Rahmi
Rahmi
06 Ocak 2016 Çarşamba 06:52
Her türlü şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı

 Ceza Genel Kurulu         2014/604 E.  ,  2015/37 K.

  •  


"İçtihat Metni"

İtirazname: 2013/247756
Mahkemesi : SİİRT Ağır Ceza
Günü : 17.04.2013
Sayısı : 97-118

Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı TCK'nun 103/1-b, 103/2, 103/3, 103/6, 43/1 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılması için açılan kamu davasının yargılaması sırasında, mağdurenin suç tarihinde 18 yaşından büyük olduğu tespit edilerek, doğum tarihinin düzeltilmesi sonucu, cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCK'nun 102/2, 102/3-b, 102/5, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2013 gün ve 97-118 sayılı hükmün sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.04.2014 gün ve 1484-5187 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.06.2014 gün ve 247756 sayı ile;
“...Olayın ortaya çıkış şekline ilişkin olarak tanzim olunan tutanak, mağdurenin soruşturma aşamasındaki beyanında, sanığın kendisine yönelik ilk cinsel davranışları sırasında herhangi bir cebir veya tehdidinden bahsetmemesi, sonrasında maruz kaldığını iddia ettiği olaylara ilişkin olarak ise sanığın durumu ailesine anlatma tehdidinin, mağdureden daha fazla, evli olan ve gerek cezai gerekse ailevi anlamda sanığın kendisini zora sokacak nitelikte bulunması, bu suretle hayatın olağan akışına da uygun olmaması nazara alındığında, sanığın bu türden sözler sarf ettiği şeklindeki bildiriminin mağdurenin kendi durumunu aile ve etrafı nezdinde mazur gösterme çabasına işaret etmesi, mağdurenin soruşturma beyanında geçen ve sanığın eylemlerinden sonra boşalmak için lavaboya gittiği şeklindeki beyanının sanığın lavobaya gitmek için mağaza içinde bulunan kabinlerin önünden geçmek zorunda olması nedeniyle yaşamın olağan akışına uygun nitelikte bulunmaması, mağdurenin ablası olan tanık H........'nın beyanlarında kardeşinin eve sürekli olarak patronunun verdiği hediye takı ve giysilerle geldiğini bildirmesi, aynı tanığın beyanının devamında mağdurenin kendisine naklettiği ve bir arkadaşının başından geçmiş gibi anlattığı olayın içeriği, yine mağdurenin annesi tanık H.....'nin beyanında geçen ve mağdurenin sanıkla evlenme niyetine işaret eden açıklamaları, mağdurenin olaydan 7 ay sonra olayı açıklaması, eyleme maruz kaldığını iddia ettiği uzun süre boyunca işyerinden ayrılmaması, mağdurenin yargılama aşamasında soruşturmadaki beyanından dönmesi ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkla mağdure arasında cinsel ilişkilerin yaşandığı konusunda tereddüt bulunmadığı, ancak bu ilişkilerin zora dayalı olarak mı, yoksa sanığın hile boyutuna varmayan elbise, takı, benzeri hediyeler ve para ile mağdure üzerinde kurduğu güven ve hakimiyete dayalı olarak ve mağdureye yönelik gelecekteki bir evlenme vaadine istinaden elde edilen rızayla mı gerçekleştiği hususunun dosya kapsamıyla tespit olunamadığı, anılan tüm bu nedenlerle sanığın olay tarihinde 20 yaşı içinde bulunan mağdurenin cinsel dokunulmazlık alanını mağdurenin rızası hilafına ihlal etmesini sağlayacak mahiyet ve yoğunlukta bir tehditinin bulunduğu ve cinsel ilişkinin mağdurenin rızası dışında gerçekleştiği hususunda mağdurenin çelişkili beyanlarından başka sanığın mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen isabetsiz gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesinin ve Yüksek 14. Ceza Dairesi'nin söz konusu hükmün düzeltilerek onanmasına dair kararının kamu davasına konu olaya uygun düşmediği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak sanık hakkındaki onama kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
 
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 09.07.2014 gün ve 7049-9363 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı cinsel saldırı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Lisesi edebiyat öğretmeni M.. K.. ve İMKB Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda rehber öğretmen Z.. E.. tarafından düzenlenen tarihsiz tutanakta; 02.04.2012 günü saat 09:45 sıralarında ....... bölümü 9 sınıfına kayıtlı mağdure Ç.. Y..'ın okul bahçesinden ağlayarak çıktığının görülmesi üzerine, öğretmen M.. K..'ın ardından koştuğu ve okulun dışında yarı baygın bir vaziyette olan mağdureye ulaştığı, orada bulunan öğrencilerin yardımıyla mağdureyi okula doğru yürütmeye çalıştığı, yürüyemeyeceğini görünce bir banka oturtup “neyin var” diye sorduğunda, “anlatırsam her şey ortaya çıkar, ailemin yüzüne nasıl bakarım” şeklinde cevap vermesi üzerine öğrencileri uzaklaştırıp yalnız olarak dinlediğinde mağdurenin, Siirt'te esnaflık yapan A.. K.. tarafından defalarca taciz ve tecavüze uğradığını söylediği, öğretmenin bu bilgileri okul idaresine bildirmesinin ardından Milli Eğitim Müdürlüğünce olayın tüm ayrıntılarının öğrenebilmesi için rehber öğretmen Z.. E..'in görevlendirildiği, mağdurenin rehber öğretmene; 2011 yılı Haziran ayında sanığa ait giyim mağazasında tezgahtar olarak işe başladığını, sanığın Temmuz ayından itibaren sözlü tacizlere ardında da vücuduna dokunmaya başladığını, karşı koymasına rağmen tacizlerin boyutunun her gün ilerlediğini, sanığın pantolonunu indirip cinsel organını göstererek elinden tutup zorla dokunmasını sağladığını, daha sonraki günlerde rahat giyinmesini emretmesi üzerine etek giymek zorunda kaldığını, iş yerine etekle geldiği bir gün arka kısımdaki küçük odaya götürüp zorla anal ilişkiye girdiğini, korkudan karşı koyamaması üzerine sanığın daha sonrada defalarca oral ve anal yoldan cinsel saldırıda bulunduğunu, okula başlaması sebebiyle işten ayrılmasının ardından telefonla taciz edildiğini söylediğinin belirtildiği, düzenlenen tutanağın 02.04.2012 tarihinde Siirt Milli Eğitim Müdürlüğünce Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine soruşturmanın başlatıldığı,
04.04.2012 tarihinde Siirt Adli Tıp Şube Müdürlüğünde mağdurenin muayenesi sonucu düzenlenen raporda; mağdure ile yapılan görüşmede 2011 yılı Haziran ayında bir işyerinde çalışmaya başladığını, işyeri sahibinin çalışmaya başladıktan yaklaşık 1 ay sonra vücuduna dokunmaya başladığını, ilk önceleri bir anlam veremediğini, daha sonraki süreçte işyerinde kimsenin olmadığı dönemlerde patronunun cinsel organını sürtünme yoluyla, eliyle ön tarafına dokunma ve okşama yoluyla cinsel saldırıda bulunduğunu, bunu engellemeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını, cinsel organını poposuna sokmaya çalıştığını, ancak tam olarak birlikte olup olmadığını bilmediğini, canının acıdığını, poposunda ve elinde ıslaklık hissettiğini, cinsel organını ağzına sokmaya çalıştığını, dönem dönem bilgisayarda
 sex içerikli videoları seyretmeye zorlandığını, bütün bu olanları kimseye anlatamadığını, yaşadığı bu olaylardan sonra gülmeyi ve neşeli olmayı unuttuğunu, yoldan geçenlerin kendisine kötülük yapacaklarını düşündüğünü, başına gelen bu olay nedeniyle suçluluk hissettiğini ifade ettiği, yapılan ruhsal durum muayenesinde; genel durumunun orta olduğu, görüşme esnasında ağlamaklı olduğu ve anksüyöz olduğu, hezeyan ve halüsinasyon tariflemediğinin görüldüğü, fiziki muayenesinde vücudunda travmatik bir bulguya rastlanılmadığı, genital muayenesinde hymenin intakt olduğu ve halen bakire bulunduğu, anal muayenede anal mokuza ve sfikter tonusunun doğal bulunduğu, yapılan tüm bu fizik, genital ve anal muayenelerinde travmatik bir bulguya rastlanılmadığı, ruhsal durumunun değerlendirilmesi açısından Çocuk Psikiyatrisi uzmanından görüş alınmasının uygun olduğu,
Siirt Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde çocuk psikiyatri uzmanı tarafından düzenlenen 30.04.2012 tarihli raporda; mağdureyle 30.04.2012 tarihinde yapılan görüşmede koopere, oryente olduğu, afektinin depresif olduğu, yaşadığı travmatik olaydan olumsuz yönde etkilendiği, depresif bozukluk tanısı alarak, çocuk psikiyatrisi uzmanı tetkiki gerektiği,
Siirt Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 02.05.2012 tarihli raporda; mağdurenin uğradığı iddia olunan cinsel istismar nedeniyle ruhsal olarak olaydan etkilendiği ve çocuk psikiyatrisi uzmanınca depresif bozukluk tanısı aldığı, mevcut durumun küçüğün cinsel dokunulmazlığının ihlal edildiğini destekler nitelikte olduğu,
 
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde 08.08.2012 tarihinde düzenlenen adli raporda; mağdurede meydana geldiği iddia edilen cinsel istismar olayından dolayı depresif bozukluk gelişmiş olduğunun tespit edildiği, iddia olunan cinsel istismar eylemi neticesinde ruh sağlığının bozulduğu,
 
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen 21.12.2012 tarihli raporda ise; mağdurenin 2011 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında 19 yaşını bitirdiği ve 20 yaşın içerisinde olduğu,
Bilgilerinin yer aldığı,
Cumhuriyet savcılığınca 06.04.2012 tarihinde sanığın işyerinde yapılan keşifte; işyerinin Siirt Hastane Caddesi üzerinde giriş katlı yaklaşık 15x5 metre ebatlarında giyim mağazası olduğu, mağaza girişinden yaklaşık 10 metre mesafede sol tarafta lavabo ve tuvaletin bulunduğu, lavabonun yaklaşık 2 metre devamında sola dönen koridor olduğu ve burasının depo olarak kullanıldığı, deponun tahmini alanının 4 metrekare olduğu, kasiyerin bulunduğu yerden lavabo ve deponun görünmediği, lavabo ve depodan konuşulması halinde kasiyerin bulunduğu yerden sesin duyulmadığı, içerideki seyyar askılıklara asılı elbiselerin görüş mesafesini engellediğinin tespit edildiği,
HTS kayıtlarına göre; mağdurenin suç tarihinde kullandığı GSM hattından, sanığın kullandığı telefonla 01.07.2011 ile 10.01.2012 tarihleri arasında toplam 99 görüşme ve mesajlaşmaların olduğu, görüşmelerin 19.09.2011 tarihine kadar sıkça olduğu, 19.09.2011 tarihinden sonra ise sanığın 01.10.2011 tarihinde 2 kez, 10.01.2012 tarihinde ise bir kez mağdureyi aradığı, mağdurenin kırdığını ve kapattığını beyan ettiği bu hattın 30.03.2012 tarihine kadar fiilen kullanıldığı, mağdurenin kullandığı bu hattan 2011 yılı Temmuz ve Ağustos ayı içerisinde gece geç saatlere, bazı günler sabah saatlerine kadar sanık dışındaki başka şahıslarla telefon görüşmeleri ve mesajlaşmaların olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure Ç.. Y.. 03.04.2012 tarihinde Cumhuriyet savcılığında özetle; 2011 yılı Haziran ayı içerisinde sanığın giyim mağazasında tezgahtar olarak işe başladığını, mağazada tek tezgahtar olarak çalıştığını, Haziran ayı içerisinde sanığın herhangi bir eyleminin olmadığını, ancak Temmuz ayından itibaren işyerinde bulunan elbiseleri giymesini istemesi üzerine patronu olması nedeniyle giydiğini, sanığın elbiselerin bedenine uyup uymadığını eliyle vücuduna dokunarak kontrol ettiğini, elini sürekli beline dokundurduğunu, masaj yapmasını istemesi üzerine birkaç kez masaj yaptığını, ilk başlarda bunu kötü niyetli kullanacağını düşünmediğini, ancak sürekli kendisine temas etmeye çalıştığını, Temmuz ayı içerisinde elbiseli halde kendisiyle temas ettiğini, eliyle cinsel organını, göğüslerini ve bacaklarını okşadığını, karşı çıkamadığını, cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğinde kabul etmediğini, 2011 yılının Ağustos ayında tarihini hatırlayamadığı bir gün işyerinde sanık ile yalnız olduğu sırada, sanığın eteğini kaldırarak cinsel organını anal yolla soktuğunu, karşı koyamadığını, sanığın daha sonra sürekli olarak bu olayı anlatacağını söylemekle tehdit ettiğini ve defalarca işyerinde bulunan küçük odada anal yoldan tecavüz ettiğini, ayrıca cinsel organını zorla ağzına soktuğunu, bu olayların sanıkla işyerinde yalnızken olduğunu, sanığın anal ve oral yoldan tecavüzlerinden sonra genelde boşalma işlemini işyerindeki lavaboda yaptığını, ailesine veya dışarıda anlatmasından korktuğu için sesini çıkartamadığını, anal ve oral yönden tecavüzlerin Ağustos ayı boyunca devam ettiğini, Ramazan Bayramı arefesinde işten ayrıldığını, ayrıldıktan sonra da sanığın sürekli telefonla arayarak ve mesaj çekerek işyerine dönmesini, kendisi ile birlikte olmasını istediğini, bu teklifleri kabul etmediğini, daha fazla rahatsız etmemesi için o tarihte kullanmış olduğu telefon hattını kırarak kapattığını, işyerinden ayrıldıktan sonra yaklaşık 1 ay boyunca sürekli arayarak mesaj çektiğini, yeni bir hat aldıktan sonra herhangi bir görüşmesinin olmadığını, bu olayı hiç kimseye anlatamadığını ve sürekli ağladığını, öğretmeninin ağladığını fark etmesi üzerine olayı tüm ayrıntısıyla anlattığını, sanıktan şikayetçi olduğunu belirtmiş,
Mahkemede alınan ve CD'ye kaydedilen beyanında özetle; sanığın işyerinde iki ay tezgahtarlık yaptığını, orada çalışırken sanığın Ramazan ayı içerisinde Adilcevaz'a bir kez gittiğini, yaklaşık 1-1,5 hafta kalıp geri döndüğünü, İstanbul'a ara sıra gidip geldiğini, işyerinde çalışırken sanığın kendisine hiçbir zaman tacizde bulunmadığını ve tecavüz etmediğini, çalıştığı dönemde ilişkilerinin gayet doğal olduğunu, işyerinden ayrıldıktan 7-8 ay sonra okuduğu lisenin masraflı bir okul olması sebebiyle paraya ihtiyacı olduğunu, hem okul masrafları hem de okuldaki arkadaşlarının maddi durumu nedeniyle daha fazla para harcaması gerektiğini, aklına sanığın kendisiyle ilişkiye girdiğini söyleyerek onu evlenmeye zorlama fikrinin geldiğini, bu sebeple öğretmeni M.. K..'a sanığın kendisine tecavüz ettiğini söylediğini, sonra rehber öğretmene de benzer şeylerden bahsettiğini, ancak sanığa "senin hakkında bazı iddialarda bulunacağım, benimle evlenmek zorundasın, seni rezil ederim" şeklinde sözler söylemediğini, işin başında bu aşamaya geleceğini düşünmediğini, annesine sanığın yolunu kestiğine dair bir söz söylemediğini, işyerinden ayrıldıktan sonra sanığın bazen hal hatır sormak için bazen de 120 TL borcunu ne zaman ödeyeceğini sormak için aradığını, ablası Halise'ye patronunun yanında çalışan birisine hediye ve para vermesine ilişkin bir olay anlatmadığını, sanığın telefonlarına bakmak istememesi gibi bir durumun yaşanmadığını, işyerinden kıyafet getirdiğinde ablasına borca aldığını söylediğini, sanığın kendisini iki üç saate bir depoya çağırmasının söz konusu olmadığını, Melek'in bazen erkek arkadaşı ile görüşmek için dışarı çıkmak istediğinde sanığın müşteriler olduğu için izin vermediğini, bu nedenle Melek'in erkek arkadaşı ile arası bozulduğundan sanıktan nefret ettiğini, sanıktan şikayetçi olmadığını söylemiş,
Mağdurenin babası M.. Y.. 03.04.2012 tarihinde Cumhuriyet savcılığında özetle; kızının yaklaşık iki gündür moralinin bozuk olduğunu fark ettiğini, ancak ne olduğunu anlamadığını, sanığın kızına herhangi bir cinsel eylemde bulunup bulunmadığından bilgisi olmadığını, sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmiş, mahkemede ise sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş,
Mağdurenin annesi H.. Y.. 03.04.2012 tarihinde Cumhuriyet savcılığında özetle; kızının zaman zaman çalıştığı işyerinin sahibi olan sanığın kendisi ile birlikte olmak istediğini söylediğini, bu durumu patronunun kızıyla evlenmek istediği şeklinde yorumladığını, kızına yaşının küçük olduğunu, okulu bitirdikten sonra evlilik hususunu düşünebileceğini belirttiğini, kızının kendisine bu olayı anlatmadan önce sanığa yaşının küçük olduğunu söylediğini, kızının tecavüze uğradığından bahsetmediğini, ancak çalıştığı tarihlerde morali bozuk şekilde eve geldiğini, ayrıca sanığın yolda üç kez önünü kestiğini söylediğini belirterek sanıktan şikayetçi olmuş,
Mahkemede; sanıktan şikayetçi olmadığını, bu olaylar olduktan sonra kızına başından geçenleri sorduğunda hiçbir şey anlatmadığını, kızlığının bozulmadığını söylediğini belirtmiş, soruşturma aşamasında alınan ifadesi okunarak çelişki nedeniyle sorulduğunda; o dönemde neden böyle bir ifade verdiğini bilmediğini belirtmiş,
Tanık M.. K.. 03.04.2012 tarihinde Cumhuriyet savcılığında özetle; 02.04.2012 günü sabah saatlerinde öğrencisi olan mağdureyi arkadaşlarının yanında ağlarken gördüğünü, öğrencileri uzaklaştırarak niçin ağladığını sorduğunda, “anlatırsam her şey ortaya çıkar, ailemin yüzüne nasıl bakarım" şeklinde beyanda bulununca okul idaresine durumu bildirdiğini, daha sonra mağdurenin rehber öğretmen ile görüştüğünü, mağdurenin Siirt'te esnaflık yapan A.. K.. isimli şahsın defalarca kendisine tecavüz ettiğini söylediğini belirtmiş,
 
Tanık Z.. E..; rehber öğretmen olarak yaptığı görüşmede mağdurenin kendisine 2011 yılı Haziran ayında sanığın işyerinde tezgahtar olarak işe başladığını, 2011 yılı Temmuz ayından itibaren sanığın sözlü tacizlerde bulunduğunu ve daha sonra vücuduna dokunmaya başladığını, bu tarihlerde defalarca anal ve oral yoldan zorla cinsel ilişkiye girdiğini, ayrıca göğüslerini ve kalçasını zorla öptüğünü, cinsel organına dokunduğunu, zorla porno film izlettirdiğini, işten ayrıldıktan sonra da telefonla arama ve mesaj gönderme suretiyle taciz ettiğini, bu olaylardan sonra telefonunu değiştirdiğini ve aramaların kesildiğini söylediğini beyan etmiş,
Tanık Halisa Yılmaz 04.04.2012 tarihinde Cumhuriyet savcılığında; sanığın, kardeşi olan mağdureye tecavüz edip etmediği konusunda herhangi bir bilgisinin olmadığını, ancak Ramazan ayı boyunca kardeşinin kullanmakta olduğu telefonda "Ayhan abi" olarak kayıtlı telefon kullanıcısının geceleri sürekli aradığını, birkaç kez sanığın aradığını görerek kardeşine patronunun aradığını söylediğini, kardeşinin ise "telefona bakmak istemiyorum, at oraya" dediğini, kardeşinin Ramazan ayı boyunca eve saat 24:00-01:00 sıralarında geldiğini, işyerinden çeşitli elbiseler, aksesuarlar ve takılar getirdiğini, bu elbiseleri ve takıları nerden aldığını sorduklarında patronunun hediye olarak verdiğini söylediğini, yaklaşık 1 ay önce kardeşinin; "Halise, benim patronumun yanında çalışan bir eleman var. Patronum ona hediye olarak çeşitli elbiseler ve eşyalar ile her gün 20-30 TL para verip, bir müddet sonra bu paraları geri istiyor. Eleman da borcu olmadığını söylüyor. Ancak patron elbise ve paraları geri vermediği taktirde ona göre anlaşırız şeklinde beyanda bulunuyor. Bu elemanın yerinde sen olsan ne yaparsın" şeklinde bir soru yönelttiğini, kendisinin de "Ben olsam bu işyerinde bir dakika bile durmam, hemen aileme haber veririm ve ayrılırım" şeklinde cevap verdiğini, onun da "ya ayrılamıyorsa" dediğini, kardeşinin bu soruları sorduğu sırada ağladığını, kardeşinin aynı mağazada çalışan Melek isimli bayanın kendisinden 1-2 saat daha erken çıktığını söylediğini belirtmiş,
 
Mahkemede; bir iki defa kardeşinin telefonunda "Ayhan" olarak kayıtlı kişinin aradığını gördüğünü, ancak geç saatler olmadığını, kardeşinin geç saatlere kadar telefonla konuştuğunu, görüştüğü kişilerin kim olduğunu bilmediğini, o dönemde bazen eve yeni elbiseler ile geldiğini, sonradan bu elbiseleri işyerine geri iade ettiğini, kardeşinin eve saat 24.00'de geldiğini, dükkandan geldiğini söylediğini, savcılık aşamasında bahsetmiş olduğu konuşmaların kardeşi ile arasında geçtiğini beyan etmiş,
Tanık M.. A.. Cumhuriyet savcılığında; 2011 yılının Haziran ayından Ramazan Bayramına kadar sanığın giyim mağazasında kasiyer olarak çalıştığını, mağdurenin kendisinden 2 hafta önce çalışmaya başladığını, çalıştığı dönemde sanığın mağdureyi 2-3 saatte bir mağazanın arka tarafında bulunan depoya çağırdığını, mağdureyi buraya çağırırken "gel askıları çıkartacağız, elbiseleri düzelteceğiz" dediğini, depoda 10-15 dakika kalıp çıktıklarını, sanığın kendisini bu odaya hiç çağırmadığını, zaman zaman yemek davetleri, daha güzel elbise giymesine yönelik telkinleri, makyaj yapmasını istemesi gibi söylemleri olduğunu ancak ciddiye almadığını, mağdurenin yapı itibari ile çok çekingen olduğunu, bu nedenle sanığın söylediklerini yaptığını, çeşitli elbiseler giyerek takılar taktığını, sanığın mağdure elbise giydiğinde vücuduna dokunmak suretiyle kontrol ettiğini, mağdureye hemen hemen hergün yeni elbiseler giydirdiğini, ayrıca mağdureye birkaç kez masaj yapması için istekte bulunduğunu ve mağdurenin de masaj yaptığını, mağdurenin sürekli kendisine "beni patronla yalnız bırakma, terziye sen gitme ben gideyim, erken çıkma, ben bu işyerinde çalışmak istemiyorum" diyerek, sanıktan rahatsızlığını ve hoşnutsuzluğunu belirttiğini, sanığın pazar günü olan tatillerini mağdure ile denk getirmediğini, bir hafta kendisinin, bir hafta mağdurenin pazar günü çalıştığını, bu nedenle mağdurenin tek olarak çalıştığı gün ne yaptığını bilmediğini, onun haricinde mağdure ile birlikte çalıştıklarını, sanığın Ramazan ayının ilk haftasından sonra Adilcevaz'a gittiğini, 1,5 hafta sonra geri geldiğini ve Ramazan ayı boyunca yaklaşık 2 hafta kadar işyerinde bulunduğunu, o tarihte böyle bir şey olduğunu düşünmediğini, ancak daha önce sanığın yanında çalışmış olan Necla isimli arkadaşından ve birkaç kişiden, sanığın yanında çalışan elemanlarına tacizde bulunduğunu duyduğunu, hatta "neden bu işyerinde çalışıyorsun" diyenler olduğunu, bunları sık sık duymaya başlayınca işten çıkmaya karar verdiğini, sanığın mağdureye tecavüz ettiğine ilişkin bir görgüsünün olmadığını söylemiş,
 
Mahkemede; sanığın kendisine bazen "çok güzelsin, makyajın güzel olmuş" dediğini, bazı kişilerin işyerinden ayrılmasını tavsiye ettiklerini, mağdure ile sanığın sürekli işyerine gelen malları arka tarafa beraber götürdüklerini, bazen sanığın depoya gidip mağdureyi oraya çağırdığını, gittiklerinde 10 dakika kadar kalıp çıktıklarını, kasada durması nedeniyle sanığın kendisini depoya hiç çağırmadığını, birkaç defa üzerlerindeki elbiseleri eliyle düzelttiğini fakat bunu farklı anlamadığını, bazen kendisinden ve mağdureden masaj yapmasını istediğini, mağdurenin ona birkaç defa masaj yaptığını, mağdurenin sanıktan hoşlanmadığını ve onunla yalnız kalmak istemediğini söylediğini, erkek arkadaşı ile problemlerinden dolayı işyerinden ayrıldığını, ayrıldıktan sonra da sanığın işyerine gidip geldiğini beyan etmiş,
 
Tanık N.. D..; sanığın eski patronu olduğunu, çalıştığı dönemde kendisine karşı bir tacizinin ve masaj yapması konusunda bir telkininin olmadığını, dükkanın arka tarafındaki bölmeye fazla eşyaları koymak ya da elbise almak için bazen tek başına bazen de sanıkla birlikte girip çıktıklarını söylemiş, tanık M.. A..'ın beyanları okunarak sorulduğunda ise; "ben hiçbir şekilde Melek’e böyle bir şeyden bahsetmedim” demiş,
Tanık S.. S..; mağdureyi sanığın işyerinde bir hafta beraber çalışmaları nedeniyle tanıdığını, dört yıldır sanığın işyerinde çalıştığını, 2011 yılı yaz aylarında birkaç aylığına işten ayrıldığını, yeniden işe dönünce sanığın tanık Melek'i işten çıkarttığını, bir hafta sonra da mağdurenin işten ayrıldığını, mağdurenin işten ayrıldığında sanık ile herhangi bir problem yaşamadığını, işyerinin arka tarafındaki bölüme fazla eşyaları koymak ya da elbise almak için bazen tek başlarına bazen de sanık ile birlikte girip çıktıklarını, sanığın mağdure ve Melek’e yönelik herhangi bir tacizine, bilgisayarda porno film izlediğine şahit olmadığını, onların da böyle bir şeyden bahsetmediklerini, sanığın ne kendisine ne de yanında diğer çalışanlara daha bakımlı olma ya da daha güzel giyinme konusunda telkinde bulunmadığını, yine çalışanlara masaj yaptırdığına şahit olmadığını, Melek’in işten çıkarıldığı için sanığa karşı bazı sitemlerinin olduğunu, buna rağmen tekrar çalışmak için sanığın yanına geldiğini, sanığın onu işyerine kabul etmediğini belirtmiş,
Sanık A.. K.. 04.04.2012 tarihinde kolluk görevlilerince alınan ifadesinde özetle; mağdureyi yanında çalıştırması için öğretmeni olan bir arkadaşının önerdiğini, okulların açılmasından dolayı işi bıraktığını, mağdurenin işyerinde çalıştığı süre içerisinde ayrıca Melek isimli bir bayanın da çalıştığını, işyerinde devamlı olarak iki tezgahtarının bulunduğunu, mağdure ile birlikte işyerinde tek kalmadığını, bütün mağazalarda işyeri çalışanlarının işyerine ait elbiseleri teşhir etmek için giydiklerini, elemanlarının da zaman zaman işyerine ait elbiseleri giyerek teşhir ettiklerini, mağdurenin giymiş olduğu elbiseleri dokunmak suretiyle kontrol etmediğini, çalışanlarından masaj yapmalarını istemediğini, 2011 yılının Ağustos ayı içerisinde ramazan ayını geçirmek için ailesi ile birlikte Adilcevaz'a gittiğini ve Ağustos ayı boyunca Adilcevaz'da kaldığını, bayramdan bir hafta önce ailesi ile birlikte Siirt'e geri döndüğünü, mağdureye ilişkiye girmek istediğini söylemediğini, elle taciz etmediğini, anal veya oral yoldan ilişkiye girmediğini, suçlamaları kabul etmediğini belirtmiş,
 
Cumhuriyet savcılığında ve sorguda, kolluktaki ifadesine benzer beyanlarda bulunmuş ayrıca; mağdureyi işyerine 120 Lira borcu olduğundan dolayı 3-4 ay önce bir iki defa telefonla aradığını, ancak telefonu kapalı olduğu için ulaşamadığını, mağdure ile işyerinden ayrıldıktan sonra hiçbir şekilde görüşmediğini söylemiş,
 
Mahkemede; mağdurenin işyerinden 120 Lira değerinde elbise almak suretiyle borçlandığını, işyerinde çalıştığı dönemde kendisine çok iyi birisi olduğunu, kendisi gibi bir eşinin olmasını çok istediğini söylediğini, bu sözlerden mağdurenin kendisine ilgi duyduğunu hissettiğini, çalıştığı dönemde ona daha güzel giyinmesini söylemediğini, hiçbir zaman elbiselerine dokunup kontrol etmediğini, bazen yakaları düzgün olmadığında yakalarını düzelttiğini, işyerinden ayrıldıktan sonra mağdureyi borcunu ödemesi için telefonla aradığını savunmuştur.
 
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Mağdure soruşturma aşamasında yaz tatili süresince çalışmak için girdiği işyerinde sanığın 2011 yılı Temmuz ayında kendisine yönelik cinsel davranışlarının başladığını ve Ağustos ayında da anal ve oral yoldan defalarca tecavüze uğradığını belirtmesine rağmen gerek sanığın ilk cinsel davranışlarının başladığını söylediği Temmuz ayında, gerekse Ağustos ayı içerisinde işyerinde çalışmaya devam edip, okulların açılacak olması nedeniyle işten ayrılması, ayrıca sanığın cinsel birlikteliklerini anlatacağı yönündeki tehditi üzerine daha sonraki cinsel saldırılarına sesini çıkartamadığını iddia eden mağdurenin, işyerinden ayrıldıktan sonra da sanığın böyle bir olayı anlatmasının mümkün olmasına rağmen işten ayrıldıktan sonra sanığın kendisini birlikte olmak için çağırdığında kabul etmediğini beyan etmesi, sanık hakkında herhangi bir merciiye şikayette bulunmaması, kovuşturma aşamasında mağdurenin olay tarihinde 18 yaşından büyük olduğu tespit edilerek yaşı düzeltilmiş ise de, öncesinde mağdurenin yaşının 16 olarak bilinmesi nedeniyle, evli ve esnaf olan sanığın böyle bir olayı anlatması durumunda çevresinde zor duruma düşebileceği gibi cezai sorumluluğunun da söz konusu olabilmesi, mağdurenin ablası olan tanık Halisa'nın; mağdurenin Ramazan ayı boyunca eve gece 24:00-01:00 saatlerinde gelerek, çalıştığı işyerinden elbiseler, aksesuarlar ve takılar getirip, bu elbiseleri ve takıları patronunun hediye olarak verdiğini söylediğine ilişkin beyanları, yine mağdurenin, annesi Hatice'ye çalıştığı işyerinin sahibi olan sanığın kendisi ile birlikte olmak istediğini anlatma şekline göre, annesi tarafından bu durumun sanığın kızıyla evlenmek istediği şeklinde algılanması ve mağdurenin kovuşturma aşamasında önceki anlatımlarından da dönmüş olduğu nazara alındığında sanığın tehdit yoluyla cinsel saldırıda bulunduğu iddiası şüphe boyutunda kalmaktadır.
 
Mağdurenin annesi Hatice mağdurenin kendisine sanığın üç defa yolunu kestiğini söylediğini beyan etmiş ise de mağdure annesine böyle bir söz söylemediğini belirtmiştir. Yine tanık Halisa, mağdureyi Ramazan ayı boyunca "Ayhan abi" olarak kayıtlı bir telefonun geceleri sürekli aradığını, kardeşinin telefona bakmak istemediğini, kardeşinin geç saatlere kadar telefonla konuştuğunu söylemiş ise de, mağdure, ablasının beyanının aksine sanıkla telefonla görüşmek istememesi gibi bir durumun olmadığını belirttiği gibi, mağdurenin telefon görüşmelerine ilişkin HTS kayıtlarından; belirtilen tarihlerde sanıkla yaptığı telefon görüşmeleri dışında, başka kişilerle de gece geç saatlere, bazı günler sabah saatlerine kadar telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalarının olduğu, ayrıca soruşturma aşamasında işten ayrılmasından sonra sanığın kendisini telefonla rahatsız etmesi nedeniyle bu telefon hattını kırarak kapattığını belirtmesine rağmen, hattın 30.03.2012 tarihine kadar fiilen kullanıldığı anlaşılmıştır.
Yine tanık Melek sanık aleyhine beyanlarda bulunmuş ise de; mağdure ile tanıklar Necla ve Songül'ün, Melek'in beyanlarını doğrulamayarak adı geçenle sanık arasında problemler olduğunu belirtmeleri karşısında, Melek'in beyanlarının sanık aleyhine değerlendirilmesi mümkün değildir.
 
Bu nedenlerle; yapılan muayenesinde cinsel saldırıya yönelik herhangi bir bulgu ve emare tespit edilmeyen, aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunan ve kovuşturma aşamasında sanık hakkındaki suçlamalarından dönen mağdureye yönelik gerçekleştirildiği iddia olunan cinsel saldırı eyleminin sabit olduğuna ilişkin, sanığın savunmasının aksini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından, cinsel saldırı suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetsizdir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, cinsel saldırı suçunu işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan onüç Genel Kurul Üyesi; "sanığın cezalandırıl- masına ilişkin yerel mahkeme hükmünün isabetli olduğu ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
 
Öte yandan, yerel mahkeme hükmünün eylemin sabit olmadığından bahisle bozulmasına karar verilmiş olması gözönüne alındığında, sanığın tahliyesine karar verilmesi gerekmektedir.
 
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
 
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 16.04.2014 gün ve 1484-5187 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Siirt Ağır Ceza Mahkemesinin 17.04.2013 gün ve 97-118 sayılı hükmünün, cinsel saldırı suçunu işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Sanığın tutuklu bulunduğu bu suçtan TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin temini için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
 

 

Son Güncelleme: 06.01.2016 06:54
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177