17 Kasım 2013 Pazar 18:18
Hükümde “tefhim ve tebliğde“ ifadesi kanun yolu bildiriminde tereddüt.

T.C.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

E: 2012/13-1300

K: 2012-1869

T: 25.12.2012

Kanun Yolu Bildirimi

Eksik ve Yanıltıcı Bildirim

Sürenin Başlangıcında Tereddüt

 

Özet: Müdafinin yokluğunda, hazır olan sanığın yüzüne karşı verilen hükümde başvurulacak kanun yoluna ilişkin bildirimde, süreni başlangıcının “tefhim ve tebliğ” şeklinde gösterilmesi halinde, sürenin “tefhimden” mi yoksa “tebliğinden” itibaren mi başlayacağı konusunda duraksamaya neden olunduğundan, kanun yolu bildirimi eksik ve yanıltıcıdır. Dolayısıyla temyiz süresinin başlangıcı hükmün sanığa tefhim tarihi olarak kabul edilmez.

(2709 s. Anayasa m. 40/2)

(5271 s. CMK m. 34/2, 40,223,231/2,232/6)

(1412 s. CMUK m.310)

(5320 s. CMKYK m.8)

 

Sanık Cem’in hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nın 1412/1-b ve 62.maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanunun 116/1 ve 62. Maddeleri uyarınca 5 ay hapis, mala zarar verme suçundan ise anılan Kanunun 151/1 ve 52. Maddeleri uyarınca 100 lira adli para cezası ile mahkumiyetine ilişkin, Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.12.100

 Gün ve 866-1080 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı Yargıtay 13. Ceza Dairesince 28.05.2012 gün ve 21681-12471 sayı ile;

 

“ I-Sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

 

Hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre; 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe gire 5219 sayılı Kanunun 3-b maddesiyle değişik 1412 sayılı CMUK’nın 305/1 maddesi gereğince hüküm tarihine göre temyizi olanaklı olmadığından sanıklar Murat ve Cem’in müdafiilerinin temyiz itirazlarının 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 317. Maddesi gereğince tebliğnameye uygun olarak reddine,

 

II- Sanıklar hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;

 

1)       Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan  kurulan hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. Maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231. Maddesi uyarınca ve bu maddenin 6. Fıkrasına 25.07.2010 tarihinde, yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanunun 7. Maddesi ile eklenen cümle de gözetilerek, hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

2)      19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253.ve 254 maddeleri uyarınca gündüz konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması

3)       Konut dokunulmazlığını bozma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi karşısında sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 119/1c maddesinin uygulanmaması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.07.2012 gün ve 25207 sayı ile;

“Hükmün tefhim edildiği 05.12.2007 günlü oturuma sanık Cem’in bizzat katıldığı hükmün onun yüzüne karşı verildiği sanık tarafından temyiz yasa yoluna başvurulmadığı görülmüştür.

 

Gerekçeli karar sanığın soruşturma aşamasındaki müdafii avukatına tebliğ edilmiş, müdafii tarafından yasal süreden sonra 27.12.2007 gününde temyiz edilmiştir.

 

Sanığın bizzat yüzüne karşı verilen hükmün müdafiie tebliğ, müdafii açısından yasa yoluna başvurunun başlaması için yeni bir hak ve yetki kazandıramayacağından müdafiini yasal süreden sonraki temyiz isteminin reddie karar verilmesi yerine yazılı biçimde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

 

6352 sayılı Kanunun 99. Maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. Maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 13. Ceza Dairesince 24.09.2012 gün ve 18081-19674 sayı ile, itirazın yerinde görülemediğinden bahisle Yargıtay irinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

 

İnceleme, sanık Cem hakkında kurulan hükümlerle sınırlı yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık Cem müdafiinin temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkidir.

 

İncelenen dosya içeriğinden;

 

05.12.2007 günü hükmün müdafiinin yokluğunda, hazır olan sanık Cem’in   yüzüne karşı verildiği, gerekçeli kararın sanık müdafiine 27.12.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve müdafiin hükmü 27.12.2007 tarihinde temyiz ettiği,

 

Yerel Mahkeme hükmündeki yasa yolu bildiriminin; “ …...kararın tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde Yargıtay’da temyizi kabil olmak üzere, Murat ile Cem’in sanık Murat müdafiisi avukat Seyit ile Sanık Coşkun müdafiisi avukat İbrahim’in yüzlerine karşı sanık Coşkun’un yokluklarında C. Savcısının mütalaasına uygun olarak verilen karar açıkça okunup usulen tefhim olundu” şeklinde olduğu, anlaşılmaktadır.

 

1412 sayılı CMK’nın 5320 sayılı Kanunun 8. Maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 310. Maddesinde temyiz isteminin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile veya zabıt katibine yapılacak beyanla olacağı, bu takdirde, beyanın tutanağa geçirilerek hakime tasdik ettirileceği, yoklukta verilen kararlarda ise temyiz süresinin tebliğle başlayacağı belirtilmiştir.

 

Ayırtılarına Ceza Genel kurulunun 04.06.1986 gün ve 2-196  sayılı kararında yer verildiği üzere, sanığın yüzüne karşı tefhim edilen bir hükmün ayrıca sanığa veya müdafiine tebliği gerekmeyip, bir haftalık temyiz süresi sanığın yüzüne karşı yapılan tefhim ile birlikte işlemeye başlayacaktır.

 

Ancak, sanığın yüzüne karşı yapılan tefhim ile birlikte temyiz süresinin işlemeye başlaması için kanun yolu bildiriminin kanunun öngördüğü şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçiminde yapılması gerekmektedir.

 

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 40/2 maddesinde; Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmüne yer veriliş,

 

Bu düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CMK’nın;

 

34/2. Maddesinde; “Kararlarda, başvurabilecek kanun yolu süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”.

 

231/2. Maddesinde; “hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”.

 

232/6. Maddesinde ise;  “Hükmün fıkrasında, 223 maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir”.

 

Şeklindeki emredici düzenlemeler yer almıştır.

 

Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu süresi, başvuru yapılacak mercii ile başvuru şeklinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçiminde açıkça belirtilmesi zorunludur. Bu bildirimlerdeki temel amaç tarafların başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması ve bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus eksik veya yanılgı bildirim nedeniyle bihakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğinin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.

 

5271 sayılı CMK’nın 40. Maddesinin 1. Fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getrime isteminde bulunabileceği, 2. Fıkrasında ise, yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir.

 

Anılan düzenlemelerden, hüküm ve kararlardaki kanun yolu bildiriminin kanun yolu mercii, şekil ve süresini de kapsaması zorunluluğu yanında, açıkça varılmaktadır. Kanun yolu süresinin bildirilmemesi ya da yanılgılı bildirilmesi halinde bunun ilgili tarafı yanıltarak bihakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu huşunun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacağından muhtemel hak kayıpları önlenecektir.

 

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

 

Sanık müdafiin yokluğunda, hazır olan sanık Cem’in yüzüne karşı verilen 05.12.2007 günlü hükümde başvurulacak kanun yoluna ilişkin bildirimde sürenin başlangıcının “tefhim ve tebliğ” şeklinde gösterilmesi suretiyle sürenin “tefhimden” mi yoksa “tebliğden” itibaren mi başlayacağı konusunda duraksamaya neden olunduğundan, bildirim eksik ve yanıltıcıdır Dolayısıyla temyiz süresinin başlangıcının hükmün sanığa tefhimi olan 05.12.2007 tarihi olduğunun kabulü mümkün olmayıp, sürenin başlangıcının hükmün sanık müdafiine tebliği olan 27.12.2007 tarihi olduğunun kabulü gerekmektedir.

 

Bu itibarla 27.12.2007 günü tebliğ edilen hükmü aynı gün temyiz eden sanık müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8. Maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310. Maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süre içerisinde yapıldığı anlaşılmakla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

 

SONUÇ:

 

Açıklanan nedenlerle;

 

1)      Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2)      Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.12.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Son Güncelleme: 17.11.2013 20:26
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177