Rahmi
Rahmi
27 Ocak 2015 Salı 14:30
Güncel Yargıtay Kararları
 VELAYET, ANNE,BABA ÇOCUĞUN VELAYETİNİ İSTEMEZSE,VASİ TAYİNİ

T.C

YARGITAY

18. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2013/19922

KARAR TARİHİ:20.03.2014

 

4721 S. K. m. 336, 404

 

İhbar dilekçesinde, babası ölen küçük E. K.'a vasi tayin edilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm ihbar eden idare tarafından temyiz edilmiştir.

 

YARGITAY KARARI

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 

Görele Nüfus Müdürlüğünün ihbar yazısı ile 07.11.1997 doğumlu E. K.'a TMK.nun 404. maddesi gereğince vasi atanması istenilmiş, mahkemece küçük Erol'un annesinin sağ olduğu ve vasi atanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava dışı Y. D. ile E. K.'ın evliliğinden 07.11.1997 tarihinde küçük E. K.'ın doğduğu, anne ile babanın Bakırköy 4. Aile Mahkemesinin 2012/968 Esas 2012/936 Karar sayılı ilamıyla boşandıkları, küçük E.'un velayetinin babası E.'a verildiği, ancak baba E. K.'ın 10.10.2013 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 336/3. fıkrasında; velâyetin, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuğun kendisine bırakılan tarafa ait olacağı; 404/1. fıkrasında ise; velâyet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir. Boşanma sonucunda velayet kendisine verilmiş olan tarafın (babanın) ölümü nedeniyle, velayet kendiliğinden diğer tarafa (anneye) geçmez. Velayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkin olup, aslolan ergin olmayan çocukların velayet altında bulunmasıdır. Bu nedenle sağ olan anneye ihbarda bulunulması, velayete talip olduğunu açıklaması halinde bu konuda aile mahkemesinde dava açması için süre verilmesi, dava açıldığı takdirde velayet hakkındaki davanın sonucunun beklenmesi, annenin velayeti istememesi veya açtığı davanın olumsuz sonuçlanması durumunda dava tarihi itibariyle velayet altında bulunmayan küçük E. K.'a vasi tayini ile ilgili bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.03.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

T.C

YARGITAY

18. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO:2014/3547

KARAR TARİHİ:12.06.2014

 

 (4721 S. K. m. 404, 426, 431, 439) (6100 S. K. m. 114) (1086 S. K. m. 439)

 DAVA: Dava dilekçesinde, kayyım atanması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm kayyım adayı tarafından temyiz edilmiştir.

 Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 KARAR: Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 esas sayılı dosyasında devam eden evlat edinmede ana ve baba rızasının aranmaması davasında mahkemece küçük U.'a kayyım atanması ihbar edilmiş, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar kayyım adayı tarafından görevden kaçınma yönünden temyiz edilmiştir.

Vesayet hakkındaki hükümler kamu düzenine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar kayyım atanmasında da uygulanır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, hakkında kayyım atanması istenilen küçük U., anne N. ile evlilik içi doğum ve babalık karinesi gereği koca Z. üzerine kayıtlıdır. U.'un ana ve babanın boşanmalarından sonra doğduğu, nüfus kayıtları içeriğinden boşanma sonucu Türk Medeni Kanunu'nun 336/son maddesi uyarınca velayet düzenlemesinin yapılmadığı, aynı Yasanın 342/1. maddesi uyarınca veli sıfatını taşıyan yasal temsilcisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

 Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlü olup, usulünce taraf teşkili sağlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama konusu uyuşmazlık hakkında karar verilmesi halinde, usul hükümlerinin açıkça ihlali söz konusu olduğundan, HUMK'nun 439/2. maddesine göre temyiz incelemesinde re'sen nazara alınarak kararın bozulmasına karar verilebilir.

 Mahkemece, davanın kamu düzenini ilgilendirmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 404/2.maddesine göre vesayet makamının kendiliğinden el koyma, araştırma, inceleme, karar verme yetki ve görevinin bulunması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca hukuki nitelemenin hakime ait olması da dikkate alındığında davanın; Türk Medeni Kanunu'nun 404. maddesi uyarınca vasi atanması davası olarak görülmesi gerektiği, aslolan velayet olduğundan ana ve babaya davanın ihbar edilerek velayeti isteyip istemedikleri hakkında beyanlarının alınması, istemeleri durumunda dava açmaları için süre verilerek sonucunun beklenmesi ve kayyım atanması davasının velayet sahibi olan ana ya da baba huzuru ile görülerek usulüne uygun olarak taraf teşkilinin sağlanması, aynı Yasanın 426/2. maddesi uyarınca Kocaeli 1. Aile Mahkemesinin 2013/264 sayılı dosyasında küçük ile yasal temsilcinin menfaatinin çatıştığı da gözetilerek davanın kabul edilmesi, velayeti istememeleri ya da dava açmamaları halinde ise vasi atanması yoluna gidilerek, 2013/264 esas sayılı dosyada küçüğün vasi vasıtasıyla temsilinin sağlanması gerekirken eksik hasım ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi HUMK'nun 439/2. maddesi uyarınca doğru görülmemiştir.

 SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.

 

ŞANTAJ SUÇUNUN UNSURLARI, KAMERAYA KAYDEDİLEN CİNSEL İLİŞKİ

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas: 2014/4-292    

Karar: 2014/436

 

İki mağdura yönelik şantaj suçundan sanık A...'in beraatine ilişkin, ...1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2008 gün ve 110-300 sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.06.2012 gün ve 20517-14983 sayı ile;

 “Oluş, mağdurelerin ve tanık A... in aşamalardaki değişmeyen anlatımları sanığın mağdure G... ve adı geçen tanığın cep telefonlarına gönderdiği mesaj içerikleri ve sanığın mağdure G... gönderdiği görüntü ve ses kayıtlarının bulunduğu CD’ler üzerindeki ve ekli nottaki yazıların sanığın eli ürünü olduğuna ilişkin ekspertiz raporu her iki mağdureye yönelik eylemler nedeniyle yöntemince tartışılıp reddedilmeden, oluşa uygun düşmeyen yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

 Yerel mahkeme ise 19.11.2012 gün ve 261-810 sayı ile;

 “Müşteki G... ile sanığın 1995 yılında başladığı anlaşılan gayrı meşru ilişkilerinin olduğu, zaman zaman değişik mekanlarda bir araya gelerek cinsel ilişkiye girdikleri ve bu ilişkilerin bir kısmını pornografik nitelikte olmak üzere video ile kayıt altına aldıkları sabittir. Bu kayıtlardan müştekinin bilgisinin olmadığı iddiası 20.04.2007 tarihli CD çözüm tutanağı içeriği dikkatle okunup incelendiğinde görülecektir ki doğru değildir.

 Kaldı ki yine aynı tarihli tutanak içeriğine göre müştekinin sanık dışında başka bir erkekle olan pornografik nitelikli görüntüleri kayda aldığı da sabittir.

 Her ne kadar müşteki, sanık ile olan ilişkisini 1999 depremi sonrasında bitirmek istediğini beyan etmiş ise de yine CD çözüm tutanağında belirtildiği üzere; 14.07.2003 tarihinde çekilen görüntülerde müşteki ile sanık iç çamaşırları ile ve yanlarına müştekinin genç kızı da geldiği sırada gayet samimi olarak ve aile meselelerini tartışacak kadar birlikteliklerine devam etmişlerdir.

 Müştekinin bir kısım CD'lerin sanık tarafından kendisine verildiğine dair iddiasını kanıtlar nitelikte delil bulunmamaktadır.

 Yine sanık tarafından bir kısım CD'lerin bir bakkala, A... isimli şahsa verilmek üzere bırakılacağı belirtilmiş ise de ismi geçen bakkal hem sanığın CD'leri bırakan kişi olmadığını, hem de bırakanı görse bile tanımayacağını ifade etmiştir. Bu delilin de suçun sübutu yönünden kullanılması mümkün değildir. CD'lerin bakkala sanık tarafından bıraktırıldığı kabul edilse dahi buna dair A... cep telefonuna çekilen mesajlarda şantajı doğrulayacak herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

 CD'lerin kapları üzerindeki yazıların yazılma anının tespiti mümkün değildir. Kaldı ki birden çok kişi ile ilişkiye girmekte beis görmeyen müştekinin sanık ile ilişkisinin devam ettiği dönemde bu CD'leri alıp muhafaza etmesi de kuvvetle muhtemeldir.

 Müşteki cep telefonuna sanık tarafından gönderildiği iddia olunan ve şantaj içerikli olduğunu belirttiği tüm mesajları silmiştir. C. Savcısına gösterilen ve sanığa ait telefondan gönderildiği söylenilen 09.02.2007 tarihli mesaj içeriğinden şantajın tespiti de mümkün değildir.

 Yine her ne kadar müşteki, sanığın kendisinden bu CD'ler karşılığı para istendiğini belirtmiş ise de buna dair ciddi hiç bir kanıt yoktur. Müşteki ve kızının beyanları, ilişkinin niteliği ve sürekliliği dikkate alındığında mahkememizce kabule değer bulunmamıştır.

 Sanığın evli ve iki çocuklu biri olduğu dikkate alındığında, görüntüleri şantaj amaçlı olarak kaydetmesi ve müştekiye göndermesinin olağan hayat akışına uygun olmayacağı, bu durumun açığa çıkmasının sanık açısından da sorunlar doğuracağı açıktır. Kaldı ki müşteki yargılama sırasında sözde sanığın eşinin ricası üzerine şikayetten vazgeçtiğini beyan etmiştir. Ancak 09.03.2007 tarihli vazgeçme dilekçesinde buna dair hiç bir kayıt yoktur.

 Sanığın evinde ve aracında mahkeme kararı üzerine yaptırılan aramalarda iddiaya konu, dosya arasında bulunan ve müşteki tarafından sunulan CD'lerin bir kopyasına veya bilgisayar ana hafızasında benzer görüntülere rastlanılmamış ve delil elde edilememiştir.

 Yukarıda açıklandığı üzere uzunca süre birliktelikleri devam eden ve bu birlikteliklerinin bazı anlarını kaydeden sanık ve müşteki arasındaki ilişkinin müşteki tarafından bitirilmek istenmesi ve bunun sanık tarafından kabul edilmemesi sebebine bağlı olarak şantaj yapıldığı, para istendiği veya ilişkinin devamının bu şekilde sağlanmaya çalışıldığına dair, sanık yönünden suçun sübut bulmadığı, mahkememizce verilen önceki kararın bu anlamda doğru olduğu" gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiş ve sanığın atılı suçlardan beraatine karar vermiştir.

 

Bu hükmün de o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “onama” istekli 05.05.2014 gün ve 16438 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

 

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı şantaj suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

 

İncelenen dosya kapsamından;

 

1960 doğumlu olan mağdure G... evli ve iki çocuklu olduğu, G... kızı mağdure S... 'nin ise tanık A... ile nişanlı olduğu, tanık T...'la evli olan sanığın da iki çocuğunun bulunduğu,

 Sanık ile mağdure G... 1995 yılından suç tarihine kadar yaklaşık on iki yıl boyunca ve her ikisinin bazı aile fertlerinin de bilgisi dahilinde gayri meşru ilişki içerisinde bulundukları, bu ilişkilerinin bir kısmının sanık tarafından kamera kaydına alındığı, kamera kayıtlarından mağdure G... de haberdar olduğu, mağdure G... sanık dışında başka erkeklerle de cinsi münasebette bulunurken kendisini kamera kaydına aldığı, dosya kapsamında sanık tarafından mağdureye verilen CD'ler içerisinde, kamera kayıtlarındaki tarihlere göre, 10.04.2000 tarihi ile 14.07.2003 tarihleri arasında çekilmiş toplam dokuz adet görüntünün bulunduğu, 14.07.2003 tarihli görüntünün bir ev ortamında ve sanık ile mağdure G... iç çamaşırlarıyla oturup konuştukları sırada kaydedildiği, görüntülere göre sanık ve mağdure G... yanlarına gelip giden mağdure S... de katılımıyla mağdure S... nişanlısı hakkında konuştukları, diğer tüm görüntülerin sanıkla mağdure G... ve mağdure G... ile başka bir erkek şahsın cinsel ilişkide bulundukları sırada kayda alınmış görüntüler olduğu hususlarında ihtilaf bulunmadığı,

 Cumhuriyet savcısı tarafından, sanığın mağdure G... cep telefonuna 09.02.2007 Cuma günü saat 18.59'da “kusura bakma unuttum, pazartesi akşama kadar ara cevabını ver, geç kalmış olabilirsin"; mağdure S... nişanlısı olan tanık A... cep telefonuna ise, 16.02.2007 saat 20.32'de "senin benimle görüşmen önemli değil, ben CD yi evin yanındaki bakkala bıraktım, arkadaşının s.k ettiği a.. alana ben ne diyeyim, benimle buluşmaya korkuyorsun, gerçekler acı gelebilir, bütün akrabaların görecek öğrenecek son", 16.02.2007 saat 20.37'de de "ben kaynananla 12 yıl beraber yaşadım, kaynatan, S... biliyor kanıtı CD de son" şeklinde mesajlar gönderdiğinin tespit edildiği,

 Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı raporuna göre; sanığın mağdure G... verdiği CD'lerin zarfları üzerinde bulunan “G... A... V...” şeklindeki yazılar ile “kusura bakmayın bunlar iyi değil, iyileri gelince komşularından akrabalarından ve internetten izleyebilirsiniz” şeklindeki notun ve tanık A... için bakkala bıraktığı zarf üzerindeki “A... ” yazısının sanığın eli mahsulü olduğu,

 Sanığın evinde ve kamyonunda usulüne uygun olarak yapılan aramalarda suç konusu CD veya kayıt örneklerinin bulunamadığı,

 Tanık O...'ın, işletmiş olduğu bakkal dükkanına tanık A... verilmek üzere CD bırakan kişinin tespiti için dört kişinin katılımı ile yapılan teşhiste sanığı teşhis edemediği,

 Anlaşılmaktadır.

 Mağdure G... aşamalarda özetle; 1994 yılında çalıştığı işyerinden tanıştığı sanık ile 1995 yılında gayri meşru ilişki kurarak birlikte yaşamaya başladıklarını, deprem sonrası defalarca ilişkiyi bitirmek istediğini, sanığın ilişki sırasında kasede aldığı görüntüleri yakın çevresine hatta internete vereceğini söyleyerek şantaj yaptığından onu bırakamadığını, kasede alma işinden sonradan haberdar olduğunu, evinin anahtarlarının sanıkta da bulunması nedeniyle evine zaman zaman gelip kendisiyle rızası dışında ilişkiye girdiğini, geçen yaz aylarında ilişkisini tamamen bitirmek için evine gittiğinde, sanığın, kendisinde kasetleri bulunduğunu, ilişkiyi bitirmesi halinde her tarafa göndereceğini söyleyerek kendisini tehdit ettiği gibi karısının yanında da rızası dışında ırzına geçtiğini, karısının "yapabileceğim bir şey yok" dediğini, en son sanığın 10.02.2007 günü telefon açıp çağırması nedeniyle aşağı indiğinde sanığın dosyaya ibraz ettiği üç adet CD'yi iki ayrı zarf içerisinde verdiğini, CD'lerin ikisinde kendisiyle sevişme sahnelerinin, birinde de kızı S... nişanlısı hakkında konuşma görüntülerinin bulunduğunu, kopyalarının kendisinde olduğunu, ilişkilerinin devam etmesini ve kendisine her CD için ikişer bin liradan altı bin lira vermesini, aksi takdirde internete, yakın akrabalarına, özellikle S... nişanlısı A... göndereceğini ve kızının nişanını da bu şekilde bozacağını söyleyerek tehdit ettiğini, ayrıca sanığın cep telefonuna çok sayıda mesaj gönderdiğini, bu mesajların birisi dışında hepsini sildiğini, ilişkiler sırasında tanık bulunmadığını, sanığın eşinin tanıklık yapacağına ihtimal vermediğini beyan etmiş,

 Mağdure S... aşamalarda özetle; sanığın 1995 yılından bu yana annesiyle gayri meşru gönül ilişkisi içinde olduklarını bildiğini, annesinin sanıkla ilişkilerini kesmek istemesine rağmen sanığın çoğu zaman annesine, “sen ilişkiyi kesersen, kasede aldığım görüntüleri internete ve tüm akrabalarınıza dağıtacağım” diyerek şantaj yaptığını, hatta bir defasında sanık ve annesiyle birlikte otururken kamerayı prize taktığını kendisinin “kamera çalışıyor mu” dediğinde “şarz oluyor görüntü almıyor” diye cevap verdiği halde kayıt yaptığını sonradan öğrendiklerini, bu konuşmalarda nişanlısı hakkında bazı şeyler konuştuğunu, sanığın bu konuşma kaydı ile annesiyle ilişkilerine ilişkin görüntüleri nişanlısı A... göndereceğini söylediğini, annesinin kendisiyle ilişkisini sürdürmesini ve CD'ler için annesinden para talep ettiğini, 16.02.2007 tarihinde sanığın CD'leri nişanlısının alışveriş yaptığı bakkala bırakarak nişanlısına ulaştırdığını, CD'lerin nişanlısında bulunduğunu, annesinden öğrendiğine göre sanığın CD'lerin kopyalarını evinde veya kamyonunda sakladığını, sanığın, annesiyle birlikte kendisine CD başına ikişer milyar liradan toplam altı milyar lira vermelerini, aksi takdirde CD'leri etrafa yayacağını söylediğini ifade etmiş,

 Tanık A... Cumhuriyet savcılığında özetle; S... ile nişanlı olduklarını, sanığın kendisini telefonla arayıp görüşmek istediğini, çalıştığı için görüşmek istemediğini söylediğinde, “benimle görüşmeye korkuyor musun yoksa seni engelleyen birileri mi var” diyerek ısrarcı olmasına rağmen nişanlısına ve kayınvalidesine yaptığı şantajla ilgili konuşacağını tahmin ettiğinden kendisiyle görüşmek istemediğini, kendisine 16.02.2007 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından da tespit edilen iki adet mesaj gönderdiğini, mesajda bildirmesi nedeniyle evinin yan tarafında bulunan bakkala giderek kendisine bırakılan ve üzerinde “A...” yazılı zarfın içerisinde bulunan ve savcılığa ibraz ettiği CD'leri aldığını beyan etmiş,

 Duruşmada; nişanlısının aile dostları olarak bahsettiği sanığı daha önce birkaç kez görüp onunla konuştuğunu, 16.02.2007 tarihinde sanıktan kendisine mesaj gelene kadar olaydan haberdar olmadığını, mesaj üzerine CD'yi aldıktan sonra izlemeden nişanlısına haber verdiğini, nişanlısının kendisine annesinin sanıkla arasında devam eden bir ilişkinin olduğunu, fakat bitirmek istediklerini sanığın buna müsaade etmediğini söylediğini, şantajdan bilgisi olmadığını, sanığın neden böyle bir mesaj çektiğini bilmediğini anlatmış,

 Tanık O...özetle; A... mahalleden komşusu olduğunu, diğerlerini tanımadığını, işlettiği bakkalına gelen bir adamın A... sorduğunu, yok demesi üzerine de bir adet CD vererek "A... verirsiniz" dediğini, şahsı tanımadığını, ilk defa anlık görmesi nedeniyle teşhis edemeyeceğini söylemiş,

 Tanık T... aşamalarda özetle; kendisinin evli olduğu sanıkla G... 1995'den beri cinsel ilişkide bulunduklarını öğrendiğini, G... sanıkla evli olduğunu peşini bırakmasını söylediğini, G... de devam ettireceğini söylediğini, sanıkla G... zorla ya da rızasıyla ilişkiye girdiklerini görmediğini, G... çoğu zaman evi arayıp sanığı çağırdığını, şantaj olayıyla ilgili bilgisi olmadığını belirtmiş,

 Sanık kollukta; G... ile 1995 yılından bu yana cinsel birlikteliklerinin olduğunu, bundan tüm aile bireylerinin haberdar olduğunu, her ortamda ve her yerde ilişkiye girdiklerini, bu ilişkilerin hepsinin G... rızasıyla gerçekleştiğini, kendi eşinin yanında ilişkiye girmelerinin söz konusu olmadığını, G... CD götürüp vermediğini, bakkal dükkanına A... için CD bırakmadığını, CD'ler üzerindeki yazıların ve G... bırakılan nottaki yazıların kendisine ait olmadığını, son dönemlerde alkollü iken G... ayrılma noktasına geldikleri için mesaj attığını, mesajın CD'lerle alakasının bulunmadığını, A... de görüşme talebini kabul etmemesi üzerine mesaj attığını, alkollü olduğu için ne yazdığını hatırlamadığını, suçlamayı kabul etmediğini, CD'lerle ilgili G... tehdit ve şantajda bulunmadığını ifade etmiş,

 Sorguda; önceden tanıdığı A... kayınvalidesi G... ile problemlerini konuşmak için aradığını, telefonu açmayınca mesaj attığını, ne yazdığını bilmediğini, G... kendisinden ayrılmak istediğini, bu yüzden ona mesaj atarak "devam etmek istiyor musun, istemiyor musun pazartesiye kadar cevap ver" dediğini, sevişme görüntülerini kesinlikle kameraya çekmediğini, kameranın kendisine ait olduğunu, ilişki esnasında kameranın sürekli televizyon kenarında bulunduğunu, çekmiş ise farkında olmadığını, S... de çekmediğini, kimseden para istemediğini, para ile işi olmadığını, bakkala da CD bırakmadığını ve bıraktırmadığını, A... belki "sizi" yazmak isterken "CD" yazmış olabileceğini, "seni bakkalın orada bekliyorum" dediğini, "CD'yi bakkala bıraktım" yazmadığını, A... de babasının da kendisini tanıdığını, "para vermezseniz CD'leri yayacağım" demediğini, G... yazdığı mesajın da CD ile ilgili olmayıp ayrılma konusunda olduğunu dile getirmiş,

 Duruşmada ise; şantaj ve CD'lerle bir ilgisinin olmadığını, eski beyanlarının doğru olduğunu, CD'lerin kendisine ait olmadığını, ancak zarfların üzerindeki yazılar ile küçük kağıtta bulunan yazıların kendisine ait olduğunu, bu yazıları G... kendisine çeşitli zamanlarda yazdırdığını, mağdure ile beraber olduklarında sürekli alkol alıp ilişkide bulunduklarını, kendi ailesinin haberinin olmadığını, mağdurenin eşi ve kızının 1995'den iki yıl sonra haberdar olduklarını, neden göz yumduklarını bilmediğini savunmuştur.

Şantaj suçu, 5237 sayılı TCK'nun 107. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında; “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenen bu suçta, anılan hükmün yeterli olmadığı ve eksik yönlerinin bulunduğu, bunun sonucu olarak da şantaj oluşturabilecek bazı eylemlerin bu madde kapsamında kalmayacağı eleştirileri üzerine, 5237 sayılı TCK'nun 107. maddesine, 08 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur” biçiminde ikinci fıkra eklenmiştir.

 Nitekim, değişikliğe ilişkin gerekçede de; “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin ‘sair kötülük’ kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir.

 Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ve birinci fıkrasından farklı unsurlar içeren ikinci fıkrasına göre, kendisine ya da başkasına yarar sağlamak için kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunan fail maddenin birinci fıkrasında öngörülen hapis ve adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan bu suçtaki seçimlik hareketler mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulmasıdır.

 Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde; "başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer" olarak tanımlanan ve "kişilik değeri" olarak da isimlendirilebilecek olan şeref, insanın sosyal ve ahlaki değerlerinin bütününden oluşmakta ve insanın kendisine karşı hissettiği iç değer ile başkalarının gözündeki saygınlığını da kapsamaktadır. Saygınlık ise, "saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, itibar, prestij" anlamlarına gelmektedir. Söz konusu suçta açıklanacağı veya isnat edileceği ifade edilen hususların insanın şeref ve saygınlık değerlerine zarar verecek nitelikte olması gerekmektedir.

 Açıklanacağı tehdidinde bulunulan hususun suçtan önce gerçekleşmiş, diğer bir deyişle geçmişte kalmış olması fiilen zorunlu olmakla birlikte mağdurun bu duruma düşmesinde failin etkisinin olup olmamasının veya açıklanacağı tehdidinde bulunulan durum itibariyle mağdurun meşru zeminde olup olmamasının suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Açıklanacağı bildirilen hususların herkes tarafından bilinmeyen olgular olması da zorunludur, zira herkesin bildiği bir durum yeteri kadar korkutuculuk sağlamayacağından, suçu oluşturmaya elverişli olmayacaktır.

 Suç ile elde edilmek istenilen yarar üzerinde de kısaca durmakta fayda bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tehdit edilen mağdurdan sanığa veya başkasına bir yarar sağlamasının istenilmesi bu suçun oluşumu için şarttır. TCK'nun 107. maddesinin birinci fıkrasında "haksız bir çıkar" denilmesine karşın uyuşmazlık konumuzla ilgili ikinci fıkrasında sadece "yarar" ifadesine yer verilmiş olması, bu iki kavramın birbirinden farklı olduğu anlamına gelmemektedir. İkinci fıkrada belirtilen yararın da haksız bir yarar olması suçun oluşması bakımından gereklidir, talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin olması durumunda şantaj suçu oluşmayacaktır. Elde edilmek istenilen yarar; para, mal veya bir hizmet sağlanması gibi maddi bir değer olabileceği gibi örneğin cinsel ilişkiye girmeyi temin etme gibi maddi değer dışında başka bir fayda da olabilir. Ayrıca yararın elde edilmiş olması suçun tamamlanması bakımından gerekli olmayıp, yarar sağlamak maksadıyla şeref ve saygınlığa zarar verebilecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnad edileceğine ilişkin tehdidin mağdura ulaştırılması suçun tamamlanması açısından yeterlidir.

 Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

 Sanık tarafından mağdure G... ve tanık A... nın cep telefonlarına gönderilen mesajların içerikleri, aynı mağdureye ve tanık A... ya verilen CD'ler üzerinde bulunan yazılarla mağdure G... sanık tarafından CD'lerle birlikte verilen nottaki yazıların sanığın eli mahsulü olduğuna ilişkin kriminal rapor içeriği, mağdurelerle tanıkların beyanları ve sanığın aşamalardaki savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın her iki mağdureye yönelik şantaj suçunu işlediğinin sabit olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla; yerel mahkeme direnme hükmünün, iki mağdureye yönelik şantaj suçunu işlediği sabit olan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

 Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "Dosya kapsamına göre, sanık ile mağdure G... gayri meşru ilişkisinin ilgili herkes tarafından bilindiği, dolayısıyla sanığın ilişki görüntülerini internete vereceği tehdidinde bulunmasının mantıklı olmadığı, mağdurelerin, üzerlerindeki baskıyı kırmak için şikâyette bulunmuş olabilecekleri" görüşüyle, direnme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.

 SONUÇ:

 Açıklanan nedenlerle;

 1- ...1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2012 gün ve 261-810 sayılı direnme hükmünün, her iki mağdureye yönelik şantaj suçunu işlediği sabit olan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

kararara.com

Son Güncelleme: 27.01.2015 14:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol