Yeşim
Yeşim
07 Nisan 2015 Salı 11:33
Şirket borçlarından eski ortak mı, yeni ortak mı sorumlu?

Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz hafta yayımlanan bir kararı ile şirket ortaklarının önemli bir sorununu çözüme kavuşturdu. Buna göre artık şirketteki hissesini satan ortaklar kendilerinden sonraki dönemde doğan borçlardan sorumlu tutulamayacak.

Şirketteki hisselerini ortaklar kurulu kararına istinaden noter tasdikli hisse devir ve temlik sözleşmesi ile devreden eski ortak, kendi döneminde elde edilen gelirle ilgili kendisinden sonra verilen KDV, Kurumlar Vergisi, Gelir Stopaj beyannamelerinde beyan edilen vergilerin zamanında ödenmemesi sebebiyle aracına haciz işlemi konulmasına itiraz ederek mahkemeye başvurdu. Bu itirazı haklı bulan mahkeme, düzenlemeyi içeren kanun maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı. Anayasa Mahkemesi de bu müracaatı haklı bularak verginin ödenmemesinde direkt sorumluluğu olmayan kişileri haciz ile karşı karşıya bırakan bu maddeleri iptal etti.

Eski ve yeni ortaklar müteselsil sorumlu

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (AATUHK) mükerrer 35. maddesinde kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. İlgili maddenin beşinci fıkrasında, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olacağı, altıncı fıkrasında ise kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümlerin, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı hükmü yer alıyordu. Yani ortağı olduğu bir şirketin hisselerini satan bir kişi söz konusu şirketin kendisinin ortak olduğu döneme ilişkin vergileri ödeyip ödememesinden sorumlu kabul edilmiş.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu’nda yer alan bu kural, kusursuz sorumluluk gerektiriyor. Yani verginin ödenmemesinde muhatap kişinin doğrudan etkisinin olup olmamasının, uygulanacak müeyyide bakımından etkisi bulunmuyor. Buna mukabil konu ile ilgili olarak daha özel bir düzenleme olan Vergi Usul Kanunu’ndaki sorumluluk maddesi, ortakların sorumlu tutulmalarını kusurlu olmaları şartına bağlamış bulunuyor. Hukukun genel prensibi olarak aynı konuda benzer düzenlemelerin varlığı halinde öncelik özel düzenlemenindir. Burada da öncelik, kusurlu sorumluluk öngören Vergi Usul Kanunu’ndaki sorumluluk uygulamasının olmalıdır. Bu durumda da hisselerini sattığı şirketin vergi borcunu zamanında ödememesinden dolayı eski ortakların herhangi bir takibata tutulmaması gerekir. Çünkü bu ortaklar, doğmuş olan borcun ödenmemesinden sorumlu tutulamaz.

Anayasa Mahkemesi, konu ile ilgili olarak yaptığı inceleme sonrasında amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceğini göz önüne alarak kararını verdi. Mahkeme, yukarıda bahsettiğim kuralın vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı dönemde gerçekleşen bir ihmal veya hatadan müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurduğunu belirterek “… bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucunda oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır” demiş.

Öte yandan aynı konu ile ilgili olarak hem Amme Alacakları Kanunu’nun hem de Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanabileceğine dair fıkra ile ilgili olarak da söz konusu fıkranın iptaline karar verildi. Kararda hukukta geçerli olan belirlilik ilkesinin, vergi ve diğer kamu alacakları açısından miktar, tarh ve tahsil zamanı ile biçimi gibi vergi ve diğer alacakların esaslı unsurlarının önceden belli ve kesin olmasını gerektirdiği belirtilerek. “…itiraz konusu kural nedeniyle 213 sayılı kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı hususunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.” denmiştir.

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, cesur ve adaletli davranarak bireysel haklar lehine, Hazine’nin de aleyhine bir karar vermiş bulunuyor. Bu iptal kararlarından sonra bu şekilde davalık olan kişilerin davaları süratle kendileri lehine sona erecektir.

Yusuf Keleş

http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=17641

Son Güncelleme: 07.04.2015 11:35
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177