Rahmi
Rahmi
06 Şubat 2016 Cumartesi 18:12
Faşizmi besleyen söylem ve düşünceler

Rahmi Ofluoğlu
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, kendi sitesinde yer alan,  adaletbiz’in de alıntılayarak yayınladığı Türkiye ve Ortadoğu üzerine yazısına devletin unsurlarını tanımlayarak başlıyor. Feyzioğlu’na göre devletin unsurları:

1.  Bilindiği üzere devletin üç unsuru vardır:

- Ülke (kara-hava-deniz sahaları)

- O ülke üzerinde “birlikte yaşama iradesine” sahip halk

- Ülke ile halk üzerinde devletin sahip olduğu egemenlik 

 

Ben daha çok üçüncü unsura takıldım  ;” Ülke ile halk üzerinde devletin sahip olduğu egemenlik”

 Burada bir terslik yok mu?

Devletin unsurları konusunda başka kaynaklara baktım; Feyzioğlu’nun anlatımına yakın olan bir kaynak bulamadım.

Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi kitabında devletin unsurlarını “, insan, toprak ve egemenlik unsurlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bir varlık olarak” tanımlanmaktadır. 

Kemal Gözler bu tanımını Georg Jellinek’in ilk baskısı 1900 yılında yayınlanan Allgemeine Staatslehre’de bulunan “üç unsur teorisi (Dreielementenlehre, three elements theory)” diye bilinen teoriye göre yapmaktadır.

Kemal Gözler, devletin tanımını “ Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde egemen olan belirli bir insan topluluğunun oluşturduğu bir varlıktır.” şeklinde yapmaktadır.

Gözler, “Devletin birinci unsuru olan insan topluğuna hukukta millet denir” diyor.

Kemal Gözler’in bu tanımı Marksizm açısından eleştirilebilir ancak sorunlu bir tanım değildir.

Feyzioğlu devleti insanın (milletin) üzerinde ve dışında bir varlık olarak görüyor. Feyzioğlu’na göre devlet ülke ve halk üzerinde devletin sahip olduğu egemenliktir.

Bu anlayış yurttaşlık kavramı ile taban tabana zıt, tebaa, kul anlayışının bir yansımasıdır.

Feyzioğlu’nun devlet tanımı gibi egemenlik tanımı da sorunludur.

Burjuva ideologları egemenliğin ulusa ait olduğunu savunurlar, Marksistler ise devleti hakim sınıfların emekçi sınıfları yönetme aygıtı olarak görürler.

Burjuva ve Marksist devlet tanımı ile uyuşmayan Feyzioğlu’nun devlet tanımını demokrasi ve Marksizm dışında ki ideolojilerde aramak gerekir.

Egemenlik nedir?

Vikipedi özgür ansiklopedi’de Egemenlik ya da hâkimiyet,”.. bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.”   şeklinde tanımlanırken İngilizce versiyonda “Sovereignty is understood in jurisprudence as the full right and power of a governing body to govern itself without any interference from outside sources or bodies. In political theory, sovereignty is a substantive term designating supreme authority over some polity.[1] It is a basic principle underlying the dominant Westphalian model of state foundation.”  şeklindedir.

Feyzioğlu’nun sorunlu devlet ve egemenlik anlayışı ile başlayan yazısı doğal olarak sorunlu olarak devam etmektedir.

Feyzioğlu Türkiye’nin nasıl bölünmeden kalacağı konusunda öğüt ve tavsiyelerinden sonra yazısını şu sözlerle bitiriyor:

“Bunları anlatıyorum, çünkü hep birlikte ortak aklı oluşturmadığımız takdirde gelecekten, hem de çok yakın bir gelecekten, hiç olmadığım kadar endişeleniyorum.



Bunları tartışıyorum, çünkü Türk Milleti’nin sağduyusunun; tüm siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerini sağduyulu davranmaya zorlayacağına, bunu başaramayanların ya yönetim kadrolarını değiştireceklerine ya da tasfiye olacaklarına; sonunda çıkış yolunu el birliğiyle bulacağımıza inanıyorum.”

 

Feyzioğlu gelecekten, hem de çok yakın gelecekten çok endişeli…

Bölünme korkusu ve fobisi bir ülkenin bölünmesini önlemeye yetmez.

Hiçbir devlet ezeli ve ebedi olmamıştır, olmayacaktır da… Roma yıkıldı, Bizans yıkıldı, Osmanlı yıkıldı…Bunlar koca koca devletler…

Ne ABD, ne AB ebedi ve ezeli devletler değildir. Türkler tarihte 24 devlet kurdu, 24 ü de yıkıldı.

Dünya egemenlerinin Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmektedirler ancak yakın gelecekte Türkiye’nin bölünmesi söz konusu değildir.

Evet, Türkiye Güneydoğudan ablukaya alınmaktadır. Bu ablukada Kürtler önemli bir rol oynamaktadır. Kobani, Rojava ve son tahlilde Irak Kürdistan’ı… Yeniden şekillenen Ortadoğu coğrafyasında Kürtler önemli bir faktör olarak ortaya çıkıyorlar.

Bu tabloda Irak Kürdistan’ı ile eskiden beri Türkiye’nin iyi ilişkileri mevcuttur.

Ortadoğu’ya şekil veren küresel güçler ise; ABD, Rusya, Çin, Türkiye ne yapabilir? Küresel güçlere karşı savaş mı ilan edecektir, bu akıl mantık işi mi?

Bu gelişmeler Türkiye’nin bölünmesine yol açar mı? Bizce açmaz.. Türkiye’nin bölünmesi için önce Nato’nun dağılması, AB ile Türkiye’nin yollarını tamamen ayırması gerekir. Bütün bunlar ise yakın gelecekte mümkün görünmüyor.

Yakın gelecekten 20-30 yılı kast ediyorum..

Daha uzun bir gelecekte ise tahmin yürütmek zordur. Uzun gelecekte belki ABD olmayacak, AB olmayacak…

Türkiye dış ablukadan değil ama içerdeki bağnaz politikalardan bölünebilir. Bu bağnaz politikalara hemen belirtelim, Kobane’ye Kürtçe olduğu için Kobane deme yerine Arapça Ayn el-Arap diyenler de dahildir. Kobane’ye Ayn el Arap de ondan sonra Kürt kardeşlerim de, burada bir samimiyet sorunu vardır.

Türkiye’yi içerden bölünmeye götüren bağnaz politikalar öncelikle iktidardan kaynaklanmaktadır. Suriye’de Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte politika oluşturmaya çalışmak, başlangıçta İŞID ve benzeri örgütlere destek vermek doğal olarak iç politikaya da yansıyacaktı.

Türkiye’de iktidar dinci bir faşizme doğru giderken hükümet politikalarına doğrudan veya dolaylı destek verenler Türkiye’nin bölünmesine hizmet etmektedirler.

Bugün yurtsever Türk aydınlarına düşen görev bölünme fobisi ile faşizmin değirmenine su taşıma yerine aklın ve bilimin ışığında çözümler aramaktır. Öncelikle empati yapabilmek, Kürtleri bizim gibi düşünmeye zorlamak yerine, onların yerine geçip onların bulunduğu yerden sorunlara bakabilmek, hümanizm, demokrasi ve barış ideallerini korkmadan hayata geçirmek, imha politikalarının karşısında durmak gerekir.

Elbette biz terörü siyasi araç olarak gören bir örgütle aynı safta olamayız ama sadece bu örgüte lanet okuyarak da bir yere gidemeyiz.

Tek çözüm gönüllü beraberliktir. 

Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi  kardeşçesine yaşamanın gönüllü beraberlikten gayri bir yolu yoktur.

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

                               bu hasret bizim...

NAZIM HİKMET

 

 

 

Son Güncelleme: 06.02.2016 18:14
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol