariç, “ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde” uygulanacağı açıklanmış ve böylece, imar uygulaması bakımından belediye sınırı dışında ve fakat belediyenin ruhsatlandırma yetkisi içerisinde kalan mücavir alanlardaki bina ve yapılarla ilgili olarak belediyelerin İmar Kanunu’nun 32 ve 42. maddelerindeki, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapımına ilişkin inşaatı durdurup mühürleme, imar planına veya ruhsata uygun hale getirilmezse yıkma ve idari para cezası uygulama şeklindeki idari yaptırımlar geçerli olmakla birlikte, yasa koyucunun yalnızca belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler içerisindeki ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapılması eylemlerini suç olarak düzenlediğinin anlaşılmasına ve mücavir alandaki ruhsatsız bina yapma eyleminin TCY’nin 184/1. maddesindeki suçu oluşturmayacağının anlaşılmasına karşın, incelenen dosyada belediye mücavir alanı olan yayla sahilinde mülkiyeti davalı olan yere kaçak inşaat yapıldığından bahisle kamu davası açılmış ve bilirkişinin 14.11.2008 tarihli raporunda dava konusu yerin orman kadastrosunca Orman Kanunu’nun 2/B maddesine göre Hazine adına orman vasfından çıkartılan yerlerden olduğunun belirlenmiş bulunmasına göre, öncelikle dava konusu yerin özel imar rejimine tabi yer­lerden olup olmadığı araştırılıp saptandıktan sonra 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 37. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı da tartışılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile TCY’nin 184/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve sanık Cengiz’in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZUL­MASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA MÜCAVİR ALAN ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YER TÜRK CEZA KANUNU (5237) Madde 184 GECEKONDU KANUNU (775) Madde 37 "İçtihat Metni"Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanmıştır. İzinsiz olarak kopyalanması ve dağıtılması hukuki sorumluluk gerektirir. ÖZET: 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NUN 184. MADDESİ İLE İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU DÜZENLENİRKEN YASA KOYUCU TARAFINDAN BİLİNÇLİ OLARAK “BELEDİYE SINIRI” KAVRAMI KULLANIL­MIŞTIR. İMAR UYGULAMASI BAKIMINDAN BELEDİYE SINIRI DIŞINDA VE FAKAT BELEDİYENİN RUHSATLANDIRMA YETKİSİ İÇERİSİNDE KALAN MÜ­CAVİR ALANLARDAKİ BİNA VE YAPILARLA İLGİLİ OLARAK BELEDİYELERİN, İMAR KANUNU’NUN 32 VE 42. MADDELERİ UYARINCA RUHSATSIZ VEYA RUHSATA AYKIRI BİNA YAPIMINDA, İNŞAATI DURDURUP MÜHÜRLEME, İMAR PLANINA VEYA RUHSATA UYGUN HALE GETİRİLMEZSE YIKMA VE İDARİ PARA CEZASI UYGULAMA ŞEKLİNDE YETKİ VE GÖREVLERİ BU­LUNMAKTADIR. YASA KOYUCU YALNIZCA BELEDİYE SINIRLARI VEYA ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLER İÇERİSİNDEKİ RUHSATSIZ VEYA RUHSATA AYKIRI BİNA YAPILMASI EYLEMLERİNİ SUÇ OLARAK DÜZENLEMİŞTİR. MÜCAVİR ALANDAKİ RUHSATSIZ BİNA YAPMA EYLEMİ TCY’NİN 184/1. MADDESİNDEKİ SUÇU OLUŞTURMAMAKTADIR. BELEDİYE MÜCAVİR ALANI OLAN YAYLA SAHİLİNDE MÜLKİYETİ DAVALI OLAN, BİLİRKİŞİ RAPORUNA GÖRE ORMAN KADASTROSUNCA ORMAN KANUNU’NUN 2/B MADDESİNE GÖRE HAZİNE ADINA ORMAN VASFINDAN ÇIKARTILAN YERLERDEN OLDUĞU BELİRLENEN DAVA KONUSU YERE KAÇAK İNŞAAT YAPILDIĞI İDDİASIYLA AÇILAN KAMU DAVASINDA; DAVA KONUSU YERİN ÖZEL İMAR REJİMİNE TABİ YERLERDEN OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILIP SAPTANMALI, 775 SAYILI GECEKONDU KANUNU’NUN 37. MADDESİNİN UYGULANIP UYGULANMA­YACAĞI DA TARTIŞILDIKTAN SONRA SANIĞIN HUKUKİ DURUMU DEĞERLEN­DİRİLMELİDİR. Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde gö­rülmemiştir. Ancak; 5237 sayılı TCY’nin 184. maddesinin 1. fıkrasında; “yapı ruhsatiyesi alın­madan veya ruhsata aykırı olarak bina yapma ve yaptırma”, aynı maddenin 2. fıkrasında “yapı ruhsatiyesi almadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etme”, 3. fıkrasında ise “yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etme” fiilleri suç olarak düzenlenmiş olup, yine aynı maddenin 4. fıkrasında, “üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır” hükmü ile, 1. ve 2. fıkralar bakımından maddenin uygulanacağı yerler “belediye sı­nırları içerisi” veya “özel imar rejimine tabi yerler” biçiminde sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan, 775 sayılı Gecekondu Yasası’nın 37. maddesinin 1. fık­rası uyarınca; belediyelere, Hazine’ye, özel idarelere ve katma bütçeli dairelere ait veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde izinsiz yapı yaptırma, satma, rehnetme, devir ve satın alma eylemlerinde ya da aynı maddenin 2. fıkrası gereği özel kişilerin veya birinci fıkrada sayılanlar dışındaki tüzel kişilerin arazi ve arsaları üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında arazi sahibinin başvurusu üzerine, anılan 37. maddeyi değiştiren 5728 sayılı Yasa’nın yü­rürlüğe girmesinden önceki eylemler bakımından 37/1. maddede yazılı ce­zaların, sonraki eylemler bakımından ise eylemin niteliğine göre 154 veya TCK 184/1-2. madde hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Anayasa’nın 38/3 ve TCY’nin 2. maddesinin 1. fıkrasındaki suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve TCK 2/3. maddesinde yer alan; “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” şeklindeki hü­kümler karşısında, 3. fıkra hariç 184/1. maddenin uygulanabilmesi için ön­celikle maddenin uygulama alanıyla ilgili ‘belediye sınırı’ ve ‘özel imar rejimine tabi yerler’ kavramlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Belediye sınırları; 03.07.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilen yönteme göre saptanır. Aynı Kanun’un 6. maddesine göre; “Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir. Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gös­terilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahalli tapu dairesine, il özel ida­resine ve o yerin mülki idare amirine gönderilir. Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiş­tirilemez.” Yürürlükten kaldırılan 07.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı Belediye Ka­nunu’nun 5. ve 6. maddeleri de aynı hükümleri kapsamaktadır. Yine, mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu kapsamında belediye sınırı, Kanun’un 4. mad­desinde belirtilen yönteme göre saptanmakta, 5. maddede ise sınırların ke­sinleşmesi yöntemi şöyle düzenlenmekteydi: 1580 - Madde 5: A) “Seksen binden az nüfuslu olan beldelerde belediye meclislerinin kararı ve mahalli idare heyetinin mütalaası alındıktan sonra vi­layet idare heyetinin tasdiki ile. B) (Değişik bent: 04/07/1988-KHK-336/1 md; Aynen kabul: 07/02/1990 -3612/10 md.) Seksen binden fazla nüfuslu belediyelerde belediye meclisinin kararı, idare heyetinin muvafakati, Valiliğin teklifi ve İçişleri Bakanlığı’nın tasdiki ile kesinleşir. Tasdik edilmeyen sınır kağıtları esbabı mucibesiyle mahallerine iade edilir. Sınırın değiştirilmesine ihtiyaç olursa yeni sınırın çizilmesi aynı usule tabidir.” 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 5. maddesinde de bü­yükşehir belediye sınırı tanımlanmıştır: “Büyükşehir belediyelerinin sınırları, adını aldıkları büyükşehirlerin belediye sınırlarıdır.” Aynı Kanun’un 27/3. mad­desi uyarınca; “Büyükşehir belediyesi mücavir alanlarının ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasındaki bölüşümü büyükşehir belediye meclisince yapılır.” 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 2. maddesinde imar uygulamaları ba­kımından kapsam açıklanmış; “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir” denilmiştir. İmar Kanunu’nun 5. maddesinde tanımlandığı üzere mücavir alan; “imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır. Aynı maddede imar planı uygulamasında ilgili idarenin; belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediye, bu sınırlar dışında ise valilik olduğu belirtilmiştir. İmar Kanunu’nun 45. maddesinde de mücavir alanın oluşturulması yöntemi açıklanmıştır: Madde 45 - “Mücavir alan sınırları belediye meclisi ve il idare kurulu kararına dayanarak vilayetlerce Bakanlığa gönderilir. Bakanlık bunları ince­leyerek aynen veya değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkilidir. Mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmez. Ayrıca, bu alanlar köyleri de ihtiva edebilir. Mücavir alandan çıkarılma da aynı usule tabidir. Bakanlık gerekli gördüğü hallerde mücavir alana alma ve çıkarma hususunda re’sen karar verebilir.” İmar Kanunu’nun 19. maddesine göre de imar planlarına göre yapılacak parselasyon planları belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, belediye ve mücavir alan dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. İmar Kanunu’nun 21/1. maddesinde, kanun kapsamına giren bütün yapılar için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması zorunlu kılın­mıştır. Ruhsatsız bina yapılması halinde yapılacak işlemler İmar Kanunu’nun 32. maddesinde gösterilmiştir. Bu hüküm gerek belediye ve mücavir alan içerisinde ve gerekse bu alanlar dışında yapılan ruhsata tabi yapılar bakı­mından geçerlidir: Madde 32 - “Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabile­cek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce (...) tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur. Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshası da muhtara bırakılır. Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mührün kaldırılmasını ister. Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir. Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.” İmar Kanunu’nun 42. maddesinde de ruhsatsız yapılar dolayısıyla yapı sahibine, yapı müteahhidine veya bu aykırılığı 6 iş günü içinde idareye bildirmeyen fenni mesullere idari para cezası verileceği hükmü yer almaktadır. Özel imar rejimine tabi yerler ise; belirli bir idari sınıra bağlı ka­lınmaksızın, ekonomik, kültürel, doğal ya da başka özellikleri gereğince ve kamu yararı nedeniyle İmar Kanunu’ndan farklı bir şekilde veya tamamlayıcı ve koruyucu nitelikteki imar usul ve esaslarının özel bir kanunla düzenlendiği yerleri ifade etmektedir. Bu nedenle özel imar rejimine tabi yerlerdeki ruhsatsız bina yapılması, yaptırılması eylemlerinin suç sayılması için belediye sınırları içinde olması değil, özel imar rejimine tabi bir yerde olup olmadığı ölçütü aranacaktır. Bu hususun da ilgili belediye veya valilikten sorularak saptanması gerekmektedir. Açıklanan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, “belediye sınırı” terimi mülga ve yürürlükteki Belediye Kanunu’nda yasal bir idari kavram olarak gösterilmiş, İmar Kanunu’nun 5. maddesinde mücavir alan tanımlanıp, 45. maddesinde mücavir alanın oluşturulma yöntemi düzenlenmiş ve mücavir alanlardaki ruhsat işlemlerinde belediye başkanlığı yetkili kılınmış, ayrıca İmar Kanunu’nun 2, 5 ve 19. maddelerinde ise “belediye ve mücavir alan içinde” veya “belediye ve mücavir alan sınırları içinde” şeklindeki ifadelerde ‘mücavir alan’ teriminden başka ‘belediye sınırı’ teriminin de imar rejimi açısından anlamına işaret edilmiş ve bu şekilde ‘belediye sınırı’ teriminin salt idari bir kavram olmayıp, imar mevzuatı kavramı olduğu da gösterilmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi ile imar kirliliğine neden olma suçu düzenlenirken de yasa koyucu tarafından bilinçli olarak “belediye sınırı” kavramı kullanılarak, maddenin 4. fıkrasında, suçla ilgili bu düzenlemenin 3. fıkra hariç, “ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde” uygulanacağı açıklanmış ve böylece, imar uygulaması bakımından belediye sınırı dışında ve fakat belediyenin ruhsatlandırma yetkisi içerisinde kalan mücavir alanlardaki bina ve yapılarla ilgili olarak belediyelerin İmar Kanunu’nun 32 ve 42. maddelerindeki, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapımına ilişkin inşaatı durdurup mühürleme, imar planına veya ruhsata uygun hale getirilmezse yıkma ve idari para cezası uygulama şeklindeki idari yaptırımlar geçerli olmakla birlikte, yasa koyucunun yalnızca belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi yerler içerisindeki ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapılması eylemlerini suç olarak düzenlediğinin anlaşılmasına ve mücavir alandaki ruhsatsız bina yapma eyleminin TCY’nin 184/1. maddesindeki suçu oluşturmayacağının anlaşılmasına karşın, incelenen dosyada belediye mücavir alanı olan yayla sahilinde mülkiyeti davalı olan yere kaçak inşaat yapıldığından bahisle kamu davası açılmış ve bilirkişinin 14.11.2008 tarihli raporunda dava konusu yerin orman kadastrosunca Orman Kanunu’nun 2/B maddesine göre Hazine adına orman vasfından çıkartılan yerlerden olduğunun belirlenmiş bulunmasına göre, öncelikle dava konusu yerin özel imar rejimine tabi yer­lerden olup olmadığı araştırılıp saptandıktan sonra 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 37. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı da tartışılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile TCY’nin 184/1. maddesi uyarınca hüküm kurulması, Yasaya aykırı ve sanık Cengiz’in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZUL­MASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

Son Güncelleme: 15.02.2014 12:07
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177