09 Haziran 2015 Salı 15:26
6136 sayılı Kanuna Muhalefet, Sanık Müdafiinin Lehe Hüküm Uygulanması Talebi
 T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

E: 2013/8-321
K:2014/521
T: 25.11.2014

  • 6136 sayılı Kanuna Muhalefet
  • Sanık Müdafiinin Lehe Hüküm Uygulanması Talebi

Özet:
Sanık müdafiinin lehe olan hükümlerin uygulanması talebinin, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesini de kapsadığından, kısa süreli hapis cezasının para ya da başka bir seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmeyeceği hususunda yerel mahkemece bir değerlendirme yapılması zorunludur.
Sanık Sabri'nin 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan aynı kanunun 13/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 450 TL adli para, silahla kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/1, 86/3, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca bir yıl altı ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, mahsuba; sanık Mevlüt'ün suç üstlenme suçundan aynı kanunun 270/1, 50/1, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca 1200 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin, Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.04.2008 gün ve 133-341 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.01.2012 gün ve 2561- 1834 sayı ile;

"1. Cumhuriyet savcısının Mevlüt'e atılı suçun vasfına yönelik temyizi, oluşa ve dosya kapsamına göre yerinde görülmediğinden CMUK'nın 305 ve 5237sayılı TCK'nın 50/5. maddeleri uyarınca ve sanığa hükmolunan para cezası miktarına göre hükmün temyiz olanağı bulunmadığından sanık müdafiinin bu suça yönelik temyiz istemi He Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca reddine,
2. Sabri hakkında yaralama suçundan kurulan hükme ilişkin incelemede;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, I. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, I. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkarılarak yerine 'TCK'nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına' denilmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına,
3. Sabri hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
a- Sanık müdafilnin aşamalardaki, lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin isteğinin seçenek yaptırım hükmünün uygulanması talebini de kapsadığı halde, bu konuda bir karar verilmemesi,
b- 5237sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereği cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, 23.03.2012 gün ve 131654 sayı ile;
"1) Sanık Mevlüt yönünden kurulu hüküm Yüksek Dairenin de tespit ettiği gibi CMUK'nın 305. maddesi uyarınca hükmedilen adli para cezası miktarına göre kesin nitelikte olup temyizi olanaklı değildir. Sanık müdafiinin bu hükme yönelik temyiz isteminin reddinde isabetsizlik görülmemiştir. Ancak Cumhuriyet savcısının adı geçen sanık hakkındaki hükme yönelik temyiz istemi mahkemenin vasıflandırmasına ilişkin olup, dairece bu istem üzerine; 'Cumhuriyet savcısının suçun vasfına yönelik temyizi' denilerek vasıf yönünden bir inceleme yapılmıştır. Vasıftan vaki temyiz taleplerinde temyiz isteminin reddi değil, mahkemenin vasfa yönelik kabulünün esastan incelenerek onanması ya da bozulması yönünde karar verilmesi yasal zorunluluktur. Yüksek Dairenin, Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik temyizini yerinde görmeyip hükmü onaması gerekirken ret Liran vermesi yasaya aykırı görülmüştür.
2) 'Sanık Sabri hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince' başlığı altında yer alan 1 numaralı bozma nedenine ilişkin; yerel mahkeme hükmünde lehe yasa maddeleri yönünden değerlendirme yaparken TCK'nın 51, 62, CMK'nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemeyi, 'işlediği suçun özellik, kişiliği, suç işlemesindeki özellik' gibi nedenlerle uygulamadığı, dosya içeriği ile mahkeme kabulünden TCK'nın 50. maddesinde yer alan seçenek yaptırımı, ya da uygulamayacağı anlaşılmaktadır. TCK'nın 50. maddesinde yer alan düzenlemelerden sanığın yaralandırılabilmesi için gerekli sanığın kişiliği yönünde mahkeme olumlu kanaate sahip olmadığını hükümde açıklamaktadır. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulmasına karar verilmesi usul ve yasalara aykırı olduğu düşünülmüştür.

Açıklanan nedenlerle;
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24.01.2012 tarih ve 2010/2561—2012/18.i l sayılı (1) numaralı ret ve (3) numaralı bozma kararının kaldırılmasına,
Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.04.2008 gün ve 133-341 sayılı hükmünün;
1) Sanık Mevlüt hakkında kurulu mahkûmiyet hükmüne ilişkin;
a) Cumhuriyet savcısının suçun vasfına yönelik temyizi oluşa ve dosya kapsamına göre yerinde görülmediğinden reddiyle mahkemenin vasfa yönelik kabulü yerinde olduğundan hükmün onanmasına,
b) Sanık savunmanının temyiz isteminin CMUK'nm 305 ve 5237 sayılı TCK'nın 50/5. maddeleri uyarınca ve sanığa hükmolunan para ceza miktarına göre hükmün temyiz olanağı bulunmadığından CMUK'nm 317. maddesi uyarım ve reddine,
2) Sanık Sabri hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik ilamda yer alan 1 numaralı bozma nedenin kaldırılmasına ve bu suç yönünden sair yönleri incelenmediği belirtilen hükmün incelenmek üzere dairesine gönderilmesine karar verilmesi" istemiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.

CMK'nın 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daireco 06.03.2013 gün ve 27189-7508 sayı ile, itirazın kısmen kabulüne, sanıklar müdafiinin Mevlüt hakkındaki hükme yönelik temyizinin kesin hüküm nedeniyle reddine, Cumhuriyet savcısının temyizine hasren yapılan inceleme neticesinde hükmün onanmasına karar verilmiş, iki numaralı itiraz nedenlerinin ise yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve Özel Dairenin itirazın değerlendirilmesi kararının kapsamına göre inceleme, sanık Sabri hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanığın ruhsatsız silah bulundurmak suçundan cezalandırılmasına karat verilen ve suçun sübutu ile eylemin vasıflandırılmasında isabetsizlik ve bu kabulde de dosya muhtevası itibarıyla herhangi bir hukuka aykırılık bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık müdafiinin lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep etmesi üzerine yerel mahkeme tarafından sanık hakkında takdiri indirim, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinin yanında, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmeyeceği konusunda değerlendirme yapılmamasının bozma nedeni oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;

Sanık Sabri hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı ve aynı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulduğu,
Sabıkasız olan sanığın, suça konu silahı bir ay önce satın aldığını ifade edip, olaydan sonra gizlediği yeri görevlilere gösterdiği, soruşturma aşamasında tutuklanarak 37 gün cezaevinde kaldığı ve ilk celse tahliye edildiği,
Ekspertiz raporuna göre, suça konu tabancanın 9 mm çapındaki ses ve gaz fişeklerini istimal etmek üzere imal edilmiş gaz tabancasıyken mevcut namlusunun iç kısmına 7,65 mm çapında yivli ve setli namlu takılmak suretiyle ateşli silah fişeklerini atabilir hale getirildiği,
Sanık müdafiinin gerek yazılı, gerekse duruşmadaki sözlü beyanında sanık hakkında lehe olan hükümlerin uygulanması isteminde bulunduğu,
Gerekçe bölümünde herhangi bir değerlendirmede bulunmayan yerel mahkemece, hüküm fıkrasında suçun işleniş şekli nazara alınarak alt sınırdan ceza tayin edildikten sonra; "yasal şartları oluşmadığından" bahisle takdiri indirin) ve erteleme hükümlerinin uygulanmadığı, "işlediği suçun özelliği, delil durumu, kişiliği, suçu işlemesindeki özellikler, denetim süresi ve denetimli serbestlik koşullarının birlikte değerlendirilmesi sonucu ceza adaletinin sağlanması düşüncesinden hareket edilerek maddenin uygulanmasını haklı kılacak hiçbir yasal şartın oluşmadığı kanaat ve sonucuna varılmakla" şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme varılabilmesi bakımından, takdiri indirim, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması İle kısa süreli hapis cezalarına seçenek yaptırımların mahiyeti üzerinde durulması gerekmektedir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62. maddesindeki;
"1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmi beş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı
İndirilir.
2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir" şeklindeki düzenleme, 765 sayılı TCK'nın 59. maddesindeki; "Kanuni tahfif sebeplerinden ayrı olarak mahkemece her ne zaman fail lehine cezayı hafifletecek takdiri sebepler kabul edilirse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis yerine otuz sene ağır hapis cezası hükmolunur. Diğer cezalar altıda birden fazla olmamak üzere indirilir" biçimindeki düzenleme ile temelde benzer olmakla birlikte ikinci fıkra yönünden kısmen farklıdır.
5237 sayılı TCK'nın 62. maddesinin ikinci fıkrasında takdiri indirim nedenleri sayıldıktan sonra "gibi" ibaresi ne yer verilmek suretiyle, takdiri indirim nedenlerinin kanunda sayılanlarla sınırlı olmadığı, aksine bunların örnek olarak belirtildiği açıkça vurgulanmıştır. Kanunda sayılan; "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri" gibi nedenler, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil, yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir. Bunun sonucu olarak da, 5237 sayılı TCK'nın, tıpkı 765 sayılı Kanunda olduğu gibi takdiri indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsediği kabul edilmektedir.
Serbest takdir sisteminin gereği olarak, somut olayda sanık yararına takdiri indirimin uygulanmasını gerektiren nedenlerin varlığı veya yokluğunu belirleme yetkisi yargılamayı gerçekleştiren hâkime ait olacaktır. Zira yargılama sürecinde maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan hâkim, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığı ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumda olan kişidir. Hâkim; "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonra ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri" nin yanında, somut olaya göre değişebilecek ve önceden öngörülemeyecek nedenleri birlikte değerlendirerek, bu hususta hak, adalet ve nasafet kurallarına uygun biçimde bir uygulama yapacaktır.

TCK'nın "Hapis cezasının ertelenmesi" başlıklı 51. maddesi uyarınca;
"İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir, bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır, ancak erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir. ..."
TCK'nın 51. maddesi gereğince yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup hapis cezasından çevrilen ya da doğrudan hükmolunan adlî para cezalarının ertelenmesine imkân bulunmamaktadır. Aynı maddede iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını ikmal etmiş bulunanlar bakımından bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi;
1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,
2- Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Şartlarına bağlanmıştır.
Bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûmiyet, hapis cezasının ertelenmesine yasal engel oluşturmaktadır. Bu durumda ayrıta suçu işledikten sonra ve yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartının değerlendirilmesine gerek bulunmayacaktır. Birinci şartın gerçekleştiği hallerde İse, cezasının ertelenebilmesi için kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir.

Bu aşamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması üzerinde de durulmalıdır.
Kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasına imkân sağlayan ve bu yönü itibarıyla sanık lehine olduğunda şüphe bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, 5560 sayılı Kanunun 40. maddesiyle 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilerek, denetim süresindeki farklılık hariç olmak kaydıyla, suça sürüklenen çocuklar ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunla 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak kaydıyla, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmiş maddeye 6545 sayılı Kanunla "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir sın, nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileme/" hükmü eklenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nın 231 maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
a) Suça ilişkin olarak;
1- Yargılama sonucunda sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
2- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
b) Sanığa ilişkin olarak;
1 - Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
3- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
4- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine ilişkin beyanının bulunmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Uyuşmazlığın esasını teşkil eden "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında;
"Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ıh/ılı ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir" şeklimle hüküm altına alınmıştır.
Maddenin gerekçesinde; "Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevir psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından zorunluluk göstermeyebilir" denilmek suretiyle, şartların oluşması durumunda hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek seçenek yaptırımlara hükmedilebileceği açıklanmıştır.
Bu düzenlemeye göre, hâkim kısa süreli hapis cezalarını; "sanığın kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere" göre adli para cezasına veya aynı maddede sayılan diğer seçenek yaptırımlardan birine çevirebilecektir.
Görüldüğü üzere, her biri ayrı bir kişiselleştirme kurumu olan takdiri indirim, erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi hükümlerinin şartları kanunda birbirinden farklı biçimde düzenlenmiş olup, takdiri indirim ve erteleme hükümlerinin uygulanmaması ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, hapis cezasının adli para veya bir diğer seçenek yaptırıma çevrilmesine engel teşkil etmeyecek, yasal, yeterlik dosya kapsamı ile uyumlu şekilde gerekçesi gösterilmek suretiyle uygulanması mümkün olabilecektir.
Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Sanık müdafiinin gerek yazılı savunması, gerekse hükmün tefhim edildiği oturumda; "öncelikle sanığın beraatına karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise lehine hükümlerin uygulanmasını" istediği, yerel mahkemece; "sanığın suçu işleyiş şekli dikkate alınarak" hapis ve adli para cezaları alt sınırdan belirlendikten sonra; "yasal şartları oluşmadığından" takdiri indirim ve erteleme hükümlerinin uygulanmadığı, "işlediği suçun özellikleri, delil durumu, kişiliği, suçu işlemesindeki özellikler, denetim süresi, denetimli serbestlik şartlarının birlikte değerlendirilmesi neticesinde, ceza adaletinin sağlanması düşüncesinden de hareket edilerek, maddenin uygulanmasını haklı kılacak hiçbir yasal şartın oluşmadığı kanaat ve sonucuna varılmakla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına" karar verildiği, ancak sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanması talebinin, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesini kapsamasına ve kanunî imkân da bulunmasına karşın, kısa süreli hapis cezasının para ya da başka bir seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmeyeceği hususunda bir değerlendirme yapılmaması usul ve kanuna aykırı olup, yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece bu nedenle bozulmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, itirazın reddine karar verilmelidir.

Sonuç:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.11.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Son Güncelleme: 09.06.2015 15:30
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol