02 Haziran 2011 Perşembe 01:18
SOLCU OLMAK
(Polis tarafından dayak ve biber gazıyla katledilen Hopa’lı öğretmen Metin Lokumcu’ya…)
 
Nevzat Çelik’in;
“çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
…”
diye başlayıp,
“…
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı”
dizeleriyle biten “İtirazın İki Şartı” (*) şiirinde çok güzel betimlediği gibi, “az olmak” karşı olmanın ilk koşuludur. “Yandaş” olmamak ta solculuğun…
Az olmak zorunlu bir koşul olmamakla birlikte, sol her zaman egemen güce karşı ve ezilen çoğunluğun haklarını savunmasına karşın iktidar güçleri karşısında doğal olarak azınlıkta olandır.
***
Türkiye soluna, 12 Eylülle başlayan dağılma sürecinde bir tür kanser bulaşmıştır ne yazık ki. Halk dalkavukluğu (popülizm) diye tanımlayabileceğimiz bu hastalık solun bir kısmını etkisi altına alarak muhalif karakterinden uzaklaştırmış ve adeta egemen güçler için evcilleştirmiştir. Düzenle kavgalı olması gereken solcuları egemenlerle koyun koyuna görmek sıklıkla olası ne yazık ki. Bazı eski yoldaşlar, emekçilerle birlik olup itilip kakılmak yerine, kapitalist egemenlerin “uslu çocuklar”ıolmayı yeğlemişlerdir.  
Solun, doğaya, yaşama ve insana bakışı ile egemenlerin bakışı asla bir olamayacağı için, solcular egemenlerle yoldaşlık edemezler. Egemenlerle, yani halkı ezenlerle aynı görüşü paylaştığınız zamansa siz artık solcu değilsiniz. Veysel’in dediği gibi, “Koyun kurt ile gezerdi / fikir başka başkolmasa”. Yani bir bakıma kurtlarla suç ortağısınız, aynı fikirdeyseniz onlarla…
***
Sağ pencereden bakıldığında, sol için başta din ve mülkiyet konuları olmak üzere birçok “kusur”dan söz edilebilir. Ama en radikal sağcıların bile solu yolsuzlukla veya hırsızlıkla suçlamayı düşünmediği bilinir. Emekten yana olmak, yağmaya, adaletsizliğe ve ayrıcalığa karşı olmak solun bir başka temel özelliğidir.
Bu bağlamda, egemenlerin daha güçlü iktidar ve istikrarlı bir ekonomi söylemleri ile, toplumun tüm değerlerini ve ülke kaynaklarını talan etmekten başka bir anlam taşımayan çılgın projelerine, soldan destek bulamamaları gerekirdi. Oysa iktidar yanında olmanın dayanılmaz cazibesine kapılan bir kısım “sol” unsurlar, içinde bulunduğumuz tarihsel sürecin belirleyici çelişkisini görmezden gelmektedir. Öyle gelmektedir işlerine ya da…
***
Tarihsel olarak muhalif, değişimci, gelişmeci, ilerici, eşitlikçi, özgürlükçü ve devrimci bir çizgidir solun rotası.
Elbette, zamana ve koşullara göre değerlendirilmelidir, bir tutumun sol bir niteliğinin olup olmadığı. Örneğin, 18. Yüzyılda aristokrasiye karşı savaşan burjuvazinin solu temsil ettiği nasıl bir gerçek ise, iktidarı ele geçiren burjuvaziye karşı savaşmak ta o denli zorunlu bir tutumdur solcu olmak için. Yani, diyalektik bir değişim sürecidir olan biten. Her şey kendi karşıtı ile var olabilir ve her iktidar kendi muhalifini çıkarır kurduğu yeni düzenin içinden.
“Ben devrimciyim.” diyen Che, bakanlık koltuğunu bırakıp, yaşamının sonuna dek sürecek devrimci mücadelesini kaldığı yerden sürdürürken, gerçek devrimci (sol) iktidarın ancak iktidar savaşının sona ermesiyle (sınıfsız toplum) sağlanmış olabileceğini, dolayısıyla her kazanımın yalnızca bir adım olduğunu ne güzel anlatıyordu.
Bir yandan sol siyasal görüşlere sahip olduğunu söyleyip, diğer yandan iktidardan yana tavır takınmak bu bağlamda anlaşılır ve açıklanabilir bir tutum olamaz. Üstelik, gerici ya da karşı devrimci bir iktidar anlayışıyla yoldaşlık tarihin hiçbir anında sol olarak tanımlanmamıştır.
***
Mutlak egemen bir iktidarın uygulamalarına, sırf eski “darbeci” asker ve sivil unsurlara karşı “darbeci” yöntemleri uyguladığı için alkış tutmak hiçbir koşulda sol bir tutum olamaz. Çünkü, kin ve intikam sol bir tavır için belirleyici olamaz. Belirleyici olan mücadelenin sınıfsal niteliğidir.
Olayları değerlendirmede, temel kriterimiz sınıf mücadelesi yerine intikam ateşi olursa, onlarca askeri derdest edenleri alkışlamak kolaydır da, iki gazeteci arkadaşımız tutuklanınca ne diyeceğimizi bilemeyiz.
İki darbeci eskisini yargılamak vadiyle iktidarın önümüze koyduğu her belgeye yetmez ama evet demek kolaydır ama kendisine karşı darbe yapanı, zırhlı araçlarla ve muhafızlarla koruyanların bu tutumunu Fenerbahçe kardeşliğiyle açıklamanın zorluğu yadsınmaz.
Askerler konuşunca, yargıyı etkilemeye kalkışıyorlar diye kınama eylemi yapmak kolaydır da, başbakanın talimatıyla bir mahkemenin heykel yıkımına karar vermesi karşısında eylem yapmak biraz zordur.
***
Sözün özü; iktidarla barışık olmak kolaydır ama solcu olmak için zindana, kelepçeye, copa ve biber gazına bağışık olmak gerekir.

Yeni Yaklaşımlar
 
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Tahsin Yaşar Öztürk 6 yıl önce

Sayın meslektaşım.Bizimle dini ve kültürel hiç bir yakınlığı olmayıp sırf kavga ve anarşi sembolü olan Che' yi örnek alıp mutlaka muhalif bir solcu olmak yerine, İslam kültür ve medeniyetinin sembol isimlerine ve onların referansı olan Kur'an'a göre adalet, sulh,sükun ve huzur içinde yaşayan kamil manada "insan"olmayı hiç düşündünüzmü? Mesela Nisa Suresinin 36 ayetindeki şu hükmü hangi ideolojinin kitabında bulabilir siniz ? "Allah’a kulluk edin ve O’na hiç bir şeyi şirk koşmayın.Anaya babaya iyilik edin, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, elinizin altındaki (köle, cariye, işçi, hizmetçi vb)lere iyilik edin. Şüphesiz Allah, büyüklük taslayıp, böbürlenen hiç bir kimseyi sevmez."Sizin diyalektik anlayışınız iktidar kim olursa olsun mutlaka önünde solcu bir muhalefet olmayı gerektiriyor.Peki ütopyanız olan işçi iktidarı olursa önündeki muhalefet nasıl bir muhalefet olacaktır."Süper solcu muhale fet mi"?Allah hidayet versin