07 Mart 2013 Perşembe 10:20
HÜKMÜN AÇIKLANMASI VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

Daire:CGK

Tarih:2012

Esas No:2012/8-525

Karar No:2012/1805

Kaynak:Özel

İlgili Maddeler:TCK.nun 197. maddesi.

İlgili Kavramlar:HÜKMÜN AÇIKLANMASI VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 Esas Numarası: 2012/8-525

Karar Numarası: 2012/1805

Karar Tarihi: 09.10.2012

 765 s. MülgaTCK/316

5237 s. TCK/197

5271 s. CMK/231

 Parada sahtecilik suçundan sanık E.E.’in 765 sayılı TCY’nın 316/3, 318 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 90.876.707 Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2002 gün ve 81-352 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.07.2005 gün ve 7646-6737 sayı ile;

 “ ... 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde ‘zaman bakımından uygulama’, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde ‘lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanığın hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması...”,

 Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

 Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 01.12.2005 gün ve 312-462 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCY’nın 316/3, 318 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 90 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda mahkemeye kanaat gelmediğinden sanık hakkında 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmiş, sanık müdafii tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05.03.2008 gün ve 9979-1545 sayı ile;

 “ ... Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemece yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu...”,

Nedeniyle bozulmuştur.

Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 25.09.2008 gün ve 137-260 sayı ile önceki uygulama aynen tekrar edilerek; "sanığın suç işlemekteki eğilimine ve piyasaya sahte para sürmesi nedeniyle zarara uğramış tespit edilemeyen mağdurların zararlarını karşılamamış olmasına göre sanığa verilen hükmün 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” karar verilmiştir.

Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.04.2011 gün ve 1214-2804 sayı ile;

 “ ... Dosyada mevcut adli sicil kaydından sabıkasız olduğu anlaşılan sanığın üzerine atılı parada sahtecilik suçunun zarar doğurmaya elverişli bir suç olduğu gözetilerek, olay nedeniyle bir zararın doğup doğmadığı saptandıktan ve şayet doğmuş ise bu zararın giderilmesi koşulu yerine getirildikten sonra kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları da gözönünde bulundurulup, yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda bir kanaate varılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, bu biçimde bir araştırma yapılmadan yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi...”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 26.07.2011 gün ve 237-270 sayı ile;

 “... Mahkememizin 25.09.2008 tarih ve 2008/137 esas 2008/260 karar sayılı hükmü ile sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına, sanığın suç işlemekteki eğilimine ve mağdurların zararını karşılamamış olmasına göre hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş anılan hükmün sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 06.04.2011 tarih 2011/1214 esas 2011/2804 karar sayılı bozma ilamı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde araştırma yapıldıktan sonra hükmün kurulmasının belirtildiği görülmüş, mahkememizce yapılan değerlendirmede sanığın eyleminin piyasaya sahte para sürmek olup, birden çok kişiye sahte paradan verdiğini belirttiği, alan kişilerin parayı başka kişilere verme ihtimalinin bulunduğu buna göre sahte paradan zarar gören kişilerin tespitinin mümkün olmadığı mahkemenin suç tipi açısından zarar gören kişileri tespit etmesinin beklenemeyeceği suç işleyen kişinin işlediği suçun sonuçlarına katlanması gerektiği kaldı ki mahkememizce sanığın suç işlemekteki eğilimi de gözetilip takdiren hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği mahkememiz gerekçesinin dosya içeriği ile çelişmediği temyiz mahkemesinin dosya içeriği ile çelişmeyen mahkemenin takdir hakkına müdahale etmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından mahkememiz tarafından verilen ilk hüküm yerinde olduğundan ilk hükümde direnilmesine karar verilmesi gerekmiştir...”,

Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 09.02.2012 gün ve 286116 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İnceleme, sanık E.E. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, parada sahtecilik suçundan dolayı zarar doğup doğmadığı ve doğmuş ise giderilip giderilmediği hususlarının araştırılmasının gerekip gerekmediği ile bu bağlamda sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Olay ve yakalama tutanağına göre, Akşar Köyünde bakkallık yapan Ç. D.'ın sigara almak için gelen iki kişinin verdiği on milyon liranın sahte olduğunu ve şahısların 23 DH 503 plakalı beyaz renkli Murat 124 marka araçla gittiklerini bildirmesi üzerine yapılan araştırmada; aracın Enka Gıda işletmesi önünde park halinde bulunduğu, şoför koltuğunda oturan E.E. ile yanındaki Y. K.’ın yakalandıkları, yapılan aramada şoför koltuğunun altında Voltran marka gaz tabancası ile bir cüzdan içinde beş adet sahte on milyon lira, aracın bagajında da ruhsatsız otomatik av tüfeğinin ele geçirildiği, Engin ve Yüksel’in ev aramalarında suç unsuruna rastlanmadığı, Engin'den paraları nereden temin ettiği sorulduğunda önce eniştesi H. A.'ten aldığını söylediği, sonra da B. K. adlı bir kişinin “sen pazarcısın pazarda bunları kolayca eritirsin” diye verdiğini belirttiği,

Soruşturma sonunda Y. K. ile H. A. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, sanık E.E. ile B. K. hakkında parada sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda B. K. hakkında beraat hükmü kurularak temyiz edilmeksizin kesinleştiği, sanık E.E. hakkında ise mahkûmiyet hükmünün kurulduğu ve temyiz incelemesine konu olduğu,

Merkez Bankası Denizli Şubesinin 30.01.2002 tarihli raporunda, altı adet 54894286 seri ve sıra numaralı banknotların orijinal banknotlardan farklı olan 13 özelliğine göre sahte olduğunun bildirildiği,

Merkez Bankası Banknot Matbaası Genel Müdürlüğü Sahte Banknot ve Efektif İnceleme Komisyonunun 14.03.2002 gün ve 859 sayılı raporunda, suç konusu paraların sahte olduğu, aldatma kabiliyetinin bulunduğu, sahteliğinin ilk bakışta kolay olarak anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlar ya da veznedar gibi para işinin bir parçası olan kişilerce sahte olduğunun anlaşılabileceğinin belirtildiği,

Tanıklar Ç. D., M.A. ve H. D.’in Ç. D.’ın marketine sahte on milyon lira getirilmesine ilişkin ihbara konu olayı, olay tutanağındaki gibi anlattıkları, sanıklar Engin ile Yüksel’in de bu anlatımlara benzer savunmada bulundukları,

Çağlayan’a verilmek istenen ve sahte olduğu tespit edilerek sanıklara geri verilen on milyon liranın sanıkta ele geçen beş adedin içinde olduğu ve bir zarara neden olmadığı,

Gölcük Kasabasında bakkallık yapan tanıklar S. E. ve eşi S. D. isimli kişiler de suç tarihi ile aynı hafta içinde sahte on milyon lira aldıklarını bildirdiklerinden, adı geçenlere teşhis yaptırıldığı, ancak sanık Engin ile yanındaki Yüksel'i hatırlayamadıklarını söyledikleri,

S. E.’in; “Ben Gölcük Kasabasında bakkallık yaparım, bugün jandarmadan gelen ekip size bu hafta içinde sahte para verildi mi diye sordu, ‘bende de bu hafta içinde verilmiş bir sahte para vardı size durumu anlatacaktım iyi ki siz geldiniz’ dedim ve bendeki sahte 10 milyon lirayı gelen ekibe gösterdim, daha sonra karakola gelerek bazı kişileri teşhis etmemi istediler, gösterilen şahısları tanımıyorum, benim bakkalıma gelmediler, alışveriş yapmadılar 10 milyon verenler bu kişiler değildir” şeklinde anlatımda bulunduğu,

Sanığın aşamalarda sekiz adet sahte on milyon lirasının olduğunu, bunlardan üç tanesini tedavüle koyduğunu, beş tanesinin de üzerinde ele geçirildiğini söylediği,

Olay ve yakalama tutanağına göre sanıkta beş adet sahte para ele geçirildiği, ancak altı adet aynı seri numaralı sahte on milyon liranın adli emanete alındığı, altıncı sahte on milyon liraya ne şekilde el konulduğuna ilişkin bir tutanağın olmadığı, ancak Sinan ve eşinin ifadelerinden altıncı sahte on milyon liranın kendilerinden temin edilen para olabileceğinin anlaşıldığı,

Tanık Şenol Akkaya’nın; “..ben D54894286 seri numaralı on milyonların sahte olduğunu duyunca gezdiğim bakkallara bu numarayı dağıttım hatta Akalan Kasabası'nda Osman Koç'ta da bu paradan gördüm ve ona söyledim” dediği,

Tanık Osman Koç’un; “E.E. bana bir gün gelerek ekmek ve çaybardağı alıp 10 milyon vermiş, ben de paranın üstünü ona vermiştim. Olay günü de Şenol Akkaya bana gelerek ‘ortaklıkta sahte paralar dolaşıyor’ dedi, benimkileri inceledik, sahte olduğu bildirilen seri numaradan bir 10 milyon çıktı. Şenol ayrıldıktan sonra ben kahvehaneye gittim okey oynadık kaybedince o para ile ödeme yaptım, para şuan Ferhat Akarca'dadır, bende sahte para vardı ve E.E. benden alışveriş yaparak on milyon vermişti ama sahte on milyonu onun verdiğini kesin olarak söyleyemem” şeklinde anlatımda bulunduğu,

Tanık Osman'dan Ferhat'a geçen sahte on milyon liranın kimde olduğunun belirlenemediği, Ferhat A.’nın ifadesinin alınmadığı,

Tedavüle konulmayan beş adet sahte on milyon liranın bir zarara neden olmadığı, ancak piyasadan Sinan’a geçerek sonradan görevlilere teslim edilen altıncı sahte on milyon liranın Sinan'ın zararına neden olduğu ve zararın giderildiğine ilişkin bir kaydın bulunmadığı, tanık Osman Koç’tan kahvehanede oyun sırasında Ferhat’a geçen ve halen nerede olduğu bilinemeyen yedinci sahte on milyon lira ile ele geçmeyen sekizinci sahte on milyon liranın da tedavülde bulunduğu ve kimin zararına neden olduğunun belirlenemediği,

Piyasaya sürülen paralarla ilgili olarak zararın giderilmesi yönünde bir iradenin dosyaya yansımadığı,

Sanık suç tarihi itibarıyla sabıkasız ise de, suç tarihinden sonra nitelikli cinsel saldırı, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği ve Özel Dairenin 05.03.2008 tarihli ikinci bozma ilamının, belirtilen suçlardan 19 yıl 12 ay hapis cezasına hükümlü olan sanığa cezaevinde tebliğ edildiği, yerel mahkemece sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin ilk değerlendirme yapılırken sanığın başka suçlardan cezaevinde olduğunun bilindiği, ayrıca üçüncü bozma ilamından sonra mahkemece Uyap ortamından sanığın hangi cezaevinde olduğu tespit edilerek başka bir suçtan hükümlü olan sanığa tebligat yapıldığı ve bozmadan sonraki oturuma katılan sanığın zararı gidermek istediğine yönelik bir açıklamasının olmadığı,

Anlaşılmaktadır.

Parada sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası İkinci Kitap Üçüncü Kısımda, “kamu güvenine karşı suçlar”ın düzenlendiği Dördüncü Bölümde yer almış olup, anılan Yasanın 197. maddesi;

“(1 )Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2 )Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3 )Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindedir.

Sahte paranın üretilmesiyle birlikte kamu güveninin zedelendiği toplumun zarar görmesi tehlikesi yaratıldığı için bu suçta korunan hukuksal yararın kamu güveni olduğu ve eylemin suç teşkil etmesi için zarar doğması gerekmeyip parada sahteciliğin yapılmasının yeterli olduğu görüşü öğreti ve uygulamada benimsenmektedir. Tedavüle koyma sadece seçimlik hareketlerden biri olup, suçun sahte paranın üretilmesi, ülkeye sokulması, nakledilmesi, muhafaza edilmesi, bilerek kabul edilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerle de işlenmesi olanaklıdır. Bununla birlikte parada sahtecilik eylemi, sahte paranın tedavüle konulması şeklinde gerçekleştirilmişse bireyler de maddi zarara uğramış olacaktır.

Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun niteliği ve uygulanma koşulları üzerinde de durulması gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi, büyükler hakkında ise 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine 19.12.2006 gün ve 26381 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5 ila 14. fıkraları ile kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle de 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu kurum, 08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için de uygulanabilir hale getirilerek, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak 01.03.2008 günü yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile de; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmış, 6008 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen cümleyle, sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği esası getirilmiş, 3713 sayılı Yasanın 13. maddesindeki “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi yürürlükten kaldırılmak suretiyle bu kurumun terör suçu işleyen 15 yaşından büyük çocuklar yönünden de uygulanmasına olanak sağlanmıştır.

5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Yasalar ile gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

a )Suça ilişkin;

1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezanın, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,

2- Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması,

3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması,

b )Sanığa ilişkin;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

3- Mahkemece; sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

4- Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmemiş olmaması,

Koşullarının varlığı gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 gün 842-100, 10.04.2012 gün 479-145 ve 08.05.2012 gün ve 449-186 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.

Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır.

Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespite çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır.

Diğer taraftan, bazı olaylarda zarar miktarının herkes tarafından kolaylıkla belirlenebilmesi olanaklı ise de, bazı olaylarda zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği açıkça sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Suç konusu sekiz adet sahte on milyon liradan üç adedi tedavüle konulmuş olup, parada sahtecilik eylemi sahte paranın tedavüle konulması şeklinde gerçekleştirilmiş olduğundan maddi zararın meydana geldiği görülmektedir. Sahte paraların üç adedini elinden çıkardığını söyleyen ve suç tarihi itibarıyla toplam 30 milyon lira maddi zarara neden olduğunu bilen sanığın, aşamalarda zararı karşılayacağına dair herhangi bir savunmada bulunmadığı gibi, zararı ödeme yönünde bir irade ortaya koymadığı, konuya ilişkin bozma ilamı kendisine tebliğ edildikten sonraki ifadelerinde de zararı giderme ya da ödeme yönünde bir açıklamada bulunmadığı anlaşıldığından, olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi olan mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşulu yerine getirilmemiştir.

Kaldı ki, yerel mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun sanık hakkında uygulanmayacağı yönündeki takdir açıklanırken, zararın giderilmemesi gerekçesine ek olarak, sanığın suç işleme hususundaki eğilimlerine göre de olumlu bir kanaatin oluşmadığı belirtilmiştir. Yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan, sanığı birebir gözlemleyen yerel mahkemece, 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b )bendi uyarınca sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate ulaşılmadığı açıklanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının subjektif koşulunun da oluşmadığı belirtilmiş olup bu kabul dosya kapsamına uygun ve yerindedir.

Bu itibarla, suçtan zarar doğup doğmadığının ve doğmuş ise giderilip giderilmediğinin araştırılması gerektiği ve buna göre de sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olmadığına ilişkin Özel Daire bozma kararı isabetsiz olup, usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; “Parada sahtecilik suçundan zarar doğup doğmadığının ve doğmuş ise giderilip giderilmediğinin araştırılmasının gerektiği ve bu bağlamda sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2011 gün ve 237-270 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2012 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, oyçokluğuyla karar verildi.YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2012/8-525 Karar Numarası: 2012/1805 Karar Tarihi: 09.10.2012 765 s. MülgaTCK/316 5237 s. TCK/197 5271 s. CMK/231 Parada sahtecilik suçundan sanık E.E.’in 765 sayılı TCY’nın 316/3, 318 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 90.876.707 Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2002 gün ve 81-352 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.07.2005 gün ve 7646-6737 sayı ile; “ ... 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde ‘zaman bakımından uygulama’, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde ‘lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında; 5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanığın hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması...”, Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 01.12.2005 gün ve 312-462 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCY’nın 316/3, 318 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 90 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemeyeceği yolunda mahkemeye kanaat gelmediğinden sanık hakkında 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmiş, sanık müdafii tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05.03.2008 gün ve 9979-1545 sayı ile; “ ... Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemece yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu...”, Nedeniyle bozulmuştur. Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 25.09.2008 gün ve 137-260 sayı ile önceki uygulama aynen tekrar edilerek; "sanığın suç işlemekteki eğilimine ve piyasaya sahte para sürmesi nedeniyle zarara uğramış tespit edilemeyen mağdurların zararlarını karşılamamış olmasına göre sanığa verilen hükmün 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” karar verilmiştir. Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.04.2011 gün ve 1214-2804 sayı ile; “ ... Dosyada mevcut adli sicil kaydından sabıkasız olduğu anlaşılan sanığın üzerine atılı parada sahtecilik suçunun zarar doğurmaya elverişli bir suç olduğu gözetilerek, olay nedeniyle bir zararın doğup doğmadığı saptandıktan ve şayet doğmuş ise bu zararın giderilmesi koşulu yerine getirildikten sonra kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları da gözönünde bulundurulup, yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda bir kanaate varılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, bu biçimde bir araştırma yapılmadan yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi...”, İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 26.07.2011 gün ve 237-270 sayı ile; “... Mahkememizin 25.09.2008 tarih ve 2008/137 esas 2008/260 karar sayılı hükmü ile sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına, sanığın suç işlemekteki eğilimine ve mağdurların zararını karşılamamış olmasına göre hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş anılan hükmün sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 06.04.2011 tarih 2011/1214 esas 2011/2804 karar sayılı bozma ilamı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde araştırma yapıldıktan sonra hükmün kurulmasının belirtildiği görülmüş, mahkememizce yapılan değerlendirmede sanığın eyleminin piyasaya sahte para sürmek olup, birden çok kişiye sahte paradan verdiğini belirttiği, alan kişilerin parayı başka kişilere verme ihtimalinin bulunduğu buna göre sahte paradan zarar gören kişilerin tespitinin mümkün olmadığı mahkemenin suç tipi açısından zarar gören kişileri tespit etmesinin beklenemeyeceği suç işleyen kişinin işlediği suçun sonuçlarına katlanması gerektiği kaldı ki mahkememizce sanığın suç işlemekteki eğilimi de gözetilip takdiren hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği mahkememiz gerekçesinin dosya içeriği ile çelişmediği temyiz mahkemesinin dosya içeriği ile çelişmeyen mahkemenin takdir hakkına müdahale etmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından mahkememiz tarafından verilen ilk hüküm yerinde olduğundan ilk hükümde direnilmesine karar verilmesi gerekmiştir...”, Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 09.02.2012 gün ve 286116 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır: KARAR : İnceleme, sanık E.E. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, parada sahtecilik suçundan dolayı zarar doğup doğmadığı ve doğmuş ise giderilip giderilmediği hususlarının araştırılmasının gerekip gerekmediği ile bu bağlamda sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Olay ve yakalama tutanağına göre, Akşar Köyünde bakkallık yapan Ç. D.'ın sigara almak için gelen iki kişinin verdiği on milyon liranın sahte olduğunu ve şahısların 23 DH 503 plakalı beyaz renkli Murat 124 marka araçla gittiklerini bildirmesi üzerine yapılan araştırmada; aracın Enka Gıda işletmesi önünde park halinde bulunduğu, şoför koltuğunda oturan E.E. ile yanındaki Y. K.’ın yakalandıkları, yapılan aramada şoför koltuğunun altında Voltran marka gaz tabancası ile bir cüzdan içinde beş adet sahte on milyon lira, aracın bagajında da ruhsatsız otomatik av tüfeğinin ele geçirildiği, Engin ve Yüksel’in ev aramalarında suç unsuruna rastlanmadığı, Engin'den paraları nereden temin ettiği sorulduğunda önce eniştesi H. A.'ten aldığını söylediği, sonra da B. K. adlı bir kişinin “sen pazarcısın pazarda bunları kolayca eritirsin” diye verdiğini belirttiği, Soruşturma sonunda Y. K. ile H. A. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, sanık E.E. ile B. K. hakkında parada sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda B. K. hakkında beraat hükmü kurularak temyiz edilmeksizin kesinleştiği, sanık E.E. hakkında ise mahkûmiyet hükmünün kurulduğu ve temyiz incelemesine konu olduğu, Merkez Bankası Denizli Şubesinin 30.01.2002 tarihli raporunda, altı adet 54894286 seri ve sıra numaralı banknotların orijinal banknotlardan farklı olan 13 özelliğine göre sahte olduğunun bildirildiği, Merkez Bankası Banknot Matbaası Genel Müdürlüğü Sahte Banknot ve Efektif İnceleme Komisyonunun 14.03.2002 gün ve 859 sayılı raporunda, suç konusu paraların sahte olduğu, aldatma kabiliyetinin bulunduğu, sahteliğinin ilk bakışta kolay olarak anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlar ya da veznedar gibi para işinin bir parçası olan kişilerce sahte olduğunun anlaşılabileceğinin belirtildiği, Tanıklar Ç. D., M.A. ve H. D.’in Ç. D.’ın marketine sahte on milyon lira getirilmesine ilişkin ihbara konu olayı, olay tutanağındaki gibi anlattıkları, sanıklar Engin ile Yüksel’in de bu anlatımlara benzer savunmada bulundukları, Çağlayan’a verilmek istenen ve sahte olduğu tespit edilerek sanıklara geri verilen on milyon liranın sanıkta ele geçen beş adedin içinde olduğu ve bir zarara neden olmadığı, Gölcük Kasabasında bakkallık yapan tanıklar S. E. ve eşi S. D. isimli kişiler de suç tarihi ile aynı hafta içinde sahte on milyon lira aldıklarını bildirdiklerinden, adı geçenlere teşhis yaptırıldığı, ancak sanık Engin ile yanındaki Yüksel'i hatırlayamadıklarını söyledikleri, S. E.’in; “Ben Gölcük Kasabasında bakkallık yaparım, bugün jandarmadan gelen ekip size bu hafta içinde sahte para verildi mi diye sordu, ‘bende de bu hafta içinde verilmiş bir sahte para vardı size durumu anlatacaktım iyi ki siz geldiniz’ dedim ve bendeki sahte 10 milyon lirayı gelen ekibe gösterdim, daha sonra karakola gelerek bazı kişileri teşhis etmemi istediler, gösterilen şahısları tanımıyorum, benim bakkalıma gelmediler, alışveriş yapmadılar 10 milyon verenler bu kişiler değildir” şeklinde anlatımda bulunduğu, Sanığın aşamalarda sekiz adet sahte on milyon lirasının olduğunu, bunlardan üç tanesini tedavüle koyduğunu, beş tanesinin de üzerinde ele geçirildiğini söylediği, Olay ve yakalama tutanağına göre sanıkta beş adet sahte para ele geçirildiği, ancak altı adet aynı seri numaralı sahte on milyon liranın adli emanete alındığı, altıncı sahte on milyon liraya ne şekilde el konulduğuna ilişkin bir tutanağın olmadığı, ancak Sinan ve eşinin ifadelerinden altıncı sahte on milyon liranın kendilerinden temin edilen para olabileceğinin anlaşıldığı, Tanık Şenol Akkaya’nın; “..ben D54894286 seri numaralı on milyonların sahte olduğunu duyunca gezdiğim bakkallara bu numarayı dağıttım hatta Akalan Kasabası'nda Osman Koç'ta da bu paradan gördüm ve ona söyledim” dediği, Tanık Osman Koç’un; “E.E. bana bir gün gelerek ekmek ve çaybardağı alıp 10 milyon vermiş, ben de paranın üstünü ona vermiştim. Olay günü de Şenol Akkaya bana gelerek ‘ortaklıkta sahte paralar dolaşıyor’ dedi, benimkileri inceledik, sahte olduğu bildirilen seri numaradan bir 10 milyon çıktı. Şenol ayrıldıktan sonra ben kahvehaneye gittim okey oynadık kaybedince o para ile ödeme yaptım, para şuan Ferhat Akarca'dadır, bende sahte para vardı ve E.E. benden alışveriş yaparak on milyon vermişti ama sahte on milyonu onun verdiğini kesin olarak söyleyemem” şeklinde anlatımda bulunduğu, Tanık Osman'dan Ferhat'a geçen sahte on milyon liranın kimde olduğunun belirlenemediği, Ferhat A.’nın ifadesinin alınmadığı, Tedavüle konulmayan beş adet sahte on milyon liranın bir zarara neden olmadığı, ancak piyasadan Sinan’a geçerek sonradan görevlilere teslim edilen altıncı sahte on milyon liranın Sinan'ın zararına neden olduğu ve zararın giderildiğine ilişkin bir kaydın bulunmadığı, tanık Osman Koç’tan kahvehanede oyun sırasında Ferhat’a geçen ve halen nerede olduğu bilinemeyen yedinci sahte on milyon lira ile ele geçmeyen sekizinci sahte on milyon liranın da tedavülde bulunduğu ve kimin zararına neden olduğunun belirlenemediği, Piyasaya sürülen paralarla ilgili olarak zararın giderilmesi yönünde bir iradenin dosyaya yansımadığı, Sanık suç tarihi itibarıyla sabıkasız ise de, suç tarihinden sonra nitelikli cinsel saldırı, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği ve Özel Dairenin 05.03.2008 tarihli ikinci bozma ilamının, belirtilen suçlardan 19 yıl 12 ay hapis cezasına hükümlü olan sanığa cezaevinde tebliğ edildiği, yerel mahkemece sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin ilk değerlendirme yapılırken sanığın başka suçlardan cezaevinde olduğunun bilindiği, ayrıca üçüncü bozma ilamından sonra mahkemece Uyap ortamından sanığın hangi cezaevinde olduğu tespit edilerek başka bir suçtan hükümlü olan sanığa tebligat yapıldığı ve bozmadan sonraki oturuma katılan sanığın zararı gidermek istediğine yönelik bir açıklamasının olmadığı, Anlaşılmaktadır. Parada sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası İkinci Kitap Üçüncü Kısımda, “kamu güvenine karşı suçlar”ın düzenlendiği Dördüncü Bölümde yer almış olup, anılan Yasanın 197. maddesi; “(1 )Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2 )Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. (3 )Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindedir. Sahte paranın üretilmesiyle birlikte kamu güveninin zedelendiği toplumun zarar görmesi tehlikesi yaratıldığı için bu suçta korunan hukuksal yararın kamu güveni olduğu ve eylemin suç teşkil etmesi için zarar doğması gerekmeyip parada sahteciliğin yapılmasının yeterli olduğu görüşü öğreti ve uygulamada benimsenmektedir. Tedavüle koyma sadece seçimlik hareketlerden biri olup, suçun sahte paranın üretilmesi, ülkeye sokulması, nakledilmesi, muhafaza edilmesi, bilerek kabul edilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerle de işlenmesi olanaklıdır. Bununla birlikte parada sahtecilik eylemi, sahte paranın tedavüle konulması şeklinde gerçekleştirilmişse bireyler de maddi zarara uğramış olacaktır. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun niteliği ve uygulanma koşulları üzerinde de durulması gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi, büyükler hakkında ise 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesine 19.12.2006 gün ve 26381 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle eklenen 5 ila 14. fıkraları ile kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle de 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden, şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu kurum, 08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için de uygulanabilir hale getirilerek, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak 01.03.2008 günü yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile de; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmış, 6008 sayılı Yasanın 7. maddesiyle 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen cümleyle, sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği esası getirilmiş, 3713 sayılı Yasanın 13. maddesindeki “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi yürürlükten kaldırılmak suretiyle bu kurumun terör suçu işleyen 15 yaşından büyük çocuklar yönünden de uygulanmasına olanak sağlanmıştır. 5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Yasalar ile gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; a )Suça ilişkin; 1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezanın, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, 2- Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması, 3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması, b )Sanığa ilişkin; 1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, 2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, 3- Mahkemece; sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, 4- Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmemiş olmaması, Koşullarının varlığı gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 gün 842-100, 10.04.2012 gün 479-145 ve 08.05.2012 gün ve 449-186 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespite çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır. Diğer taraftan, bazı olaylarda zarar miktarının herkes tarafından kolaylıkla belirlenebilmesi olanaklı ise de, bazı olaylarda zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği açıkça sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Suç konusu sekiz adet sahte on milyon liradan üç adedi tedavüle konulmuş olup, parada sahtecilik eylemi sahte paranın tedavüle konulması şeklinde gerçekleştirilmiş olduğundan maddi zararın meydana geldiği görülmektedir. Sahte paraların üç adedini elinden çıkardığını söyleyen ve suç tarihi itibarıyla toplam 30 milyon lira maddi zarara neden olduğunu bilen sanığın, aşamalarda zararı karşılayacağına dair herhangi bir savunmada bulunmadığı gibi, zararı ödeme yönünde bir irade ortaya koymadığı, konuya ilişkin bozma ilamı kendisine tebliğ edildikten sonraki ifadelerinde de zararı giderme ya da ödeme yönünde bir açıklamada bulunmadığı anlaşıldığından, olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi olan mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşulu yerine getirilmemiştir. Kaldı ki, yerel mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun sanık hakkında uygulanmayacağı yönündeki takdir açıklanırken, zararın giderilmemesi gerekçesine ek olarak, sanığın suç işleme hususundaki eğilimlerine göre de olumlu bir kanaatin oluşmadığı belirtilmiştir. Yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan, sanığı birebir gözlemleyen yerel mahkemece, 5271 sayılı CYY'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b )bendi uyarınca sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate ulaşılmadığı açıklanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının subjektif koşulunun da oluşmadığı belirtilmiş olup bu kabul dosya kapsamına uygun ve yerindedir. Bu itibarla, suçtan zarar doğup doğmadığının ve doğmuş ise giderilip giderilmediğinin araştırılması gerektiği ve buna göre de sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olmadığına ilişkin Özel Daire bozma kararı isabetsiz olup, usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; “Parada sahtecilik suçundan zarar doğup doğmadığının ve doğmuş ise giderilip giderilmediğinin araştırılmasının gerektiği ve bu bağlamda sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231/5. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2011 gün ve 237-270 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2012 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, oyçokluğuyla karar verildi.

Son Güncelleme: 08.03.2013 09:28
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177