04 Şubat 2014 Salı 16:45
HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI
 T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2011/21-882

 

K. 2011/767

 

T. 14.12.2011

 

• HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI ( Tarafların Duruşmaya Çağrılmadan Hüküm Verilmesinin Adil Yargılanma Hakkını İhlal Edeceği - Hizmet Süresinin Tespitine İlişkin Davada Dava Dilekçesi Karar ve Bozma İlamının Yöntemince Tebliğ Edileceği )

 

• HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ TALEBİ ( Davalı Anonim Şirket Hakkında Açıldığı Beyan Edilen İflas Talebine İlişkin Dava Dosyasının Celbi İle Ticaret Memurluğundan da Sorularak Şirketin Hükmi Şahsiyetinin Devam Edilip Edilmediğinin Tespit Edileceği )

 

• ANONİM ŞİRKETİN HÜKMİ ŞAHSİYETİNİN DEVAM EDİP ETMEDİĞİNİN ARAŞTIRILACAĞI ( Hizmet Süresinin Tespiti Talebi/Hükmi Şahsiyetinin Devam Edip Etmediğinin Tespiti - Taraf Teşkili Sağlacağı )

 

• TEBLİGAT MAZBATASI ( Hizmet Süresinin Tespiti Davasında Anonim Şirkete Usulüne Uygun Tebligat Yapılmadığı/Taraf Teşkili Sağlanmadan Hüküm Verilemeyeceği - Dava Dilekçesi Karar ve Bozma İlamının Yöntemince Tebliğ Edileceği )

 

506/m.60, Ek.5, Ek.39, Geç.81

 

6100/m.27

 

7201/m.12, 13, 17, 35

 

2709/m.36

 

Tebligat Tüzüğü m.17, 18

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6

 

ÖZET :  Dava, itibari hizmet süresinin tespitine ilişkindir. Davalı anonim şirket hakkında açıldığı beyan edilen iflas talebine ilişkin dava dosyasının celbi ile ticaret sicil memurluğundan da sorulmak suretiyle davalı anonim şirketin hükmi şahsiyetinin devam edip edilmediğinin tespiti ile eğer tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması suretiyle bu kişilere dava dilekçesi, karar ve bozma ilamı yöntemince tebliğ edilmeli ve taraf teşkili sağlanmalıdır. Davalı şirketin savunma hakkı kısıtlanarak hüküm verilmiş olması hukuka aykırı olup, ön sorunun açıklanan nedenlerle kabulü ile direnme kararının bu değişik ve usule ilişkin nedenlerle bozulması gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki "itibari hizmet süresinin tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; B... 13. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.11.2009 gün ve 2008/846 E., 2009/952 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ile davalılardan SGK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 21.03.2011 gün ve 2010/2224 E., 2011/2496 K. sayılı ilamı ile;

 

( ... 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının tüm, davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

 

2-Davacı, davalı işyerinde basım ve matbaacılık işinde 1.2.1992- 26.1.2007 tarihleri arasındaki çalışmalarının 506 sayılı Yasa'nın Ek 5/2 madde kapsamında olduğunun tespiti ile bu sürenin hizmet süresine eklenmesini, malullük yaşlılık ve ölüm sigorta primlerinin geçmişe dönük olarak 21.2.1992- 26.1.2007 tarihleri arasında % 22 oranı üzerinden hesaplanmak suretiyle ek % 2 oranlık farkın geçmişe yönelik olarak davalı işverenden gecikme zammı ile alınmasını, 506 sayılı Yasa'nın Ek 39 madde uyarınca sigortalılık süresine ilave edilen gün sayılarının 5 yıldan az olmamak üzere 506 sayılı Yasa'nın 60 ve Geçici 81. maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilerek bunların emeklilik işlemlerinde dikkate alınmasına karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkemece, davacının davalı işveren şirkete ait 375639 sigorta nolu işyerinde geçen 5645 gün sigortalı hizmetin 506 sayılı Yasa'nın Ek 5 maddesi gereğince itibari hizmet süresinden yararlandırılmasına, bu sürenin emeklilik işlemleri sırasında S.G.K tarafından dikkate alınmasına, sigorta prim farkının davalı işverenden tahsili isteminin reddine karar verilmiştir.

 

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının davalı işyerinde 1.2.1992- 26.1.2007 tarihleri arasında toplam 5645 gün çalıştığı ve görevlendirme belgesinin bulunmadığı, mahkemece yapılan keşifte dinlenen tanıkların davacının kesim ve dilimle işinde çalıştığı kimyasal etkiye maruz kaldıkları, işyerinde gündüz 50-60, gece 15-20 kişinin çalıştığı, çalışma ortamının Gürültülü olduğunu beyan ettikleri anlaşılmıştır.

 

Basım ve gazetecilik işyerindeki çalışma koşulları nedeniyle itibari hizmet süresinden yararlanabilmenin yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın Ek 5/II. maddesidir. Anılan maddeye göre, sigortalıların itibari hizmetten yararlanması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bunlardan birinci koşul, sigortalının "basım ve gazetecilik" işyerinde çalışmış olmasıdır. Sözkonusu maddede, basım ve gazetecilik işyeri birlikte ifade edilmiş ise de; gazetecilik işi yapılmayan sadece basım işi yapılan işyerlerinde çalışan sigortalılar da, maddenin alt bentlerinde sayılan koşullardan herhangi birisi oluştuğu takdirde itibari hizmetten yararlanacakları açıktır. "Basım" işinin matbaa işyerinde mevkute çıkarmaya yönelik olduğu ise söz götürmez. İkinci koşul ise, yine aynı maddenin II. alt bendinin ( a-f )işaretli alt bentlerinde yazılı fiziksel dış etkenlerden birinin olayda ayrıca gerçekleşmiş bulunmasıdır.

 

Somut olayda, davalı işyerinde değişik firmaların mamullerinin ambalajlanması ile ilgili olarak dokuz renge kadar baskı, laminasyon, klişe, grafik ve film hazırlama işlerinin yapıldığı ve davacının "basım" işyeri özelliği bulunmayan bu işyerinde kesim elmanı olarak çalıştığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

 

Hal böyle olunca, yukarıda sözü geçen maddenin öngördüğü birinci koşulun davacı yönünden oluşmadığı, giderek davacı "basım" işinde çalışmadığından itibari hizmetten yararlanamayacağı açık-seçiktir.

 

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır... ),

 

Gerekçesiyle, davacının temyiz itirazları ( 1 )maddede gösterilen nedenlerle reddedilip, ( 2 )maddede gösterilen nedenlerle davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, itibari hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili, davalı şirkete ait işyerinde ambalaj, basım ve matbaacılık işi yapıldığını beyanla davacının davalıya ait işyerinde geçen çalışmalarının 506 sayılı Kanunun Ek 5/2. bendi kapsamında olduğunun, itibari hizmet süresinin sigortalılık sürelerine eklenmesi gerektiğinin tespitini ve eklenen sürelerin yaşlılık aylığına esas yaş hadlerinden indirilmesiyle fark primin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili, hizmetin Ek 5. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için çalışmanın basım ve gazetecilik işyerinde olması ile birlikte maddenin II. Bendinin ( a )ila ( f )alt bentlerinde yazılı fiziksel etkenlerden birinin gerçekleşmiş olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

 

Davalı işveren şirket yazılı veya sözlü beyanda bulunmamıştır.

 

Yerel Mahkemece, "işyerinin basım işyeri olduğu ve Ek 5. maddede düzenlenen nedenlerden birden fazlasının işyerinde mevcut olduğu" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının itibari hizmet süresinden yararlandırılmasına, sigorta prim farkı tahsili ve itibari hizmet süresinin yaş hadlerinden indirilmesi taleplerinin reddine karar verilmiştir.

 

Davacı vekili ile davalılardan SGK vekili tarafından temyizi üzerine karar, Özel Daire'ce yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

 

Yerel Mahkemece "mevkute dışında şeyler basılan ancak aynı olumsuz şartları taşıyan işyerlerinin basım işyeri olarak kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

 

Direnme kararı davacı vekili ile davalılardan SGK vekili tarafından temyiz edilmektedir.

 

I-Davacı vekilinin temyizi yönünden yapılan incelemede;

 

Dosya kapsamına göre; Yerel Mahkemenin ilk kararı davacı vekili ile davalılardan SGK vekili tarafından temyiz edilmiş; ancak Özel Daire bozma ilamının ( 1. )bendinde davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilerek karar davalı SGK yararına bozulmuştur.

 

Yerel Mahkemenin direnmeye ilişkin kararını daha önce temyiz istemi reddedilerek hakkındaki hüküm kesinleşen davacı vekili de temyize getirmiştir.

 

Ne var ki, davacı vekilinin, ilk hükme yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilip, hakkındaki hüküm kesinleşmiş olmakla davacının, direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.

 

Bu nedenle, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

 

II-Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi yönünden yapılan incelemede;

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşme sırasında işin esasına geçilmeden önce, davalı işveren şirkete yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı, dolayısıyla taraf teşkilinin yöntemine uygun şekilde sağlanıp sağlanmadığı ve taraf teşkili sağlanmadan direnme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak incelenmiştir.

 

Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Hukuki Dinlenilme Hakkı" başlıklı 27. maddesi ( Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi )uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

 

Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.

 

Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen Adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.

 

Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir ( H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273 ).

 

Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 27. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 

Öte yandan, taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re'sen nazara alınması gereken bir olgudur ve mahkemenin, dava dilekçesi ile duruşma gününü, kararı, bozma ilamını ve direnme kararını taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Muhakemeleri Kanununun amir hükmü gereğidir.

 

Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.

 

Bu bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girişilmesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.

 

Tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olduğundan tebligat ile ilgili olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır.

 

Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir.

 

Tebligat Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.

 

Hal böyle olunca, yasa ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.

 

Uyuşmazlığın çözümünde tüzel kişilere yapılacak tebligata ilişkin yasal düzenlemelerin de irdelenmesi gerekmektedir.

 

7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun:

 

"Hükmi Şahıslara Ve Ticarethanelere Tebligat" başlıklı 12. maddesinde:

 

"Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır.

 

Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir."

 

"Hükmi Şahısların Memur Ve Müstahdemlerine Tebligat" başlıklı 13. maddesinde:

 

"Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mûtat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır."

 

Hükümleri yer almaktadır.

 

Yine, Tebligat Tüzüğü'nün:

 

"Hükmi Şahıslara Ve Ticarethanelere Tebligat" başlıklı 17. maddesinde;

 

"Hükmi şahıslara tebliğ salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır.

 

Vekaletlerin ve bunların teşkilatının, mülhak ve hususi bütçeli idarelerle belediyelerin, köylerin ve hususi kanunlarına müsteniden kurulmuş olan teşekküllerle, şirketlerin ve cemiyetlerin salahiyetli oldukları mümessilleri tabi kanunlara ve statülerine göre tayin edilir.

 

Hükmi ve hakiki şahsa ait bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticarethanenin o muamelede salahiyetli ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir."

 

"Hükmi Şahısların Memur Ve Müstahdemlerine Tebligat" başlıklı 18. maddesinde:

 

"Yukarıki Madde mucibince tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mütat iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamıyacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, hükmi şahsın o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.

 

Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, hükmi şahsın yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tebligatın muhatabı olan hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle tavzif edilmiş bir şahıs olması lazımdır.

 

Bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tesbit edildiği takdirde tebligat, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır."

 

Düzenlemelerine yer verilmiştir.

 

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticaret şirketleri hükmi şahsiyeti haiz olup üçüncü şahıslar ile olan ilişkilerinde ortaklardan oluşan mümessil-organ veya dışarıdan tayin edilen sair mümessiller tarafından temsil olunurlar.

 

Hükmi şahsiyeti haiz olmaları dolayısıyla ticaret şirketlerinde tebligatın şirketlerin "salâhiyetli mümessillerine" yapılması icap eder. Salâhiyetli mümessiller ibaresiyle evvela şirketleri kanunen temsile yetkili organlar ve bu organlar adına hareket edenler kastedilmiştir.

 

Tebligat Kanunu'nun 13. maddesi ile Nizamname'nin buna tekabül eden 18. maddesi birlikte tatbik edildiğinde, kendisine tebligat yapılacak şahısların derecelendirildikleri görülmektedir. Bir kere, hükmi şahıslar namına kendilerine tebligat yapılabilecek salâhiyetli mümessiller mûtad iş saatlerinde işyerlerinde bulundukları ve o sırada evrakı bizzat alacak durumda oldukları takdirde memur ve müstahdemlere tebligat yapılamaz. Saniyen, memur veya müstahdemlere tebligat yapılabilecek hallerde de, önce kendisine tebligat yapılacak şahsın, şirketin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle muhatap hükmi şahsın mümessilinden sonra gelen veya evrak müdürü gibi esasen bu işlerle tavzif edilmiş bir kimse olması lazımdır. Böyle bir kimsenin bulunmaması halindedir ki ( bu durum tebliğ mazbatasına dercedilmek suretiyle )o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme tebligat yapılabilir. Daha önce kendisine tebligat yapılması gereken kimselerin bulunmadıklarını veya tebligatı bizzat alamayacak durumda olduklarının ispatı bakımından mazbatada yer alacak kayıt bilhassa önemlidir ( E. Moroğlu, Makalelerim I, İstanbul 2001, s. 4-5 ).

 

Görülmektedir ki, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri ile Tebligat Tüzüğü'nün 17. ve 18. maddelerinde tüzel kişilere tebligatın yapılma usulü açıklanmış; tebligatın, bunların tabi oldukları kanunlara ve statülerine göre belirlenecek yetkili temsilcilerine, eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine, yapılacağı öngörülmüştür. Eğer, tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması gereğine de işaret edilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu'nun 04.04.2007 gün ve 2007/12-200 E. 2007/187 K., 30.12.2009 gün ve 2009/12-563 E. 2009/600 K. ile 13.05.2009 gün ve 2009/12-184 E. 2009/187 K. sayılı ilamlarında da aynı husus vurgulanmıştır.

 

Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve konuya ilişkin ilkeler gözetilerek, somut olay değerlendirildiğinde :

 

Davalı işveren sıfatıyla anonim şirket aleyhine dava açılmış; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde bildirilen adrese çıkarılan ve dava dilekçesi ile duruşma gününü içeren tebligat; davalı anonim şirket adına "Gösterilen adreste muhatabın daimi birlikte çalışır Sekreter F... D...l" imzasına tebliğ edilmiştir.

 

Ne var ki, dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliğine ilişkin bu tebligat parçasında başkaca herhangi bir açıklamaya yer verilmediği gibi, anonim şirketin yetkili temsilcisinin veya ondan sonraki yetkili kişinin adreste olup olmadığının araştırılıp araştırılmadığı ve nedenleri de şerh edilmemiştir.

 

Yerel Mahkemece, gerekçeli karar tebliği için, davalı anonim şirkete çıkarılan tebligatın "Muhatap adresten soruldu. Taşınmış" şerhi ile bila tebliğ iade edilmesi üzerine, davalı anonim şirkete dava dilekçesi usulen tebliğ edilmiş gibi işlem yapılarak, bundan sonraki tebligatlar, 7201 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca, yine aynı adrese yapılmıştır.

 

Hemen burada, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35.maddesinin uygulanması olanağının olup olmadığının tve buna yönelik olarak da davalı anonim şirkete dava dilekçesi ile duruşma gününün tebliğine ilişkin tebligat işleminin usulünce gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekir.

 

Yukarıda ayrıntısı açıklandığı üzere, davalı anonim şirkete dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğe çıkarılmış; tebliğ memuru bu tebligatı şirketin yetkili temsilcisine; onun herhangi bir nedenle tebliği alacak durumda olmaması halinde de usulüne uygun şekilde yetkili kılınan kişiye; şayet bunlar yoksa veya tebligatı alamayacak durumda iseler bu durumu tebliğ evrakına şerh ederek o yerde hazır bulunan tebliğe yetkili memur ve müstahdemlerinden birine o da yoksa herhangi bir memur veya müstahdeme yapması; tebligat evrakında da sırasıyla tebliğe yetkili kişilerin durumunu ve onlara tebliğ edilememe nedenini şerh etmesi gerekirken, hiçbir açıklamaya yer vermeden doğrudan sekretere tebliğ etmiştir.

 

Tebligat bu haliyle, açıklanan yasal düzenlemelere ve yargı kararlarına aykırı olup, usulsüzdür.

 

Dava dilekçesi ve duruşma günü tebliği usulsüz olmakla ve böylece davalı şirkete usulünce yapılmış bir tebligat bulunmamakla, savunma hakkının kısıtlar biçimde devamı tebliğlerin 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre yapılması mümkün değildir.

 

Hal böyle olunca davalı/işveren anonim şirkete usulünce tebligat yapılmadığı ve yöntemince taraf teşkili sağlanmadığı açıktır.

 

Öte yandan dosya içerisindeki beyan ve belgelerden davalı anonim şirketin iflası talebi ile dava açıldığı da anlaşılmaktadır.

 

Şu durumda, mahkemece davalı şirkete usulünce tebligat yapılmadan, dolayısıyla taraf teşkili sağlanmadan savunma hakkı kısıtlanarak direnme kararı verilmesi doğru değildir.

 

Mahkemece yapılacak iş; davalı anonim şirket hakkında açıldığı beyan edilen iflas talebine ilişkin dava dosyasının celbi ile ticaret sicil memurluğundan da sorulmak suretiyle davalı anonim şirketin hükmi şahsiyetinin devam edip edilmediğinin tespiti ile şirketin içinde bulunduğu yasal durum itibariyle tabi oldukları kanunlara ve statülerine göre belirlenecek yetkili temsilcilerine, eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine, eğer tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması suretiyle bu kişilere dava dilekçesi, karar ve bozma ilamının yöntemince tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması olmalıdır.

 

Açıklanan hususlar gözetilmeden, davalı şirketin savunma hakkı kısıtlanarak hüküm verilmiş olması usul ve yasaya uygun olmayıp, ön sorunun açıklanan nedenlerle kabulü ile direnme kararının bu değişik ve usule ilişkin nedenlerle bozulması gerekir.

 

SONUÇ :  Yukarıda;

 

1- ( I )numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,

 

2- ( II )numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

Son Güncelleme: 04.02.2014 16:47
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177