28 Aralık 2015 Pazartesi 12:35
İflasın Ertelenmesi

 Yargıtay 23. Hukuk Dairesi        

 

E: 2014/2283

K: 2014/7988

T: 10.12.2014

 

İflasın Ertelenmesi

Borca Batıklık

İyileştirme Projesi

Bilirkişi İncelemesi

 

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ             : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ      : 12/12/2013

NUMARASI                : 2013/395-2013/483

 

Davacının açtığı iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine, davacı şirketin iflasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-K A R A R-

Davacı vekili, dış giyim imalatı işi ile uğraşan müvekkili şirketin borcu batık durumda olduğunu, sunulan iyileştirme projesinin uygulanması sonucunda bu durumdan kurtulacağını ileri sürerek, müvekkili şirketin iflasının 1 yıl süre ile ertelenmesini talep ve dava etmiştir.

Müdahil vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, iddia, savunma, kısmen benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; (-) 373.857,88 TL özvarlığı olduğu tespit edilen davalı şirket, borca batık durumda ise de, sunulan iyileştirme projesinin soyut temennilere dayandığı, tahahhüt edilen sermaye artışının somut verilerinin ve dayanaklarının dosyaya sunulmadığı, şirket ortaklarının şirket borçtan kurtulana dek şirketten herhangi bir para almayacaklarına ilişkin önerilerinin iyileştirme projesi kapsamında bir tedbir olarak değerlendirilemeyeceği, bu haliyle iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olmadığı gerekçesiyle, iflas erteleme talebinin reddi ile davacı şirketin iflasına karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2) Dava, iflasın ertelenmesi istemine ilişkindir.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan İİK'nın 179/a maddesinin 1. ve 2. fıkraları, "Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarının onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.

Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166. maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar." hükmünü içermektedir.

Mahkemece, tensip ara kararıyla bu hüküm doğrultusunda iflas erteleme talebi ile ilgili ilanların yapılmasına karar verilerek bu ilanlar yapılmış ve kayyım atanmasına ilişkin karar ticaret siciline tescil ettirilmiş ise de, kayyım atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevi, yetkileri ve bunların sınırlarının ilanı ile iflas erteleme talebinin de ticaret siciline tescil ettirilmesi gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin karar verilmesi İİK'nın 179/a maddesi hükmüne aykırı olmuştur.

Öte yandan, iflasın ertelenmesi, borca batık durumda bulunan şirket tarafından sunulan; somut öngörüler içeren, ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi çerçevesinde bu durumdan kurtulması kuvvetle muhtemel bulunan kooperatiflerle sermaye şirketleri için öngörülmüş bir hukuki korunma yoludur (İİK md. 179). İflasın ertelenebilmesi için şirketin borca batık durumda olması, sunulacak ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi kapsamında şirketin mali durumunu düzeltebileceğine dair somut veriler ileri sürmesi ve fevkalade mühletten yararlanmamış olması gerekir (6102 sayılı TTK'nın 377, İİK'nın 179 vd. maddeleri). Mahkeme, İİK'nın 179/a maddesine uygun ilan ve tescil yapmalı, borca batıklığı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 377. maddesinde gösterilen şekilde varlıkların rayiç değerine ve İİK'nın 178/1. madde ve fıkrasında belirtilen alacaklılar listesinde gösterilenler ile gerçek anlamda tesbit edilebilecek diğer borçların tutarına göre belirlenmelidir. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile mali durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu (borca batıklık bilançosu) da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir. İflasın ertelenmesinin amacı, borca batık sermaye şirketinin mali durumunu düzelterek borca batıklıktan kurtulmasının sağlanmasıdır. Borca batıklıktan kurtulma ise tüm borçların ödenmesi anlamına gelmeyip, aktifin pasiften fazla olmasını ifade eder. Gerek borca batıklık ve gerek iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığı hususunda (muhasebe ve işletme ekonomisi bilgisi özel ve teknik bilgi niteliğinde bulunduğundan ve hâkimin bunları genel ve mesleki bilgisiyle çözmesi beklenemeyeceğinden) HMK’nın 266. maddesinde gösterildiği şekilde bilirkişinin oy ve görüşüne müracaat edilmesi ve bu raporun da hukuka uygunluğunun hakim tarafından denetlenmesi gerekir.

Bir sermaye şirketinin borca batıklık bildiriminde bulunarak iflasını istemesi halinde, bu durumun mahkemece re’sen tespiti gerekir. Bu tespitin yapılmasında, davacının sunduğu delillere ek olarak, mahkemece gerekli görülen diğer deliller toplanmalı, bu kapsamda ilgisi görülen kamu kurumlarından alınacak bilgiler, yapılacak keşif ve mahkemece atanacak bilirkişilerce düzenlenecek raporlar da değerlendirilmelidir.

Borca batıklığın tespitinde sadece davacının kayıtlarına değil, varlıklarının rayiç değerlerine de özellikle bakılmalı, bu noktada, konusunda uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulmalıdır.

Dava teorisindeki genel ilkenin bir istisnası olarak, borca batıklık sadece dava tarihi itibariyle değil, yargılama safhasındaki olumlu veya olumsuz gelişmeler de dikkate alınarak belirlenmelidir.

Somut olayda, 17.07.2013 tarihli kayyım raporunda 30.06.2013 tarihi itibariyle kaydi değerlere göre şirketin özvarlığının (-)212.747,55 TL olduğu ve hükme esas alınan 27.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda davacı şirketin özvarlığının rayiç değerlere göre (-)373.857,88 TL, anılan kayyım raporu ile uyumlu olarak kaydi değerlere göre de (-)212.747.55 TL olduğu bildirilmiş ise de, 04.11.2013 tarihli kayyım raporunda 30.09.2012 tarihi itibariyle kayıt düzenine göre özkaynak toplamı (+) 272.851,37 TL olan şirketin borca batık olmadığı, ancak özvarlığını korumadığı açıklanmıştır. Dolayısıyla davacı şirketin borca batıklığı usulünce kesin olarak belirlenmediği gibi, davanın seyri esnasında borca batıklık durumunda bir değişiklik olup olmadığı hususunda da tereddüte düşülmüştür.

Açıklanan durum karşısında davacı şirketin mevcut kayıtları; mahkemece ulaşılabilecek tapu, trafik, sanayi ve ticaret odaları, ticaret sicil kayıtları gibi hakkında bilgi alınabilecek belgeler, varlık kalemlerinin rayiç değerlerine ilişkin uzman (teknik) bilirkişi görüşleri ve somut olay bakımından özellik arz edebilecek diğer verilerin toplanmasından sonra, konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden alınacak teknik, detaylı ve denetime elverişli rapor sonucuna göre borca batıklığın yukarıda gösterilen ilkeler çerçevesinde tespiti ile varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

Bu durumda, mahkemece, yeni bir bilirkişi ya da bilirkişi kurulu seçilerek, davacı şirketin borç miktarı, giderleri, üçüncü şahıslardan olan alacakları ve taşınmazları, taşıtları, demirbaşları vs. tüm mevcut malvarlığı yönüyle mahallinde ve ayrıca defter, kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılması, davacı şirketin aktif ve pasifini rayiç değerleriyle tereddüde yer vermeyecek şekilde belirleyen; raporlar arasındaki çelişkiyi gideren, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alındıktan sonra, davacı şirketin borca batık olduğunun tespiti halinde davacı şirketin iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olmadığı belirlendiğinden, şimdiki gibi iflasa karar verilmesi; borca batık olmadığının tespiti halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şeklide hüküm kurulması doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 28.12.2015 12:38
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol