04 Ağustos 2015 Salı 17:58
Hakim bilirkişi yerine geçerek iş bedelini gerekçeli kararda hesaplayamaz
 Teknik Bilirkişinin Hesaplama Yapmasını Gerektirecek Bir Konuda Hakimin İş Bedelini Hesaplayarak Karar Vermesinin Doğru Olmadığı, Dosyadan Elini Çeken Hakimin Bu Yanlışlığa Veya Hataya Vardığını Anlaması Halinde Düzeltme Olanağının Bulunmadığı,Taraflara Bilirkişi İncelemesine Yapılan Hatalar veya Yanlış Görülen Konularda İtiraz Olanağı Sağlanacağı.



T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2014/15-2182
KARAR NO. 2015/1047
KARAR TARİHİ. 18.3.2015



> HAKİMİN BİLİRKİŞİ YERİNE GEÇEREK İŞ BEDELİNİ GEREKÇELİ KARARDA HESAPLAMASI--BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ İMKANI SAĞLAMA 



818/m.61,413
1086/m.275

ÖZET : Uyuşmazlık, iş bedeli hesaplanma yöntemi, Hakimin bilirkişinin yerine geçerek iş bedelini gerekçeli kararda kendisinin hesaplamasının doğru olup olmadığı ve uyuşmazlığın 'sebepsiz zenginleşme' kurallarına göre mi yoksa 'vekaletsiz iş görme' kurallarına göre mi çözümleneceğine ilişkindir. Davalı kooperatif vekili “Kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla ek iş olabileceği varsayımında ek iş için verilecek ücret rayiç bedel olur Bu ise en basit yöntemle bayındırlık birim fiyatıdır” demektedir. Bu irade beyanlarının, iş bedelinin hesaplanma yöntemi bakımından, davacı-karşı davalı yüklenici şirket yararına bağlayıcı nitelikte olduğu kabul edilemeyeceği gibi, bu konuda usulü kazanılmış haktan da bahsedilemez. Yerel mahkeme kararının '... davalı kooperatif vekili rayiç bedelin en basit yöntemle karsız Bayındırlık Birim Fiyatı olduğunu kabul etmiş olması nedeni ile bu anlamda davacı lehine usulü müktesep hak doğduğu kabul edilerek' hüküm kurulması hatalı değerlendirmeye dayanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, batıl olan sözleşmeler nedeniyle yapılan ve iş sahibi kooperatifçe de benimsenen imalatın bedeli talep edilmektedir. Şu halde; davacı-karşı davalı yüklenici şirketin, iş bedelini BK. 413. maddesi kapsamında vekaletsiz işgörme kuralı çerçevesinde, imalatın yapıldığı yıldaki serbest piyasadaki rayiç fiyat üzerinden müteahhit karı da dahil olmak üzere isteyebileceğinin kabulü gerekir. Somut uyuşmazlıkta, mahkeme hakiminin gerekçeli kararda hukuki bilgisi kapsamında çözümü mümkün olmayan tamamen teknik bilirkişinin hesaplama yapmasını gerektirecek bir konuda iş bedelini hesaplayarak, bu şekilde karar vermesi doğru değildir. Tarafların bilirkişi incelemesine yapılan hatalar veya yanlış görülen konularda itiraz olanağı sağlanıp, varsa hataların düzeltilmesi imkanı varken, gerekçeli kararda olası bir hatasından karar vermekle dosyadan elini çeken hakimin bu yanlışlığa veya hataya vardığını anlaması halinde bile düzeltme olanağının bulunmadığı yerleşik uygulama ve usul kanunu ile belirgindir. 


DAVA : Taraflar arasındaki 'iş bedeli alacağı' davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince asıl (2003/513 E.) ve birleştirilen (2003/1294 E.) davaların reddine, birleşen diğer (2003/1470 E.) davada ise davalı S.G.'e yönelik davanın husumet yönünden reddine, davalı şirket hakkında kabulüne dair verilen 20.02.2009 gün ve E:2003/513, K:2009/67 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 20.10.2011 gün ve E:2010/3354, K:2011/6076 sayılı ilamı ile; 

(... Davacı-karşı davalı şirket tarafından açılan dava iş bedelinin tahsili; Davalı-karşı davacı kooperatif tarafından açılan ve birleştirilen 2003/1294 Esas sayılı dava, gerçek dışı faturalar kullanılarak tahsil edilen 200.104,62 TL'nin; 2003/1470 esas sayılı birleştirilen dava ise, tahsil edildiği halde yapılmayan 29.000,00 TL'nin tahsili istemlerine ilişkindir. 

Mahkemece, şirketin davası ile kooperatifin birleştirilen 2003/1294 esas sayılı davalarının reddine; Kooperatifin birleşen 2003/1470 esas sayılı davasın da ise davalı S.G.'e yönelik davanın husumet yönünden reddine, davalı şirket hakkında kabulüne ve 29.000,00 TL'nin şirketten tahsiline karar verilmiş ve verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 
2-) Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 
Yanlar arasında adi yazılı şekilde 01.11.1996 tarihli asıl ve 30.07.2001 tarihli ek sözleşmeler yapılmıştır. Bu sözleşmeler, niteliğince Borçlar Kanunu'nun 355. maddesinde tanımı yapılan birer 'eser' sözleşmeleridir. Davacı-karşı davalı şirket yüklenici; davalı-karşı davacı kooperatif ise eser sahibidir. Yüklenici şirket, Antalya, Merkez Güzeloba mahallesinde bulunan, tapu sicilin ... ada ve 2 numaralı parselinde kayıtlı taşınmaza; 'Bayındırlık Birim Fiyatları + %10 (KDV hariç)' bedelle, sözleşmedeki koşullarla inşaat yapımını yüklenmiştir. Yüklenici şirket, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak, tüm iş bedelinden ödenmeyen 100.000,00 TL'nin kooperatiften tahsilini dava etmiştir. 
Yanlar arasındaki sözleşmeleri şirket adına imzalayan S.G.'ün, sözleşme tarihinden 2002 yılına kadar ki süre içinde aynı zamanda davalı-karşı davacı kooperatifin müdürü olduğu mahkemece saptanmış ve 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 59/VI. maddesi gereğince, sözleşmelerin geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü isabetli olmuştur. Çünkü, 1163 Sayılı Kanun'un 59/VI. maddesi gereğince, kooperatifin yönetim kurulu üyeleri ve personeli, ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatif ile kooperatifin konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Anılan bu yasa hükmü, 'emredici' hukuk kuralıdır. Emredici hukuk kuralına aykırı olarak sözleşme yapılamaz ve hukuksal bir tasarrufda da bulunulamaz. Aksi halde, aykırı yapılan sözleşme veya tasarruf 'batıl' olur. Borçlar Kanunu'nun 20/I. maddesi gereğince de; bir sözleşmenin konusu olanaksız ise, o sözleşme batıldır. Bir sözleşme ile yüklenilen edim, eylemli olarak veya hukuksal nedenlerle yerine getirilemiyorsa, o sözleşme olanaksızdır. 
Yanlar arasındaki sözleşmelerin 'batıl' olması sebebiyle; kooperatif vekilince sunulan 09.02.2009 tarihli dilekçesinin; 'imalat ve birim fiyat esasına tabi olarak yapılan bir işte, ek iş olamaz. Yüklenici ne imal ettiyse onun birim fiyata göre hesaplanan bedelini alır. Kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla ek iş olabileceği varsayımında ise ek iş için verilecek ücret hiçbir zaman sözleşme fiyatı olamaz. Rayiç bedel olur. Bu ise en basit yöntemle Bayındırlık Birim Fiyatıdır. Bilirkişilerin yaptığı gibi bir hesaplama yapılamaz. Kesinlikle kabul etmediğimiz ek işlere, sözleşme birim fiyatı olan Bayındırlık Birim Fiyatı+%10 uygulanamaz' içerikli (III.A) maddesindeki açıklama mahkemece dayanak alınmış ve '...davacı yüklenicinin imalat tutarı yapıldığı yıl karsız rayiç tutarı üzerinden hesaplanması gerekmekte ise de, davalı kooperatif vekili 09.02.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendinde rayiç bedelin en basit yöntemle karsız Bayındırlık Birim Fiyatı olduğunu kabul etmiş olması nedeni ile bu anlamda davacı lehine usulü müktesep hak doğduğu kabul edilerek ve bilirkişilerin Bayındırlık Birim Fiyatları üzerinden hesaplama yapıldığı gözetilerek, ayrıca rayiç bedel üzerinden yeniden hesaplama yapılmasına gerek görülmemiştir' gerekçesiyle 14.05.2007 günlü bilirkişi raporu mahkemece doğrudan revize edilerek sözleşme kapsamındaki işlerin bedelinin 2003 yılından 2001 yılına eskale edilerek ve %25 kar düşülerek (813.888,37) TL ve 28.01.2009 tarihli ek raporda aynı sebeple de eskale edilerek sözleşme dışı iş bedelinin de (64.555,56)TL olduğunun kabulü ile toplam (931.393,93) TL tutarındaki iş bedeli, yine eskaleli hesaplanan (1.005.813,95) TL miktarındaki kooperatif ödemesinden düşülerek, Kooperatifin 74.423,02 TL fazla ödemesinin bulunduğundan bahisle yüklenicinin davasının reddine karar verilmiştir. Oysa, yukarıda gösterildiği üzere, davalı vekilinin, mahkemenin kabulünün aksine kooperatif vekilinin 09.02.2009 günlü dilekçesinde ve dilekçesinin (III.A) maddesinde hiçbir konuda 'kabulü' yoktur. Davacı yararına da oluşan bir kazanılmış haktan da, belirtilen davalı vekilinin bildirimiyle söz edilemez. Nitekim, Kooperatif vekilinin, 03.05.2010 tarihli temyiz dilekçesinin '2.' bendinde aynen: 'bizim söylemediğimiz bir beyan karara dayanak alınmıştır' denilmektedir. 
Yüklenici ile eser sahibinin arasındaki sözleşmenin 'batıl' veya bağlayıcı olmaması durumunda; sözleşme dışı iş yapıldığında bu işlerin bedeli, Borçlar Kanunu'nun 413. maddesi hükmüne ve dolayısıyla 'vekaletsiz gerçek-tam işgörme' kurallarına göre hesaplanır. Anılan yasa hükümlerine göre, iş-eser sahibi ya da işi görülen, kendi yararı için yapılmış olan bir işde, yüklenicinin durumun gereğine göre, zorunlu veya yararlı olan harcamalarının tümünü, faizi ile birlikte, ödemek ve bu tür yüklenimlerini yerine getirmek ve hakimin takdir edeceği zarar için tazminat vermek zorundadır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur: Bunlardan birincisi, işgörende iş-eser sahibi çıkarına davranmak amacı ve iş sahibinin çıkarına işin görülmesi gerekli olmalı; ikincisi ise, yüklenici, eser-iş sahibini borç altına sokmak amacını taşımalıdır. Bu madde hükmündeki 'gider' kavramı ise geniş tutulmalı, yalnız harcanan paralar değil, her türlü mali fedakarlık anlaşılmalıdır. Örneğin: (Y.4.H.D.23.02.1984 gün, E.767 ve K.987, 11.H.D. 06.03.1975 gün, E.4377 ve K.1580, 15.H.D. 28.09.1995 gün E.2185 ve K.5109, 25.12.2009 gün E.2008/6857 ve K.2009/7149, Y.H.G.K. 02.11.1968 gün E.1966/4-977 ve K.1968/718 sayılı kararlar). 
Dairemizin yerleşen uygulamaları şudur: Borçlar Kanunu'nun 413. maddesi hükmünün uygulanmasıyla, batıl veya bağlayıcı olmayan sözleşmeler sebebiyle yüklenici tarafından yasal olarak yapılan ya da sözleşme dışı yapılan işlerin bedeli, yapıldıkları yıl mahalli serbest piyasa rayiçlerine göre uzman bilirkişi ya da kurulu aracılığıyla yapılacak keşif ve inceleme sonucu belirlenir. Mahalli piyasa rayiçleri ise Bayındırlık Bakanlığı'nca hazırlanan birim fiyatların oluşturulmasında yararlanılan rayiçler değildir. Yapılan imalatın, yapıldığı zamanki serbest piyasa fiyatlarına göre değerinin Borçlar Kanunu'nun 413. maddesi gereğince hesaplanması gerekir ve buna yüklenici karı da dahildir. (Örneğin; Dairemizin uygulamayı gösterir kararları: 29.03.2010 gün E.2009/7436 ve K.2010/1727; 19.03.2009 gün, E.2008/1125 ve K.2009/1574; 06.11.2009 gün, E.2009/3368 ve K.2009/5981; 02.07.2009 gün, E.2008/3523 ve K.2009/4063; 28.04.1987 gün, E.2332 ve K.1848 sayılı kararlar). 
Diğer yandan, sözü edilen işlerin bedelleri yapıldıkları yıl mahalli rayiçlerine göre hesaplanırken; katsayı uygulanarak güncelleştirilemeyeceği gibi; yapılan ödemeler de güncelleştirilemez. (Y.15.H.D.12.11.2002 gün, E.3462 ve K.5093; 25.10.1990 gün, E.4678 ve K.4327 sayılı kararları). 

Mahkemece, Dairemizin istikrarlı uygulamasını yansıtmayan kararını ve yasal yöntemine uygun olmayan bilirkişi raporlarını dayanak alarak, doğrudan iş bedelinin hesabını yaparak ve dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle davacı yüklenicinin davasının reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkat alamaz. (HUMK.md.76; HMK.md. 25/I.). 
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak yasa hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Ancak, hakimin hükme yeterli görmediği rapor ya da raporlar karşısında, yeniden bilirkişiden görüş almasına veya gerekirse başka bir bilirkişinin düşüncesine başvurmasına HMK'nın 281 ve 282. maddeleri olanak vermektedir. 
Tüm bu sebeplerle; mahkemece, öncelikle taraflarca sunulan iddia ve savunma doğrultusunda tüm delillerin toplanması; uzman bilirkişi kurulu oluşturularak yerinde keşif yapılması; yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak ve gösterilen yasal yönteme uygun şekilde bilirkişi kuruluna yüklenicinin hakettiği ve istenebilir alacağının hesaplattırılması; rapora vaki itirazların değerlendirilip karşılanması, belirlenen iş bedelinden, kooperatifce kanıtlanan ödemelerin mahsubunun yapılması ve varılacak sonuca göre yüklenicinin davasının çözüme bağlanması gerekmektedir. 

Noksan araştırma ve hukuksal olmayan gerekçelerle karar verilemez, verilen karar, taraflar yararına bozulmalıdır...), 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 

KARAR : Asıl dava (2003/513 E.), davacı-karşı davalı şirket tarafından açılan iş bedelinin tahsili; davalı-karşı davacı kooperatif tarafından açılan ve birleştirilen (2003/1294 E.) sayılı dava, gerçek dışı faturalar kullanılarak tahsil edilen 200.104,62 TL'nin; 2003/1470 Esas sayılı birleştirilen dava ise, tahsil edildiği halde yapılmayan iş karşılığı 29.000,00 TL'nin tahsili istemlerine ilişkindir. 
Mahkemece; '...kooperatif müdürü olan S.G.'ün aynı zamanda yüklenici şirketin temsilcisi sıfatı ile şirket adına (dolaylı olarak) kooperatifle sözleşme yapmış olması karşısında taraflar arasındaki bu sözleşmenin BK.nun 19/2. maddesi uyarınca geçersiz olduğu, davacı yüklenicinin yapmış olduğu işin bedelinin geçersiz olan sözleşmede kararlaştırılan fiyatlar üzerinden değil, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak işin yapıldığı tarih itibarı ile karsız rayiç bedel üzerinden talep etme hakkına sahip olduğu, davacı yüklenicinin imalat tutarı yapıldığı yıl karsız rayiç tutarı üzerinden hesaplanması gerekmekte ise de, davalı kooperatif vekili 09.02.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendinde rayiç bedelin en basit yöntemle karsız bayındırlık birim fiyatı olduğunu kabul etmiş olması nedeni ile bu anlamda davacı lehine usulü müktesep hak doğduğu kabul edilerek ve bilirkişilerin bayındırlık birim fiyatları üzerinden hesaplama yapıldığı gözetilerek, ayrıca rayiç bedel üzerinden yeniden hesaplama yapılmasına gerek görülmediği, asıl dava bakımından yapılan hesaplamalar dikkate alındığında davacı-yüklenicinin alacağının bulunmadığı, aksine davalı kooperatifin fazla ödemesi olduğu, naylon faturaya dayalı olarak açılan birleşen dava yönünden, faturaların gerçek olduğu ve içeriğindeki malzemelerin inşaata kullanıldığı, birleşen diğer dava bakımından ise, taleple bağlı kalınarak 29.000 TL nin davalı yüklenici şirketin sorumlu olduğu, diğer davalı Seyfettin'in fazla yapılan ödemeler bakımından şahsi sorumluluğunun bulunmadığı gerekçeleriyle, yüklenici şirketin 2003/513 esas sayılı davası ile kooperatifin birleştirilen 2003/1294 esas sayılı davalarının reddine; kooperatifin birleşen 2003/1470 esas sayılı davasında ise davalı S.G.'e yönelik davanın husumet yönünden reddine, davalı şirket hakkında kabulü ile 29.000,00 TL'nin şirketten tahsiline karar verilmiştir. 
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyizleri üzerine, Özel Dairece yukarıda bozma ilamının (2.) bendinde gösterilen nedenlerle taraflar yararına bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. 
Direnme kararı, davacı-karşı davalı yüklenici şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir. 
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 
1-) İş bedelinin hesaplanma yöntemi bakımından davacı yüklenici yararına kazanılmış hakkın oluşup oluşmadığı (davalı kooperatif vekilinin 9.2.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendindeki ifadeler değerlendirildiğinde); 
2-) Taraflar arasındaki uyuşmazlığın mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 61 vd. maddelerinde düzenlenen 'sebepsiz zenginleşme' kurallarına göre mi yoksa aynı Kanun'un 413. maddesinde düzenlenen 'vekaletsiz iş görme' kurallarına göre mi çözümleneceği; 
3-) Hakimin bilirkişinin yerine geçerek iş bedelini gerekçeli kararda kendisinin hesaplamasının doğru olup olmadığı; noktalarında toplanmaktadır. 
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır. 
I-) İş bedelinin hesaplanma yöntemi bakımından davacı yüklenici yararına kazanılmış hakkın oluşup oluşmadığı (davalı kooperatif vekilinin 9.2.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendindeki ifadeler) konusunda yapılan değerlendirmede; 
Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhi hadiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve adete göre halin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir (Belbez, Hikmet:Akitlerde Sükutun Ehemmiyeti, AÜHF Dergisi, Yıl:1944, Sayı:2, Sahife:221). İrade beyanları açık (sarih) olabileceği gibi, örtülü (zımni) de olabilir (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.1/II.fıkra; Hukuk Genel Kurulunun 30.01.2013 gün ve E:2012/19-670, K:2013/171 sayılı ilamı). 
Bir irade beyanının gerçek anlamını tespite yorum (tefsir) denir. Bütün hukuki işlemlerdeki kesinlik ifade etmeyen irade beyanlarının gerçek anlam ve amacı, hakim tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun m.2 ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18/I. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.19) göre, yorum yoluyla tespit edilmelidir. 
Bu noktada, Hukuk Genel Kurulu 3.4.1963 gün ve E:2-93, K:29 sayılı kararında; 'Gerek dava dilekçeleri, gerek tarafların dava sırasındaki sözlü veya yazılı diğer bildirimleri (beyanları), kural olarak, birer hukuk işlemidir ve her hukuk işlemi gibi, Borçlar Kanununun 18 ve Medeni Kanunun 2.maddeleri gereğince, bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, afaki iyiniyet kuralları uyarınca kendisine karşı bildirimde bulunulan sözlerden veya yazılardan ne gibi bir anlam çıkarması gerektiği belli edilerek yorumlanmalı ve bu yorum sonucuna göre işlem yapılmalıdır' denilmek suretiyle, öğretide de benimsenen (Necip, Kocayusufpaşaoğlu:Güven Nazariyesi Karşısında Borç Sözleşmelerinde Hata Kavramı, Garanti Matbaası, İstanbul 1968, s.5 vd;) güven teorisi gereğince yorum yapılmasını kabul etmiş ve uygulamasını da bu yönde geliştirmiştir. 

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun yerleşik uygulamasını yansıtan 06.02.2012 gün ve E:2012/14-606, K:2013/212 sayılı ilamında da; irade beyanlarının yorumunda başvurulan ve genel kabul gören güven teorisi ışığında gerek beyanda bulunanın beyanının içeriğine, gerekse beyanın yapıldığı hal ve şartlara bakılarak bir sonuca varılacağı vurgulanmıştır. 
Bu bağlamda, hakkaniyete aykırı yorum ve değerlendirmeler hem yargılamayı hem de hükmü adil olmaktan uzaklaştırır. Hakimin adil yargılanma ilkesi çerçevesinde taraflara eşit ve objektif bir biçimde davranma zorunluluğu bulunmaktadır. Dürüstlük kuralı, işlemlerin yorumlanması, tamamlanması, yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesinde göz önünde tutulması gereken bir ilkedir. 
Nihayet, adil yargılanma hakkı, adaletin 'olmazsa olmaz' koşuludur ve medeni usul hukukunda yargılamanın her iki tarafına ait olan bir haktır. Adil bir yargılanma için, hakimin, yorum ve değerlendirmeleri makul olmak ve normal bir insanın akıl, mantık ve vicdanını kısmen de olsa tatmin etmek zorundadır. 
Somut olaya gelince; davalı kooperatif vekili 09.02.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendinde aynen; 'İmalat ve birim fiyat esasına tabi olarak yapılan bir işte, ek iş olamaz. Yüklenici ne imal ettiyse onun birim fiyatına göre hesaplanan bedelini alır. Kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla ek iş olabileceği varsayımında ise ek iş için verilecek ücret hiçbir zaman sözleşme fiyatı olmaz. Rayiç bedel olur. Bu ise en basit yöntemle bayındırlık birim fiyatıdır. Bilirkişilerin yaptığı gibi bir hesaplama yapılamaz. Kesinlikle kabul etmediğimiz ek işlere, sözleşme birim fiyatı olan bayındırlık birim fiyatı + %10 uygulanamaz.' demektedir. 
Yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde, davalı-karşı davacı kooperatif vekilinin, iş bedelinin hesaplanma yöntemi bakımından özellikle 'kabul anlamına gelmemek kaydıyla' ibarelerine yer vermesi karşısında iş bedelinin hesaplanma tarzı bakımından bir kabulü olmadığı, vekilin bu beyanının açıklama içerdiği kabul edilmiştir. Bir bütün olarak değerlendirilen bu irade beyanlarının, iş bedelinin hesaplanma yöntemi bakımından, davacı-karşı davalı yüklenici şirket yararına bağlayıcı nitelikte olduğu kabul edilemeyeceği gibi, bu konuda usulü kazanılmış haktan da bahsedilemez. 
Nitekim, davalı-karşı davacı kooperatif vekilinin, 03.05.2010 tarihli temyiz dilekçesinin '2.' bendinde aynen: 'bizim söylemediğimiz bir beyan karara dayanak alınmıştır' denilmek suretiyle, irade beyanlarının mahkemenin gerekçeli kararında benimsendiği gibi yorumlanmasına karşı çıkarak, bu hususu da temyize getirmiştir. 
Görüldüğü üzere, yerel mahkeme kararının '...davacı yüklenicinin imalat tutarı yapıldığı yıl karsız rayiç tutarı üzerinden hesaplanması gerekmekte ise de, davalı kooperatif vekili 09.02.2009 tarihli dilekçesinin III.A bendinde rayiç bedelin en basit yöntemle karsız Bayındırlık Birim Fiyatı olduğunu kabul etmiş olması nedeni ile bu anlamda davacı lehine usulü müktesep hak doğduğu kabul edilerek ve bilirkişilerin bayındırlık birim fiyatları üzerinden hesaplama yapıldığı gözetilerek, ayrıca rayiç bedel üzerinden yeniden hesaplama yapılmasına gerek görülmemiştir' şeklindeki gerekçesinin hatalı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. 
Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, belirtilen direnme gerekçesi usul ve yasaya aykırıdır. 
II-) Taraflar arasındaki uyuşmazlığın mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 61 ve devamı maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme kurallarına göre mi yoksa aynı Kanun'un 413. maddesinde düzenlenen vekaletsiz iş görme kurallarına göre mi çözümleneceği konusunda yapılan değerlendirmede ise; 
Taraflar arasındaki eser sözleşmesi niteliğindeki sözleşmeleri davacı-karşı davalı yüklenici şirket adına imzalayan S.G.'ün, sözleşme tarihinden 2002 yılına kadarki süre içinde aynı zamanda davalı-karşı davacı kooperatifin müdürü olduğu mahkemece saptanmış ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 59/VI. maddesi gereğince, sözleşmelerin geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü isabetlidir. 
Zira, 1163 sayılı Kanun'un 59/VI. maddesi gereğince, kooperatifin yönetim kurulu üyeleri ve personeli, ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatif ile kooperatifin konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Anılan bu yasa hükmü, 'emredici' hukuk kuralı nitelinde olup; buna aykırı olarak sözleşme yapılamaz ve hukuksal bir tasarrufta da bulunulamaz. Aksi takdirde, aykırı yapılan sözleşme veya tasarruf 'batıl' olur (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.20/I.; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.27). 
Yüklenici ile eser sahibi arasındaki sözleşmenin 'batıl' ve dolayısıyla bağlayıcı olmaması durumunda veya sözleşme dışı iş yapıldığında bu işlerin bedeli, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 61 vd. maddelerinde düzenlenen 'sebepsiz zenginleşme' kurallarına göre değil; aynı Kanunun 413. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.529) hükmüne ve dolayısıyla 'vekaletsiz gerçek-tam işgörme' kurallarına göre hesaplanır. 
Uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak, bu noktada 'vekaletsiz iş görme' hükümlerinin irdelenmesinde yarar vardır. 
Bir kişinin başkasının işini görebilmesi için, o kişinin kural olarak kendisine vekalet vermiş olması gerekir. Eğer vekaleti olmadan bir başkası hesabına bir iş görülürse buna vekaletsiz iş görme veya vekaleti olmadan iş görme denilir (Aydın, Zevkliler/Emre, Gökyayla:Özel Borç İlişkileri, 11. Baskı, Ankara 2010, s.509). 
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)nun 14.Babında yer alan 'Vekaleti Olmadan Başkası Hesabına Tasarruf' başlıklı 410. maddesinde: 
'Vekaleti olmaksızın başkasının hesabına tasarrufta bulunan kimse, o işi sahibinin menfaatine ve tahmin olunan maksadına göre yapmaya mecburdur.' hükmü yer almaktadır. 
Vekaletsiz iş görmeyi düzenleyen bu maddeye göre, vekaletsiz iş görmenin unsurları; iş görme, işin başkasına ait olması, vekaletin bulunmaması ve iş görme iradesinin varlığıdır. 
İş görmek, insanın herhangi bir ihtiyacını karşılamak üzere hukuk düzeni içinde yapılabilen her çeşit iş görme veya yönetmedir. Bunun için iş sahibinin yetki vermesi söz konusu değildir. Genel olarak iş sahibinin yararları kapsamına giren işlerin görülmüş olması bu tarifin içine girer. Buna karşılık işin niteliği, bir yetkinin varlığını gerektiren işlerde bir başkasının hesabına iş görme söz konusu olamaz (Senai, Olgaç:Kazai ve İlmi İçtihatlarla Türk Borçlar Kanunu ve İlgili Özel Kanunlar, Aktin Muhtelif Nevileri, C. III, Ankara 1969, s.219-221). 
Vekaletsiz iş görmenin öğelerinden biri de yapılan işin başkasına ait olmasıdır. Bu öğe, iş görenin yaptığı iş ile başkasının hukuki çerçevesine müdahalede bulunduğunu ifade eder. 
Diğer taraftan, vekaletsiz iş görmeden söz edilebilmesi için, iş görenin bu işi yapmaya mezun bulunmaması da gerekir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 410. maddesinde mevcut olan 'vekaleti olmaksızın' tabiri de bunu ifade eder (Cevdet, Yavuz:Borçlar Hukuku Dersleri, Özel Hükümler, Yenilenmiş 8.Bası, İstanbul 2010, s.563 vd.). 
Bu nedenle vekaletsiz iş görmenin söz konusu olabilmesi için, başkasına ait işin vekalet olmaksızın yapılması gerekir. Vekaleti olmama, hiç temsil yetkisi verilmemiş olması anlamına geldiği gibi; verilen talimat ya da temsil yetkisinin aşılmış olması da vekaleti olmama kavramı içinde yer alır. 
Vekaletsiz iş görmenin son unsuru, başkasının işini görme unsurudur. İş görenin başkası menfaatine hareket iradesini taşıması veya işin başkasına ait olduğunu bilerek faaliyette bulunması şart değildir. Onun genel olarak bir iş görme iradesine sahip olması, yani iradesinin işin fiili sonucuna yönelmiş olması yeterlidir (Zevkliler/Gökyayla:age., s.510). 
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 410 ve devamı maddelerinde tanımını bulan vekaletsiz iş görme, niteliği gereği, iş sahibinin bilgisi dışında gerçekleşen bir olgudur.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 526 ve devamı maddelerinde de benzer düzenlemeler yer almaktadır. 
Vekaletsiz iş görme ile iki taraf arasında oluşan hukuki ilişki, taraflara bazı haklar sağlamakta, aynı zamanda bazı borçlar yüklemektedir. Vekaletsiz iş görmede iş gören, iş sahibinin menfaatine ve tahmin olunan maksadına uygun olarak hareket etmekle yükümlüdür. İş gören her türlü ihmal ve dikkatsizlikten sorumludur. İş sahibi de, iş görenin yaptığı tüm zorunlu ve faydalı masrafları ödemekle yükümlüdür. 
Nitekim, aynı ilke ve kabul şekli, Hukuk Genel Kurulunun 02.10.2013 gün ve E:2013/15-95, K:2013/1431 sayılı ilamında da benimsenmiştir. 
Nihayet, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 413.maddesi hükmünün uygulanmasında, batıl veya bağlayıcı olmayan sözleşmeler sebebiyle yüklenici tarafından yasal olarak yapılan ya da sözleşme dışı yapılan işlerin bedeli, yapıldıkları yıl mahalli serbest piyasa rayiçlerine göre uzman bilirkişi ya da kurulu aracılığıyla yapılacak keşif ve inceleme sonucu belirlenir. Mahalli piyasa rayiçleri ise Bayındırlık Bakanlığı'nca hazırlanan birim fiyatların oluşturulmasında yararlanılan rayiçler değildir. Yapılan imalatın, yapıldığı zamanki serbest piyasa fiyatlarına göre değerinin BK'nun 413. maddesi gereğince hesaplanması gerektiği gibi, buna yüklenici karı da dahildir. Bunun yanında, sözü edilen işlerin bedelleri yapıldıkları yıl mahalli rayiçlerine göre hesaplanırken; katsayı uygulanarak güncelleştirilemeyeceği gibi; yapılan ödemeler de güncelleştirilemez. 
Somut uyuşmazlıkta, batıl olan sözleşmeler nedeniyle yapılan ve iş sahibi kooperatifçe de benimsenen imalatın bedeli talep edilmektedir.

Şu halde; davacı-karşı davalı yüklenici şirketin, iş bedelini BK. 413.maddesi kapsamında vekaletsiz işgörme kuralı çerçevesinde, imalatın yapıldığı yıldaki serbest piyasadaki rayiç fiyat üzerinden müteahhit karı da dahil olmak üzere isteyebileceğinin kabulü gerekir. 
Yerel mahkemenin, 'davacı yüklenicinin yapmış olduğu işin bedelini, geçersiz olan sözleşme nedeniyle, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak karsız bedel üzerinden talep etme hakkına sahip olduğu' olduğu yönündeki direnme gerekçesi hatalı değerlendirmeye dayalıdır. 

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede azınlıkta kalan bir kısım üyelerce, taraflar arasındaki uyuşmazlığın BK'nun 413. maddesindeki vekaletsiz işgörme ilkesine göre değil, aynı Kanun'un 61 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenmesi gerektiği, bu nedenle yerel mahkemenin direnme kararının bu gerekçe bakımından doğru olduğu ileri sürülmüş ise de; Kurul çoğunluğu yukarıda belirtilen gerekçelerle bu görüşü benimsememiştir. 

Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, belirtilen direnme gerekçesi usul ve yasaya aykırıdır. 

III-) Hakimin bilirkişinin yerine geçerek iş bedelini gerekçeli kararda kendisinin hesaplamasının doğru olup olmadığı konusuna gelince; 
Hemen belirtilmelidir ki, 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 275. maddesi; 
'Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.' hükmünü içermektedir. 
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 'Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller' başlığı altında düzenlenen 266/(1) maddesi de, az yukarıda belirtilen 1086 sayılı HUMK'nun 275. maddesine koşut bir düzenlemeyi içermektedir. 

Görüldüğü üzere, genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkesin bilmesi gereken konularla, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konular dışında kalan ve çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi oy ve görüşünü alması gerekir. Zira, vurgulanan bu ilke hem öğretide hem de Yargıtay uygulamasında benimsenip, kökleşmiştir (Kuru/Arslan/Yılmaz:Medeni Usul Hukuku, 16.Bası, Ankara 2005, Sahife:502 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, 12.Bası, Ankara 2011, Sahife:517 vd.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.03.2008 gün ve E:2008/11-262, K:2008/260; 28.03.2007 gün ve E:2007/11-154, K:2007/168; 07.03.2007 gün ve E:2007/11-94, 2007/113; 14.05.2008 gün ve E:2008/11-392, K:2008/377; 27.06.2012 gün ve E:2012/7-293, K:2012/418; 17.04.2013 gün ve E:2012/11-783, K:2013/553; 18.02.2015 gün ve E:2013/19-1362, K:2015/826 sayılı ilamları). 

Somut uyuşmazlıkta, mahkeme hakiminin gerekçeli kararda hukuki bilgisi kapsamında çözümü mümkün olmayan tamamen teknik bilirkişinin hesaplama yapmasını gerektirecek bir konuda iş bedelini hesaplayarak, bu şekilde karar vermesi doğru değildir. Tarafların bilirkişi incelemesine yapılan hatalar veya yanlış görülen konularda itiraz olanağı sağlanıp, varsa hataların düzeltilmesi imkanı varken, gerekçeli kararda olası bir hatasından karar vermekle dosyadan elini çeken hakimin bu yanlışlığa veya hataya vardığını anlaması halinde bile düzeltme olanağının bulunmadığı yerleşik uygulama ve usul kanunu ile belirgindir. 

Şu halde, tarafsız kalması gereken hakimin, böylesi bir işle tartışmalı bir duruma gelmesi kaçınılmaz olacağı gibi, kendisine atfedilen değer ile de bağdaşmaz. Böylece, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı çözmekle görevli kılınan hakim, bu davranışıyla uyuşmazlığın bir tarafı haline gelir ki, bu durum kabul edilemez. Bir davada, gerektiğinde bilirkişinin değiştirilmesi daha kolay ve mümkün iken, bir hakimin bu nedenle tarafsızlığını yitirmesine yol açacak bir uygulamaya girişmesi yüklendiği kamu göreviyle bağdaştırılamaz. Giderek, bu durum hakimin görevini yapmasını engeller. 

Durum bu olunca; hakim hükme yeterli görmediği rapor ya da raporlar karşısında, yeniden bilirkişiden görüş almasına engel olmadığı gibi gerekirse başka bir bilirkişinin düşüncesine de başvurabilir (6100 sayılı HMK. m.281, 282). 
Yapılan açıklamalar karşısında, hakimin gerekçeli kararda iş bedelini hesaplayıp, hükmünü de buna dayandırarak karar vermesi doğru olmadığı gibi, yukarıda iş bedelinin hangi ilke uyarınca hesaplanması gerektiğine ilişkin yapılan açıklamalara tamamen aykırı olarak düzenlenen bilirkişi raporunun hükme esas alınması da hatalıdır. 

Yukarıda ayrı ayrı incelenen uyuşmazlık konuları bakımından yapılan açıklama ve değerlendirmeler sonucunda: mahkemece; öncelikle taraflarca sunulan iddia ve savunma doğrultusunda tüm deliller toplanmalı; uzman bilirkişi kurulu oluşturularak yerinde keşif yapılmalı; yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak ve gösterilen yasal yönteme uygun şekilde bilirkişi kuruluna yüklenicinin hakettiği ve istenebilir alacağı hesaplattırılmalı; rapora vaki itirazlar değerlendirilip karşılanmalı, belirlenen iş bedelinden, kooperatifçe kanıtlanan ödemelerin mahsubu yapılmalı ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir. 

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve gerekçeler ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 
Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. 



SONUÇ : Davacı-karşı davalı yüklenici şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen 'Geçici Madde 3' atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 18.03.2015 gününde yukarıda (I.) ve (III.) bentte belirtilen uyuşmazlıklar yönünden oybirliği; (II.) bentte belirtilen uyuşmazlık bakımından ise oyçokluğu ile karar verildi.
Son Güncelleme: 04.08.2015 18:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177