Adli dünya ile içli dışlı olan kimseler arasındaki diyaloglarda “HE-A-GE-BE” olarak duyarız onun adını. Yargı organının iş, işlem ve kararlarıyla üzerinde doğrudan etki bıraktığı vatandaş arasında ise ya bir anlam ifade etmemekte ya da/bazen en iyi ihtimalle erteleme olarak bilinmektedir.

5271 sayılı kimliğindeki adı “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması”.

“Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” diyor kanun.

Yani hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren mahkeme diyor ki “Bu hükmü açıklamıyorum.”. Peki bu neyi ifade eder? Tam da kanundaki ifadesiyle kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

Uygulamada ne anlama gelmektedir. Süslü laflara, saraycı hukukçu diline, mış gibi yapmaya gerek yok. Artık “Ulan hepiniz oradaydınız.” demek vakti gelmiştir. Bu, uygulamada “Beraat vermek istemiyorum, bence yapmış; ama şüpheden sanık yararlanır ilkesi kahretsin ki mahkumiyet verirsem ikinci derece incelemede –gerçekten incelenirse- bu kararım bozulur. O yüzden patlatayım bir HAGB kafam rahat olsun.” anlamına gelmektedir.

Bu kararlar temyize değil; itiraza tabidir.

HAGB’nin sonucu neydi? Kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmaması idi. Sanık hakkında hukuki olarak doğmayan bir sonucun da esasen incelenmesi mantık kurallarına aykırı olacak mantığıyla olsa gerek ki meclisimiz bunların itiraza tabi olduğuna karar vermiş ve bu yönde kanun maddesi ‘yap(ama)mış’.

Birçok mahkeme kararındaki ifadesiyle Yüksek Yargıtay Başkanlığı (?) (Bkz: Tüzel Kişilik Uydurmak) birkaç kararında itiraza tabi olan bu kararın yalnızca usul yönünden değil; aynı zamanda esas yönünden de değerlendirebileceğini söylüyor. Açık konuşmak gerekirse, ‘saray hukukçusu dilini bilmeyen okumamış vatandaşı’ın gözünde hakimin kararını incelemesi için itiraz edip tavla arkadaşına göndertmek; Yargıtay kararının ulviliğiyle gerçek hayatta bir sonuca tekabül etmiyor.

HAGB Birçok duruşmada sanığa sonuçları açıklanmadan ya da sicilin kirlenmeyecek minvalindeki anlatımlarla sorulmaktadır. Hakimler HAGB’nin kabul edilmemesi durumunda şaşırmaktalar ve bazen “Para cezası da verebilirim avukat bey.” Gibi üstü kapalı değil ‘DAHA NE KADAR AÇIK OLABİLİR’ derecesinde açık açık tehdit etmekteler.

Başka bir yazının konusu olan Parasal Temyiz Sınırı da hakimlerimizin elini güçlendirmekte; kararların hukuka uygunluğunu sıfırlamaktadır.

Sistemin belki de en büyük kanayan yarası olan bu müessesenin mevcudiyetini görmezden gelmek bizi ancak daha da dibe sürüklemektedir. HAGB kötüdür, yanlıştır, başımızın belasıdır! Bir an önce varlık amacını kaybetmiş bu müessesenin kaldırılması; gerçeğe ve adalete uygun çözümler üretebilmesi için hukukçuların, hukuk hocalarının, en başta avukatların rahatsız ve huzursuz olması, homurdanması, sesini duyurması ve en sonunda başarması gerekmektedir.

HAGB’yi kabul etmiyorum!

adaletbiz.com
Bu makale kaynak gösterilmeden yayımlanamaz.