Rahmi
Rahmi
19 Nisan 2015 Pazar 21:27
Nefret Söylemleri
Ataol Behramoğlu'nun yazısı ulusalcı ve milliyetçi kesimlerden geniş destek görürken özellikle Kürtler yazıyı faşist ve ırkçı buldular. Sosyal medyada yazıya Kürtler ve sol çevrelerden küfüre varan ağır eleştiriler geldi.. Her ne olursa olsun küfür ve nefret söylemine karşıyız. Ataol Behramoğlu'nun öteden beri Kürt sorununun çözümüne ulusalcı bir yaklaşımı olduğu bilinmektedir. Behramoğlu'nun bu yaklaşımının temelinde yurtseverlik olduğunu düşünüyoruz. Ancak Behramoğlu bir de tersinden düşünse iyi olacak.. Behramoğlu Kürt sorunu barışçı yoldan çözümlenemezse ülkenin geleceğinin ne olacağını düşünmeli diyoruz. Demokrasi, özgürlükler ve sol dünya görüşü açısından HDP'ye yapılacak yığınla eleştiri olabilir. Ancak HDP'nin yanlışları bizim ülkemizin en ciddi sorununa stratejik bakışımızı değiştiremez. Biz HDP li değiliz ama bu ülkeyi en az Behramoğlu kadar seviyoruz..
Rahmi Ofluoğlu

İşte o yazı:

 HDP’ye Oy Vermek” başlıklı geçen haftaki yazım olumlu karşılıkların yanı sıra olumsuz tepkilere yol açtı. 

Destek mesajları, genellikle ölçülü bir dille yazılmış teşekkür sözleriydi. 
Olumsuz tepkiler arasında da üzerinde düşünülmeye değerler olmakla birlikte bazıları aşağılayıcı sözler, hakaretler, sövgülerdi. 
Seviyeyi görmek bakımından örnek olarak birkaç tanesine bakalım: 
Lanet olsun senin şiirlerini okuduğum günlere. (...) Pis kalemini lütfen önümüzdençek. Kürt düşmanı çakma solcu. Seni göreceğime bildiğim düşmanı görmeyi tercihederim. Kalemin batsın.” 
Abi yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, part-2 çıkacak mı yoksa o şiirden berisığır gibi yatıyor musun” 
İnsanlığa yakışmıyorsunuz”.
Seninle aynı topraktan olduğumuz için ilk kez utanç duydum..” 
Sizden âlâ faşist yok Ataol Bey’ciğim” vb... 
Doğrusunu söylemek gerekirse, az önce “Twitter”ı gözden geçirdiğimde, çoğalan destek mesajlarının ve “retweet”lerin yanında yukarıdakilerin sözü edilmeye değmeyecek kadar az sayıda kaldığını gördüm. Yine de düzeysizliğin, sığlığın ve körü körüne bir düşmanlığın hedefi olmak insanı ne de olsa üzüyor. Bu üzüntü, internette de yazdığım gibi, kendi adıma olmaktan çok daha fazla ülkemiz içindir.

***

Geçen haftaki yazımda söylediğim özetle şuydu:
Sözü edilen siyasal hareket, dinci-faşist yönetimin baskıları karşısında laf üretmekten, çoğu kez de suskun kalmaktan ya da (Ergenekon’da, Balyoz’da, Gezi’deki gibi) açık ya da dolaylı destek olmaktan başka demokrasi adına ne yaptı ki, demokrat-liberal- sosyalist vb. olduklarını düşünen kimi kişiler ve çevreler gelecek seçimde bu partiye destek oyu istiyor? 
Sözü edilen bu siyasal hareketin gelecek parlamentoda bu iktidarla işbirliği yapmayacağının güvencesi var mı? 
Türkiye partisi olmak istediği söylenen bu siyasal hareketin, etnik ayrım gözetmeksizin bütün emekçileri inleten toplumsal adaletsizliğe karşı ne gibi somut etkinlikleri olmuştur? 
Son olarak da, kendi gücünle yapamadığın şeyi, ilkelerini benimseyip benimsemediğin belli olmayan bir başkasının yapacağını ummak, bunu ondan beklemek, bu nedenle de ona destek çağrısında bulunmak oportünizm değil midir? 
Ha, bu partiye destek isteyenler, kendilerini onun yandaşı, sempatizanı olarak görüp - tanımlıyorlarsa, yolları açık olsun demekten başka ne söylenebilir... 
Şimdi bu sözlerimin, faşizmle, insanlığa yakışmamakla, utanç vesilesi olmakla, başkaca hakaretler ve düşmanca sözlerle, bütün bu nefret söylemleriyle ne ilgisi var?

***

Bence bu ilgi, dar görüşlülüğün, sığlığın, kötü niyetliliğin yanı sıra, Kürt sorunu konusunda anlaşmazlığımızın sonucudur. 
Kürtlere ya da herhangi bir başka halka düşman olmadığımın, olamayacağımın şiirlerimden, yazılarımdan, ilk gençlik dönemlerinden bugünlere yaşamım boyunca bütün etkinliklerimden, eylemlerimden sayısız örneğini sıralamaya tek bir yazı içinde olanak olmadığı gibi böyle bir şeyi gereksiz ve ayıp sayarım. 
Bu konuda benim biricik kaygım, yine pek çok yazımda dile getirdiğim gibi, bu coğrafyadaki biricik laik ve bütün eksiklerine karşın çağdaş ve uygar dünyanın üyesi bir ülkeyi, Türkiye’yi, dağılıp parçalanmaktan, yok olmaktan korumak duygusudur. 
Bizdeki etnisite sorunları ne İspanya, Çekoslovakya, Balkanlar vb. ülkelerdeki ayrılma süreçleriyle, ne İrlanda vb. ülkelerin ayrılıkçı savaşımlarıyla, ne de Mozambik, Cezayir vb. gibi sömürge halkların bağımsızlık savaşlarıyla aynılık taşıyan, apayrı bir olgudur. 
Karşılıklı küfürleşme ve tehditleşme yerine soğukkanlılıkla, bilimsel akılla irdeleyip çözüm aramak gerekir. 
Bunu öncelikle yapması gereken de, ideolojik programının temeline etnisite sorununu yerleştirmiş olan ve bugün kendileri gibi düşünmeyenlerin de desteğini bekleyen siyasal harekettir. 
Bu siyasal harekete yakın geçmişteki gibi “
yetmez ama evet” mantığıyla destek isteyenlerin acınası durumu ise sanırım öncelikle “kişiliklerinde azımsanamayacak miktardabulunan oportünizm mikrobu”nun sonucudur.

Son Güncelleme: 19.04.2015 21:30
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol