29 Temmuz 2011 Cuma 16:18
NE SAĞCIYIM NE SOLCU.
Tüm Dünya’da olduğu gibi, ülkemizde de, kitleleri gerçek toplumsal sorunlardan uzak tutmaya çalışan egemenlerin; din, vatan ve millet olgularını kullanmak konusunda oldukça başarılı oldukları yadsınamaz.
Magazin, seks ve futbol da aynı amaçla kullanılan, görece daha “hafif” araçlar olmakla birlikte, özellikle günümüzde daha etkin oldukları bile söylenebilir.
“Ne sağcıyım, ne solcu. Futbolcuyum futbolcu.” önermesinin de kitlelerin gerçeklerden uzaklaştırılmasına ilişkin olduğu bilinen bir gerçektir.
Temmuz ayının başından beri Türkiye’de yaşanmakta olan futbol depreminin, bir yönüyle, futbolseverleri çokça üzen sonuçlar meydana getirdiği gözlemlenmektedir. Ancak sürecin, toplumsal sorunlara ilgisiz olan geniş kitleleri rüyadan uyandırmak ve bazı toplumsal gerçeklerle yüzleşmelerine yol açan, olumlu bazı etkileri olduğunu da memnuniyetle izliyoruz.
Kabul etmek gerekir ki, iktidar sahiplerinin her alanda koşulsuz bir egemenliklerinin olduğu gerçeği, yaşananlar sayesinde, apolitik kitlelerce de kavranmıştır artık.
Özel Görevli Mahkemeler’in, başta savunma hakkı olmak üzere, tüm adil yargılanma kriterlerine aykırı birer “yargı” makamı olduklarını, futbolcular da anladı sanırım. Sağır Sultan duydu mu bilmem…
Tutuklama denen “tedbir”in, tutuklanan siz olmadıkça fark etmeyeceğiniz türden, basit bir tedbir olmadığı da, oldukça travmatik bir yolla kitlelere hissettirildi yaşanan süreçle birlikte. Çağrı üzerine yurt dışından gelerek ifade veren insanların, hangi mantıkla, kaçamasınlar diye tutuklandıklarını anlamak, ömrünce bu tarz olaylara kulak tıkamış futbol ve magazin izleyicisi için pek kolay olmasa gerek.
Televizyon kameralarının önünde polislerce, tepelerinden bastırılarak arabalara tıkılanlar; Ümraniye Canavarı, sokak serserisi, hırsız, eski bir özel harekatçı, emekli bir asker, terörist, gazeteci ya da zararlı fikirler taşıyan bir yazar ise, kanal değiştirip Fenerbahçe’nin maçını izlemeyi yeğlemek bir seçenekti geniş kitleler için. Ancak, Fenerbahçe Başkanı’nın arabaya tepildiğini görmek, dahası başkanlarının oradan oraya sürüklendiğini televizyondan canlı yayınla izlemek, milyonlarca futbolsever için oldukça sarsıcı olmuştur diye düşünüyorum.
Başkanın emniyet albümüne giren numaralı fotoğrafının, gazetelerin ilk sayfasında teşhir edilmesi ne kadar da onur kırıcı değil mi?
Oysa, yalnızca emniyet albümünde fotoğrafı olduğu için “olağan şüpheli” olan yurttaş sayısı pek te azımsanacak gibi değil yaşadığımız bu güzel ülkede. 
Neyle suçlandığını bilmeden, yıllarını hapishanelerde geçiren yüzlerce “gizli soruşturma” mağdurunun kimler olduğunu bile bilmeden, televizyon ve gazetelerde telefon konuşmalarını duyan ve okuyan insanların; gizli soruşturma dosyalarındaki telefon kayıtlarının işporta tezgahlarında pazarlanıyor olmasının, özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma ilkesi ile bağlantısını anlamalarını beklemek saflık olur herhalde. Ancak, yargılanmanın da, futbol oyun kuralları gibi bazı kurallarının olması gerektiğine dair bir hissiyatın, futbolseverlerde de gelişmekte olduğunu gözlemlemek, bu sürecin diğer bir olumlu yanı gibi görünüyor.  
***
Ve masumiyet karinesi ya da “aklan da gel kara” önerisi…
Yargıya güvenmek veya güvenmemek gibi, ilgisiz kavramlarla birlikte tartışılan “masumiyet karinesi” kavramının, son sürecin en gözde konusu olduğu açıktır. Ancak, bilinçaltı bir yargıyla yine suçsuzluğunu ispatlanmasını şüphelilerden bekleyerek…
“Suçsuz olduklarından emin olduğumuz arkadaşlarımızın, yargılama sonunda aklanacaklarına inanıyoruz.” cümlesinin içindeki sakat masumiyet anlayışından söz ediyorum. Buradaki sakatlık ise, genellikle yargıya güven kavramıyla tamir edilmeye çalışılmaktadır. Oysa yargılamayla elde edilen (umulan) sonuç, şüphenin ortadan kalkması ya da ispatlanmasıdır. Yargılama, akla karanın ortaya çıkmasıdır. 
Sürecin bu bağlamda en olumlu yanı, yukarıda değindiğim eksiklik ve aksaklılarına karşın, geniş kitleler tarafından ilk kez kolluk, savcı, mahkeme, basın ve sanıklar yönünden konunun tartışılıyor olmasıdır.
Yıllarca, basit olaylar olarak üzerinde durulmayan;
Polisin fütursuzluğu,
Tutuklamanın istisna ve tedbir olmaktan çıkarılıp olağan bir uygulamaya ve giderek cezaya dönüştürülmesi,
Gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında gerçekleştirilen saygısız ve yargısız infazlar,
En hafif deyimiyle bir hukuk garabeti olan Özel Görevli Mahkemelerde (Eski DGM) sürdürülen, Ergenekon, KCK ve pek çok örgüt yargılamasında yaşanan hukuk ihlalleri, ilk kez futbol sayesinde geniş halk kitlelerinin ilgi alanına girebildi çok şükür.
Kitleleri futbolla uyutmak isteyen egemenler, son operasyonla adeta kendi kalelerine gol atmışlardır. Futbolun artık sadece futbol olmadığı gibi, futbolcu olmak ta gerçeklerden kaçmak için yeterli değildir artık.
Artık, ya sağcı olacaksınız, ya da solcu. Yaşamanın, en ciddi politik etkinlik olduğu artık görülmüştür. Herkesin bir politik seçeneği olmak zorunda…
***
Konuş…
Sıra sende…
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol