Yeşim
Yeşim
15 Şubat 2015 Pazar 23:54
Yeniden Aydınlanma Panelinden  Çıkan Sonuç 'DİKTATÖRLÜĞE KARŞI GÜÇ BİRLİĞİ'

 Yeniden Aydınlanma Hareketinin, 07 Haziran Seçimlerine Doğru Demokrasi Güçleri Ne Yapmalı konulu paneli 14. Şubat’da Kadıköy Evlendirme dairesinde yapıldı. Yeniden Aydınlanma Hareketi Girişim Komitesi üyesi Av. Abdurrahman Bayramoğlu, panelin açış konuşmasından önce Yeniden Aydınlanama Hareketi hakkında kısa bir bilgilendirme konuşması yaptı.

Bayramoğlu,

Türkiye’nin aydınlık yurttaşları, hoş geldiniz.

Yeniden Aydınlanma Hareketi olarak kendimiz hakkında birkaç sözle panelimizi başlatmak istiyorum.

Yaşadığımız ülkede, insanlığın “kutsal karanlıklar” ile savaşımının bir parçası olarak, 200 yıllık mücadeleyle elde edilen tüm çağdaş kazanımlar, gerici bir karşı devrim hareketi tarafından tümüyle yok edilmek üzeredir. Yeniden Aydınlanma Hareketi Çağrıcıları olarak, duyarlı birer yurttaş olmanın sorumluluğuyla, yaşananlara ilişkin duygu ve düşüncelerimizi Türkiye kamuoyu ile paylaşmak ve yaratmayı umduğumuz farkındalıkla tanımını yaptığımız sorunun çözümüne katkı sunmak istiyoruz.

Yaşadığımız sürecin ortaya çıkardığı en yalın gerçek; çağdaş toplumun olmazsa olmazı laiklik ilkesinin yönetenlerce tümden ortadan kaldırılmak istendiği olgusudur. Toplum hurafelerle kuşatılmış ve cehalet en geçer akçe olmuştur.

Ortaçağ’ı sona erdiren ve 1789 Fransız Burjuva Devrimi ile zirveye ulaşarak, tarihe Yeni Çağ olarak geçen Aydınlanma Çağı’nın insanlığa kazandırdığı laiklik, bilimsel akılcılık ve hümanizm değerlerinin ülkemiz özelinde kaybolan itibarlarını yeniden kazandırmak gerektiğine inanıyoruz. Her şeye yeniden başlamak ve çağdaş uygarlık ideali bağlamında toplumsal farkındalıkları canlandırmamız gerekmektedir.

Çağrıcılar olarak, uzun savaşlar sonucunda ve ağır bedeller ödeyerek egemenliği gökten yere indirmiş olan insanlığın bu en değerli kazanımı, sürekli aydınlanma, laik eğitim, hümanizm ve düşünce özgürlüğüyle sürekli canlı tutulmalıdır. Bunu sağlamanın tek yolu örgütlü mücadele ve demokratik direniştir.

Yeniden Aydınlanma Hareketi olarak, düşünce özgürlüğünün mutlak surette sağlanması ilkesinden hareketle, en radikal düşüncelerin dahi özgürce ifade edilmesine ve barışçıl biçimde propagandasının yapılmasına taraftarız.

Seçim sürecine girmiş bulunduğumuz bu süreçte, olabildiğince geniş bir yelpazede ülkemizin laik seküler siyasi yapılanmaları ve kurumlarını bir araya getirebileceğimiz bir etkinlikle sesimizi duyurmak istedik.

Belirttiğimiz kaygılar ve tanımladığımız süreç göz önüne alındığında yaklaşan seçimlerin yaşamsal önemi yadsınamaz. Bu nedenle, her ne kadar hareketimiz temel çıkış noktası güncel siyaset değilse de ülkemiz açısından kısa vadede ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilme olasılığı yüksek olan seçim sürecini sizlerle değerlendirmek istiyoruz.

Yeniden aydınlanma Hareketi olarak katılımınız için teşekkürlerimizi sunarız. 

Panel yöneticisi Bozkurt Nuhoğlu konuşmasında “sokağı örgütlemeden, seçim kazanılamayacağını, iktidar olunamayacağını” vurguladı ve şöyle devam etti:

Nuhoğlu, “solda geniş cephe kaçınılmazdır; bu cephede demokrasiden, özgürlüklerden, aydınlanmadan, çağdaşlıktan yana, emperyalizme karşı olan herkes birleşmelidir.”

Nuhoğlu, Mao Zedung’un bir anısını anlattı.

Anı şöyle:

“Babam çok zalim bir adamdı, bizi gündoğumundan günbatımına kadar pirinç tarlasında çalıştırırdı. Babama karşı direnmeye karar verdim ve bu fikrimi kardeşlerime, anneme anlattım. Onlar korku içerisindeydi. Bir sabah babam bizi gene karşısına dizdi ve pirinç tarlasına gitmemizi emretti. Ben bugün tarlaya gitmiyoruz dedim, babam annemin ve kardeşlerimin yüzüne baktı ve onların da benden yana olduğunu görünce sesini çıkarmadı ve çekip gitti, biz o gün tarlaya gitmedik. Biz birlik olunca babam gerilemişti, işte o zaman cephe fikrinin hayati önemini kavradım”

 

Nuhoğlu, Nazım’dan şiirlerle konuşmasını süsledi.

«— O âteş ki kalbimin içindedir 
       tutuşmuştur 
       günden güne artıyor. 
       Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna 
       eriyecek yüreğim... 
  
       Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim! 
       Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz. 
       Ve kuvveti ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip 
       biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını 
       iptâl edeceğiz...»

………………………………………………………………..

Beş Satırla

Annelerin ninnilerinden 
spikerin okuduğu habere kadar, 
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, 
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, 
anlamak gideni ve gelmekte olanı
.

 Bozkurt Nuhoğlu protokolde oturmakta olan CHP İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın’a hitaben bir anısını anlattı ve bir talepte bulundu.

-1960 yılında Menderes Hükümeti TBMM’ne bir yasa tasarısı sundu. Yasa tasarısı ile 5 kişinin bir araya gelmesi toplantı gösteri yürüyüşleri yasasına aykırılık olarak tanımlanıyor ve cezayı müeyyide getiriliyordu. İsmet Paşa kürsüye çıktı ve “size bu yasayı uygulatmam” dedi.

İsmet Paşa meclisten Uşak’a gitti ve Bahar Taarruzunu başlattı. Dönüşte İsmet Paşa’yı Topkapı’da gençler karşıladı. Polisle çatışma oldu ve yüzlerce genç tutuklandı, ben de tutuklananlar arasındaydım.

Sayın İl başkanım lütfen talebimizi Sayın Genel Başkanım Kılıçdaroğlu’na iletin “kürsüye çıkıp bu iç güvenlik yasasını size uygulatmam” desin. 

Nuhoğlu, “Mecelle’de bir düzenleme var; çoğunluk namussuzlukta birleşmez, umarım seçimler bu kuralı doğrular” dedi. Nuhoğlu konuşmasını tamamladıktan sonra Murat Kara yalçın’ı açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet etti. 

Panelin açış konuşmasını yapan Murat Karayalçın ve panelistler konuşmalarında paneli düzenleyen Yeniden Aydınla Hareketi’ne teşekkür ettiler. Karayalçın konuşmasına şöyle devam etti:

 

Murat Karayalçın

Panelin Açış konuşmasını yapan CHP İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın, öncelikle panelistleri, Sayın Belediye Başkanını, milletvekillerini, konukları ve toplantıyı organize eden Yeniden Aydınlanma Hareketinin kurucularını kutlayarak, selamladı. Karayalçın, açış konuşmasında önümüzde ki seçimlere vurgu yaptı.   Karayalçın; "07 haziran seçimlerine yaklaşıyoruz, hazırlanıyoruz. Bir toplumun, bir ulusun karşı karşıya olduğu en önemli siyasi toplumsal olaylardan birinin de seçim olduğu açık. Seçimi yalnızca bir mekanik işleyiş olarak, yasaların, tüzüklerin tanımladığı bir sistem olarak değerlendirmenin doğru ve yeterli olmayacağı kanısındayım. Siyasi seçimlerin, hele TBMM seçiminin onu da aşan yönlerinin, yanlarının olduğu açık. Ben tüm seçimler öncesinde, yerel yönetim seçimlerinde de, Merkezi yönetim seçimlerinde de o sürecin seçime katılan, seçime katılma olanağını bulmayan, bulamayan siyasi partiler ve gruplar tarafından çok iyi tahlil edilerek sonuçları itibarıyla çok iyi değerlendirilerek ele alınmasını, örgütlenmesini, yönlendirilmesini gerekli görüyorum.
Çözümler ancak zamanında kullanılırsa anlamlıdır. Galiba her seçimin o ortam için gerektirdiği özel yaklaşımlar oluyor. o seçim için kullanılması gereken yaklaşım o seçimde değil de bir sonraki seçimde, bir başka seçimde kullanılmaya kalkıldığında istenilen sonuçlar alınamıyor. Eğer o seçim özel bir birlikteliği gerektiriyorsa o özel birlikteliği mutlaka o seçim için o seçimin koşullarında sergilemek zorundasınız. Bir sonraki seçim geldiğinde iş işten geçmiş oluyor. Türkiye çok uzunca bir süredir, Türkiye’yi ve halkımızı benzer bir biçimde yorumlayanların, Türkiye ve halkımıza benzer sayılabilecek şekilde bakanların yan yana gelmelerini gerektiren türden seçimlerde karşı karşıya bulunmaktadır. Aslında bu panelin adı da 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak seçimin bu niteliğini ortaya koymaktadır. 

BU SEÇİM ÖZEL BİR SEÇİM.

Bu seçim demokrasiden yana olan, aydınlanmadan yana olan, halkını seven, yurdunu seven tüm insanların bir arada olmasını gerektiren bir seçimdir. Bu seçim özel bir seçim. Bakın yalnızca "sol" sözcüğünü kullanmıyorum. Yalnızca sol partilerin bir araya gelmesinin gerekli olduğunu dile getirmiyorum. Demokrasi güçleri ifadesini kullanıyorum. Bu seçim, demokratik, laik, hukuk devletini koruyan, koruyacak güçlerin bir araya gelmesini gerektiren bir seçim. Dünya ve Avrupa siyaset pratiğine baktığımızda böyle birlikteliklerin inşa edildiğini ve sonuç alındığını görüyoruz.  Bugün Türkiye’nin koşulları bu en geniş birlikteliğin sağlanmasını gerektiriyor. Olabildiğince, geniş birliktelikler olmalı.  Kuşkusuz herkes kendine göre karar verecek. Hiçbir parti için ne yapması gerektiğini söylemek durumunda değiliz. Hele ben bir partinin il başkanı olarak, br partinin yöneticisi olarak bunu söylemek zorunda değilim. Ama bir yurttaş olarak demokrasi güçlerinin bira raya gelmelerini ve en geniş birliktelikleri sağlamalarını dilediğimi ifade etmek özgürlüğüne de sahibim. Bu geniş birlikteliğe geniş bir çatı lazım diyorum.  O çatının da Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu söylüyorum ve saygılarımı sunuyorum." dedi. 

İlk Panelist olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş'ın konuşması; 

 

Ercan Karakaş


Karakaş, "öncelikle demokrasi ve özgürlük için yeniden aydınlanma hareketini kuran arkadaşları kutluyorum. Türkiye’nin içerisinde geçmekte olduğu bu süreçte demokrasi ve özgürlük güçlerinin aralarındaki diyaloğu pekiştirmeleri, Türkiye’nin meselelerini, seçim sürecini uygarca konuşmaları, tartışmaları çok önemli. Çünkü ülkemiz siyasi kültürde maalesef biraz farklı olan görüşler sol partide dahi olsa bir araya gelip tartışamıyorlar, diyalog kuramıyorlar ortak bir eylem her zaman yapamıyorlar. Dünyanın her yerinde özellikle Avrupa’da çok farklı sol anlayışların partileri var. Radikal demokratlar partiler var. Ama bunlar temel konularda, mesele özgürlük olunca, eşitlik olunca, sosyal adalet olunca ve ülkenin krizlerden çıkması olunca pekâlâ bir araya gelebiliyorlar. 

En son Yunanistan’da Syriza bildiğiniz gibi birçok hareketten oluşuyor. Bu hareketlerin güçlü olmasını sağlayan sadece sol partiler değildir. Toplumsal hareketler, gençlik hareketi, barış hareketi, çevre hareketi, sendikalar bu oluşumların içerisinde yer alıyorlar. Bugün Avrupa parlamentolarına baktığımız zaman hemen hemen her meclis grubunda  5 parti 6 parti var Syriza da 7 parti var. Peki niye var? Çünkü oradaki demokrasinin gerektirdiği bir baraj %3 en yüksek barajda Almanya da %5. Almanya da başka bir şey var bir parti %5 baraja ulaşamaz da üst seçim bölgesinde birinci parti çıkarsa aldığı bütün oylarla tekrardan milletvekili ile meclise giriyor. Aslında Türkiye’deki 3. sınıf demokrasi halka mal olan farklı görüşlerin düşüncelerin parlamentoya yansımasını engelliyor.  O yüzden de bu baraj kalkana kadar sol hareketlerin seçim sürecinde işbirliği, güç birliği yapmaları önem kazanıyor.  

Tabi ki demokrasi güçlerinin, özgürlük güçlerinin, emek güçlerinin bir arada olabilmesinin çeşitli yolları var. Ama az evvel söylediğim gibi Türkiye’deki siyasi partiler yasası, seçim yasası, demokrasi anlayışı zaten bu işbirliklerini engelliyor. bu yüzden Türkiye gibi ülkelerde bu gibi toplantılar gerçekten çok önemli. Şöyle bir önemi var bu toplantıların, maalesef Sovyetler dağıldıktan sonra, ideolojiler bitti, sol kalmadı, sosyal demokrasi işlevi tamamladı diye müthiş neoliberal propaganda var. Bu propaganda Türkiye’deki sol hareketleri özellikle sosyal demokrat harekete çok  olumsuz etkileri oldu. Kaymalar oldu. Şimdi değerli arkadaşlar bir seçime gidiyoruz. Bu seçim çok önemli. Bütün seçimler hep önemli diyoruz ama bu seçim gerçekten çok önemli. Çünkü  iktidar adım adım anayasaya da değiştirerek bir tek adam yönetimi, otoriter yönetim kurmak istiyor.  Halbuki Türkiye Cumhuriyeti gerek cumhuriyet değerlerinde  gerek 1946 dan bu yana demokrasi değerlerinde bunu hak etmiyor.  Türkiye Cumhuriyeti daha laik olması gerekiyor. Buradaki tüm arkadaşlarımızın ortak hedefi budur. Ama hükümet diyor ki ve onun atıldaşları  bir restorasyon dönemi başlatılıyor. Bu restorasyon durumu daha da geriye götürmektir. Tanzimat’a kadar götürüyor. Çünkü Tanzimat da da bir çağdaşlaşma, batı değerleri ile açılma var. Bir Osmanlı meclisi mebussan var. Onun da gerisine gitmek istiyorlar. Yani bir halk iradesine dayalı bağımsız bir demokrasi yerine tek adamın otoriterisine dayalı yukarıdan yönetilen bir Türkiye yapmak istiyorlar. Bu yüzden gerçekten de buna karşı hepimizin, laik, demokratik ve hukuk devleti isteyenlerin, sömürülerin ve her türlü yolsuzluğun kalmasını isteyenlerin ve dayanışmacı bir toplum isteyenlerin, herkesin özgür, herkesin eşit olduğu toplum isteyenlerin aralarında diyalog kurmaları, güç birliği yapmaları ve tartışmaları çok önemlidir.  Geçen hafta Okmeydanı’nda Birleşik haziran hareketinin toplantısında da konuştum. Orada da aynı şeyleri söyledim. Çok güzel bir karar alındı. İnsanlara, gençlerimize, bilim dışı, laiklik dışı  eski başbakanın, şimdiki cumhurbaşkanın söylediği gibi dindar bir gençlik yetiştirmek için bir eğitim programı sundular. 4+4+4  Bizim programımızda 1+8+4 var. Çünkü çocuklar eğer akla dayalı, bilime dayalı, laikliğe dayalı çağdaş eğitim alsa geleceğimizi de çok daha şekillendirebiliriz. Bu yüzden orada da bu çağrı yapıldı. Okullar boykot edildi. Çok ta başarılı geçti. Gerçekten de bu hükümetin antidemokratik, baskıcı bütün tutumlarına direnmemiz gerekir. Eğer seçimle iktidara gelen bir hükümet kuvvetler ayrılığını bir tarafa koyuyorsa, hukuksuz sarayına karşı mahkeme kararları çıktığında, "gelin sıkıyorsa yıkın" diyorsa; halkında böyle bir toplumda direnme hakkı vardır. Çünkü direnmezsek kaybederiz. Bu direnme hakkından kastımız şudur; Bu tür toplantılar, işbirlikleri, gösteriler, yürüyüşler, toplumunda daha derin olarak örgütlenmesi.  Alman anayasasının bir maddesi; toplumun direnme hakkını güvence altına almıştır. Çünkü orada bütün dünyayı kana bulayan çok korkunç bir faşizm tecrübesi yaşanmıştır. Bu toplum kendi tecrübesinden yola çıkarak demokratik anayasasına bu direnme hakkını koymuştur. 


İşbirlikleri yapmak  güven ortamı yaratacaktır. 


Şu anki mevcut başbakan göreve geldiğinde, bundan sonra çıkaracağımız yasalar AB normlarına uygun yasalar olacaktır dedi. Peki, durum öyle mi? Hayır tam tersi uygulanıyor. Mesela İç Güvenlik Yasası... Dün Av. Turgut Kazan çok net söyledi. "Bu yasa artık gidici olduğu anlaşılan o yüzden baskısını ve zulmünü arttıran AKP kendisini koruma yasasıdır". İşte gezi direnişinde ayakları titredi, 15.000 işçi yasal grev hakkını kullanıyor ama yasal grev hakkı   güvenlik nedeniyle yasaklandı. Demokrasilerde böyle bir şey olamaz. %10 baraj, seçimlere gidiyoruz, bir gerilim var, CHP’nin verdiği yasa teklifleri var, ÖDP'nin verdiği yasa teklifleri var. 5 senedir var ama dokunmuyorlar. Çünkü toplumu germek istiyorlar.  Barışçıl gösteriler demokrasinin olmazsa olmazıdır. Herkes gösteri yapma ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir. Bugün bile buna izin vermiyorlarken, yarın bu yasa çıktığında insanlar daha çok hırpalanacaklar ve gösteri yapma haklarından daha çok kısıtlanacaklar. Bu yüzden birlikte hareket etme bu anlamda olması lazım. Geçen gün ÖDP başkanı da söyledi, biz de söylüyoruz; Gelin mecliste öyle bir direniş yapalım ki bu iç güvenlik yasası denilen yeni sıkıyönetim yasasını geçiremesinler. Gerçekten bunun yolları var. Meclisteki bu mücadeleye dışarıdan gösterilerle toplumun destek vermesiyle bu gibi demokrasiyle bağdaşmayan ve toplumu daha da karartacak olan girişimlere karşı çıkalım. Aynı şekilde işçilerin grevlerine destek verelim, laik çağdaş eğitim için yapılan gösterilere hep birlikte destek verelim. Bu işbirlikleri, bu dayanışmalar sol grupları, Yurtseven insanları birbirine daha da yaklaştıracaktır ve daha ileri işbirlikleri yapmak için güven ortamı yaratacaktır. Bundan kaçınmamamız gerekir. 

Özgürlük ve Demokrasi için güç birliği yapmamız şart... 

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Biz şuna inanıyoruz; eğer bu ülkede kimlik sorunları, inanç sorunları daha doğrusu farklı kimlik taraflarının halk ve özgürlük talepleri, işçilerin emeğinin karşılığını alma talebi, farklı düşünen insanların kendi düşüncelerini özgürce ifade etme talepleri olacaksa bunun bir ek yolu var. En azından Türkiye’de de birçok ülkede olduğu gibi İnsan haklarının, özgürlüklerin güvence altına alındığı, kuvvetler ayrılığının işlediği, hukuk devletinin işlediği, bir düzen kurmaktır. Bugün ki düzen ve sistem bunlara elvermemektedir. Bu yüzden bu sorunlar çözülecekse demokrasinin derinleşmesi ile çözülecektir. Bu yüzden çağrı çok yerinde, Özgürlük ve Demokrasi için güç birliği yapmamız şart...  dedi. 

HASİP KAPLAN 

Hırsızlıkların en büyüğü milletin oylarını çalmaktır. Zaten çalıyorlar, umutlarını çalıyorlar, hayatlarını çalıyorlar, geleceklerini çalıyorlar.. Torunlarımıza kadar bizi borçlandırdılar. Dış borçlar 400 milyar doları buldu. 

DİNAMİK GÜÇLER NELERDİR? 

Ben 78 kuşağıyım, 1 Mayıslarda meydanlarda 100 binler yürüyordu, şimdi nerede onlar?

AKP seçimlerde Kürt oyları üzerinde oyun oynuyor. Bizim barajı aşamamız AKP’nin işine yarayacaktır, biz barajı aşamaz isek Kürt oyları CHP’ye değil AKP’ye gidecektir, bu da AKP’ye 70-80 milletvekili kazandıracaktır. Biz barajı aşıp meclise girersek CHP belki % 1 oy kaybeder ama AKP iktidar sayısı olan 276 yı bulamaz. Bu nedenlerle AKP iktidarının gitmesini isteyenler HDP’ye oy versinler. Hasip Kaplan şöyle devam etti “HDP ile Haziran Hareketi’nin yüzde 15 oy alması HDP’nin 80 milletvekili çıkarması  ortak iktidar yolunu açması demektir. Bu durumda AK Parti iktidar sayısı olan 276’yı bulamayacak demektir.” 

Çok samimi olduğunu söyleyen Kaplan, “Çözüm süreci boyunca asla ama asla başkanlık sistemiyle ilgili bir pazarlık yapılmamıştır, yapılmayacaktır da. Anayasa Komisyonu’na verdiğimiz öneri orada. Bu öneriyi de halkları dinleyerek aldık. Kesinlikle öyle bir şey yok. Bu tartışmalar asla ve asla olmamış çünkü AK Parti’nin havsalası bunları almaz. Bir demokratik siyasetin yolunu açmak için mücadele veriyoruz.” dedi.

 

ALPER TAŞ 

Ya bu karanlığın içersinde hep yok olacağız, ya da aydınlığa çevireceğiz, ya hep beraber kurtulacağız, ya hep beraber nefes alacağız, ya hep beraber boğulacağız, başka bir seçeneğimiz yok. Yeni sloganımız Türkiye’yi yeniden kurmak olmalıdır, yeni bir Cumhuriyet, yeni bir Türkiye Cumhuriyet özgürlükçü eşitlikçi olmalıdır. Yeni Cumhuriyet kurmak 1923 Cumhuriyetinin kazanımlarını ret etmek değildir, 1923 Cumhuriyetine ve kazanımlarına saygı duyuyoruz. Ancak 1923 Cumhuriyeti AKP hükümeti tarafından yok edilmiştir. 

AKP rejimine karşı yeni Cumhuriyetin ilk ateşi 2013 yılında Taksim Gezi direnişinde yanmıştır, bizim yeni direnişimizin dayanağı Gezi isyanıdır. Yeni Türkiye 2103 Haziranında doğmuştur. Gezi Hazirana sığmaz, sığdırmamalıyız. 

Halkımız artık AKP’ye isteyerek oy vermiyor, kerhen oy veriyor çünkü AKP’nin karşısında ciddi birleşik, iktidara talip bir seçenek yok ancak bundan sonra öyle olmayacaktır. 

GÜRKAN HACIR

Gürkan Hacır söze Bozkurt Nuhoğlu ile birlikte hazırladığı “Kırmızı Gül” kitabı ile başladı. Hacır “kitabın hazırlığı sırasında, keyifli bir akşam yemeğinde Bozkurt Ağbi bana “gericilikle uzlaşılmaz vuruşulur”   demişti. Ben de gericilikle uzlaşılmaz vuruşulur diyerek sözlerime başlıyorum. Türkiye’yi 200 yıl geriye getiren AKP iktidarı ile nasıl vuruşulur?

Önümüzde iki örnek var; biri Gezi Direnişi. Gezi Parkında insanlar iki şeyde birleşti; biri çevre, diğeri özgürlükler.. Gezi eyleminde çok farklı gruplar bir araya gelmişti şimdi onları bir başka paydada birleştirmek çok zordur.

Birleşme heyecan veren bir konu, tabi ki birleşelim ama birleşme kime ne yarar getirir?

Gürkan Hacır Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Ümraniye, Bağcılar ve Esenyurt  seçim bölgelerinde  genel seçimlerle Cumhurbaşkanlığı seçimlerini sonuçlarını karşılaştırdı. Genel seçimler HDP  Bağcılar bölgesinde 31 bin oy alırken Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını % 60 artırarak 48 bin oy aldı. HDP bu oy artışını CHP’den değil AKP’den oy alarak sağladı. Bu nedenlerle CHP ile HDP’nin birleşmesi oyları artırmayacağı gibi AKP’ye seçim malzemesi verilmiş olur.

Gürkan Hacır kendi blogunda panel konuşmasının şöyle özetledi:

“Sol partilerin tarihine baktığımızda büyük oy patlamalarımız hep Sosyal demokrasi vurgusu yaptığımız yıllarda olmuştur. . 73, 77 ve 89 seçimleri en yüksek oy oranını yakaladığımız seçimlerdir. Hepsinde özgürlükçü ve sosyal demokrat söylemlerin olduğu yıllardır.
Şimdide çözüm Sosyal demokrasidedir. Statükoya karşı çıkmak özgürlüklere alabildiğine yelken açmaktan geçmektedir.
Ancak önümüzde esaslı bir sorunumuz var.
Kürt meselesi...!
Bunu nasıl aşacağız?
Evrensel sosyal demokrat ilkelerle mi? 
Yoksa ulus devletimizin temel ilkelerini koruyarak mı?
Sorun budur...
Duymak istesek de istemesek de sorun burada kör bir düğüm halindedir.” 

BAŞAR YALTI 

Son olarak TBB Başkan Yard. Av. Başar Yaltı, bir slayt sunum yaparak konuşmasını tamamladı. Başar Yaltı, Yeniden Aydınlanma Hareketinin ben de içerisindeyim. Ben burada TBB adına konuşmuyorum, kendi adıma konuşma yapıyorum. Kendim sol kimliğe sahibim. Bugün 14 Şubat sevgililer günü, sevginin gücü hiçbir şey de yoktur. Tek ihtiyacımız da temel de budur.  Yeniden Aydınlanma Hareketinin temel amacının, nasıl ki orta çağ karanlığından bir aydınlanma birliği ile çıkıldığı, Türkiye’nin de aydınlanma birliği olarak kabul ettiğimiz Cumhuriyet bugün tehlikede ise dolayısıyla Cumhuriyetin getirdiği kazanımları en azından yeniden çağa uygun şekilde kurgulayarak, yaratarak, sahip çıkarak, sahiplenerek bu hareket başlatıldı. Bunun için bu slogana tekrar hatırlamamız lazım.  Cumhuriyet gazetesinin sık sık dile getirdiği başlık...

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ? 



Tehlikenin farkında olmak çok önemli. Eğer biz yeterince tehlikenin farkında olsaydık bu noktada olmazdık. Şuan önümüzde bir iç güvenlik yasası var. İç güvenlik yasasının ne olduğunu az çok hepimiz biliyoruz. Tehlikenin farkında olmak şu demektir. İlkokuldan beri biliyoruz diyalektiğin temel kuralıdır. Problemi anlamayanlar problemi çözemezler. Eğer biz problemin yeteri kadar farkında olursak ona göre örgütleniriz ona göre önlem alırız ona göre strateji geliştiririz. Onun için tehlikenin bütün boyutları ile farkına varılması gerekiyor diye düşünüyorum. Peki tehlike ne bunu görüyorsunuz.

1980 darbesini kim yaptıysa şimdi farklı şekilde bu ortaya kondu.  


ve gidilmek istenen nokta da burası Tehlike Tek Adam! Herşey O!...


Böyle bir tehlike karşısında NE YAPMALI?





























Adaletbiz/Yeşim TURAN

Son Güncelleme: 15.02.2015 23:58
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177