Yeşim
Yeşim
20 Ocak 2015 Salı 16:31
Güncel Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları
 T.C. 
YARGITAY
 Onüçüncü Hukuk Dairesi
E: 2013/29017
K: 2014/30788
T: 10.10.2014

  • Sebepsiz Zenginleşme
  • Fakirlik Şartı
  • Geri Verme Borcu
  • Değer Farkı

Özet:
Zenginleşmenin bir başka şahsın malvarlığındaki fakirleşmenin karşılığı olarak ortaya çıkması halinde iade borcundan bahsedileceği, kazanç ve farkın oluşturacağı sonucun, zenginleşmeyi ortaya koyacağı, bu kapsamda, davalıların bankadaki malvarlığının iktisaptan sonra ifade ettiği değer ile bu iktisap gerçekleşmedeydi taşıyacak olduğu değer farkının araştırılması gerektiği gözetilmelidir.
(6098 s. TBK m. 77)
(818 s. BK m. 61)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı Ş... vekili ile davalılar Fatma ve diğerleri vekilinin gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açık-lamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, dava dışı çalışanı Emine Nergiz'in bankalarının P... şubesinde yönetmen yardımcısı sıfatı ile görev aldığı dönemde müşterileri adına "Ş..." sis-teminden döviz alım satımı yaparken şube ekranından birden fazla sayıda açarak işlem yapacağı döviz cinsini seçtiğini ve açtığı bu ekranlarda döviz kurunu sabitlediğini, gün içinde oluşan kur değişimine göre müşteri lehine kur avantajı yakaladığında daha önceden sabitlediği kurdan efektif alım satım işlemlerini gerçekleştirip onayladığını böylelikle 2003 ve 2005 yılları arasında banka çalışanının yaptığı usulsüz işlemler nedeniyle bankanın mal varlığında eksilmeye karşılık davalıların mal varlığında toplam 181.747,11 TL haksız ve sebepsiz zenginleşme meydana geldiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalılar Hüseyin'den 1.000 TL, Refika'dan 250,00 TL, Mehmet’ten 450,00 TL, Servet'den 6.300,00 TL, Fatma'dan 1.000,00 TL, Erdal'dan 1.000 TL olmak üzere toplam 10.000 TL banka zararının temerrüt tarihinden itibaren en yüksek banka kredilerine uygulanan faizi ile tahsilini istemiş, 03.04.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile miktarı 181.747,11 TL ye çıkarmıştır.
Davalılar davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı banka ile davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı alacak istemine ilişkindir. Davacı, mudileri olan davalılar aleyhine açtığı davasında; dava dışı banka personelinin sistemden (banka şube ekranı) döviz alım ve satım işlemini yaparken bankacılık sistemine aykırı bir şekilde talimatın girilip işlemin yapıldığı anda alınması ya da satılması gereken döviz işlemlerini, kurdaki oynaklığı avantaja çevirmek için o anda onaylamayıp işlem saatinden sonra dövizin yükselmesi veya düşmesine bağlı olarak işlem menüsündeki onay tuşuna bastığı böylece dövizdeki kur farkından haksız kazanç sağlandığını ileri sürerek talepte bulunmuş, mahkemece Polatlı İş Mahkemesinin 2006/9 esas 2008/89 karar sayılı dava dışı çalışan aleyhine açılan davada 181.747,11 TL tazminata hükmedilerek kararın karşılandığı, BK 61. maddesine göre sebepsiz zenginleşme şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 61. maddesinde, "Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse, onu İadeye mecburdur" denildiği hâlde, öğreti ve uygulamada ortaya çıkan yeni anlayışa uygun olarak 6098 sayılı BK.nın 77 maddesinin birinci fıkrasında "Haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür."  denilmektedir. Sebepsiz zenginleşmenin kanunda düzenlenmesinin amacı, iki mal varlığı arasındaki sebepsiz değer kaymasının geri verilmesinin sağlanmasıdır. Sebepsiz zenginleş-menin işlevi uğranılan kayıpları gidermek değil hukuki bir sebebe dayanmaksızın başkası sayesinde elde edilen menfaatleri bu kişiye nakletmektir. Zenginleşenin geri verme borcunun doğumu için kusurlu olması şartı aranmamaktadır. Aksi takdirde bu kurum kusur şartı aranmayan bir haksız fiil türü halini almış olurdu. Mahkemece fakirleşme şartının gerçekleşmediği ve bankanın zararını dava dışı çalışanın karşılaması konusundaki tazminat kararı gerekçe gösterilerek istem reddedilmiş ise de dava dışı çalışan hizmet sözleşmesini, özen yükümlülüğünü usulsüz ve haksız eylemiyle ihlal etmesi sonucu tazminata mahkum olmuştur. Eldeki davanın hukuksal nedeni sebepsiz zenginleşme olduğundan o davada zararın hüküm altına alınması sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine dayalı eldeki davanın açılmasını engellemez. Tarafları da farklı olduğundan maddi anlamda kesin hüküm de teşkil etmez ancak Yargıtayın kökleşmiş uygulamasına göre eldeki davada güçlü delil oluşturur.
Davalıların zenginleşmesine neden olan sebebin geçerliliği kesinleşen mahkeme kararıyla ortadan kalktığına göre zenginleşmenin kapsamının tayini gerekir. Bilirkişiler zenginleşmenin gerçekleştiğini beyan etmişlerse de davalıların malvarlığında oluşan çoğalma ile azalmanın karşılaştırmasını yapmamışlardır. Zenginleşme bir başka şahsın malvarlığındaki fakirleşmenin karşılığı olarak ortaya çıkmışsa o zaman iade borcundan bahsedilir. Böylece kazanç ve farkın oluşturacağı sonuç, zenginleşmeyi ortaya koyacaktır. O halde fakirleşme ile zenginleşmenin karşılaştırıldığı bir rapor alınmalıdır. Bunun için dosyanın aynı bilirkişilere tevdi ile 2003-2005 yılları arasında davalı hesap sahiplerinin bankada bulunan paralarını ne şekilde değerlendirdiği saptanmalı, vadeli vadesiz faiz, fon, tahvil vb gibi yatırım enstrümanı kullanılıp kullanılmadığı da araştırılarak o dönem itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, davacı bankanın <mevduat> ve devlet tahvillerine uyguladığı faiz oranları, TL karşısında kullanılan döviz kurları tespit edilip, davalıların bankadaki döviz alımına esas olan hesaplarının ağırlıklı kullanılan yatırım araçlarıyla değeri bulunduktan sonra malvarlığının ulaşacağı değer ile zenginleşmenin gerçekleştiği işlemlerin yapıldığı tarihler arasındaki ulaştığı değer arasındaki fark hesaplattırılmalı, zenginleşmenin kapsamı bu şekilde belirlenerek iade borcu ortaya çıkarılmalıdır. Eşdeyişle davalıların bankadaki malvarlığı iktisaptan sonra ifade ettiği değer ile bu iktisap gerçekleşmeseydi taşıyacak olduğu değer farkı araştırması sonucu zenginleşme fakirleşmeden azsa mesele yoktur. Sadece zenginleşme tutarı istenecektir. Fakat eğer zenginleşme tutarı fakirleşmeden çoksa fakirleşme tutarından fazla kısım sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenemez. Gerçi çok kere zenginleşme fakirleşmeye karşılıktır. Nitekim bilirkişi raporuyla sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği kazandırmadan davalıların davacıya karşı sorumlu olduğu da belirlenmiş ise de davalıların sorumlu olduğu miktar bu şekilde belirlenmemiştir. Öte yandan davalıların 'banka zararım' karşılayacaklarını içeren yazılı başvuruları konusunda araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2- Bozma nedenine göre davalıların temyizinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: 1- Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), 2- Davalıların temyiz isteminin incelenmesine yer olmadığına, 1.100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 24,30 TL. temyiz harcının istek halinde davacıya iade-sine, 10.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C. 
YARGITAY 
Ondördüncü Hukuk Dairesi

E:2014/2582
K:2014/6674
T:21.05.2014

  • Tapu İptali ve Mera Olarak Sınırlandırma 
  • Tüzel Kişiliği Kaldırılan Köyler
  • Dava Şartı 
  • Taraf Sıfatı

Özet:
Davacı köyün 6360 sayılı Kanun gereğince, tüzel kişiliği kaldırılarak mahalle olarak ilçe belediyesine katılması nedeniyle davada taraf sıfatı kalmamış olup, tüzel kişiliği kaldırılan köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesi taraf olacağından, anılan Yasanın geçici 1. maddesinin 13. fıkrası uyarınca işlem yapılmalıdır.
(6100 s. HMK m. 50, 51, 114, 115)
(4721 s. MK m. 47, 48, 49, 50)
(442 s. Köy K. m. 37/7)
(6360 s. Kanun m. 1, geçici m. 1)
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.02.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırılma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08.10.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı Ç... Köyü Tüzel Kişiliği, kadastro tespitinde davalı Hazine adına tescil edilen taşınmazların köylerine ait kadim mera olduğunu belirterek taptı iptali ve mera olarak sınırlandırılmasını istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın davada taraf ehliyetine de sahip olacağı, 51. maddesini İr dava ehliyetinin medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği, 114\d maddesinde ise taraf ve dava ehliyetinin dava şartlarından olduğu ve 115. mad-de uyarınca da mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı belirtilmektedir.
4721 sayılı TMK'nın 47, 48, 49 ve 50. maddelerinde de tüzel kişiliğin kazanılması, hak ehliyeti ile fiil ehliyeti ve bunun kullanılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır.
442 sayılı Köy Kanununun 37/7 maddesi uyarınca da köy tüzel kişiliği adına dava açmak ve açılan davayı takip yetkisi köy muhtarına aittir. Köy muhtarının hukuki bir engelinin çıkması durumunda bu yetki aynı Kanunun 33/b maddesine göre köy derneğinin seçeceği temsilciye tanınmıştır.
Ancak, Ondört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmiyedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 6360 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince;
1- Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür.
2- Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır.
3- Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırlan içeri-sinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.
Aynı Kanunun Geçici 1. maddesinin 13. fıkrasında; "1. maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesi taraf olur" hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm Kanunun "Yürürlük" başlıklı 36. maddesi uyarınca ilk mahalli idareler genel seçiminin yapıldığı 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe girmiş bulun-maktadır.
Somut olaya gelince; davacı köyün 6360 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen hükümleri gereğince tüzel kişiliği kaldırılarak mahalle olarak Darende İlçesi Belediyesine katılması nedeniyle görülmekte olan davada taraf sıfatı kalmadığından ve katıldığı ilçe belediyesi taraf olacağından 6360 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinin 13. fıkrası gereğince işlem yapılması için kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenin katıldığı belediyeye iadesine, 21.05.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


T.C.
YARGITAY
Ondördüncü Hukuk Dairesi
E: 2014/6340
K:2014/10595
T: 29.09.2014

  • Yetki Belgesine Dayalı Olarak Açılan Ortaklığın Giderilmesi
  • Birlikte Mülkiyet
  • Asgari Tarımsal Arazi Büyüklüklerinin Altındaki Arazilerde Payın Satışı
  • Hukuki Yarar

Özet:
Yasada, bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerinde birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda bu arazilerin ifraz edilemeyeceği, payların 3. kişilere satılamayacağı, devredilemeyeceği hükmü mevcutken, 6537 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki arazilerde de payın üçüncü şahıslara satışı ve devri mümkün hale getirilmiştir. Borçlu, taşınmazda 1/2 oranında pay maliki durumunda olup, davacı alacaklı tarafından borçlunun haczedilen payının doğrudan icra yolu ile satışı istenebileceğinden, alacaklının bu parsel yönünden yetki alarak ortaklığın giderilmesi davası açmasında hukuki yararı kalmamıştır.
(2004 s. İKK m. 121)
(5403 s. TKAKK m. 8)
(6537 s. TKAKKDK m. 4)
 Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 08.11.2013 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.02.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, İcra ve İflas Kanununun 121. maddesi uyarınca alınan yetki belge-sine dayalı olarak açılan ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulü ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmişlerdir.
5578 sayılı Kanunla değiştirilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesi gereğince bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne sebeple gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda bu arazilerin ifraz edileme-yeceği, payların 3. şahıslara satılamayacağı, devredilemeyeceği hükmü mevcutken, 5403 sayılı Kanunun 8. maddesinde 30.04.2014 tarihli ve 6537 sayılı Kanunun 4. maddesi ile yapılan değişiklikle "Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedi artırılamaz.../' şeklinde düzenleme yapıldığından artık asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki arazilerde de payın üçüncü şahıslara satışı ve devri mümkün hale gelmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, borçlu (davalı) Kamil 52 parsel sayılı taşınmazda 1/2 oranında paylı maliki durumundadır. Yukarıda bahsedilen yasal değişiklikle alacaklı (davacı) Ali Habip tarafından borçlu Kamil'in haczedilen payının doğrudan icra yolu ile satışı istenebileceğinden alacaklının bu parsel yönünden (davacı) İcra ve İflas Kanununun 121. maddesi gereğince yetki alarak ortaklığın giderilmesi davası açmasında hukuki yararı kalmamıştır.
Bu itibarla mahkemece davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü İle hükmün (BOZULMASINA), peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 29.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Son Güncelleme: 20.01.2015 16:35
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177