23 Ekim 2012 Salı 10:36
Tutuklu ve hükümlülere 3 ayda bir eş izni

Ankara- Bakanlar Kurulu toplantısından sonra açıklama yapan Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2B'de müracaat süresinin 3 ay uzatıldığını açıkladı.

Babacan, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Ali Babacan, ''Ceza ve tevkif evleriyle ilgili yasa tasarısı Ergenekon tutuklulularını da kapsıyor mu? Onların hayati derecede ağır hasta olduğuna kim karar verecek'' sorusu üzerine, kararı Adli Tıp'ın vereceğini belirterek, ''Kanundaki hükümler neyse bu hükümlerin kapsadığı tüm mahkumlar için geçerli olacak. Detayları Adalet Bakanımızın basın toplantısında kendisine daha açık sorarsınız. Çünkü sadece bundan ibaret değil. Daha başka unsurlar da var. Adalet Bakanı, size çok daha fazla detayı verecek'' diye konuştu.
Bir gazetecinin ''Başbakan Erdoğan, önümüzdeki dönemde terörle mücadele konusunda önemli gelişmeler olacağını söylemişti. Kamuoyuna yansıyan bazı haberler var, MİT Müsteşarının İmralı ile görüşmesi konusunda. Bunlar, bu kapsamda değerlendirilebilir mi'' sorusu üzerine Babacan, terörle mücadelenin hükümetlerinin en önemli gündem maddelerinden birisi olduğunu söyledi.

Evli hükümlülerin durumu

Babacan, tasarının evli olan hükümlülerin 3 ayda bir eşleriyle görüşebilmesinin önünü açtığını ifade ederek, bu görüşmenin 3 saatten 24 saate kadar olabilmesinin de öngörüldüğünü aktardı.

Tasarıyla açık ceza infaz kurumlarında yılda 3 kez kullandırılan ev izninin yılda 4 keze çıkarıldığını bildiren Babacan, ayrıca hükümlü ve tutuklu çocukların, anne babasıyla 2 ayda bir 3 saatten 24 saate kadar görüşme imkanına kavuştuğunu dile getirdi.

Hükümlü ve tutukluların mazeret iznini geçirecekleri yerin de tasarıda olduğunu anlatan Babacan, ölüm ya da hastalık nedeniyle izin verilen hükümlü tutukluların evinde, ikinci derece dahil kan ve kayın hısımlarının evinde, dış güvenlik görevlileri tarafından güvenli görülen başka bir yerde, gidilen yerde bulunan kapalı ceza infaz kurumunda kalabileceklerini söyledi.

Babacan, bu yerlerden hangisinde kalınacağına, güvenlik durumu değerlendirilerek, mülki idare amirince, yani ilin valisince karar verileceğini kaydetti.

Ağır hasta ve sakatların durumu

Ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle infazın ertelenmesi alanında da düzenleme yapıldığını ifade eden Babacan, ''Şu anda mevcut durumda infazın ertelenmesi mahkumun hastalığının hayatı için kesin bir tehlike teşkil etmesi gerekiyordu. Bu tasarıyla toplum için tehlike oluşturmamak şartıyla maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen mahkumun cezasının infazı iyileşinceye kadar, tedavi oluncaya kadar ertelenebilecek, geri bırakılabilecek'' ifadesini kullandı.

Babacan, bu değişiklikle şu anda cezaevinde bulunan yaklaşık 310 kişinin durumunun yeniden değerlendirilebileceğini vurguladı.

Görüşülen bir başka yasa tasarısının serbest bölgeler kanunundaki değişikliklerle ilgili olduğunu belirten Babacan, şöyle konuştu:

''Ekonomi Bakanlığımızın yapmış olduğu bu çalışmayı değerlendirdik. Burada amaç, kümelenme modeliyle birbirine benzer olan yatırımların bir bölgede baştan dizayn edilmiş, izinleri alınmış, bir bakıma bürokratik prosedürleri tamamlanmış bir bölgede yapılabilmesi ve bu bölgede de bizim zaten uygulamakta olduğumuz teşvik paketlerinin bir bakıma Bakanlar Kurulu tarafından karar verilip orada uygulanması. Bu tasarının özü bu. Bu tasarıyla ilgili değerlendirmeler yaptık. Ekonomi Bakanlığımız biraz daha üzerinde çalışacak.''



''Kritik konuların, basın üzerinden mesajlarla yürümesi doğru değil''

Babacan, ''Bugün İsrail'den gelen bir haber vardı, Suriye konusunda Türkiye ile masaya oturmak istediğini söyledi. Diğer taraftan da Mavi Marmara konusu var. İsrail tarafı buna çözüm arama konusuna da değindi. Dışişleri Bakanlığı ise hem Suriye hem de Mavi Marmara konusunda Türkiye'nin tutumunun değişmeyeceğini belirtti. Bu konu Bakanlar Kurulu gündemine geldi mi'' sorusu üzerine, bu konunun gündemlerinde olmadığını bildirdi.

''Ama ben şunu açık ifade edeyim: Böyle basın üzerinden mesajlarla bu tür kritik konuların yürümesi doğru değil, mümkün değil'' diyen Babacan, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için üç şart bulunduğunu ve bu şartların belli olduğunu dile getirdi.
Bu şartlar yerine gelmedikçe ilişkilerin normalleşmesinin de mümkün olmayacağını vurgulayan Babacan, ''Dolayısıyla bu şartlar da olanlar yanında, özellikle Mavi Marmara'dan bu yana yaşadıklarımıza bakıldığında talep edeceğimiz asgari şartlardır. Bunun dışında bir şey düşünemeyiz'' ifadesini kullandı.

''Türkiye-Suriye arasındaki ikili mesele değil''

Babacan, ''Türkiye'nin Suriyeli mültecilerle ilgili daha önce BM'ye çağrısı vardı. Bununla ilgili Türkiye yine uluslararası kamuoyunda adım atacak mı? Suriye'de özellikle Kurban Bayramı'nda ateşkes ve devamında ateşkesin sürdürülebilmesi için Türkiye'nin girişimleri vardı. Bu konu gündeme geldi mi?'' sorusu üzerine, Suriye meselesinin, aslında Türkiye-Suriye arasındaki ikili mesele olmadığına işaret etti.

Özellikle insanlık açısından bakıldığında bunun küresel bir mesele olduğunu dile getiren Babacan, ''Burada bir insanlık dramı, insanlık trajedisi yaşanıyor. Bu insanlık trajedisinin bir an önce sona ermesi ve bundan olumsuz etkilenen sivil Suriye vatandaşlarının yaşam koşullarının bir an önce iyileştirilmesi, aslında tüm insanlığın üzerine bir borçtur, bir yüktür. Ancak şu ana kadar biz maalesef uluslararası toplumdan fazlaca bir destek almış değiliz'' değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin şu ana kadar misafir ettiği Suriyelilerin hemen hemen tüm masraflarını kendi bütçe imkanlarından karşıladığını vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:
''Tabii Birleşmiş Milletler, diğer uluslararası kuruluşlar, gönül ister ki bu konuda çok daha ön alıcı bir tutum gösterebilseydi. Yani bizim talebimize ya da gündeme getirmemize gerek kalmadan uluslararası toplum keşke mobilize olabilseydi. Fakat bunlar bugüne kadar maalesef olmuş değil. Ama bu bizim için bir insanlık borcudur, bir insanlık görevidir. Biz sadece biz onu yerine getiriyoruz.

Ateşkes ile ilgili konuya gelince, biliyorsunuz, Sayın İbrahimi Türkiye'deydi. Başta Sayın Dışişleri Bakanımız olmak üzere pek çok görüşmeler yaptı. Şu anda da kendisi Şam'da. Biz kendisinin bütün bu gayretlerini hükümet olarak destekliyoruz. Suriye muhalefeti de Sayın İbrahimi'nin bu çabalarını destekleyeceğini ilan etti. Umuyoruz ki Şam yönetimi de rejim de bunlara destek verir. Hiç olmazsa tüm İslam dünyasının en kutsal günlerinden olan önümüzdeki bayram günlerinde silahlar susar. Arzumuz, amacımız bu. Bu konudaki çabası için de İbrahimi'ye desteğimiz tam.''


''Israrımızı koruyacağımızı attığımız adımlarla göstermiş olduk''

AB sürecinin Türkiye için önemli bir süreç olduğuna işaret eden Babacan, ''AB reformları, özellikle siyasi reformlar açısından baktığımızda çok çok önemli reformlardır. Dolayısıyla bu sürecin devamı konusunda bizim hükümet olarak kararlılığımız tamdır. Hatta böylesine bir dönemde, Avrupa Birliği'nin ciddi ekonomik ve sosyal sorunlar yaşadığı bir dönemde biz ilk defa bir Avrupa Birliği Bakanlığı kurduk, Bakanlık bünyesinde bütün çalışmaları topladık ve bir bakıma kalıcı olarak bu sürecin peşinde olacağımızı, ısrarımızı koruyacağımızı da sadece sözle değil attığımız adımlarla göstermiş olduk'' diye konuştu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ile ilgili ısrarının, kararlılığının devam edeceğini belirten Babacan, ''Üye olalım ya da olmayalım bu sürecin kendisinden biz şu anda istifade ediyoruz. Özellikle siyasi reformlar açısından Avrupa Birliği'nin kendi en azından işaret ettiği standartlar, işaret ettiği ölçütler bizim için önemli. Bakıyoruz, Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerden bir kısmı kendi standartlarına dahi uymuyor, kendi koydukları kuralları bozuyorlar, kendi ölçütlerine uymuyorlar. Bu siyasi kriterlerde de ekonomik kriterlerde de var'' görüşünü belirtti.

Türkiye'nin bu sürece sıhhatli bir bakışı olduğunu vurgulayan Babacan, ''Değerlendirmelerimizi mutlaka rasyonel yapmak zorundayız. Yani günlük duygusal tepkileri, özellikle Avrupa Birliği konusunda çok doğru bulmuyorum ama bir haksızlık varsa o yapılan haksızlığa karşı da sesimizi yüksek duyuracak şekilde de gerekli tepkiyi de göstermemiz gerekiyor'' dedi.

Babacan, ''Cezaevlerinde KCK, PKK operasyonlarından tutuklu ve aralarında BDP'li yerel yöneticiler ve birkaç milletvekilinin bulunduğu yüzlerce kişi açlık grevinde. Bu konuda Türkiye'nin de ölümlerle sonuçlanan acı bir deneyimi var. Bunu önlemek için bir tutumunuz var mı'' sorusunu, ''Devletin bir şefkat eli vardır, şefkat yüzü vardır. Ama öte yandan da devletin yaptırım yapacak gücü vardır. Dolayısıyla biz bu her iki, bir bakıma devletimizin alanını en etkin şekilde kullanarak, bahsettiğiniz konularda gerekli adımları atarız'' diye cevaplandırdı.

cumhuriyet

Son Güncelleme: 23.10.2012 10:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol