04 Şubat 2014 Salı 16:47
YURT DIŞINDAKİ SİGORTALILIĞIN TESBİTİ TALEBİ
 T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2012/10-27

 

K. 2012/254

 

T. 28.3.2012

 

• TEMYİZE İLİŞKİN DİLEKÇENİN GEÇ VERİLMESİNİN KALEMİN İŞLEMİNDEN KAYNAKLANMASI ( Yurtdışındaki Sigortalılığın Tespiti Davası - Temyiz Başvursunun Süresinde Olduğunun Kabul Edileceği )

 

• ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİN GEÇERLİLİĞİ ( Yurtdışındaki Sigortalılığın Tespiti Davası - Anayasanın Sözleşmelerin Bir Kuralını İç Hukuk Açısından Yasa Gücünde Olduğu/30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Öncelikli Olarak Uygulanacağı )

 

• YURT DIŞINDAKİ SİGORTALILIĞIN TESBİTİ TALEBİ ( Anayasanın Sözleşmelerin Bir Kuralını İç Hukuk Açısından Yasa Gücünde Olduğu - 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Öncelikli Olarak Uygulanacağı )

 

• YAŞLILIK AYLIĞINA HAK KAZANMA ( Davacının Yaşlılık Aylığına Hak Kazanıp Kazanmadığının 506 S.K. Geçici 81. Maddesindeki Koşullara Göre Belirlenmesi Gereği )

 

2709/m.90

 

506/m.Geç.81

 

30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşme/m.29

 

ÖZET :  Yurtdışındaki sigortalılığın tespiti davasında ön sorun temyizin süresinde olup olmadığına ilişkindir. Davalı Kurum vekilinin dilekçesinin mahkeme kalemine yasal temyiz süresinden sonra tevdi edildiğine dair kalemce tutanak tutulup, bu husus belgelendirilmemiştir. Gecikmenin kalem işleminden kaynaklanıp, gerçekte temyizin süresinde yapıldığı saptanmıştır. Temyizin süresinde olduğu kabul edilmelidir.

 

Davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 3201 Sayılı Kanuna göre mi yoksa Türk-Alman Sosyal Güvenlik Ek Sözleşmesine göre mi belirleneceğine dair uyuşmazlık yönünden; Anayasa; uluslararası sözleşmenin bir kuralını iç hukuk açısından "Yasa" gücünde görmüş "normlar hiyerarşisi" yönünden daha alt sırada kabul etmemiştir. Bu durumda denilebilir ki, uluslararası sözleşmenin bir kuralına, uygulanma açısından yasal güç tanımak Anayasal bir zorunluluktur.

 

Bu durumda uygulanma önceliğine sahip bulunan 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşmenin 29.maddesinin 4.bendi hükmü uyarınca yurtdışında ilk defa çalışmaya başladığı tarih olarak kabul edilmesi gerekir.

 

Davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığının 506 Sayılı Kanunun Geçici 81. maddesindeki koşullara göre belirlemesi ve bu değerlendirme ile ilk kararda direnmesi ilkeolarak, yasaya uygundur.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “Tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 12.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 9.7.2008 gün ve 2007/910 E.,2008/623 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 18.2.2010 gün ve 2008/16131 E.,2010/2024 K. sayılı ilamı ile;

 

( ... Somut olayda; davacı 29.6.2004 tarihinde yurda kesin dönüş yaptığını belirterek, yurtdışında geçen 17.12.1983-6.2.1988, 1.11.1992-22.9.1999 ve 15.10.2000-25.6.2004 tarihleri arasındaki toplam 5300 günlük hizmet süresine karşılık gelen miktarı, Kurum hesabına, 5.1.2007 tarihinde yatırmıştır.

 

Kurum, sonraki bir tarihte, davacının 15.2.1987 ile 31.5.1987 tarihleri arasında 105 günlük 506 Sayılı Kanuna tabi sigortalı hizmetlerinin olduğunu, bu dönemin borçlanılan ve karşılığı Kuruma ödenen yurtdışı hizmetleriyle çakıştığını tespit ederek, yeniden 3201 Sayılı Kanuna göre borçlandırma tahakkuk cetveli düzenlemiştir. Kurum yaptığı bu yeni tahakkuk işlemi ile, davacının 17.8.1978-1.5.2002 tarihleri arasında yurtdışında geçen süreleri içindeki aralıklı dönemlerden toplam 4090 günlük borçlanmasını kabul etmiş, önceki borçlanma işlemine konu ettiği toplam 1020 günlük borçlanmayı iptal etmiş, ardından yaşlılık aylığı koşullarının oluşmadığından bahisle aylık tahsis talebini reddetmiştir.

 

Davacının yurtdışı çalışmalarının 1020 günlük kısmına karşılık gelen 3570 dolar karşılığı davacıya 1.10.2007 tarihinde iade edilmiştir.

 

Kurumun, hizmet sürelerindeki çakışmanın varlığını tespit ile 506 Sayılı Kanuna tabi 105 günlük hizmet süresinin mahsubu sonrasında yaptığı tahakkuk işleminde; başlangıçta 3201 Sayılı Kanuna göre kabul ettiği 5300 günlük borçlanma süresinin 4010 gün olarak değerlendirmesindeki gerekçe dosya kapsamından tespit edilememiş olup, dava dilekçesindeki talebe bağlı olunsa da, bunun nedeninin araştırılmayarak prime esas gün sayısının belirlenmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

 

Öbür taraftan, yaşlılık aylığına dair istem yönünden, davanın yasal dayanağını oluşturan 4447 Sayılı Kanunun 17.maddesiyle 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa eklenen ve 4759 Sayılı Kanunun 3. maddesiyle ( B ve C ) bentlerinde yeniden düzenleme yapılan Geçici 81.maddesi, yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden saklı tutulan haklar ile bu koşullara sahip olmayanlar için kademeli bir geçiş öngörmektedir.

 

Bu husustaki uyuşmazlık ise;sigortalılık bilgileri ile 506 Sayılı Kanunun 60 ve Geçici 81.maddesinde belirtilen yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları dikkate alındığında;davacının 15.2.1987 tarihinde başlayan zorunlu sigortalı hizmeti de gözetilerek, 1.11.2007 tarihinden geçerli olarak tahsise hak kazanıp kazanmadığı, yaşlılık aylığında kademeli geçişi öngören 4447 Sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra 3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun uyarınca yapılan borçlanmasının, kademeli geçişte aranan sigortalılık süresinin hesabında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.

 

Sigortalılara yurtdışında geçen çalışmalarını borçlanabilme olanağı veren 3201 Sayılı Kanunun 6.maddesi hükmü uyarınca değerlendirilen sürelere istinaden aylık tahsisi yapılabilmesi için tahakkuk ettirilen borcun tamamının ödenmiş olması aranmaktadır. Borçlanılan sürenin sigortalılık süresi olarak değerlendirilebilmesi, yasada belirtilen süre içerisinde olmak üzere borçlanma primlerinin Kuruma ödenmiş olması koşuluna bağlı bulunmaktadır. Yasada belirtilen borçlanma koşulları gerçekleşmeden, yurtdışında geçen sürenin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesine yasaca olanak bulunmamaktadır.

 

Davacının, 4447 Sayılı Kanunun 17.maddesiyle 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa eklenen Geçici 81.maddesinin A bendinin yürürlüğe girdiği 8.9.1999 tarihi itibariyle davacının tahsis kapsamında değerlendirilecek sigortalılık süresi yurt içinde yapılan hizmet süreleridir. Yurt dışı borçlanma talebi ile borçlanma bedellerinin ödenmesinin ise anılan maddenin yürürlüğünden sonraki tarihlerde yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Geçici 81.maddede öngörülen geçiş dönemi yaşlılık aylığı koşullarının belirlenmesinde sigortalının, maddenin A bendi uyarınca 8.9.1999 tarihinde, B ve C bentleri uyarınca 23.5.2002 tarihinde mevcut ve geçerli sigortalılık sürelerinin dikkate alınması yasa gereğidir.

 

Yargıtay H.G.K.'nun 30.3.2005 gün 2005/10-138 Esas, 2005/221 Karar, 15.3.2006 gün 2006/21-36 Esas 2006/80 Karar, 8.7.2009 gün 2009/21-309 Esas 2009/322 Karar sayılı kararlarında da açıklanan bu maddi ve hukuki ilkeler gözetildiğinde, davacının yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının değerlendirilmesinde, 3201 Sayılı yasa uyarınca borçlanmasının dair olduğu tarihin değil, 506 Sayılı Kanuna tabi sigortalılığın başlama tarihi esas alınarak sigortalılık süresinin belirlenip, sair koşulların da buna göre irdelenmesi yapılmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

H.G.K.nca incelenerek dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : I- )Davalı Kurum vekilinin maddi hata başvurusuna dair ön sorunun değerlendirilmesinde;

 

Davalı SGK vekilinin temyizi üzerine, eldeki dava dosyası Yargıtay`a gönderilmiş; H.G.K.`nun 5.10.2011 gün ve E:2011/10-522, K:603 Sayılı ilamıyla;

 

( ... 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/1.maddesinde; `İş mahkemesinin nihai kararları tefhim tarihinden itibaren sekiz ( 8 ) gün içinde temyiz olunabilir.` hükmü yer almaktadır.

 

Eldeki dosyada; direnme kararı yüze karşı 30.3.2011 tarihinde verilmiş; davalı SGK vekili 31.3.2011 havale tarihli dilekçeyle hükmü temyiz etmiş ise de bu dilekçe anılan tarihten çok sonra 21.4.2011 tarih ve 2011/225 sayı ile temyiz defterine kaydedilmiştir.

 

Davalı SGK harçtan muaf olup, harca tabi olmayan temyiz isteklerinde temyiz tarihi dilekçenin temyiz defterine kayıt tarihidir.

 

Şu durumda; davalı SGK vekilinin temyiz başvurusu, yasada öngörülen ( 8 ) günlük süre geçtikten sonra yapılmış olup, süre yönünden dilekçenin reddi gerekir... ),

 

Gerekçesiyle temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilerek; dava dosyası mahkemesine gönderilmiştir.

 

Bu karar üzerine, davalı Kurum vekili, yerel mahkemeye hitaben yazdığı maddi hatanın düzeltilmesini içeren dilekçesiyle, temyiz defterine 31.3.2011 havale tarihli temyiz süre tutum dilekçesi yerine daha sonra sehven 21.4.2011 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinin kaydının yapıldığını belirterek, bahse konu hatanın düzeltilerek, dosyanın yeniden H.G.K.`na gönderilmesini istemiştir.

 

Yerel mahkemece, davalı Kurum vekilinin 31.3.2011 havale tarihli temyiz süre tutum dilekçesinin, aynı tarihte ( 31.3.2011 ) kaleme ulaştırıldığı, ancak iş yoğunluğu sebebiyle temyiz defterine kaydın aynı gün yapılamayarak 21.4.2011 tarihinde yapıldığı, sonucu itibariyle SGK vekilinin temyizinin süresinde olduğu belirtilerek, istek doğrultusunda direnmeye dair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya yeniden H.G.K.`na gönderilmiştir.

 

Hemen belirtmelidir ki, temyiz istemi harca tabi olmayan işlemlerde temyiz dilekçesinin hakim tarafından havale edilmesiyle birlikte ilgilisince mahkeme kalemine tevdi edilmesi, kalemce de anılan dilekçenin temyiz defterine kaydı gerekir.

 

Hakimce havale edilen dilekçenin kaleme geç tevdii halinde bu husus, mahkeme kalemince tutanağa bağlanmalı ve dilekçenin yeniden havalesi istenmelidir.

 

Şayet dilekçe havale edilip, mahkeme kalemince, dilekçenin kaleme geç tevdi edildiği belgelendirilmemişse, dilekçenin hakim havalesinden sonra dosyaya alındığı, ancak takip eden işlemlerin mahkeme kalemince yerine getirilmediği kabul edilir.

 

Nitekim, aynı hususlar Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu`nun 25.1.1985 gün ve E:1984/5, K:1985/1; H.G.K.`nun 14.12.2011 gün ve E:2011/12-843, K:2011/785 Sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.

 

Az yukarda vurgulanan ilke uyarınca, davalı Kurum vekilinin 31.3.2011 havale tarihli dilekçesinin mahkeme kalemine yasal temyiz süresinden sonra tevdi edildiğine dair kalemce tutanak tutulup, bu husus belgelendirilmemiştir.

 

Temyiz dilekçesinin reddine dair karardan sonra temyiz edenin başvurusu üzerine, yerel mahkemenin konuya dair açıklamasında belirttiği üzere, süresinde mahkeme kalemine tevdi edilen temyiz süre tutum dilekçesinin iş yoğunluğu sebebiyle 21.4.2011 tarihinde temyiz defterine kayıt edildiği, dolayısıyla gecikmenin kalem işleminden kaynaklanıp, gerçekte temyizin süresinde yapıldığı saptanmıştır.

 

Bu nedenle, H.G.K.`nda yapılan görüşmede davalı Kurum vekilinin direnmeyi temyize dair maddi hata dilekçesinin kabulüyle H.G.K.`nun 5.10.2011 gün ve E:2011/10-522, K:603 Sayılı “temyizin süre aşımı sebebiyle reddine” dair kararının kaldırılarak, temyize dair esastan inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilmiş; ön sorun böylece aşılmıştır.

 

II-İşin esasına gelince;

 

Dava, yaşlılık aylığına hak kazanıldığının ve aylık bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili, müvekkilinin yurtiçindeki sigortalılık ve 3201 Sayılı Kanun uyarınca borçlanma ile kazanılan sigortalılık süreleri dikkate alınarak, sigortalılık başlangıç tarihinin yurtdışında ilk defa işe girdiği tarih olduğu ve buna göre belirlenecek sigortalılık süresi ile 506 Sayılı Kanunun Geçici 81.maddesi uyarınca yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı Kurum vekili, 3201 Sayılı Kanunun 5.maddesi uyarınca davacının sigortalılık başlangıç tarihinin borçlanılan gün sayısı kadar geriye gidilerek belirlenmesi gerektiğini, bu sebeple yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gerekli sigortalılık süresi ve yaş şartını yerine getirmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

 

Yerel mahkemece, Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 29/4.maddesinde yer alan; bir kimsenin Türk sigortasına girişten önce bir Alman Rant Sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına girişi, Türk Sigortasına giriş olarak kabul edileceği hükmüne göre yurt dışında çalışma başlangıç tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabulüyle davacının 506 Sayılı Kanunun 4759 Sayılı Kanun ile değişik Geçici 81.maddesi uyarınca tahsis talep tarihi itibariyle sigortalılık süresinin yurtdışında ilk defa çalışmaya başladığı tarih dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğinden bahisle davacının tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.

 

Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarda başlık bölümünde belirtilen gerekçelerle hükmün BOZULMASINA karar vermiştir.

 

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle ilk kararda direnilmiş; hükmü davalı Kurum vekili temyiz etmiştir.

 

Direnme yolu ile H.G.K. önüne iki uyuşmazlık gelmektedir.

 

Bunlardan ilki; davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 3201 Sayılı Kanuna göre mi yoksa Türk-Alman Sosyal Güvenlik Ek Sözleşmesine göre mi belirleneceği olup; bu uyuşmazlığın çözümünden sonra varılacak sonuca göre çözümü gereken 2. uyuşmazlık ise; 3201 Sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanuna dayalı olarak, 4759 Sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra borçlanma yapılması halinde;yaşlılık aylığı tahsis koşullarının 506 Sayılı Kanunun Geçici 81.maddedeki kademeli geçiş şartlarına göre mi, yoksa 506 Sayılı Kanunun 4759 Sayılı Kanunla değişik 60.maddesi hükümlerine göre mi belirleneceği noktasında toplanmaktadır.

 

I- ) Davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 3201 Sayılı Kanuna göre mi yoksa Türk-Alman Sosyal Güvenlik Ek Sözleşmesine göre mi belirleneceğine dair uyuşmazlık yönünden;

 

Konuyla ilgisi bakımından öncelikle sigortalılık süresinin başlangıcı kavramına açıklık getirilmelidir.

 

506 Sayılı Kanunun 108. maddesi uyarınca malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 Sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.

 

Yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının sigortalılık başlangıcı yönünden, bulundukları ülke ile yapılan ikili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde açık hüküm bulunmayan veya hiç sözleşme yapılmayan ülkelerde bulunanların durumu 3201 Sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir.

 

Anılan madde uyarınca borçlanma konusu hizmetlerinden sonra Türkiye`de tescili bulunan sigortalılar yönünden sigortalılık başlangıcı, tescil tarihinden itibaren borçlanılan süre kadar geriye gidilerek bulunacak tarih olacak, hiç tescili olmayanlar için de, borcun tamamen ödendiği tarihten borçlanma süresi kadar geriye gidilerek bulunacak tarih olacaktır.

 

Öte yandan, davacının çalışmalarının geçtiği Almanya ile 2.11.1984 tarihinde imzalanan Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşmenin 29.maddesinin 4.bendi hükmü uyarınca yurtdışında ilk defa çalışmaya başladığı tarih olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

 

Şu duruma göre, karşımıza, aynı konu hakkında bir tarafta iç hukuk alanında kabul edilen bir yasa kuralı diğer tarafta uluslararası sözleşmede yer alan farklı bir düzenleme çıkmaktadır. Bu sorun kurallar kademelenmesindeki ( Normlar Hiyerarşisindeki ) sıralamaya göre çözümlenmesinde kuşku bulunmamaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki;Anayasamızın 90 /son maddesinde öngörüldüğü üzere; yöntemine göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Öyle ki, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine dahi başvurulamaz. Anayasa; böylece uluslararası sözleşmenin bir kuralını iç hukuk açısından "Yasa" gücünde görmüş "normlar hiyerarşisi" yönünden daha alt sırada kabul etmemiştir. Bu durumda denilebilir ki, uluslararası sözleşmenin bir kuralına, uygulanma açısından yasal güç tanımak Anayasal bir zorunluluktur.

 

Somut uyuşmazlığın açıklanan bu ilke kapsamında değerlendirilmesi sonucunda; 2.11.1984 tarihinde imzalanan ve 5.12.1984 tarihli 3241 Sayılı Kanunla onaylanıp 1.4.1987 tarihinde yürürlüğe giren ve yöntemine göre yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşme olarak 3201 Sayılı Kanunun 5.maddesinden önce uygulanma önceliğine sahip bulunan 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşmenin 29.maddesinin 4.bendi hükmü uyarınca yurtdışında ilk defa çalışmaya başladığı tarih olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

 

Açıklanan hukuksal nedenler karşısında; Yerel Mahkemenin, davacı sigortalının, Almanya`da ilk defa sosyal sigorta giriş tarihinin 506 Sayılı Kanunun 108.maddesine koşut olarak Türk sosyal sigortalarına giriş tarihi olduğunun kabulü ilke olarak yerindedir.

 

II-3201 Sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanuna dayalı olarak, 4759 Sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra borçlanma yapılması halinde; yaşlılık aylığı tahsis koşullarının 506 Sayılı Kanunun Geçici 81.maddedeki kademeli geçiş şartlarına göre belirlenip belirlenemeyeceğine dair 2. uyuşmazlık yönünden yapılan değerlendirmede,

 

Uyuşmazlığın kaynağını 506 Sayılı Kanuna 4447 Sayılı Kanun ile eklenen, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ve sonrasında 4759 Sayılı Kanun ile bir bölümü değişikliğe uğrayan Geçici 81.madde oluşturmaktadır.

 

Anılan madde uyarınca, yaşlılık aylığı bağlama koşulları, 4447 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 8.9.1999 ve 4759 Sayılı Kanunun kabul edildiği 23.5.2002 tarihindeki “sigortalılık süresi”nin “kaç yıl” olduğu dikkate alınarak kademeli şekilde belirlenmektedir.

 

Yaşlılık aylığı tahsisi için aranan koşullardan biri olan sigortalılık süresi, sigortalının sosyal güvenlik mevzuatına tabi olarak ilk defa çalışılmaya başladığı sigortalılık başlangıç tarihi ile aylık talep tarihi arasındaki süredir.

 

Burada, 4759 Sayılı Kanunun kabul edildiği 23.5.2002 tarihinde geçerli sigortalılık süresinin hesabında, 4759 Sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra yapılacak borçlanma ile kazanılan sürenin dikkate alınıp alınamayacağı hususu önem taşımaktadır.

 

Bu hususun çözümü için yurt dışındaki vatandaşların sosyal güvenliklerinin sağlanması bakımından getirilen “yurt dışı hizmet borçlanması” mevzuatının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Yurt dışındaki vatandaşların sosyal güvenliklerinin sağlanmasına yönelik ilk düzenleme, 1978 yılında çıkarılan 2147 Sayılı “Yurt Dışında Çalışan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Çalışma Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunu” olup, bilahare halen yürürlükte bulunan ve önceki Kanundan yararlananların kazanılmış haklarını saklı tutan 3201 Sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun” yürürlüğe girmiştir.

 

3201 Sayılı Kanun uyarınca yurt dışı hizmet borçlanması, yurt dışında geçmiş sürelerin Türkiye`de geçmiş gibi değerlendirilmesi imkanını tanımaktadır. Bu Kanun hükümlerine göre borçlanılan yurt dışı çalışma süresi, bedelinin ödenmesi halinde, ait olduğu devrede dikkate alınarak, tahsis istemi yönünden bir değerlendirme yapılmalıdır.

 

İkili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde özel hüküm bulunmayan veya sözleşme imzalanmayan ülkelerdeki çalışmalarını borçlananlar yönünden sigortalılık başlangıcının ve dolayısıyla sigortalılık süresinin nasıl hesaplanacağı ise 3201 Sayılı Kanunun 5.maddesinde düzenlenmiştir.

 

Anılan maddeye göre, Türkiye`de tescili bulunan sigortalılar yönünden sigortalılık başlangıcı, tescil tarihinden itibaren borçlanılan süre kadar geriye gidilerek bulunacak tarih; tescili olmayanlar yönünden ise, borcun tamamen ödendiği tarihten borçlanma süresi kadar geriye gidilerek bulunacak tarihtir.

 

Ancak bu kabule göre, Türkiye`de sigortalı olarak tescili bulunanlar 506 Sayılı Kanunun Geçici 81. maddesinin sigortalının lehine olan kademeli geçiş hükmünden yararlanırken, tescili bulunmayanların ise daha sonra yurt dışı hizmet borçlanması yolu ile kazanılan sigortalılık süresinden yararlanamaması şeklinde bir adaletsizlik ortaya çıkmaktadır. 4956 Sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra borçlananların, borçlandığı sürelerin Geçici 81.maddenin 4956 Sayılı Kanun ile değişikliğe uğradığı 23.5.2002 tarihindeki sigortalılık süresinin hesabında dikkate alınmayarak, Geçici 81.maddeden yararlandırılmaması, 3201 Sayılı Kanun ile sigortalılara tanınmış olan hakların ortadan kaldırılmasını sonucunu da doğurmaktadır.

 

Nitekim, aynı ilkeler H.G.K.'nun başta 29.9.2010 gün ve E:2010/10-471, K:2010/439 ;29.2.2012 gün ve E:2011/10-803, K:103 Sayılı ilamları olmak üzere çok sayıda ilamında da istikrarla vurgulanmıştır.

 

Açıklanan hukuksal nedenler karşısında:

 

Yerel Mahkemenin, davacının yaşlılık aylığına esas sigortalılık süresinin hesabında, daha önce sigortalı olarak Türkiye`de tescili olmayanların 506 Sayılı Kanunun Geçici 81. maddesinin yürürlük tarihinden sonra, yürürlük tarihinden öncesine ait devreye dair olarak yapacakları borçlanmaların, Geçici 81.madde uygulamasında gözetilmesi gerektiğini kabulle ve bu yolla 3201 Sayılı Kanun uyarınca borçlanarak kazandığı sigortalılık süresini de dikkate alarak, davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığının 506 Sayılı Kanunun Geçici 81. maddesindeki koşullara göre belirlemesi ve bu değerlendirme ile ilk kararda direnmesi ilke olarak, usul ve yasaya uygundur.

 

Ne var ki, somut olay yönüyle davacının Alman Rant sigortasına yatırdığı primlerin iadesini istediği de ileri sürülmüş olmakla ve bu durum varılacak sonuca etkili görülmekle; yerel mahkemece, dava dosyası kapsamına göre, davacı asilin Alman Rant Sigortasına yatırmış olduğu primlerin iadesi konusunda talebinin olup olmadığı, varsa sonucuna göre kurumca yapılan işlemlerin ve hizmetin tasfiye edilip edilmediğinin, dolayısıyla da borçlanma talebine konu bir hizmet bulunup bulunmadığı ve süresinin açıklığa kavuşturulup, kavuşturulmadığı; bu durumun sigortalılığın başlangıç tarihi ve dolayısıyla yaşlılık aylığı koşullarına etkisinin olup olmayacağı ile sonuçta somut uyuşmazlıkta yaşlılık aylığı tahsis koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususları ve diğer temyiz itirazları bozma nedenine göre Özel Dairece incelemediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle ilke bazında direnme uygun olup; davalı Kurum vekilinin bozma nedenine göre incelenmeyen somut olaya ve işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 28.3.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

Son Güncelleme: 04.02.2014 16:48
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol