Yeşim
Yeşim
08 Haziran 2016 Çarşamba 22:59
NİSPİ AİDAT HAKKINDA VERİLMESİ GEREKEN DİLEKÇE ÖRNEĞİ;

SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI’NA
…………………….

Odanızın …………. sicil numarasında kayıtlı meslek mensubuyum.

Danıştay 8. Dairesinin 28.01.2016 tarih 2015/9561 esas sayılı kararıyla Maliye Bakanlığı’nca 29.11.1991 tarih ve 21066 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 27.09.2007 tarih ve 26656 sayılı ile 14.05.2015 tarih ve 29355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmeliklerle değiştirilen Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Odaları ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Üye Aidatları ile Birlik Paylarının Tespitine ait Yönetmelik’in “Yıllık Aidat” başlıklı 6.maddesinin (b) bendi ile “Nispi aidatın tespiti” başlıklı 10.maddesinin hukuka uyarlılık bulunmaması sebebiyle yürütmesi durdurulmuştur.

Adı geçen mahkeme kararı şahsın haksız yere kendinden tahsil edilen Nispi aidatın iadesi davası değildir. Dava ilgili yönetmeliğin 6.Maddesinin (b) bendi ile 10. Maddesinin hukuka uygun olmaması sebebiyle yürütülmesinin durdurulması kararıdır.

İdari yargı yetkisinin sınırını belirleyen 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 2. fıkrası, Anayasanın 125. maddesinin birinci fıkrasının tekrarından ibaret olup, bu maddede açıkca ifade edildiği gibi idari işlemler üzerindeki yargısal denetim bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanması ile sınırlıdır. İdarenin takdir yetkisinin denetiminde yargı organlarının yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapabilecekleri şeklinde ifade edilen kural, aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin sınırlarını da ortaya koymuştur. İdarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının somut biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisine sahip olmaları halinde yapılacak yargısal denetim, idarenin tercih ettiği seçeneğin ve bunun uygulanmasının hukuka uygun olup olmadığının araştırılması ve saptanması ile sınırlanmıştır. İdari yargının idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem ve eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri halinde, hukuka uygunluk denetimi aşılarak yerindelik denetimi yapılmış olacaktır.

Bir başka anlatımla, idari işlemler üzerinde yerindelik denetiminden söz edilebilmesi için, bir işlemin idarenin objektif değerlendirme olanağı bulunmayan işleyiş zorunlulukları ile ilgili ya da hukuk sınırları içerisindeki seçeneklerden birine karışılması gibi bir durumun söz konusu olması gerekir.

Anayasanın 138. maddesinin son paragrafında, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği şeklinde yer alan hükme paralel olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 28. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının gereklerine göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu kuralına yer verilmiştir.

Bu şekilde yürütmenin durdurulması kararının, davanın esası hakkında verilen kararlar gibi yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu belirleyen kural, bu kararların, iptali istenilen idari işlem üzerindeki hukuki etki ve sonuçlarının aynı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan, yürütmenin durdurulması kararının hukuki gereklerine uygun bir işlem tesis edilmesi Anayasal ve Yasal zorunluluktur. Bu maddelerde kararların "değiştirilemeyeceği" belirlemesi yapılmak suretiyle de kararların şeklen değil içeriğine uygun olarak yerine getirilmesi gereğine işaret edilmiştir.

Hukuk Devletinde yargı kararlarının uygulanmamasından söz edilemeyecek olup, bu maddelerin kararların tam ve gereğince yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olduğu açıktır.

Bu açıklamalar karşısında, yargı kararlarının uygulanması konusunda idarelere herhangi bir takdir yetkisi tanınmadığı açıktır. Yani idarelerin yargı kararlarının doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Yine sitenizde ve Odanızda üyelerin borç hanelerinde Nisbi Aidatların baz alındığı yılın 2015 olmasına rağmen tahakkuk ettiği ve ait olduğu yıl 2016 yılı olduğu kesin iken 2015 yılı diyerek tahakkuk ettirilmesi de kanunen suçtur.

Bu sebeple idarenin tarafta olsa kararı bekleme hak ve yetkisi olmadığı gibi tarafların herhangi bir şekilde belge temin etmesi (Basın dahil) uygulama zorunluluğu bulunmaktadır. Kaldı ki Ankara SMMMO Genel Kurulunda TÜRMOB Birlik Başkanı’nın konudan haberdar olduğu ve mahkeme kararının TÜRMOB’a tebliğ edildiği konuşmaların içerisinde mevcuttur. TÜRMOB’un kendi iç yapılanması içerisinde kararı duyurmakta kasten yada ihmalen ertelemesi mağduriyete sebep verecektir. Odanız hukuk biriminin TÜRMOB’dan yazı beklemek yerine bir an önce harekete geçerek Mahkeme kararının ivedilikle uygulanması hususunda girişimlerini yaparak mahkeme kararının uygulatılmasını sağlaması gerekmektedir.

Dilekçe ekinde bilginize sunmuş olduğum Danıştay 8. Dairesinin 28.01.2016 Tarih ve 2015/9561 Esas numaralı mahkeme kararının Muhasebe biriminize intikal ettirilerek uygulamaya sokulmasını ve Nispi Aidatların terkinini ivedilikle rica ederim.

Ek: Danıştay 8.Dairesinin 2015/9561 Esas SMMM
Sayılı Yürütmeyi Durdurma Kararı.

http://bozokhkmt.blogspot.com.tr/2016/05/odalara-verilecek-nispi-aidat-terkin.html

Son Güncelleme: 08.06.2016 23:04
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol