Yeşim
Yeşim
26 Ekim 2015 Pazartesi 12:00
AVUKATIN BAŞKA DURUŞMA MAZERETİ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2013/3-1238
K. 2014/957
T. 26.11.2014
• DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI KARARININ UYGUNLUĞU ( Avukatın Mazeret Olarak Bildirdiği Davanın Duruşma Zaptında Duruşmaya İlk Olarak Bu Celsede Katıldığı ve Duruşmalara Kabul Edildiği - Mahkemece Mazeret Dilekçesine Ekleyebileceği Bir Tebligat veya Duruşma Zaptı Örneği Bulunmadığından Mazeretin Reddi İle Davanın Açılmamış Sayılmasının İsabetsizliği )
• BAŞKA DURUŞMA MAZERETİ ( Avukatın Mazeret Olarak Bildirilen Davanın Duruşmasına İlk Olarak Bu Celsede Katıldığı - Bu Sebeple Mazeret Dilekçesinde Mazeret Bildirilen Davaya İlişkin Tebligat veya Duruşma Zaptı Örneği Bulunmadığı/Mahkemece Mazeretin Belgelendirilmediğinden Bahisle Mazeret Dilekçesi Reddi İle Davanın Açılmamış Sayılmasının Doğru Olmadığı )
• MAZERET OLARAK BİLDİRİLEN DAVAYA İLK KEZ KATILMA ( Duruşmaya İlk Kez Katıldığı İçin Mazeret Dilekçesine Ekleyebileceği Tebligat veya Duruşma Zaptı Örneği Bulunmadığı - Mahkemece Mazeretin Reddinin Doğru Olmadığı )
6100/m.320
ÖZET : Uyuşmazlık; belgelendirilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin mazeretinin reddine ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararların usul ve yasaya uygunluğu ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Davacı vekilinin katılacağını beyan ederek mazeret dilekçesinde bildirdiği davaya ait duruşma zaptının incelenmesinde, avukatın mazeret olarak bildirdiği davanın duruşmasına ilk olarak bu celsede katıldığı ve bir kısım davacı vekili olarak duruşmalara kabulünün yapıldığı, dolayısıyla Asliye Hukuk Mahkemesince davacı vekiline önceden yapılmış ve mazeret dilekçesine ekleyebileceği bir tebligat veya duruşma zaptı örneğinin bulunmadığı ve özellikle davanın niteliğinin davacı kadın ve müşterek çocuk için tedbir ve iştirak nafakası istemine ilişkin olduğu hususları gözardı edilerek, mazeretin reddine dair verilen kararın usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmediği açıktır.

DAVA : Taraflar arasındaki “tedbir ve iştirak nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Muş 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce ( Aile Mahkemesi sıfatıyla ) davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 18.07.2012 gün ve 2012/40 E.-2012/388 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 14.11.2012 gün ve 2012/19456 E.-2012/23469 K. sayılı ilamı ile;

( ... Dava tedbir nafakası istemine ilişkindir.

Mahkemece; davanın HMK'nun 320/4.maddesi uyarınca açılmamış sayılması cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda mahkemece; ''...Her türlü nafaka davası HMK'nın 316/1-ç maddesi gereğince basit yargılama usulüne tabi olup, yine aynı yasanın 320/4 maddesi gereğince bu usule tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosyanın, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa davanın açılmamış sayılacağına karar verileceği düzenlenmiştir. Taraflarınca takip edilmeyen dava dosyası 23/03/2012 tarihinde işlemden kaldırılmış, 03/04/2012 tarihinde yenilenerek yargılamaya devam olunmuştur. Bu kez 18/07/2012 tarihli duruşmada davacı vekili Bulanık Asliye Hukuk Mahkemesinde duruşmaya katılacağını bildirmek suretiyle duruşmaya katılmayarak mazeret dilekçesi göndermiştir. Duruşmada hazır olan tarafça karşı tarafın mazereti kabul edilmemiştir. Davacı vekilinin söz konusu davanın sadece 01/06/2012 tarihli duruşmasına katıldığı, daha önce yapılan duruşmalarda mazeret dilekçesi verdiği veya dosyanın işlemden kaldırıldığı anlaşılmıştır. Nafaka davalarının niteliği gereği çabuk sonuçlandırılması amacıyla kanunen basit yargılama usülüne tabi tutulduğu ve adli tatilde dahi görülebilecek davalar arasında sayıldığı, dolayısıyla bu tip davalarda davanın mümkün olabildiğince hızlı sonuçlandırılması gerektiği, taraflarca veya vekillerince sürekli verilen mazeret dilekçelerinin kabulü halinde yargılamanın sürüncemede kalacağı ve davadan beklenen menfaatin anlamını yitireceği dikkate alınarak ancak delillendirilen ve haklılığına kanaat getirilen istisnai mazeretlerin kabul edilmesi gerektiği tespitinin sonucunda, davacı vekilinin mazeret olarak sunduğu diğer bir mahkemede görülmekte olan dosyanın duruşmasına katılmanın mahkememiz açısından haklı mazeret olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki söz konusu mazeretin bile delillendirilmediği, mazeret dilekçesinde bildirilen nedenin var olup olmadığı konusunda mahkememizin araştırma yapma mükellefiyetinin bulunmadığı, ( bu yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2010 tarih 2010/9-491 Esas, 2010/593 Karar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2011 tarih 2011/3-296 Esas, 2011/338 Karar sayılı v.b ilamlarının olduğu ), delillendirmenin mazeret dilekçesiyle veya en geç mazeretin değerlendirileceği duruşmaya kadar yapılması gerektiği, ''duruşma zaptı ibraz edilecektir'' ibaresinin delillendirme bakımından yetersiz kaldığı, davanın karar aşamasında olup mazeretin davalı tarafça da kabul edilmediği dikkate alınarak mahkememizce mazeretin reddine, taraflarınca takip edilmeyen davanın HMK'nın 320/4 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.'' gerekçesi ile davanın HMK'nun 320/4 maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Davacı vekili 18.07.2012 tarihli celse için verdiği mazeret dilekçesinde aynı gün ve saatte Bulanık Asliye Hukuk Mahkemesin'de de 2010/869 esas nolu dosyasında duruşması olduğunu beyan ettiği, mazeret dilekçesinde 'duruşma zaptı ibraz edilecektir' ibaresinin yer aldığı ve temyiz dilekçesi ekinde de söz konusu mazerete ilişkin Bulanık Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/869 esas sayılı dosyanın 18.07.2012 tarihli duruşma tutanağını sunarak durumu belgelediği anlaşılmaktadır.

Mahkemece izlenecek yolun, hakkaniyet ve adalet duygularının gereğine uygun olması gereklidir. Özellikle bu konuda hiçbir yükümlülüğü ve dahili bulunmayan taraflar yönünden hak kaybına yol açmamalıdır. Yasa hükmü yorumlanırken, Anayasanın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36.maddesine uygun yorumla, müvekkil yönünden Adalet bir olup bittiye getirilmemeli, davaların süratle ve ekonomik yollarla çabuk bitirilmesi kuralı yanında, davada esas olan adaletin gerçeğe en uygun sağlanması amacı hiç bir zaman ihmal ve gözardı edilmemeli, adaletin şekil hukukuna tercih edilmesi üstün görülmemelidir.

Bu nedenle, mazeret ileri sürülmesi halinde, makul ve ihtiyatlı bakmanın usul hükümlerinin özüne ve sözüne uygun düşeceğinde kuşku ve duraksamaya yer olmaması gerekirken, yazılı gerekçe ile mazeretin reddi ve sonuçta davanın açılmamış sayılması usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

O halde mahkemece yargılamaya devam edilerek davanın esasının incelenmesi ve esas hakkında bir hüküm kurulması gerekir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; tedbir ve iştirak nafakası istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı kocanın ailenin ve müşterek çocuklarının bakım ve geçim yükümünü yerine getirmediği ve başka bir kadınla birlikte yaşadığını belirterek, TMK 196.madde uyarınca davacı için tedbir, müşterek çocuk için iştirak nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı, ayrı evde yaşamasının sözkonusu olmadığını, davacı ve çocuğunun iaşesini sağladığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacı vekilinin aynı gün başka bir mahkemede duruşması olduğuna dair mazeretini belgelendirmediği gerekçesiyle, mazeretinin reddine ve 6100 sayılı HMK'nun 320.maddesi uyarınca daha önce bir kez yenilenen davanın açılmamış sayılmasına dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece “davacının mazeretini temyiz dilekçesi aşamasında delillendirdiği, mahkemenin mazereti araştırma yükümü olmadığı, usul kurallarının konuluş amacının davanın her iki tarafının da haklarını korumak, kararın adaletli olmasını sağlamak ve davanın taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözerken her iki tarafı da aynı oranda korumak olduğu ve aynı gün aynı gerekçe ile verilen bir diğer kararın onanması karşısında eşitlik ilkesinin de göz ardı edilemeyeceği” gerekçeleriyle, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hükümde direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık; belgelendirilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin mazeretinin reddine ve sonuçta davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararların usul ve yasaya uygun olmadığı, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı ( şekilcilik ) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır.

Bu nedenle geciken adaletin, adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, mahkemece davacı vekilinin 18.07.2012 tarihli oturuma, aynı gün başka mahkemedeki duruşması nedeniyle katılamayacağı yönünde vermiş olduğu mazeretin belgelendirilmediği gerekçesiyle reddine ve davanın HMK'nun 320. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.

Ne var ki, davacı vekilinin katılacağını beyan ederek mazeret dilekçesinde bildirdiği davaya ait 18.07.2012 tarihli duruşma zaptının incelenmesinde, avukatın mazeret olarak bildirdiği davanın duruşmasına ilk olarak bu celsede katıldığı ve bir kısım davacı vekili olarak duruşmalara kabulünün yapıldığı, dolayısıyla Bulanık Asliye Hukuk Mahkemesince davacı vekiline önceden yapılmış ve mazeret dilekçesine ekleyebileceği bir tebligat veya duruşma zaptı örneğinin bulunmadığı ve özellikle davanın niteliğinin davacı kadın ve müşterek çocuk için tedbir ve iştirak nafakası istemine ilişkin olduğu hususları gözardı edilerek, mazeretin reddine dair verilen kararın usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmediği açıktır.

Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, davacı vekilinin yargılama sırasında duruşmaların çoğuna katılmaması nedeniyle dürüstlük kuralına aykırı davrandığı ayrıca, mazeret olarak bildirilen dava dosyasının önceki duruşma zaptını sunarak mazereti belgelendirebileceği gerekçeleriyle mazeretin reddi kararının doğru olduğunu belirtilerek, kararın onanması yönünde görüş bildirmiş iseler de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir.

O halde, mahkemece, aynı yönlere işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, davacı vekilinin mazeret talebinin reddi ile davanın açılmamış sayılmasına dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 26.11.2014 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Son Güncelleme: 26.10.2015 12:05
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177