03 Kasım 2015 Salı 14:50
Avukatın Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

T.C.

YARGITAY

Onüçüncü Hukuk Dairesi

 

E: 2014/31178

K:2015/18961

T: 08.06.2015

 

Maddi ve Manevi Tazminat

Doktorun Mesleki Sorumluluğu

Vekâlet İlişkisi

Vekilin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

 

Özet: Vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği neticenin elde olunamamasından mesul değilse de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği gayenin, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin normlara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Bu nedenle, sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir özen ve dikkat göstermesini bekleme hakkına sahiptir. Aksi halde vekil, vekâleti gereği gibi yerine getirmemiş kabul edilmelidir.

(818 s. BK m. 321, 386, 390, 394)

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, aşırı terleme şikâyeti ile S... Sağlık Hizmetleri ve Tic. A.Ş ünvanı kayıtlı Özel G... Ş... Hastanesine başvurduğunu, Op. Dr. Ali tarafından müvekkile aşırı terleme teşhisinin konulduğunu, bu doğrultuda tedaviye başlandığını ve 2 koltuk altında bulunan ter bezleri bilateral aksiler blokajı adı verilen bir operasyonla 06.08.2010 tarihinde alındığını, taburcu edildiğini, operasyondan 1 gün sonra nefes darlığı sebebiyle aniden fenalaştığını 4 gün yoğun bakımda kaldığını, maddi, manevi zarara uğradığını belirterek 15.000,00.-TL Maddi 5.000,00.-TL Manevi tazminat olmak üzere toplam 20.000,00.-TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 Davalılar, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

 Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 Davacı, davalı hastaneye aşırı terleme şikayetleri ile başvurduğunu ve ilk ameliyatını 06.08.2010 tarihinde olduğunu, bu ameliyattan 6 ay sonra ameliyatla göğsüne takılan klipslerin çıkartılması için tekrar aynı doktora ameliyat olduğunu ancak 2. ameliyattan sonra aynı gün müşaade altında iken nefes darlığı şikayetlerinin baş gösterdiğini, davalı doktorun kendisi ile ilgilenmemesi nedeniyle durumu ağırlaştığından taburcu olarak dava dışı başka bir hastaneye giriş yaptığını, orada derhal ameliyata alınarak göğsüne tüp takıldığını, geçirdiği bu son ameliyat nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, komplikasyon sonrası geçirdiği ameliyat nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazminini istemiştir. Davalılar, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu, oluşan komplikasyon konusunda davacının bilgilendirildiğini savunmuşlardır. Mahkemece, Adli Tıp Kurumu ve bir adli tıp uzmanından alınan raporlar doğrultusunda her ne kadar davalı doktorun tıbbi eksiği olsa da tazminat taleplerine konu son ameliyatın geçirilen komplikasyonun neticesi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. (BK 386-390 maddeleri) Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK. 321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

 Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerinin göz önünde tutulması, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en emin yolun seçilmesi gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nın 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

 Mahkemece, yargılama aşamasında Adli Tıp Kurumu 2. ihtisas kurulundan alınan bilirkişi raporunda iki taraflı klips çıkarma ameliyatlarında akciğerlerin şişirilerek hava drene edildiği, bu tür operasyonlar sonrası hastanın akciğer zarlarında hava oluşabileceği, ameliyat esnasında havanın boşaltılması ile hastanın takip edilebileceği ameliyat sonrası akciğer grafisi çekilerek son durumunun değerlendirilmesi gerektiği, hastanın nefes darlığı şikâyetinin olduğu konusunda doktora telefonla bilgi verildiği, hastane arşivinde akciğer grafisinin bulunamadığı, doktorun operasyon sonrası kişiyi muayene edip akciğer grafisini değerlendirmemesinin tıbbi eksiklik olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaati bildirilmiştir. Adli tıp uzmanı Doç. Dr. Işıl tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda ise akciğer grafisinin değerlendirilmemesi ve ameliyat sonrası oluşan komplikasyonun saptanamamasının bakım standartlarından sapma olduğu, komplikasyona yönelik zamanında tanı ve tedavi yapmayan hekimin kusurlu olduğu hususlarının tespit edildiği anlaşılmıştır. O halde mahkemece, alınan bilirkişi raporlarından da anlaşıldığı üzere davalı doktorun komplikasyonu teşhis edemediği bu şekilde davacı hastaya müdahalede gecikildiği doktorun bu gerekçelerle kusurlu olduğu ve davacının maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı olduğu kabul edilerek yukarıda açıklanan ilke ve mevzuat hükümleri de dikkate alınmak suretiyle uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

 Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 08.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 03.11.2015 14:54
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177